Yükleniyor...

Lütfen bekleyiniz

/

Bakara

البقرة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
2:1
الٓمٓ Elif Lâm Mîm
1
2:2
ذَٰلِكَ işte o
ٱلْكِتَـٰبُ Kitap
لَا yoktur
رَيْبَ ۛ hiç şüphe
فِيهِ ۛ kendisinde
هُدًۭى yol göstericidir
لِّلْمُتَّقِينَ müttakiler için
2

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
ذَٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ ۛ فِيهِ ۛ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ

Okunuşu:
Zâlike’l-kitâbu lâ raybe fîh. Huden li’l-muttakîn.

“İşte şu Kitap; hiçbir şüphe yoktur onda / onun içinde. (O), sakınanlar (takva sahipleri) için bir hidayettir.”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

Kelimeleri tek tek, kökleri ve gramer görevleriyle açalım:

  • ذَٰلِكَ (Zâlike):

    • Yapısı: (İşaret İsmi) + Li (Uzaklık Lamı) + Ke (Hitap Kef’i).
    • Kelime Anlamı: Şu / O / İşte bu (uzaktaki/yüce).
    • İrabı: Mübteda (Özne).
  • الْكِتَابُ (El-Kitâbu):

    • Kelime Türü: İsim.
    • Kök Harfler: (ك ت ب) K-T-B.
    • Anlamı: Yazılı şey, kitap, hüküm.
    • İrabı: Haber (Yüklem) veya Bedel (Mübtedanın açıklaması).
  • لَا (Lâ):

    • Görevi: Lâ Nâfiye li’l-Cins (Cinsi reddeden Lâ).
    • Anlamı: (Cinsinden) hiçbir … yoktur. (Mutlak olumsuzluk).
  • رَيْبَ (Raybe):

    • Kelime Türü: İsim.
    • Kök Harfler: (ر ي ب) R-Y-B.
    • Anlamı: Şüphe, kuşku, tereddüt, huzursuzluk veren belirsizlik.
    • İrabı: Lâ’nın İsmi. (Fetha üzere mebnidir).
  • فِيهِ (Fîhi):

    • Fî: İçinde (-de, -da).
    • Hi: Onda (Kitapta).
    • İrabı: Lâ’nın Haberi.
  • هُدًى (Huden):

    • Kelime Türü: İsim (Masdar).
    • Kök Harfler: (ه د ي) H-D-Y.
    • Anlamı: Hidayet, rehber, yol gösterici, kılavuz.
    • İrabı: İkinci Haber (veya yeni bir cümlenin Haberi).
  • لِّلْمُتَّقِينَ (Li’l-muttakîn):

    • Li: İçin / Ait.
    • El-Muttakîn:
      • Kelime Türü: İsim (İsm-i Fail - Cemi Müzekker Salim).
      • Kök Harfler: (و ق ي) V-K-Y.
      • Fiil Anlamı: “Vekâ” (Korudu). “İtteka” (Kendini korudu, sakındı).
      • Kelime Anlamı: Kendini koruyanlar, sakınanlar, takva sahipleri.
      • İrabı: Mecrur.

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, her kelimesiyle Kur’an’ın mucizevi yapısını ve yüceliğini (Ta’zim) haykıran eşsiz bir belagat örgüsüne sahiptir:

1. İşaret İsmi ile Ta’zim (Yüceltme):

  • İbare: ذَٰلِكَ (Zâlike)
  • Açıklama: “Zâlike”, uzaktaki bir şeyi işaret etmek için kullanılan (“Şu/O”) ismidir. Kitap ise elimizdedir (yakındır). Neden “Bu” (هَذَا - Hâzâ) denmedi?
    • Sebep: Arapça’da bazen manen çok yüksek ve değerli olan şeylere, mertebesinin yüceliğini vurgulamak için uzak işaret zamiri ile hitap edilir.
    • Mana: “Bu kitap (elinizde olsa da) mertebesi o kadar yücedir ki, sizin basit dünyanızın ve idrakinizin çok ötesindedir.” (Uluvv-i Mertebe).

2. “El” Takısı ile Ahd-i Zihni (Mükemmellik):

  • İbare: الْكِتَابُ (El-Kitâbu)
  • Açıklama: “Herhangi bir kitap” (كِتَابٌ) denmemiş, marife (belirli) olarak “El-Kitâb” denmiştir.
    • Mana: “Kitap denilmeyi hak eden tek kitap”, “Kâmil ve mükemmel kitap”. Diğerleri onun yanında sadece kağıt yığınıdır.

3. Fasıl (Kemâl-i İttisâl):

  • Açıklama: Ayetteki üç cümle (Zâlikel kitab - Lâ raybe fîh - Hüden lil-muttakîn) arasında “Ve” (و) bağlacı yoktur.
    • Sebep: Buna “Fasıl” denir. Cümleler arasındaki bağ o kadar kuvvetlidir ki, bağlaca ihtiyaç duyulmaz. Her sonraki cümle, bir öncekinin delili ve açıklamasıdır.
    • Mana: “O yüce kitaptır; (çünkü) içinde şüphe yoktur; (çünkü) muttakilere hidayettir.”

4. “Lâ” ile Nefy-i Cins (Mutlak Ret):

  • İbare: لَا رَيْبَ (Lâ raybe)
  • Açıklama: Buradaki لَا (), “Cinsini reddeden Lâ”dır.
    • “Şüphe yoktur” demiyor, “Şüphe cinsinden/türünden hiçbir şey yoktur” diyor. Fiil cümlesi yerine isim cümlesi kullanılması, bu şüphesizliğin değişmez ve sabit (Sübut) olduğunu gösterir.

5. “Fîhi” Kelimesinin Yeri (Takdim-Tehir Sırrı):

  • İbare: فِيهِ (Fîhi)
  • Açıklama: Bu kelime, Lâ raybe‘den sonra gelmiştir. Eğer öne alınıp “Lâ fîhi raybun” denseydi; “Bunda şüphe yok (ama başka kitapta olabilir)” manasına gelirdi.
    • Mana: Sona bırakılmasıyla; şüphenin sadece bu kitaptan değil, bu kitabın hakikatinden tamamen ve mutlak olarak uzak olduğu vurgulanmıştır.

6. Masdar Kalıbı ile Mübalağa:

  • İbare: هُدًى (Huden)
  • Açıklama: Kelime “Hâdin” (هَادٍ - Hidayet eden) şeklinde ism-i fail (sıfat) olarak gelmemiş, “Hüden” (Hidayet / Masdar) olarak gelmiştir.
    • Mana: Bir şeye sıfatını değil de öz ismini verirseniz mübalağa yapmış olursunuz. Yani; “O kitap sadece yol gösterici değil, hidayetin ta kendisidir, hidayet ondan ibarettir.

7. Nekra ile Tazim (Büyütme):

  • İbare: هُدًى (Huden) - Tenvinli.
  • Açıklama: Kelime marife (El-Hüda) değil, nekra gelmiştir.
    • Mana: “Öyle büyük, öyle kapsamlı, sınırları çizilemez ve tarif edilemez bir hidayettir ki…”

8. Tahsis ve Kök Anlamı (Münasebet):

  • İbare: لِّلْمُتَّقِينَ (Li’l-muttakîn)
  • Açıklama: Kur’an herkes için hidayet olduğu halde, burada sadece “Muttakiler” zikredilmiştir.
    • Kök: Kelimenin kökü (و ق ي) (V-K-Y), “Korunmak, sakınmak” demektir.
    • Mana: Hidayet bir “nur”dur; ondan faydalanmak için kişinin önce perdelerini açması (kibrini kırması) ve kendini ateşe karşı koruma ihtiyacı hissetmesi gerekir. İhtiyaç hissetmeyene (kibirliye) hidayet verilmez.

9. Muâneka (Kucaklaşma) İşareti:

  • İbare: ۛ … ۛ (Üç nokta işareti)
  • Açıklama: Ayette durak (vakıf) esnekliği vardır.
    • Ya “Lâ raybe”de durursun: “Onda hiç şüphe yoktur. / İçinde hidayet vardır.”
    • Ya “Lâ raybe fîh”de durursun: “Onun içinde hiç şüphe yoktur. / O hidayettir.”
    • Her iki okuyuş da ayetin anlam derinliğini katlar.
2:3
ٱلَّذِينَ onlar ki
يُؤْمِنُونَ inanırlar
بِٱلْغَيْبِ gaybde(gizlide)
وَيُقِيمُونَ ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ namazlarını
وَمِمَّا ve o şeyden ki
رَزَقْنَـٰهُمْ kendilerini rızıklandırdığımız
يُنفِقُونَ infak ederler
3
2:4
وَٱلَّذِينَ ve onlar ki
يُؤْمِنُونَ iman ederler
بِمَآ şeye
أُنزِلَ indirilen
إِلَيْكَ sana
وَمَآ ve o şeye ki
أُنزِلَ indirilen
مِنْ قَبْلِكَ senden önce
وَبِٱلْـَٔاخِرَةِ ve ahirete de
هُمْ onlar
يُوقِنُونَ kesinlikle inanırlar
4
2:5
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar
عَلَىٰ üzeredirler
هُدًۭى bir hidayet
مِنْ رَّبِّهِمْ ۖ Rablerinden
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve yine işte onlar
هُمُ sadece onlardır
ٱلْمُفْلِحُونَ umduklarına erenler/saadete erişenler
5
2:6
إِنَّ elbette
ٱلَّذِينَ onlar ki
كَفَرُوا۟ inkar edenler
سَوَآءٌ eşittir
عَلَيْهِمْ onlara
ءَأَنذَرْتَهُمْ onları uyarman
أَمْ yada
لَمْ uyarmasan da
تُنذِرْهُمْ you warn them
لَا inanmazlar
يُؤْمِنُونَ they believe
6
2:7
خَتَمَ mühürlemiştir
ٱللَّهُ Allah
عَلَىٰ üzerini
قُلُوبِهِمْ kalblerinin
وَعَلَىٰ ve üzerini
سَمْعِهِمْ ۖ kulaklarının
وَعَلَىٰٓ ve üzerine
أَبْصَـٰرِهِمْ gözlerinin
غِشَـٰوَةٌۭ ۖ perde inmiştir
وَلَهُمْ Onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab
عَظِيمٌۭ büyük
7
2:8
وَمِنَ ve
ٱلنَّاسِ insanlardan
مَن öyleleri de
يَقُولُ derler
ءَامَنَّا inandık
بِٱللَّهِ Allaha
وَبِٱلْيَوْمِ ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret
وَمَا olmadıkları halde
هُم onlar
بِمُؤْمِنِينَ inanıyor
8
2:9
يُخَـٰدِعُونَ aldatmağa çalışırlar
ٱللَّهَ Allah'ı
وَٱلَّذِينَ ve kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan
وَمَا aldatamazlar
يَخْدَعُونَ they deceive
إِلَّآ başkasını
أَنفُسَهُمْ kendilerinden
وَمَا değiller
يَشْعُرُونَ farkında
9
2:10
فِى onların kablerinde
قُلُوبِهِم their hearts
مَّرَضٌۭ hastalık vardır
فَزَادَهُمُ artırmıştır
ٱللَّهُ Allah
مَرَضًۭا ۖ hastalıklarını
وَلَهُمْ onlara vardır
عَذَابٌ bir azab
أَلِيمٌۢ acı
بِمَا ötürü
كَانُوا۟ olduklarından
يَكْذِبُونَ yalancı
10
2:11
وَإِذَا zaman
قِيلَ denildiği
لَهُمْ onlara
لَا yapmayın
تُفْسِدُوا۟ bozgunculuk
فِى yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth
قَالُوٓا۟ derler
إِنَّمَا sadece
نَحْنُ biz
مُصْلِحُونَ düzelticileriz
11
2:12
أَلَآ İyi bilin ki
إِنَّهُمْ muhakkak
هُمُ onlar
ٱلْمُفْسِدُونَ bozgunculardır
وَلَـٰكِن fakat
لَّا değildir
يَشْعُرُونَ anlayanlardan
12
2:13
وَإِذَا zaman
قِيلَ denildiği
لَهُمْ onlara
ءَامِنُوا۟ iman edin
كَمَآ gibi
ءَامَنَ inandıkları
ٱلنَّاسُ insanların
قَالُوٓا۟ derler
أَنُؤْمِنُ inanır mıyız?
كَمَآ gibi
ءَامَنَ inandığı
ٱلسُّفَهَآءُ ۗ beyinsizlerin
أَلَآ iyi bilin ki
إِنَّهُمْ doğrusu onlardır
هُمُ onlar
ٱلسُّفَهَآءُ asıl beyinsizler
وَلَـٰكِن fakat
لَّا değildir
يَعْلَمُونَ bilenlerden
13
2:14
وَإِذَا zaman
لَقُوا۟ rastladıkları
ٱلَّذِينَ kimselere
ءَامَنُوا۟ inanan
قَالُوٓا۟ derler
ءَامَنَّا inandık
وَإِذَا ve zaman
خَلَوْا۟ yalnız kaldıkları
إِلَىٰ ile
شَيَـٰطِينِهِمْ şeytanları
قَالُوٓا۟ derler
إِنَّا şüphesiz biz
مَعَكُمْ sizinle beraberiz
إِنَّمَا elbette sadece
نَحْنُ biz
مُسْتَهْزِءُونَ (onlarla) alay ediyoruz
14
2:15
ٱللَّهُ Allah
يَسْتَهْزِئُ alay eder
بِهِمْ kendileriyle
وَيَمُدُّهُمْ ve onları bırakır
فِى içinde
طُغْيَـٰنِهِمْ taşkınları/azginliklari
يَعْمَهُونَ Şaşkınca bocalayıp durur oldukları halde
15

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
اللَّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

Okunuşu:
Allâhu yestehziu bihim ve yemudduhum fî tuğyânihim ya’mehûn.

Tam Vurgulu Meali:
“(Asıl) Allah onlarla alay eder (alaylarının cezasını verir) ve onları azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken (kendi hallerine bırakıp) sürelerini uzatır.”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. Allâhu (اللَّهُ):
* Lafza-i Celal: Mübteda (Özne). Merfudur.

2. Yestehziu (يَسْتَهْزِئُ):
* Kelime Türü: Fiil-i Muzari. (Alay eder / Alaylarını boşa çıkarır).
* Kök: (ه ز أ) Heze’e. (Alay etmek).
* Fail: Gizli “Huve” (O/Allah).
* Cümle: Mübtedanın Haberidir.

3. Bihim (بِهِمْ):
* Bi: İle.
* Him: Onlarla.
* İrabı: Fiile mütealliktir.

4. Ve Yemudduhum (وَيَمُدُّهُمْ):
* Ve: Atıf.
* Yemuddu: Fiil-i Muzari. (Uzatır / Mühlet verir / İpini salar).
* Kök: (م د د) Medde.
* Hum: Onları. Mef’ûl.

5. Fî Tuğyânihim (فِي طُغْيَانِهِمْ):
* Fî: İçinde.
* Tuğyâni: Azgınlık, taşkınlık, sınır tanımazlık.
* Him: Onların.

6. Ya’mehûn (يَعْمَهُونَ):
* Kelime Türü: Fiil-i Muzari.
* Kök Harfler: (ع م ه) ‘Amihe.
* Anlamı: Kör olmak (kalp gözüyle), şaşkın şaşkın dolaşmak, bocalayıp durmak, yolunu kaybetmek.
* İrabı: Hal Cümlesi. (Şaşkın ve kör bir halde iken).


3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, “Müşâkele” sanatının zirvesidir:

1. Müşâkele (Kelime Benzerliğiyle Cevap):
* İbare: اللَّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ (Allâhu yestehziu bihim)
* Durum: Allah için “alay etmek” (istihza) sıfatı kullanılamaz (noksanlık olur).
* Neden Kullanıldı?
* Önceki ayette münafıklar: “İnnemâ nahnu mustehziûn” (Biz alay edicileriz) demişlerdi.
* Allah da onlara kendi kelimeleriyle cevap verdi: “Allah onlarla yestehziu (alay eder).”
* Gerçek Mana: “Allah onların alayının cezasını verir ve onları rezil eder.”
* Buna “Müşâkele” denir; karşı tarafın kullandığı kelimeyi alıp ceza manasında kullanmak.

2. İsim Cümlesi ile Başlangıç (Sübut):
* İbare: اللَّهُ
* Açıklama: Fiil cümlesi (“Yestehziullâhu”) denmemiş, İsim cümlesi (“Allâhu yestehziu”) denmiştir.
* Bu, Allah’ın onlara vereceği karşılığın sabit, kesin ve değişmez olduğunu gösterir.

3. “Medd” (Uzatma) Fiilinin İnceliği:
* İbare: يَمُدُّهُمْ (Yemudduhum)
* Açıklama:
* Allah onları hemen cezalandırmıyor, iplerini uzatıyor (mühlet veriyor).
* Bu, onlar için bir lütuf değil, “İstidraç”tır (Tuzaktır).
* Zamanları uzadıkça günahları artar, bataklığa daha çok saplanırlar.

4. “‘Ameh” (Manevi Körlük):
* İbare: يَعْمَهُونَ (Ya’mehûn)
* Açıklama: “A’mâ” (Kör) denmemiş, “Ameh” (Şaşkınlık) denmiştir.
* Ameh: Gözü gören ama yolu göremeyen, çölde yolunu kaybetmiş kişinin şaşkınlığıdır. Basiret körlüğüdür.
* Münafıklar zekidir ama akıllı değildir; ışık içindeyken karanlıkta bocalamaktadırlar.

Özet Yorum

Münafıklar “Müminleri kandırdık” diye gülerken, Allah diyor ki:
“Gülen siz değilsiniz, aslında (son gülen) Allah’tır. O sizi kendi halinize bıraktı (Medde), siz de kendinizi doğru yolda sanıp azgınlığınızın içinde (Tuğyan) şaşkın şaşkın dönüp duruyorsunuz (Ya’mehûn). Bu başıboşluk, sizin cezanızın ta kendisidir.”

2:16
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar
ٱلَّذِينَ O kimselerdir ki
ٱشْتَرَوُا۟ satın aldilar
ٱلضَّلَـٰلَةَ sapıklığı
بِٱلْهُدَىٰ hidayet karşılığında
فَمَا etmedi
رَبِحَت kâr
تِّجَـٰرَتُهُمْ ticaretleri
وَمَا ve değildir
كَانُوا۟ olanlardan
مُهْتَدِينَ doğru yolu bulan
16

Bakara Suresi 16. Ayet, münafıkların yaptıkları seçimin ne kadar akılsızca olduğunu, bir “Ticaret” (Alışveriş) benzetmesi üzerinden anlatan muhteşem bir ayettir.

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
أُولَٰئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدَىٰ فَمَا رَبِحَت تِّجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ

Okunuşu:
Ulâike’llezîne’şterevû’d-dalâlete bi’l-hudâ. Fe-mâ rabihat ticâratuhum ve mâ kânû muhtedîn.

Meali:
“İşte onlar, hidayet (doğru yol) karşılığında dalaleti (sapıklığı) satın almış kimselerdir. Bu yüzden onların ticareti kâr etmemiş ve (doğru yolu) bulmuş da değillerdir.”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. Ulâike (أُولَٰئِكَ):
* Kelime Türü: İşaret İsmi (Uzak çoğul). “İşte onlar”.
* İrabı: Mübteda (Özne).

2. Ellezîne (الَّذِينَ):
* Kelime Türü: İsm-i Mevsul. (O kimseler ki…).
* İrabı: Haber (Yüklem). “Şunlardır”.

3. İşterevû (اشْتَرَوُا):
* Kelime Türü: Fiil-i Mazi (İftial Babı).
* Kök: (ش ر ي) Şerâ. (Satmak/Satın almak).
* Anlamı: Satın aldılar.
* Cümle: Sıla Cümlesidir.

4. Ed-Dalâlete (الضَّلَالَةَ):
* Kelime Türü: İsim. Sapıklık, kayboluş.
* İrabı: Mef’ûl-ü Bih (Nesne). (Neyi aldılar? Dalaleti).

5. Bi’l-Hudâ (بِالْهُدَىٰ):
* Bi: Karşılığında (Bedel/İvaz Harfi).
* El-Hudâ: Hidayet, doğru yol. Mecrur. (Ne verip aldılar? Hidayeti verip).

6. Fe-mâ Rabihat (فَمَا رَبِحَت):
* Fe: Takip/Sonuç Harfi.
* Mâ: Nefy (Olumsuzluk).
* Rabihat: Fiil-i Mazi. (Kâr etti). Müennes.

7. Ticâratuhum (تِّجَارَتُهُمْ):
* Ticâratu: Fail (Özne). (Ticaretleri).
* Hum: Onların.

8. Ve Mâ Kânû (وَمَا كَانُوا):
* Ve: Atıf.
* Mâ: Olumsuzluk.
* Kânû: (İdiler/Oldular).

9. Muhtedîn (مُهْتَدِينَ):
* Kelime Türü: İsim (İsm-i Fail).
* Kök: (ه د ي) Hedy.
* Anlamı: Hidayete erenler, yolu bulanlar.
* İrabı: Kâne’nin Haberi. Mensuptur (Ya ile).


3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, “İstiare-i Temsiliye” (Temsili İstiare) sanatının zirvesidir:

1. “İştirâ” (Satın Alma) Metaforu:
* İbare: اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدَىٰ (İşterevû’d-dalâlete bi’l-hudâ)
* Açıklama:
* İman etmek veya inkar etmek soyut bir tercihtir.
* Allah bunu somut bir “Ticaret” sahnesine çevirmiştir.
* Eldeki Sermaye: Hidayet (Fıtratlarında var olan veya Peygamberin sunduğu İslam).
* Alınan Mal: Dalalet (Küfür/Münafıklık).
* Münafıklar, ellerindeki paha biçilmez elması (hidayeti) verip, karşılığında bir avuç cam parçası (dalaleti) satın almışlardır. Bu, “ahmakça bir takas”tır.

2. “Ticaretin Kâr Etmemesi” İsnadı (Mecaz-ı Aklî):
* İbare: مَا رَبِحَت تِّجَارَتُهُمْ (Mâ rabihat ticâratuhum)
* Açıklama:
* Normalde “Tacir kâr etmedi” denir.
* Burada “Ticaretleri kâr etmedi” denmiştir.
* Nükte: Ticaretin kendisi bile bu alışverişten zarar etmiş, iflas etmiştir. Yani bu işte kâr namına hiçbir şey yoktur, kökten zarardır.

3. İşaret İsmiyle Tahkir (Ulâike):
* Açıklama: “Onlar” (Hum) yerine “İşte şunlar” (Ulâike) denilmesi, onları “ibretlik numuneler” gibi göstermek ve durumlarının garipliğine dikkat çekmek içindir.

4. “Hudâ” ve “Dalalet” Zıtlığı (Tıbak):
* Açıklama: Hidayet (Aydınlık yol) ile Dalalet (Karanlık çöl) yan yana getirilerek, yapılan seçimin ne kadar zıt ve korkunç olduğu vurgulanmıştır.

Allah münafıkların durumunu bir “Tüccar” üzerinden anlatıyor:
“Bunlar, ellerinde ‘Hidayet’ gibi bir sermaye varken (Peygamberi görüp İslam’la tanışmışken), gittiler bu sermayeyi ‘Dalalet’ (küfür) almak için harcadılar. Sonuç? Hem sermayeyi (hidayeti) kaybettiler, hem de aldıkları mal (dalalet) ellerinde patladı. Ne kâr ettiler, ne de doğru yolu bulabildiler. Tam bir iflas!”

2:17
مَثَلُهُمْ Onların durumu
كَمَثَلِ durumu gibidir
ٱلَّذِى kişinin
ٱسْتَوْقَدَ yakan
نَارًۭا ateş
فَلَمَّآ ne zaman ki
أَضَآءَتْ aydınlatır
مَا çevresini
حَوْلَهُۥ (was) around him
ذَهَبَ giderdi
ٱللَّهُ Allah
بِنُورِهِمْ onların nurunu
وَتَرَكَهُمْ ve onları bıraktı
فِى içinde
ظُلُمَـٰتٍۢ karanlıklar
لَّا değildir
يُبْصِرُونَ görenlerden
17
2:18
صُمٌّۢ sağırdırlar
بُكْمٌ dilsizdirler
عُمْىٌۭ kördürler
فَهُمْ onlar
لَا değildir
يَرْجِعُونَ dönecek
18
2:19
أَوْ ya da (onlar)
كَصَيِّبٍۢ boşanan yağmur gibi
مِّنَ gökten
ٱلسَّمَآءِ gökyüzü
فِيهِ içinde
ظُلُمَـٰتٌۭ karanlıklar
وَرَعْدٌۭ ve gök gürlemesi
وَبَرْقٌۭ ve şimşek (ler)
يَجْعَلُونَ tıkarlar
أَصَـٰبِعَهُمْ parmaklarını
فِىٓ içine
ءَاذَانِهِم kulakları
مِّنَ yıldırım seslerinden
ٱلصَّوَٰعِقِ the thunderclaps
حَذَرَ korkusuyla
ٱلْمَوْتِ ۚ ölüm
وَٱللَّهُ oysa Allah
مُحِيطٌۢ tamamen kuşatmıştır
بِٱلْكَـٰفِرِينَ inkarcıları
19
2:20
يَكَادُ neredeyse
ٱلْبَرْقُ şimşek
يَخْطَفُ kapıverecek
أَبْصَـٰرَهُمْ ۖ gözlerini
كُلَّمَآ zaman
أَضَآءَ aydınlattığı
لَهُم onları
مَّشَوْا۟ yürürler
فِيهِ o(nun ışığı)nda
وَإِذَآ zaman
أَظْلَمَ karanlık çöktüğü
عَلَيْهِمْ üzerlerine
قَامُوا۟ ۚ dikilip kalırlar
وَلَوْ eğer
شَآءَ dileseydi
ٱللَّهُ Allah
لَذَهَبَ elbette götürürdü
بِسَمْعِهِمْ işitmelerini
وَأَبْصَـٰرِهِمْ ۚ ve görmelerini
إِنَّ Şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'ın
عَلَىٰ üzerine
كُلِّ her
شَىْءٍۢ şey
قَدِيرٌۭ gücü yeter
20
2:21
يَـٰٓأَيُّهَا Ey!
ٱلنَّاسُ insanlar
ٱعْبُدُوا۟ kulluk edin
رَبَّكُمُ Rabbinize
ٱلَّذِى o ki;
خَلَقَكُمْ sizi yarattı
وَٱلَّذِينَ ve o ki;
مِن sizden öncekileri
قَبْلِكُمْ before you
لَعَلَّكُمْ belki
تَتَّقُونَ korunursunuz
21
2:22
ٱلَّذِى O (Rabb) ki
جَعَلَ kıldı
لَكُمُ sizin için
ٱلْأَرْضَ yeri
فِرَٰشًۭا döşek
وَٱلسَّمَآءَ ve göğü
بِنَآءًۭ bina
وَأَنزَلَ ve indirdi
مِنَ gökten
ٱلسَّمَآءِ gökyüzü
مَآءًۭ su
فَأَخْرَجَ çıkardı
بِهِۦ onunla
مِنَ çeşitli ürünlerden
ٱلثَّمَرَٰتِ the fruits
رِزْقًۭا rızık olarak
لَّكُمْ ۖ sizin için
فَلَا öyleyse
تَجْعَلُوا۟ koşmayın
لِلَّهِ Allah'a
أَندَادًۭا eşler (denk)
وَأَنتُمْ ve siz de
تَعْلَمُونَ bile bile
22
2:23
وَإِن eğer
كُنتُمْ iseniz
فِى içinde
رَيْبٍۢ şüphe
مِّمَّا sana indirdiğimizden
نَزَّلْنَا We have revealed
عَلَىٰ kulumuz (Muhammed)e
عَبْدِنَا Our slave
فَأْتُوا۟ haydi getirin
بِسُورَةٍۢ bir sure
مِّن onun gibi
مِّثْلِهِۦ like it
وَٱدْعُوا۟ ve çağırın
شُهَدَآءَكُم şahitlerinizi
مِّن başkadan
دُونِ other than
ٱللَّهِ Allah
إِن eğer
كُنتُمْ iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru
23
2:24
فَإِن yok eğer
لَّمْ yapmadınızsa
تَفْعَلُوا۟ you do
وَلَن ki asla
تَفْعَلُوا۟ yapamayacaksınız
فَٱتَّقُوا۟ o halde sakının
ٱلنَّارَ ateşten
ٱلَّتِى ki
وَقُودُهَا onun yakıtı
ٱلنَّاسُ insanlar
وَٱلْحِجَارَةُ ۖ ve taşlardır
أُعِدَّتْ hazırlanmış
لِلْكَـٰفِرِينَ inkarcılar için
24
2:25
وَبَشِّرِ ve müjdele
ٱلَّذِينَ kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan
وَعَمِلُوا۟ ve işleyen
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ salih işler
أَنَّ muhakkak
لَهُمْ onlar için vardır
جَنَّـٰتٍۢ cennetler
تَجْرِى akan
مِن altlarından
تَحْتِهَا under them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ ırmaklar
كُلَّمَا her
رُزِقُوا۟ rızıklandırıldıklarında
مِنْهَا onlardaki
مِن meyveden
ثَمَرَةٍۢ fruit
رِّزْقًۭا ۙ rızk olarak
قَالُوا۟ derler
هَـٰذَا Bu
ٱلَّذِى şeydir
رُزِقْنَا rızıklandığımız
مِن daha önceden
قَبْلُ ۖ daha önce
وَأُتُوا۟ verilmiştir
بِهِۦ onlara
مُتَشَـٰبِهًۭا ۖ ona benzer
وَلَهُمْ Onlar için vardır
فِيهَآ orada
أَزْوَٰجٌۭ eşler
مُّطَهَّرَةٌۭ ۖ tertemiz
وَهُمْ ve onlar
فِيهَا orada
خَـٰلِدُونَ ebedi kalacaklardır
25
2:26
۞ إِنَّ muhakkak
ٱللَّهَ Allah
لَا değildir
يَسْتَحْىِۦٓ çekinecek
أَن misal vermekten
يَضْرِبَ set forth
مَثَلًۭا bir örneği
مَّا gibi
بَعُوضَةًۭ bir sivrisineği
فَمَا hatta olanı
فَوْقَهَا ۚ onun da üstünde
فَأَمَّا gerçekten
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan
فَيَعْلَمُونَ bilirler
أَنَّهُ kesinlikle o
ٱلْحَقُّ haktır (gerçektir)
مِن Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۖ Rableri
وَأَمَّا ve ise
ٱلَّذِينَ edenler
كَفَرُوا۟ inkar
فَيَقُولُونَ derler ki
مَاذَآ neyi
أَرَادَ istedi (kasdetti)
ٱللَّهُ Allah
بِهَـٰذَا bu
مَثَلًۭا ۘ misalle
يُضِلُّ saptırır
بِهِۦ onunla
كَثِيرًۭا bir çoğunu
وَيَهْدِى ve yine yola getirir
بِهِۦ onunla
كَثِيرًۭا ۚ bir çoğunu
وَمَا saptırmaz
يُضِلُّ He lets go astray
بِهِۦٓ onunla
إِلَّا başkasını
ٱلْفَـٰسِقِينَ fasıklardan
26
2:27
ٱلَّذِينَ onlar ki
يَنقُضُونَ bozarlar
عَهْدَ (verdikleri) sözü
ٱللَّهِ Allah'a
مِنۢ sonradan
بَعْدِ after
مِيثَـٰقِهِۦ söz verip bağlandıktan
وَيَقْطَعُونَ ve keserler
مَآ şeyi
أَمَرَ emrettiği
ٱللَّهُ Allah'ın
بِهِۦٓ kendisiyle
أَن birleştirmesini
يُوصَلَ be joined
وَيُفْسِدُونَ ve bozgunculuk yaparlar
فِى yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte
هُمُ onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlar
27
2:28
كَيْفَ nasıl
تَكْفُرُونَ inkar edersiniz
بِٱللَّهِ Allah'a
وَكُنتُمْ siz iken
أَمْوَٰتًۭا ölüler
فَأَحْيَـٰكُمْ ۖ O sizi diriltti
ثُمَّ sonra
يُمِيتُكُمْ öldürecek
ثُمَّ sonra
يُحْيِيكُمْ diriltecek
ثُمَّ sonra
إِلَيْهِ O'na
تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz
28
2:29
هُوَ O
ٱلَّذِى ki
خَلَقَ yarattı
لَكُم sizin için
مَّا ne
فِى varsa
ٱلْأَرْضِ yeryüzünde
جَمِيعًۭا hepsini
ثُمَّ sonra
ٱسْتَوَىٰٓ yöneldi
إِلَى göke
ٱلسَّمَآءِ gökyüzü
فَسَوَّىٰهُنَّ onları düzenledi
سَبْعَ yedi
سَمَـٰوَٰتٍۢ ۚ gök (olarak)
وَهُوَ ve O
بِكُلِّ her
شَىْءٍ şeyi
عَلِيمٌۭ bilir
29
2:30
وَإِذْ bir zamanlar
قَالَ dedi ki
رَبُّكَ Rabbin
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ meleklere
إِنِّى şüphesiz ben
جَاعِلٌۭ yaratacağım
فِى yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth
خَلِيفَةًۭ ۖ bir halife
قَالُوٓا۟ dediler (melekler)
أَتَجْعَلُ mi yaratacaksın?
فِيهَا orada
مَن kimse
يُفْسِدُ bozgunculuk yapan
فِيهَا orada
وَيَسْفِكُ döken
ٱلدِّمَآءَ kan
وَنَحْنُ oysa biz
نُسَبِّحُ tesbih ediyor
بِحَمْدِكَ seni överek
وَنُقَدِّسُ ve takdis ediyoruz
لَكَ ۖ seni
قَالَ dedi
إِنِّىٓ şüphesiz ben
أَعْلَمُ bilirim
مَا şeyleri
لَا değilsiniz
تَعْلَمُونَ siz biliyor
30
2:31
وَعَلَّمَ ve öğretti
ءَادَمَ Adem'e
ٱلْأَسْمَآءَ isimleri
كُلَّهَا bütün
ثُمَّ sonra
عَرَضَهُمْ onları sunup
عَلَى meleklere
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ the angels
فَقَالَ ve dedi
أَنۢبِـُٔونِى bana söyleyin
بِأَسْمَآءِ isimlerini
هَـٰٓؤُلَآءِ onların
إِن eğer
كُنتُمْ iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru kimseler
31
2:32
قَالُوا۟ dediler ki
سُبْحَـٰنَكَ Seni tesbih ederiz
لَا yoktur
عِلْمَ bilgimiz
لَنَآ bizim
إِلَّا başka
مَا şeyden
عَلَّمْتَنَآ ۖ bize öğrettiğin
إِنَّكَ şüphesiz sen
أَنتَ sen
ٱلْعَلِيمُ bilensin
ٱلْحَكِيمُ hakim olansın
32
2:33
قَالَ (Allah) dedi ki
يَـٰٓـَٔادَمُ ey Adem
أَنۢبِئْهُم bunlara haber ver
بِأَسْمَآئِهِمْ ۖ onların isimlerini
فَلَمَّآ ne zaman ki
أَنۢبَأَهُم bunlara haber verince
بِأَسْمَآئِهِمْ onların isimlerini
قَالَ (Allah) dedi ki
أَلَمْ değil miydim?
أَقُل size demiş
لَّكُمْ size
إِنِّىٓ şüphesiz ben
أَعْلَمُ bilirim
غَيْبَ gayblarını
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin
وَأَعْلَمُ ve bilirim
مَا şeyleri
تُبْدُونَ sizin açıkladıklarınız
وَمَا ve şeyleri
كُنتُمْ olduğunuz
تَكْتُمُونَ gizlemekte
33
2:34
وَإِذْ hani
قُلْنَا demiştik
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ Meleklere
ٱسْجُدُوا۟ secde edin
لِـَٔادَمَ Adem'e
فَسَجَدُوٓا۟ hemen secde ettiler
إِلَّآ hariç
إِبْلِيسَ İblis
أَبَىٰ kaçındı
وَٱسْتَكْبَرَ ve kibirlendi
وَكَانَ ve oldu
مِنَ inkarcılardan
ٱلْكَـٰفِرِينَ the disbelievers
34
2:35
وَقُلْنَا ve dedik ki
يَـٰٓـَٔادَمُ ey Adem
ٱسْكُنْ oturun
أَنتَ sen
وَزَوْجُكَ ve eşin
ٱلْجَنَّةَ cennette
وَكُلَا ve yeyin
مِنْهَا ondan
رَغَدًا bol bol
حَيْثُ yerde
شِئْتُمَا dilediğiniz
وَلَا yaklaşmayın
تَقْرَبَا [you two] approach
هَـٰذِهِ şu
ٱلشَّجَرَةَ ağaca
فَتَكُونَا olursunuz
مِنَ zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ the wrongdoers
35
2:36
فَأَزَلَّهُمَا onlar(ın ayağın)ı kaydırdı
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan
عَنْهَا oradan
فَأَخْرَجَهُمَا çıkardı
مِمَّا yerden
كَانَا bulundukları
فِيهِ ۖ içinde
وَقُلْنَا ve dedik ki
ٱهْبِطُوا۟ inin
بَعْضُكُمْ kiminiz
لِبَعْضٍ kiminize
عَدُوٌّۭ ۖ düşman olarak
وَلَكُمْ sizin için vardır
فِى yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth
مُسْتَقَرٌّۭ kalmak
وَمَتَـٰعٌ ve nimet
إِلَىٰ bir süre
حِينٍۢ a period
36
2:37
فَتَلَقَّىٰٓ derken aldı
ءَادَمُ Adem
مِن Rabbinden
رَّبِّهِۦ his Lord
كَلِمَـٰتٍۢ kelimeler
فَتَابَ tevbesini kabul etti
عَلَيْهِ ۚ onun
إِنَّهُۥ şüphesiz
هُوَ O
ٱلتَّوَّابُ tevbeyi çok kabul edendir
ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyendir
37
2:38
قُلْنَا dedik
ٱهْبِطُوا۟ inin
مِنْهَا oradan
جَمِيعًۭا ۖ hepiniz
فَإِمَّا zaman
يَأْتِيَنَّكُم size geldiği
مِّنِّى benden
هُدًۭى bir hidayet
فَمَن kimler
تَبِعَ uyarsa
هُدَاىَ benim hidayetime
فَلَا artık yoktur
خَوْفٌ bir korku
عَلَيْهِمْ onlara
وَلَا ve olmazlar
هُمْ onlar
يَحْزَنُونَ üzülenlerden
38
2:39
وَٱلَّذِينَ ve kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden
وَكَذَّبُوا۟ ve yalanlayan
بِـَٔايَـٰتِنَآ ayetlerimizi
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ ateş
هُمْ onlar
فِيهَا orada
خَـٰلِدُونَ ebedi kalacaklardır
39
2:40
يَـٰبَنِىٓ ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail
ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın
نِعْمَتِىَ ni'metleri
ٱلَّتِىٓ o ki;
أَنْعَمْتُ ni'metlendirdim
عَلَيْكُمْ sizleri
وَأَوْفُوا۟ ve tutun
بِعَهْدِىٓ bana verdiğiniz sözü
أُوفِ ben de tutayım
بِعَهْدِكُمْ size verdiğim sözü
وَإِيَّـٰىَ ve sadece benden
فَٱرْهَبُونِ korkun
40
2:41
وَءَامِنُوا۟ ve inanın
بِمَآ şeye
أَنزَلْتُ indirdiğim
مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı olarak
لِّمَا bulunanı
مَعَكُمْ sizin yanınızda
وَلَا ve olmayın
تَكُونُوٓا۟ be
أَوَّلَ ilk
كَافِرٍۭ inkar eden
بِهِۦ ۖ onu
وَلَا ve satmayın
تَشْتَرُوا۟ exchange
بِـَٔايَـٰتِى benim ayetlerimi
ثَمَنًۭا bedele
قَلِيلًۭا azıcık
وَإِيَّـٰىَ ve benden
فَٱتَّقُونِ sakının
41
2:42
وَلَا ve katıştırmayın
تَلْبِسُوا۟ mix
ٱلْحَقَّ gerçeği
بِٱلْبَـٰطِلِ batılla
وَتَكْتُمُوا۟ ve gizlemeyin
ٱلْحَقَّ hakkı
وَأَنتُمْ siz
تَعْلَمُونَ bildiğiniz halde
42
2:43
وَأَقِيمُوا۟ ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ namazı
وَءَاتُوا۟ ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı
وَٱرْكَعُوا۟ ve ruku edin
مَعَ beraber
ٱلرَّٰكِعِينَ rüku edenlerle
43
2:44
۞ أَتَأْمُرُونَ emir mi ediyorsunuz
ٱلنَّاسَ insanlara
بِٱلْبِرِّ iyiliği
وَتَنسَوْنَ unutuyorsunuz da
أَنفُسَكُمْ kendinizi
وَأَنتُمْ ve siz
تَتْلُونَ okuduğunuz halde
ٱلْكِتَـٰبَ ۚ Kitabı
أَفَلَا hâlâ
تَعْقِلُونَ aklınızı kullanmıyor musunuz?
44
2:45
وَٱسْتَعِينُوا۟ yardım dileyin
بِٱلصَّبْرِ sabırla
وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ ve namazla
وَإِنَّهَا şüphesiz bu
لَكَبِيرَةٌ ağır gelir
إِلَّا başkasına
عَلَى saygı gösterenlerden
ٱلْخَـٰشِعِينَ the humble ones
45
2:46
ٱلَّذِينَ onlar ki
يَظُنُّونَ bilirler
أَنَّهُم şüphesiz onlar
مُّلَـٰقُوا۟ kavuşacaklardır
رَبِّهِمْ Rablerine
وَأَنَّهُمْ ve gerçekten onlar
إِلَيْهِ O'na
رَٰجِعُونَ döneceklerdir
46
2:47
يَـٰبَنِىٓ ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail
ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın
نِعْمَتِىَ ni'metimi
ٱلَّتِىٓ ki
أَنْعَمْتُ ni'metlendirdim
عَلَيْكُمْ sizi
وَأَنِّى ve şüphesiz
فَضَّلْتُكُمْ sizi üstün kıldım
عَلَى üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler
47
2:48
وَٱتَّقُوا۟ ve sakının
يَوْمًۭا günden
لَّا cezalandırılmaz
تَجْزِى avail
نَفْسٌ hiç kimse
عَن kimseden(günahından)
نَّفْسٍۢ (another) soul
شَيْـًۭٔا bir şey
وَلَا kabul edilmez
يُقْبَلُ will be accepted
مِنْهَا kimseden
شَفَـٰعَةٌۭ şefaat da
وَلَا ve alınmaz
يُؤْخَذُ will be taken
مِنْهَا ondan
عَدْلٌۭ fidye de
وَلَا ve yapılamaz
هُمْ onlara
يُنصَرُونَ hiçbir yardım
48
2:49
وَإِذْ hani
نَجَّيْنَـٰكُم sizi kurtarmıştık
مِّنْ ailesinden
ءَالِ (the) people
فِرْعَوْنَ Fir'avn
يَسُومُونَكُمْ onlar size reva görüyor
سُوٓءَ en kötüsünü
ٱلْعَذَابِ azabın
يُذَبِّحُونَ boğazlayıp
أَبْنَآءَكُمْ oğullarınızı
وَيَسْتَحْيُونَ sağ bırakıyorlardı
نِسَآءَكُمْ ۚ kadınlarınızı
وَفِى ve vardı
ذَٰلِكُم bunda sizin için
بَلَآءٌۭ bir imtihan
مِّن Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord
عَظِيمٌۭ büyük
49
2:50
وَإِذْ hani
فَرَقْنَا yarmıştık;
بِكُمُ sizin için
ٱلْبَحْرَ denizi
فَأَنجَيْنَـٰكُمْ sizi kurtarmış
وَأَغْرَقْنَآ ve boğmuştuk
ءَالَ ailesini
فِرْعَوْنَ Fir'avn
وَأَنتُمْ ve siz de
تَنظُرُونَ görüyordunuz
50
2:51
وَإِذْ hani
وَٰعَدْنَا sözleşmiştik
مُوسَىٰٓ Musa ile
أَرْبَعِينَ kırk
لَيْلَةًۭ gece için
ثُمَّ sonra
ٱتَّخَذْتُمُ siz (tanrı) edinmiştiniz
ٱلْعِجْلَ buzağıyı
مِنۢ onun ardından
بَعْدِهِۦ after him
وَأَنتُمْ ve siz
ظَـٰلِمُونَ zalimlerdiniz
51
2:52
ثُمَّ sonra
عَفَوْنَا affetmiştik
عَنكُم sizi
مِّنۢ ardından
بَعْدِ after
ذَٰلِكَ bunun
لَعَلَّكُمْ belki
تَشْكُرُونَ şükredersiniz (diye)
52
2:53
وَإِذْ ve hani
ءَاتَيْنَا vermiştik
مُوسَى Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap
وَٱلْفُرْقَانَ ve furkan
لَعَلَّكُمْ belki
تَهْتَدُونَ hidayete erersiniz (diye)
53
2:54
وَإِذْ ve hani
قَالَ demişti ki
مُوسَىٰ Musa
لِقَوْمِهِۦ kavmine
يَـٰقَوْمِ ey kavmim
إِنَّكُمْ şüphesiz sizler
ظَلَمْتُمْ zulmettiniz
أَنفُسَكُم kendinize
بِٱتِّخَاذِكُمُ (tanrı) edinmekle
ٱلْعِجْلَ buzağıyı
فَتُوبُوٓا۟ gelin tevbe edin de
إِلَىٰ yaratıcınıza
بَارِئِكُمْ your Creator
فَٱقْتُلُوٓا۟ ve öldürün
أَنفُسَكُمْ nefislerinizi
ذَٰلِكُمْ bu
خَيْرٌۭ daha iyidir
لَّكُمْ sizin için
عِندَ katında
بَارِئِكُمْ yaratıcınız
فَتَابَ tevbenizi kabul buyurmuş olur
عَلَيْكُمْ ۚ sizin
إِنَّهُۥ şüphesiz
هُوَ O
ٱلتَّوَّابُ tevbeyi çok kabul edendir
ٱلرَّحِيمُ merhametlidir
54
2:55
وَإِذْ ve hani
قُلْتُمْ demiştiniz
يَـٰمُوسَىٰ ey Musa
لَن inanmayız
نُّؤْمِنَ (will) we believe
لَكَ sana
حَتَّىٰ kadar
نَرَى görünceye
ٱللَّهَ Allah'ı
جَهْرَةًۭ açıkça
فَأَخَذَتْكُمُ derhal sizi yakalamıştı
ٱلصَّـٰعِقَةُ yıldırım gürültüsü
وَأَنتُمْ siz de
تَنظُرُونَ bunu görüyordunuz
55
2:56
ثُمَّ sonra
بَعَثْنَـٰكُم sizi tekrar diriltmiştik
مِّنۢ ardından
بَعْدِ after
مَوْتِكُمْ ölümünüzün
لَعَلَّكُمْ belki
تَشْكُرُونَ şükredersiniz (diye)
56
2:57
وَظَلَّلْنَا ve gölgelendirdik
عَلَيْكُمُ üstünüze
ٱلْغَمَامَ bulutu
وَأَنزَلْنَا ve indirdik
عَلَيْكُمُ size
ٱلْمَنَّ kudret helvası
وَٱلسَّلْوَىٰ ۖ ve bıldırcın
كُلُوا۟ yeyin
مِن güzelliklerden
طَيِّبَـٰتِ (the) good things
مَا şeyleri
رَزَقْنَـٰكُمْ ۖ rızık olarak verdiğimiz
وَمَا ve değildi
ظَلَمُونَا bize zulmediyor
وَلَـٰكِن ama
كَانُوٓا۟ idiler
أَنفُسَهُمْ kendilerine
يَظْلِمُونَ zulmetmekteler
57
2:58
وَإِذْ hani
قُلْنَا demiştik ki
ٱدْخُلُوا۟ girin
هَـٰذِهِ şu
ٱلْقَرْيَةَ kente
فَكُلُوا۟ yeyin
مِنْهَا oradan
حَيْثُ yerde
شِئْتُمْ dilediğiniz
رَغَدًۭا bol bol
وَٱدْخُلُوا۟ girin
ٱلْبَابَ kapıdan
سُجَّدًۭا secde ederek
وَقُولُوا۟ ve deyin
حِطَّةٌۭ hitta (ya Rabbi bizi affet)
نَّغْفِرْ biz de bağışlayalım
لَكُمْ sizin
خَطَـٰيَـٰكُمْ ۚ hatalarınızı
وَسَنَزِيدُ ve daha fazlasını vereceğiz
ٱلْمُحْسِنِينَ güzel davrananlara
58
2:59
فَبَدَّلَ fakat değiştirdiler
ٱلَّذِينَ onlar ki
ظَلَمُوا۟ zalimler
قَوْلًا bir sözle
غَيْرَ başka
ٱلَّذِى söylenenden
قِيلَ was said
لَهُمْ kendilerine
فَأَنزَلْنَا biz de indirdik
عَلَى üzerine
ٱلَّذِينَ zulmedenlerin
ظَلَمُوا۟ wronged
رِجْزًۭا bir azab
مِّنَ gökten
ٱلسَّمَآءِ gökyüzü
بِمَا dolayı
كَانُوا۟ yaptıkları
يَفْسُقُونَ kötülüklerden
59
2:60
۞ وَإِذِ hani
ٱسْتَسْقَىٰ su istemişti
مُوسَىٰ Musa
لِقَوْمِهِۦ kavmi için
فَقُلْنَا demiştik
ٱضْرِب vur
بِّعَصَاكَ asanla
ٱلْحَجَرَ ۖ taşa
فَٱنفَجَرَتْ fışkırmıştı
مِنْهُ ondan
ٱثْنَتَا on iki
عَشْرَةَ twelve
عَيْنًۭا ۖ göze (pınar)
قَدْ elbette
عَلِمَ bilmişti
كُلُّ bütün
أُنَاسٍۢ insanlar
مَّشْرَبَهُمْ ۖ kendi içecekleri yeri
كُلُوا۟ yeyin
وَٱشْرَبُوا۟ ve için
مِن rızkından
رِّزْقِ (the) provision (of)
ٱللَّهِ Allah'ın
وَلَا ve (başkalarına) saldırmayın
تَعْثَوْا۟ act wickedly
فِى yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth
مُفْسِدِينَ bozgunculuk yaparak
60
2:61
وَإِذْ hani
قُلْتُمْ siz demiştiniz ki
يَـٰمُوسَىٰ ey Musa
لَن asla
نَّصْبِرَ biz dayanamayız
عَلَىٰ yemeğe
طَعَامٍۢ food
وَٰحِدٍۢ bir
فَٱدْعُ du'a et
لَنَا bizim için
رَبَّكَ Rabbine
يُخْرِجْ çıkarsın
لَنَا bize
مِمَّا şeylerden
تُنۢبِتُ bitirdiği
ٱلْأَرْضُ yerin
مِنۢ sebzesinden
بَقْلِهَا its herbs
وَقِثَّآئِهَا ve acurundan
وَفُومِهَا ve sarımsağından
وَعَدَسِهَا ve mercimeğinden
وَبَصَلِهَا ۖ ve soğanından
قَالَ dedi ki
أَتَسْتَبْدِلُونَ değiştirmek mi istiyorsunuz?
ٱلَّذِى olanı
هُوَ o
أَدْنَىٰ daha aşağı
بِٱلَّذِى olanla
هُوَ o
خَيْرٌ ۚ iyi
ٱهْبِطُوا۟ inin
مِصْرًۭا bir şehre
فَإِنَّ şüphesiz
لَكُم sizin için vardır
مَّا şeyler
سَأَلْتُمْ ۗ istediğiniz
وَضُرِبَتْ ve vuruldu
عَلَيْهِمُ üzerlerine
ٱلذِّلَّةُ alçaklık
وَٱلْمَسْكَنَةُ ve yoksulluk (damgası)
وَبَآءُو ve uğradılar
بِغَضَبٍۢ bir gazaba
مِّنَ Allahtan
ٱللَّهِ ۗ Allah
ذَٰلِكَ işte bu
بِأَنَّهُمْ şüphesiz öyle
كَانُوا۟ oldu
يَكْفُرُونَ (çünkü) inkar ediyorlar
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın
وَيَقْتُلُونَ ve öldürüyorlardı
ٱلنَّبِيِّـۧنَ peygamberleri
بِغَيْرِ etmediği halde
ٱلْحَقِّ ۗ hak
ذَٰلِكَ işte bu
بِمَا sebebiyledir
عَصَوا۟ isyan etmeleri
وَّكَانُوا۟ ve oldukları
يَعْتَدُونَ sınırı aşmış
61
2:62
إِنَّ şüphesiz
ٱلَّذِينَ inananlar
ءَامَنُوا۟ believed
وَٱلَّذِينَ ve yahudiler
هَادُوا۟ became Jews
وَٱلنَّصَـٰرَىٰ ve hıristiyanlar
وَٱلصَّـٰبِـِٔينَ ve sabiiler
مَنْ kim
ءَامَنَ inanırsa
بِٱللَّهِ Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret
وَعَمِلَ ve yaparsa
صَـٰلِحًۭا iyi işler
فَلَهُمْ onlar için vardır
أَجْرُهُمْ mükafatları
عِندَ katında
رَبِّهِمْ rablerinin
وَلَا ve yoktur
خَوْفٌ korku
عَلَيْهِمْ onlara
وَلَا ve yoktur
هُمْ onlara
يَحْزَنُونَ hüzün
62
2:63
وَإِذْ hani
أَخَذْنَا almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ sizin sözünüzü
وَرَفَعْنَا ve kaldırmıştık
فَوْقَكُمُ üzerinize
ٱلطُّورَ dağı
خُذُوا۟ tutun
مَآ şeyi
ءَاتَيْنَـٰكُم size verdiğimiz
بِقُوَّةٍۢ kuvvetle
وَٱذْكُرُوا۟ ve hatırlayın
مَا şeyi
فِيهِ içinde olan
لَعَلَّكُمْ belki de siz
تَتَّقُونَ korunursunuz
63
2:64
ثُمَّ sonra
تَوَلَّيْتُم dönmüştünüz
مِّنۢ ardından
بَعْدِ after
ذَٰلِكَ ۖ bunun
فَلَوْلَا eğer olmasaydı
فَضْلُ iyiliği
ٱللَّهِ Allah'ın
عَلَيْكُمْ size
وَرَحْمَتُهُۥ ve merhameti
لَكُنتُم elbette olurdunuz
مِّنَ ziyana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ the losers
64
2:65
وَلَقَدْ ve elbette
عَلِمْتُمُ bilmişsinizdir
ٱلَّذِينَ haddi aşanları
ٱعْتَدَوْا۟ transgressed
مِنكُمْ içinizden
فِى cumartesi gününde
ٱلسَّبْتِ the (matter of) Sabbath
فَقُلْنَا işte dedik ki
لَهُمْ onlara
كُونُوا۟ olun
قِرَدَةً maymunlar
خَـٰسِـِٔينَ aşağılık
65
2:66
فَجَعَلْنَـٰهَا ve bunu yaptık
نَكَـٰلًۭا ibretlik bir ceza
لِّمَا şey için
بَيْنَ arasındaki (önündeki)
يَدَيْهَا onların iki eli
وَمَا ve şey (için)
خَلْفَهَا ardından gelen
وَمَوْعِظَةًۭ ve bir öğüt
لِّلْمُتَّقِينَ müttakiler için
66
2:67
وَإِذْ hani
قَالَ demişti
مُوسَىٰ Musa
لِقَوْمِهِۦٓ kavmine
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
يَأْمُرُكُمْ size emrediyor
أَن kesmenizi
تَذْبَحُوا۟ you slaughter
بَقَرَةًۭ ۖ bir inek
قَالُوٓا۟ dediler
أَتَتَّخِذُنَا bizimle ediyor musun?
هُزُوًۭا ۖ alay
قَالَ dedi
أَعُوذُ sığınırım
بِٱللَّهِ Allah'a
أَنْ olmaktan
أَكُونَ I be
مِنَ cahillerden
ٱلْجَـٰهِلِينَ the ignorant
67
2:68
قَالُوا۟ dediler
ٱدْعُ du'a et
لَنَا bizim için
رَبَّكَ Rabbine
يُبَيِّن açıklasın
لَّنَا bize
مَا ne olduğunu
هِىَ ۚ onun
قَالَ dedi ki
إِنَّهُۥ şüphesiz O
يَقُولُ diyor ki
إِنَّهَا gerçekten o
بَقَرَةٌۭ bir inektir
لَّا olmayan
فَارِضٌۭ yaşlı
وَلَا ve olmayan
بِكْرٌ körpe
عَوَانٌۢ orta yaşlı
بَيْنَ arasında
ذَٰلِكَ ۖ bunun
فَٱفْعَلُوا۟ haydi yapın
مَا şeyi
تُؤْمَرُونَ size emredilen
68
2:69
قَالُوا۟ dediler ki
ٱدْعُ du'a et
لَنَا bizim için
رَبَّكَ Rabbine
يُبَيِّن açıklasın
لَّنَا bize
مَا nedir
لَوْنُهَا ۚ onun rengi
قَالَ dedi ki
إِنَّهُۥ şüphesiz O
يَقُولُ diyor
إِنَّهَا gerçekten o
بَقَرَةٌۭ bir inektir
صَفْرَآءُ sarı renginde
فَاقِعٌۭ parlak
لَّوْنُهَا onun rengi
تَسُرُّ sevinç verir
ٱلنَّـٰظِرِينَ bakanlara
69
2:70
قَالُوا۟ dediler ki
ٱدْعُ du'a et
لَنَا bizim için
رَبَّكَ Rabbine
يُبَيِّن açıklasın
لَّنَا bize
مَا nasıl bir şey olduğunu
هِىَ onun
إِنَّ zira
ٱلْبَقَرَ o inek
تَشَـٰبَهَ benzer geldi
عَلَيْنَا bize
وَإِنَّآ ama mutlaka biz
إِن eğer
شَآءَ dilerse
ٱللَّهُ Allah
لَمُهْتَدُونَ hidayeti buluruz
70
2:71
قَالَ dedi ki
إِنَّهُۥ şüphesiz O
يَقُولُ şöyle diyor
إِنَّهَا gerçekten o
بَقَرَةٌۭ bir inektir
لَّا olmayan
ذَلُولٌۭ boyundurluk altında
تُثِيرُ sürmek için
ٱلْأَرْضَ yeri
وَلَا ve sulamaz
تَسْقِى water
ٱلْحَرْثَ ekin
مُسَلَّمَةٌۭ kusursuz
لَّا yoktur
شِيَةَ hiçbir alacası
فِيهَا ۚ onda
قَالُوا۟ dediler
ٱلْـَٔـٰنَ işte şimdi
جِئْتَ getirdin
بِٱلْحَقِّ ۚ doğruyu
فَذَبَحُوهَا ve boğazladılar onu
وَمَا az daha
كَادُوا۟ they were near
يَفْعَلُونَ yapmayacaklardı
71
2:72
وَإِذْ hani
قَتَلْتُمْ siz öldürmüştünüz
نَفْسًۭا bir adam
فَٱدَّٰرَْٰٔتُمْ birbirinizle atışmıştınız
فِيهَا ۖ onun hakkında
وَٱللَّهُ oysa Allah
مُخْرِجٌۭ ortaya çıkarıcıdır
مَّا şeyi
كُنتُمْ olduğunuz
تَكْتُمُونَ gizlemiş
72
2:73
فَقُلْنَا dedik ki
ٱضْرِبُوهُ vurun ona (öldürülene)
بِبَعْضِهَا ۚ (ineğin) bir parçasıyla
كَذَٰلِكَ işte böylece
يُحْىِ diriltir
ٱللَّهُ Allah
ٱلْمَوْتَىٰ ölüleri
وَيُرِيكُمْ ve size gösterir
ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini
لَعَلَّكُمْ umulur ki
تَعْقِلُونَ düşünürsünüz
73
2:74
ثُمَّ sonra yine
قَسَتْ katılaştı
قُلُوبُكُم kalbleriniz
مِّنۢ ardından
بَعْدِ after
ذَٰلِكَ bunun
فَهِىَ şimdi onlar
كَٱلْحِجَارَةِ taş gibi
أَوْ hatta
أَشَدُّ daha da
قَسْوَةًۭ ۚ katıdır
وَإِنَّ çünkü
مِنَ öyle taş
ٱلْحِجَارَةِ the stones
لَمَا var ki
يَتَفَجَّرُ fışkırır
مِنْهُ içinden
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ ırmaklar
وَإِنَّ ve şüphesiz
مِنْهَا öylesi de
لَمَا var ki
يَشَّقَّقُ çatlayıverir de
فَيَخْرُجُ çıkar
مِنْهُ ondan
ٱلْمَآءُ ۚ su
وَإِنَّ ve şüphesiz
مِنْهَا ondan
لَمَا öylesi de var ki
يَهْبِطُ aşağı yuvarlanır
مِنْ korkusundan
خَشْيَةِ fear
ٱللَّهِ ۗ Allah
وَمَا ve değildir
ٱللَّهُ Allah
بِغَـٰفِلٍ gafil
عَمَّا yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ you do
74
2:75
۞ أَفَتَطْمَعُونَ umuyor musunuz?
أَن ki
يُؤْمِنُوا۟ inanacaklar
لَكُمْ size
وَقَدْ oysa
كَانَ vardı ki
فَرِيقٌۭ bir grup
مِّنْهُمْ bunlardan
يَسْمَعُونَ işitirlerdi de
كَلَـٰمَ sözünü
ٱللَّهِ Allah'ın
ثُمَّ sonra
يُحَرِّفُونَهُۥ onu değiştirirlerdi
مِنۢ ardından
بَعْدِ after
مَا düşünüp akıl erdirdikten
عَقَلُوهُ they understood it
وَهُمْ ve onlar
يَعْلَمُونَ bildikleri halde
75
2:76
وَإِذَا zaman
لَقُوا۟ rastladıkları
ٱلَّذِينَ kimselerle
ءَامَنُوا۟ inanan
قَالُوٓا۟ derler
ءَامَنَّا inandık
وَإِذَا zaman
خَلَا yalnız kaldıkları
بَعْضُهُمْ onların bazısı
إِلَىٰ bazısına
بَعْضٍۢ some (others)
قَالُوٓا۟ derler
أَتُحَدِّثُونَهُم onlara haber mi veriyorsunuz
بِمَا şeyleri
فَتَحَ açtığı
ٱللَّهُ Allah'ın
عَلَيْكُمْ size
لِيُحَآجُّوكُم sizin aleyhinizde delil olarak kullansınlar
بِهِۦ onu
عِندَ katında
رَبِّكُمْ ۚ Rabbiniz
أَفَلَا Aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ understand
76
2:77
أَوَلَا bilmiyorlar mı ki?
يَعْلَمُونَ they know
أَنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
يَعْلَمُ bilir
مَا şeyleri
يُسِرُّونَ onların gizledikleri
وَمَا ve şeyleri
يُعْلِنُونَ açığa vurdukları
77
2:78
وَمِنْهُمْ onların içinde vardır
أُمِّيُّونَ ümmiler
لَا bilmezler
يَعْلَمُونَ know
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı
إِلَّآ dışında
أَمَانِىَّ kuruntuları
وَإِنْ onlar
هُمْ they
إِلَّا sadece
يَظُنُّونَ zannediyorlar
78
2:79
فَوَيْلٌۭ vay haline
لِّلَّذِينَ o kimselerin ki
يَكْتُبُونَ yazıyorlar
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı
بِأَيْدِيهِمْ elleriyle
ثُمَّ sonra
يَقُولُونَ diyorlar
هَـٰذَا bu
مِنْ katındandır
عِندِ from
ٱللَّهِ Allah
لِيَشْتَرُوا۟ satmak için
بِهِۦ onu
ثَمَنًۭا paraya
قَلِيلًۭا ۖ azıcık
فَوَيْلٌۭ vay haline
لَّهُم onların
مِّمَّا ötürü
كَتَبَتْ yazdığından
أَيْدِيهِمْ ellerinin
وَوَيْلٌۭ vay haline
لَّهُم onların
مِّمَّا ötürü
يَكْسِبُونَ kazandıklarından
79
2:80
وَقَالُوا۟ Bir de dediler ki
لَن asla
تَمَسَّنَا bize dokunmayacaktır
ٱلنَّارُ ateş
إِلَّآ dışında
أَيَّامًۭا gün
مَّعْدُودَةًۭ ۚ sayılı birkaç
قُلْ De ki
أَتَّخَذْتُمْ aldınız mı?
عِندَ katında
ٱللَّهِ Allah
عَهْدًۭا bir söz (bu hususta)
فَلَن öyleyse
يُخْلِفَ dönmez
ٱللَّهُ Allah
عَهْدَهُۥٓ ۖ sözünden
أَمْ yoksa
تَقُولُونَ söylüyorsunuz
عَلَى hakkında
ٱللَّهِ Allah
مَا bir şey
لَا bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ you know
80
2:81
بَلَىٰ evet
مَن kim
كَسَبَ kazanır
سَيِّئَةًۭ bir günah
وَأَحَـٰطَتْ ve kuşatmış olursa
بِهِۦ kendisini
خَطِيٓـَٔتُهُۥ suçu
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ ateş
هُمْ onlar
فِيهَا orada
خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır
81
2:82
وَٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ yararlı işler
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar da
أَصْحَـٰبُ halkıdır
ٱلْجَنَّةِ ۖ cennet
هُمْ onlar
فِيهَا orada
خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır
82
2:83
وَإِذْ ve hani
أَخَذْنَا biz almıştık
مِيثَـٰقَ bir söz
بَنِىٓ oğullarından
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail
لَا kulluk etmeyeceksiniz
تَعْبُدُونَ you will worship
إِلَّا başkasına
ٱللَّهَ Allah'tan
وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ ve anaya-babaya
إِحْسَانًۭا iyilik edeceksiniz
وَذِى ve
ٱلْقُرْبَىٰ yakınlara
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ ve yoksullara
وَقُولُوا۟ ve söyleyin
لِلنَّاسِ insanlara
حُسْنًۭا güzel söz
وَأَقِيمُوا۟ ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ namazı
وَءَاتُوا۟ ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı
ثُمَّ sonra
تَوَلَّيْتُمْ döndünüz
إِلَّا hariç
قَلِيلًۭا pek azınız
مِّنكُمْ sizden olan
وَأَنتُم ve siz
مُّعْرِضُونَ yüz çeviriyorsunuz
83
2:84
وَإِذْ hani
أَخَذْنَا almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ sizden kesin söz
لَا dökmeyeceksiniz
تَسْفِكُونَ will you shed
دِمَآءَكُمْ birbirinizin kanını
وَلَا çıkarmayacaksınız
تُخْرِجُونَ (will) evict
أَنفُسَكُم birbirinizi
مِّن yurtlarınızdan
دِيَـٰرِكُمْ your homes
ثُمَّ sonra
أَقْرَرْتُمْ kabul etmiştiniz
وَأَنتُمْ ve siz
تَشْهَدُونَ şahidsiniz
84
2:85
ثُمَّ Ama
أَنتُمْ siz
هَـٰٓؤُلَآءِ öldürüyorsunuz
تَقْتُلُونَ (who) kill
أَنفُسَكُمْ birbirinizi
وَتُخْرِجُونَ ve çıkarıyorsunuz
فَرِيقًۭا bir grubu
مِّنكُم sizden
مِّن yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ their homes
تَظَـٰهَرُونَ birleşiyorsunuz
عَلَيْهِم onlara karşı
بِٱلْإِثْمِ günah
وَٱلْعُدْوَٰنِ ve düşmanlıkla
وَإِن ve eğer
يَأْتُوكُمْ size geldiklerinde
أُسَـٰرَىٰ esir olarak
تُفَـٰدُوهُمْ fidyelerini veriyorsunuz
وَهُوَ ve o
مُحَرَّمٌ yasaklanmış iken
عَلَيْكُمْ size
إِخْرَاجُهُمْ ۚ onları çıkarmak
أَفَتُؤْمِنُونَ yoksa siz inanıyorsunuz da
بِبَعْضِ bir kısmına
ٱلْكِتَـٰبِ Kitabın
وَتَكْفُرُونَ inkar mı ediyorsunuz
بِبَعْضٍۢ ۚ bir kısmını
فَمَا nedir?
جَزَآءُ cezası
مَن kimsenin
يَفْعَلُ yapan
ذَٰلِكَ bunu
مِنكُمْ sizden
إِلَّا başka
خِزْىٌۭ rezil olmaktan
فِى hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life
ٱلدُّنْيَا ۖ dünya
وَيَوْمَ ve gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet
يُرَدُّونَ onlar itilirler
إِلَىٰٓ en şiddetlisine
أَشَدِّ (the) most severe
ٱلْعَذَابِ ۗ azabın
وَمَا değildir
ٱللَّهُ Allah
بِغَـٰفِلٍ gafil
عَمَّا yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ you do
85
2:86
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir
ٱشْتَرَوُا۟ satın alan
ٱلْحَيَوٰةَ hayatını
ٱلدُّنْيَا dünya
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ahireti verip
فَلَا hiç hafifletilmez
يُخَفَّفُ will be lightened
عَنْهُمُ onlardan
ٱلْعَذَابُ azab
وَلَا ve hiç
هُمْ onlara
يُنصَرُونَ yardım edilmez
86
2:87
وَلَقَدْ ve andolsun
ءَاتَيْنَا verdik
مُوسَى Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı
وَقَفَّيْنَا birbiri ardınca gönderdik
مِنۢ arkasından
بَعْدِهِۦ after him
بِٱلرُّسُلِ ۖ peygamberler
وَءَاتَيْنَا ve verdik
عِيسَى Îsa'ya
ٱبْنَ oğlu
مَرْيَمَ Meryem
ٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller
وَأَيَّدْنَـٰهُ ve onu destekledik
بِرُوحِ Ruh ile (Ruh'ül-Kudüs)
ٱلْقُدُسِ ۗ Kudüs (Ruh'ül-Kudüs)
أَفَكُلَّمَا öyle mi?
جَآءَكُمْ size gelse
رَسُولٌۢ bir peygamber
بِمَا şey ile
لَا istemediği
تَهْوَىٰٓ desire
أَنفُسُكُمُ canınızın;
ٱسْتَكْبَرْتُمْ büyüklük taslayarak
فَفَرِيقًۭا kimini
كَذَّبْتُمْ yalanlayacak
وَفَرِيقًۭا kimini de
تَقْتُلُونَ öldüreceksiniz
87
2:88
وَقَالُوا۟ ve dediler
قُلُوبُنَا kalblerimiz
غُلْفٌۢ ۚ perdelidir
بَل bilakis
لَّعَنَهُمُ onları la'netlemiştir
ٱللَّهُ Allah
بِكُفْرِهِمْ inkarlarından dolayı
فَقَلِيلًۭا artık çok az
مَّا inanırlar
يُؤْمِنُونَ they believe
88
2:89
وَلَمَّا Ne zaman ki
جَآءَهُمْ onlara geldi
كِتَـٰبٌۭ bir Kitap (Kur'an)
مِّنْ katından
عِندِ from
ٱللَّهِ Allah
مُصَدِّقٌۭ doğrulayıcı
لِّمَا şeyi
مَعَهُمْ yanlarında bulunan (Tevrat)ı
وَكَانُوا۟ ve idiler
مِن daha önce
قَبْلُ daha önce
يَسْتَفْتِحُونَ yardım istedikleri
عَلَى karşı
ٱلَّذِينَ kimselere
كَفَرُوا۟ inkar eden
فَلَمَّا ne zaman
جَآءَهُم kendilerine gelince
مَّا şey
عَرَفُوا۟ o bildikleri (Kur'an)
كَفَرُوا۟ inkar ettiler
بِهِۦ ۚ onu
فَلَعْنَةُ artık la'neti
ٱللَّهِ Allah'ın
عَلَى üzerine olsun!
ٱلْكَـٰفِرِينَ inkarcıların
89
2:90
بِئْسَمَا ne kötüdür
ٱشْتَرَوْا۟ sattıkları şey
بِهِۦٓ onunla
أَنفُسَهُمْ kendilerini
أَن için
يَكْفُرُوا۟ inkar etmek
بِمَآ şeyi
أَنزَلَ indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın
بَغْيًا çekemeyerek
أَن (vahiy) indirmesini
يُنَزِّلَ sends down
ٱللَّهُ Allah'ın
مِن lutfundan
فَضْلِهِۦ His Grace
عَلَىٰ üzerine
مَن kimsenin
يَشَآءُ dilediği
مِنْ kullarından
عِبَادِهِۦ ۖ His servants
فَبَآءُو uğradılar
بِغَضَبٍ gazab
عَلَىٰ üstüne
غَضَبٍۢ ۚ gazaba
وَلِلْكَـٰفِرِينَ ve inkar edenler için
عَذَابٌۭ bir azab vardır
مُّهِينٌۭ alçaltıcı
90
2:91
وَإِذَا zaman
قِيلَ denildiği
لَهُمْ onlara
ءَامِنُوا۟ inanın
بِمَآ şeye
أَنزَلَ indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın
قَالُوا۟ derler
نُؤْمِنُ inanırız
بِمَآ şeye
أُنزِلَ indirilen
عَلَيْنَا bize
وَيَكْفُرُونَ ve inkar ederler
بِمَا şeyi
وَرَآءَهُۥ ondan sonra gelen
وَهُوَ halbuki o
ٱلْحَقُّ haktır
مُصَدِّقًۭا doğrulayan
لِّمَا şeyi
مَعَهُمْ ۗ yanlarında bulunan
قُلْ de ki
فَلِمَ neden?
تَقْتُلُونَ öldürüyordunuz
أَنۢبِيَآءَ peygamberlerini
ٱللَّهِ Allah'ın
مِن daha önce
قَبْلُ daha önce
إِن gerçekten
كُنتُم idiyseniz
مُّؤْمِنِينَ inanıyor
91
2:92
۞ وَلَقَدْ Andolsun
جَآءَكُم size gelmişti
مُّوسَىٰ Musa
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ apaçık delillerle
ثُمَّ sonra
ٱتَّخَذْتُمُ (ilah) edinmiştiniz
ٱلْعِجْلَ buzağıyı
مِنۢ ardından
بَعْدِهِۦ after him
وَأَنتُمْ ve siz
ظَـٰلِمُونَ zalimler olarak
92
2:93
وَإِذْ hani bir zaman
أَخَذْنَا almıştık
مِيثَـٰقَكُمْ kesin sözünüzü
وَرَفَعْنَا ve kaldırmıştık
فَوْقَكُمُ üzerinize
ٱلطُّورَ Tur(dağın)ı
خُذُوا۟ tutun
مَآ şeyi
ءَاتَيْنَـٰكُم size verdiğimiz
بِقُوَّةٍۢ kuvvetle
وَٱسْمَعُوا۟ ۖ dinleyin (demiştik)
قَالُوا۟ dediler
سَمِعْنَا dinledik
وَعَصَيْنَا ve isyan ettik
وَأُشْرِبُوا۟ ve içirildi
فِى kalblerine
قُلُوبِهِمُ their hearts
ٱلْعِجْلَ buzağı (sevgisi)
بِكُفْرِهِمْ ۚ inkarlarıyla
قُلْ de ki
بِئْسَمَا ne kötü şey
يَأْمُرُكُم size emrediyor
بِهِۦٓ onunla
إِيمَـٰنُكُمْ imanınız
إِن eğer
كُنتُم iseniz
مُّؤْمِنِينَ inanan kimseler
93
2:94
قُلْ de ki
إِن eğer
كَانَتْ ise
لَكُمُ size ait
ٱلدَّارُ yurdu
ٱلْـَٔاخِرَةُ ahiret
عِندَ katında
ٱللَّهِ Allah
خَالِصَةًۭ gerçekten
مِّن (değil de)
دُونِ başkasının
ٱلنَّاسِ insanlardan
فَتَمَنَّوُا۟ haydi temenni edin
ٱلْمَوْتَ ölümü
إِن eğer
كُنتُمْ iseniz
صَـٰدِقِينَ sözünüzde doğru
94
2:95
وَلَن fakat (ölümü) istemezler
يَتَمَنَّوْهُ they wish for it
أَبَدًۢا asla
بِمَا dolayı
قَدَّمَتْ yapıp sunduğu işlerden
أَيْدِيهِمْ ۗ ellerinin
وَٱللَّهُ Allah
عَلِيمٌۢ bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri
95
2:96
وَلَتَجِدَنَّهُمْ onları bulursun
أَحْرَصَ en düşkünü
ٱلنَّاسِ insanların
عَلَىٰ hayata
حَيَوٰةٍۢ life
وَمِنَ kimselerden
ٱلَّذِينَ onlar ki
أَشْرَكُوا۟ ۚ ortak koşan(lar)
يَوَدُّ ister
أَحَدُهُمْ her biri
لَوْ olsa
يُعَمَّرُ yaşatılmasını
أَلْفَ bin
سَنَةٍۢ yıl
وَمَا ve değildir
هُوَ o
بِمُزَحْزِحِهِۦ onu uzaklaştıracak
مِنَ azabdan
ٱلْعَذَابِ the punishment
أَن oysa
يُعَمَّرَ ۗ (o kadar) yaşaması
وَٱللَّهُ Allah
بَصِيرٌۢ görüyor
بِمَا şeyleri
يَعْمَلُونَ yaptıkları
96
2:97
قُلْ de ki
مَن kim
كَانَ ise (bilsin ki)
عَدُوًّۭا düşmandır
لِّجِبْرِيلَ Cebrail'e
فَإِنَّهُۥ şüphesiz o
نَزَّلَهُۥ onu indirmiştir
عَلَىٰ kalbine
قَلْبِكَ your heart
بِإِذْنِ izniyle
ٱللَّهِ Allah'ın
مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı olarak
لِّمَا kendinden öncekileri
بَيْنَ (was)
يَدَيْهِ before it
وَهُدًۭى ve hidayet
وَبُشْرَىٰ ve müjdeci
لِلْمُؤْمِنِينَ inananlar için
97
2:98
مَن kim
كَانَ ise
عَدُوًّۭا düşman
لِّلَّهِ Allah'a
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ ve meleklerine
وَرُسُلِهِۦ ve resullerine
وَجِبْرِيلَ ve Cebrail'e
وَمِيكَىٰلَ ve Mikail'e
فَإِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah da
عَدُوٌّۭ düşmanıdır
لِّلْكَـٰفِرِينَ inkar edenlerin
98
2:99
وَلَقَدْ andolsun
أَنزَلْنَآ indirdik
إِلَيْكَ sana
ءَايَـٰتٍۭ ayetler
بَيِّنَـٰتٍۢ ۖ apaçık
وَمَا ve etmez
يَكْفُرُ inkar
بِهَآ onları
إِلَّا başkası
ٱلْفَـٰسِقُونَ fasıklardan
99
2:100
أَوَكُلَّمَا ne zaman
عَـٰهَدُوا۟ anlaştılarsa
عَهْدًۭا ahitle
نَّبَذَهُۥ onu bozdular
فَرِيقٌۭ bir grup
مِّنْهُم ۚ onlardan
بَلْ zaten
أَكْثَرُهُمْ çokları
لَا inanmazlar
يُؤْمِنُونَ believe
100
2:101
وَلَمَّا ne zaman
جَآءَهُمْ onlara geldiyse
رَسُولٌۭ bir elçi
مِّنْ katından
عِندِ from
ٱللَّهِ Allah'ın
مُصَدِّقٌۭ doğrulayan
لِّمَا şeyleri
مَعَهُمْ yanlarındaki
نَبَذَ attılar
فَرِيقٌۭ bir gurup
مِّنَ kendilerine
ٱلَّذِينَ onlar ki
أُوتُوا۟ verilenlerden
ٱلْكِتَـٰبَ kitap
كِتَـٰبَ kitabı
ٱللَّهِ Allah'ın
وَرَآءَ arkasına
ظُهُورِهِمْ sırtlarının
كَأَنَّهُمْ sanki gibi
لَا bilmiyorlarmış
يَعْلَمُونَ know
101
2:102
وَٱتَّبَعُوا۟ ve uydular
مَا şeye
تَتْلُوا۟ uydurduğu
ٱلشَّيَـٰطِينُ şeytanların
عَلَىٰ hakkında
مُلْكِ mülkü
سُلَيْمَـٰنَ ۖ Süleyman'ın
وَمَا küfre girmedi
كَفَرَ disbelieved
سُلَيْمَـٰنُ Süleyman
وَلَـٰكِنَّ fakat
ٱلشَّيَـٰطِينَ şeytanlar
كَفَرُوا۟ küfre girdiler
يُعَلِّمُونَ öğreterek
ٱلنَّاسَ insanlara
ٱلسِّحْرَ sihri
وَمَآ ve şeyi
أُنزِلَ indirilen
عَلَى iki meleğe
ٱلْمَلَكَيْنِ the two angels
بِبَابِلَ Babil'de
هَـٰرُوتَ Harut
وَمَـٰرُوتَ ۚ ve Marut (isimli)
وَمَا onlar öğretmezlerdi
يُعَلِّمَانِ they both teach
مِنْ hiç kimseye
أَحَدٍ one
حَتَّىٰ demedikçe
يَقُولَآ they [both] say
إِنَّمَا şüphesiz
نَحْنُ biz
فِتْنَةٌۭ fitneyiz
فَلَا sakın küfre girmeyin
تَكْفُرْ ۖ disbelieve
فَيَتَعَلَّمُونَ fakat öğreniyorlardı
مِنْهُمَا bunlardan
مَا şeyi
يُفَرِّقُونَ ayıran
بِهِۦ onunla
بَيْنَ arasını
ٱلْمَرْءِ eşi
وَزَوْجِهِۦ ۚ ve karısının
وَمَا ve değildir
هُم ama onlar
بِضَآرِّينَ zarar veriyor
بِهِۦ onunla
مِنْ hiç kimseye
أَحَدٍ one
إِلَّا başka
بِإِذْنِ izninden
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın
وَيَتَعَلَّمُونَ onlar öğreniyorlardı
مَا şeyi
يَضُرُّهُمْ zarar veren
وَلَا değil
يَنفَعُهُمْ ۚ yarar vereni
وَلَقَدْ andolsun
عَلِمُوا۟ gayet iyi biliyorlardı ki
لَمَنِ kimsenin
ٱشْتَرَىٰهُ onu satın alan
مَا yoktur
لَهُۥ onun
فِى ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter
مِنْ bir nasibi
خَلَـٰقٍۢ ۚ share
وَلَبِئْسَ ve ne kötüdür
مَا şey
شَرَوْا۟ sattıkları
بِهِۦٓ onunla
أَنفُسَهُمْ ۚ kendilerini
لَوْ keşke
كَانُوا۟ (bunu) bilselerdi!
يَعْلَمُونَ (to) know
102
2:103
وَلَوْ ve eğer
أَنَّهُمْ şüphesiz onlar
ءَامَنُوا۟ iman etseler
وَٱتَّقَوْا۟ ve sakınmış olsalardı
لَمَثُوبَةٌۭ sevabı
مِّنْ katından
عِندِ from
ٱللَّهِ Allah'ın
خَيْرٌۭ ۖ daha hayırlı (olurdu)
لَّوْ keşke
كَانُوا۟ idi
يَعْلَمُونَ bilseler
103
2:104
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar)
لَا demeyin
تَقُولُوا۟ say
رَٰعِنَا Ra'ina (bizi gözet yahut: kaba söz)
وَقُولُوا۟ deyin
ٱنظُرْنَا unzurna (bize bak)
وَٱسْمَعُوا۟ ۗ ve dinleyin
وَلِلْكَـٰفِرِينَ ve kafirler için vardır
عَذَابٌ bir azab
أَلِيمٌۭ acı
104
2:105
مَّا arzu etmezler
يَوَدُّ like
ٱلَّذِينَ kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler)
مِنْ ehlinden
أَهْلِ (the) People
ٱلْكِتَـٰبِ kitab
وَلَا ve müşriklerden
ٱلْمُشْرِكِينَ those who associate partners (with Allah)
أَن indirilmesini
يُنَزَّلَ (there should) be sent down
عَلَيْكُم size
مِّنْ hiçbir
خَيْرٍۢ hayır
مِّن Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۗ your Lord
وَٱللَّهُ oysa Allah
يَخْتَصُّ tahsis eder
بِرَحْمَتِهِۦ rahmetini
مَن kimseye
يَشَآءُ ۚ dilediği
وَٱللَّهُ Allah
ذُو sahibidir
ٱلْفَضْلِ lutuf
ٱلْعَظِيمِ büyük
105
2:106
۞ مَا ne ki
نَنسَخْ biz neshedersek
مِنْ (bir parça)
ءَايَةٍ ayeti
أَوْ veya
نُنسِهَا onu unutturursak
نَأْتِ getiririz
بِخَيْرٍۢ daha iyisini
مِّنْهَآ ondan
أَوْ ya da
مِثْلِهَآ ۗ benzerini
أَلَمْ bilmez misin?
تَعْلَمْ you know
أَنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'ın
عَلَىٰ her şeye
كُلِّ every
شَىْءٍۢ thing
قَدِيرٌ gücü yeter
106
2:107
أَلَمْ bilmez misin?
تَعْلَمْ you know
أَنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
لَهُۥ onundur
مُلْكُ mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۗ ve yerin
وَمَا ve yoktur
لَكُم size
مِّن başka
دُونِ besides
ٱللَّهِ Allah'tan
مِن hiçbir
وَلِىٍّۢ koruyucu
وَلَا ve (ne de)
نَصِيرٍ bir yardımcı
107
2:108
أَمْ yoksa
تُرِيدُونَ arzu (mu) ediyorsunuz?
أَن istekte bulunmayı
تَسْـَٔلُوا۟ you ask
رَسُولَكُمْ rasulunüzden
كَمَا gibi
سُئِلَ istedikleri
مُوسَىٰ Musa'dan
مِن daha önce
قَبْلُ ۗ daha önce
وَمَن ve kim
يَتَبَدَّلِ değiştirirse
ٱلْكُفْرَ inkarı
بِٱلْإِيمَـٰنِ imana
فَقَدْ şüphesiz (o)
ضَلَّ sapıtmıştır
سَوَآءَ dümdüz
ٱلسَّبِيلِ yolu
108
2:109
وَدَّ isterler
كَثِيرٌۭ bir çoğu
مِّنْ ehlinden
أَهْلِ (the) People
ٱلْكِتَـٰبِ kitap
لَوْ şayet
يَرُدُّونَكُم sizi döndürmek
مِّنۢ sonra
بَعْدِ after
إِيمَـٰنِكُمْ imanınızdan
كُفَّارًا kafirler olarak
حَسَدًۭا hasetle
مِّنْ içlerindeki
عِندِ (of)
أَنفُسِهِم themselves
مِّنۢ sonra
بَعْدِ after
مَا apaçık belli olduktan
تَبَيَّنَ became clear
لَهُمُ onlara
ٱلْحَقُّ ۖ gerçek
فَٱعْفُوا۟ affedin
وَٱصْفَحُوا۟ hoş görün
حَتَّىٰ kadar
يَأْتِىَ getirinceye
ٱللَّهُ Allah
بِأَمْرِهِۦٓ ۗ emrini
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
عَلَىٰ her
كُلِّ every
شَىْءٍۢ şeye
قَدِيرٌۭ gücü yetendir
109
2:110
وَأَقِيمُوا۟ ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ namazı
وَءَاتُوا۟ ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ ۚ zekatı
وَمَا ne ki
تُقَدِّمُوا۟ ne gönderirsiniz
لِأَنفُسِكُم kendiniz için
مِّنْ hayırdan
خَيْرٍۢ good (deeds)
تَجِدُوهُ bulursunuz
عِندَ katında
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
بِمَا şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız
بَصِيرٌۭ görür
110
2:111
وَقَالُوا۟ ve dediler
لَن asla giremez
يَدْخُلَ will enter
ٱلْجَنَّةَ cennete
إِلَّا başkası
مَن kimseden
كَانَ olan
هُودًا Yahudi
أَوْ veyahut
نَصَـٰرَىٰ ۗ hıristiyan
تِلْكَ işte bu
أَمَانِيُّهُمْ ۗ onların kuruntusudur
قُلْ de ki
هَاتُوا۟ getirin
بُرْهَـٰنَكُمْ delilinizi
إِن eğer
كُنتُمْ iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru
111
2:112
بَلَىٰ hayır
مَنْ kim
أَسْلَمَ teslim ederse
وَجْهَهُۥ yüzünü
لِلَّهِ Allah'a
وَهُوَ ve o
مُحْسِنٌۭ işini güzel yaparak
فَلَهُۥٓ onun
أَجْرُهُۥ mükafatı
عِندَ yanındadır
رَبِّهِۦ Rabbinin
وَلَا ve yoktur
خَوْفٌ korku
عَلَيْهِمْ onlara
وَلَا ve yoktur
هُمْ onlara
يَحْزَنُونَ üzülmek
112
2:113
وَقَالَتِ ve dediler ki
ٱلْيَهُودُ Yahudiler
لَيْسَتِ değiller
ٱلنَّصَـٰرَىٰ Hıristiyanlar
عَلَىٰ üzerinde
شَىْءٍۢ bir şey (temel)
وَقَالَتِ ve dediler ki
ٱلنَّصَـٰرَىٰ Hıristiyanlar da
لَيْسَتِ değildirler
ٱلْيَهُودُ Yahudiler
عَلَىٰ üzerinde
شَىْءٍۢ bir şey (temel)
وَهُمْ oysa onlar
يَتْلُونَ okuyorlar
ٱلْكِتَـٰبَ ۗ Kitabı
كَذَٰلِكَ böylece
قَالَ söylediler
ٱلَّذِينَ kimseler
لَا bilmeyen(ler)
يَعْلَمُونَ know
مِثْلَ benzerini
قَوْلِهِمْ ۚ onların sözlerinin
فَٱللَّهُ artık Allah
يَحْكُمُ hüküm verecektir
بَيْنَهُمْ aralarında
يَوْمَ günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet
فِيمَا şey hakkında
كَانُوا۟ oldukları
فِيهِ onda
يَخْتَلِفُونَ ihtilaf halinde
113
2:114
وَمَنْ ve kim olabilir
أَظْلَمُ daha zalim
مِمَّن kimseden
مَّنَعَ men eden
مَسَـٰجِدَ mescidlerinde
ٱللَّهِ Allah'ın
أَن anılmasına
يُذْكَرَ be mentioned
فِيهَا içinde
ٱسْمُهُۥ isminin
وَسَعَىٰ ve çalışandan
فِى onların harabolmasına
خَرَابِهَآ ۚ their destruction
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte
مَا yoktur
كَانَ olmaları
لَهُمْ onlar için
أَن girmeleri
يَدْخُلُوهَآ they enter them
إِلَّا dışında
خَآئِفِينَ ۚ korka korka
لَهُمْ onlar için vardır
فِى dünyada
ٱلدُّنْيَا the world
خِزْىٌۭ rezillik
وَلَهُمْ ve vardır
فِى ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter
عَذَابٌ azap
عَظِيمٌۭ büyük bir
114
2:115
وَلِلَّهِ ve Allah'ındır
ٱلْمَشْرِقُ doğu da
وَٱلْمَغْرِبُ ۚ batı da
فَأَيْنَمَا nereye
تُوَلُّوا۟ dönerseniz
فَثَمَّ oradadır
وَجْهُ yüzü (zatı)
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'(ın)
وَٰسِعٌ (rahmeti ve ni'meti) boldur
عَلِيمٌۭ (her şeyi) bilendir
115
2:116
وَقَالُوا۟ ve dediler ki
ٱتَّخَذَ edindi
ٱللَّهُ Allah
وَلَدًۭا ۗ çocuk
سُبْحَـٰنَهُۥ ۖ O yücedir
بَل bilakis
لَّهُۥ onundur
مَا ne varsa
فِى göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerde
كُلٌّۭ hepsi
لَّهُۥ O'na
قَـٰنِتُونَ boyun eğmiştir
116
2:117
بَدِيعُ (O) yaratıcısıdır
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ ve yerin
وَإِذَا zaman
قَضَىٰٓ hükmettiği
أَمْرًۭا bir işe (şeye)
فَإِنَّمَا şüphesiz sadece
يَقُولُ der
لَهُۥ ona
كُن ol
فَيَكُونُ hemen oluverir
117
2:118
وَقَالَ dediler ki
ٱلَّذِينَ kimseler
لَا bilmeyen(ler)
يَعْلَمُونَ know
لَوْلَا değil miydi?
يُكَلِّمُنَا bizimle konuşmalı
ٱللَّهُ Allah
أَوْ ya da
تَأْتِينَآ bize gelmeli
ءَايَةٌۭ ۗ bir ayet (mu'cize)
كَذَٰلِكَ işte böyle
قَالَ söyle(mişler)di
ٱلَّذِينَ kimseler
مِن onlardan önceki(ler de)
قَبْلِهِم before them
مِّثْلَ benzerini
قَوْلِهِمْ ۘ onların dediklerinin
تَشَـٰبَهَتْ birbirine benzedi
قُلُوبُهُمْ ۗ kalbleri
قَدْ elbette
بَيَّنَّا iyice açıkladık
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri
لِقَوْمٍۢ kavimler için
يُوقِنُونَ bilmek isteyen
118
2:119
إِنَّآ doğrusu biz
أَرْسَلْنَـٰكَ seni gönderdik
بِٱلْحَقِّ gerçekle
بَشِيرًۭا müjdeleyici
وَنَذِيرًۭا ۖ ve uyarıcı olarak
وَلَا değilsin
تُسْـَٔلُ sen sorumlu
عَنْ halkından
أَصْحَـٰبِ (the) companions
ٱلْجَحِيمِ cehennem
119
2:120
وَلَن ve olmazlar
تَرْضَىٰ razı
عَنكَ senden
ٱلْيَهُودُ (ne) yahudiler
وَلَا (ne de)
ٱلنَّصَـٰرَىٰ hıristiyanlar
حَتَّىٰ kadar
تَتَّبِعَ sen uyuncaya
مِلَّتَهُمْ ۗ onların milletine (dinine)
قُلْ de ki
إِنَّ şüphesiz
هُدَى hidayeti
ٱللَّهِ Allah'ın
هُوَ odur
ٱلْهُدَىٰ ۗ asıl doğru yol
وَلَئِنِ eğer
ٱتَّبَعْتَ uyarsan
أَهْوَآءَهُم onların arzularına
بَعْدَ sonra
ٱلَّذِى sana gelen
جَآءَكَ has come to you
مِنَ ilimden
ٱلْعِلْمِ ۙ the knowledge
مَا yoktur
لَكَ sana
مِنَ Allah'tan
ٱللَّهِ Allah
مِن hiç
وَلِىٍّۢ bir dost
وَلَا ve hiç
نَصِيرٍ bir yardımcı
120
2:121
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ kendilerine verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı
يَتْلُونَهُۥ onu okuyanlar
حَقَّ doğru bir
تِلَاوَتِهِۦٓ okuyuşla
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar
يُؤْمِنُونَ inananlardır
بِهِۦ ۗ ona
وَمَن ve kim
يَكْفُرْ inkar ederse
بِهِۦ onu
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte
هُمُ onlar
ٱلْخَـٰسِرُونَ ziyana uğrayanlardır
121
2:122
يَـٰبَنِىٓ Ey oğulları
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail
ٱذْكُرُوا۟ hatırlayın
نِعْمَتِىَ ni'meti
ٱلَّتِىٓ verdiğim
أَنْعَمْتُ I bestowed
عَلَيْكُمْ size
وَأَنِّى gerçekten
فَضَّلْتُكُمْ sizi üstün kıldığımı
عَلَى üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemler
122
2:123
وَٱتَّقُوا۟ sakının
يَوْمًۭا şu günden (ki)
لَّا cezasını çekmez
تَجْزِى will avail
نَفْسٌ kimse
عَن kimsenin
نَّفْسٍۢ (another) soul
شَيْـًۭٔا bir şeyle
وَلَا ve kabul edilmez
يُقْبَلُ will be accepted
مِنْهَا ondan
عَدْلٌۭ fidye
وَلَا ona fayda vermez
تَنفَعُهَا will benefit it
شَفَـٰعَةٌۭ şefaat
وَلَا onlara
هُمْ they
يُنصَرُونَ yardım da edilmez
123
2:124
۞ وَإِذِ zaman
ٱبْتَلَىٰٓ imtihan ettiği;
إِبْرَٰهِـۧمَ İbrahim'i
رَبُّهُۥ Rabbi
بِكَلِمَـٰتٍۢ kelimelerle
فَأَتَمَّهُنَّ ۖ o da onları tamamlamıştı
قَالَ (Allah) dedi ki
إِنِّى şüphesiz ben
جَاعِلُكَ seni yapacağım
لِلنَّاسِ insanlar için
إِمَامًۭا ۖ önder
قَالَ (İbrahim) dedi ki
وَمِن benim soyumdan da
ذُرِّيَّتِى ۖ my offspring
قَالَ buyurdu
لَا ulaşmaz
يَنَالُ reach
عَهْدِى ahdim
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalimlere
124
2:125
وَإِذْ hani
جَعَلْنَا biz kıldık
ٱلْبَيْتَ Beyt'i (Ka'be'yi)
مَثَابَةًۭ toplanma yeri
لِّلنَّاسِ insanlara
وَأَمْنًۭا ve güven yeri
وَٱتَّخِذُوا۟ siz de edinin
مِن makamından
مَّقَامِ (the) standing place
إِبْرَٰهِـۧمَ İbrahim'in
مُصَلًّۭى ۖ bir namaz yeri
وَعَهِدْنَآ ve emretmiştik
إِلَىٰٓ İbrahim'e
إِبْرَٰهِـۧمَ Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ ve İsma'il'e
أَن temizlemesini
طَهِّرَا [You both] purify
بَيْتِىَ ev'imi
لِلطَّآئِفِينَ tavaf edenler için
وَٱلْعَـٰكِفِينَ ibadete kapananlar
وَٱلرُّكَّعِ ve rüku edenler
ٱلسُّجُودِ secde edenler
125
2:126
وَإِذْ ve hani
قَالَ demişti ki
إِبْرَٰهِـۧمُ İbrahim
رَبِّ Rabbim
ٱجْعَلْ kıl
هَـٰذَا bu
بَلَدًا şehri
ءَامِنًۭا güvenli
وَٱرْزُقْ ve rızıklandır
أَهْلَهُۥ halkını
مِنَ ürünlerle
ٱلثَّمَرَٰتِ fruits
مَنْ kimseleri
ءَامَنَ inanan
مِنْهُم onlardan
بِٱللَّهِ Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۖ ahiret
قَالَ (Rabbi) buyurdu ki
وَمَن kimseyi
كَفَرَ inkar eden
فَأُمَتِّعُهُۥ onu geçindiririm
قَلِيلًۭا az bir (süre)
ثُمَّ sonra
أَضْطَرُّهُۥٓ onu mahkum ederim
إِلَىٰ azabına
عَذَابِ (the) punishment
ٱلنَّارِ ۖ cehennem
وَبِئْسَ ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ dönüş yeridir
126
2:127
وَإِذْ ve hani
يَرْفَعُ yükseltiyordu
إِبْرَٰهِـۧمُ İbrahim
ٱلْقَوَاعِدَ temellerini
مِنَ Ev'in
ٱلْبَيْتِ the House
وَإِسْمَـٰعِيلُ İsma'il'(le beraber)
رَبَّنَا Rabbi'imiz
تَقَبَّلْ kabul buyur
مِنَّآ ۖ bizden
إِنَّكَ kuşkusuz sen
أَنتَ (yalnız) sen
ٱلسَّمِيعُ işitensin
ٱلْعَلِيمُ bilensin
127
2:128
رَبَّنَا Rabbimiz
وَٱجْعَلْنَا bizi yap
مُسْلِمَيْنِ teslim olanlardan
لَكَ sana
وَمِن neslimizden de
ذُرِّيَّتِنَآ our offspring
أُمَّةًۭ bir ümmet (çıkar)
مُّسْلِمَةًۭ teslim olan
لَّكَ sana
وَأَرِنَا ve bize göster
مَنَاسِكَنَا ibadet yollarımızı
وَتُبْ ve tevbemizi kabul et
عَلَيْنَآ ۖ bizden
إِنَّكَ şüphesiz sen
أَنتَ (ancak) sensin
ٱلتَّوَّابُ tevbeleri kabul eden
ٱلرَّحِيمُ çok merhametli olan
128
2:129
رَبَّنَا Rabbimiz
وَٱبْعَثْ gönder
فِيهِمْ onlara
رَسُولًۭا bir elçi
مِّنْهُمْ kendi içlerinden
يَتْلُوا۟ okuyacak
عَلَيْهِمْ kendilerine
ءَايَـٰتِكَ senin ayetlerini
وَيُعَلِّمُهُمُ ve onlara öğretecek
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti
وَيُزَكِّيهِمْ ۚ ve onları temizleyecek
إِنَّكَ şüphesiz sensin
أَنتَ yalnız sen
ٱلْعَزِيزُ Aziz olan
ٱلْحَكِيمُ Hakim olan
129
2:130
وَمَن ve kim ki
يَرْغَبُ yüz çevirir
عَن milletinden (dininden)
مِّلَّةِ (the) religion
إِبْرَٰهِـۧمَ İbrahim'in
إِلَّا başka
مَن kimseen
سَفِهَ sefih kılan
نَفْسَهُۥ ۚ nefsini
وَلَقَدِ Andolsun ki
ٱصْطَفَيْنَـٰهُ biz onu seçmiştik
فِى dünyada
ٱلدُّنْيَا ۖ the world
وَإِنَّهُۥ ve şüphesiz o
فِى ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter
لَمِنَ salihlerdendir
ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous
130
2:131
إِذْ hani
قَالَ demişti
لَهُۥ ona
رَبُّهُۥٓ Rabbi
أَسْلِمْ ۖ İslam ol (teslim ol)
قَالَ dedi
أَسْلَمْتُ teslim oldum
لِرَبِّ Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ alemlerin
131
2:132
وَوَصَّىٰ ve vasiyyet etti
بِهَآ bunu
إِبْرَٰهِـۧمُ İbrahim
بَنِيهِ kendi oğullarına
وَيَعْقُوبُ ve Ya'kub da
يَـٰبَنِىَّ Ey oğullarım
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
ٱصْطَفَىٰ seçti
لَكُمُ sizin için
ٱلدِّينَ bu dini
فَلَا öyleyse ölmeyin
تَمُوتُنَّ (should) you die
إِلَّا başka (bir şekilde)
وَأَنتُم sizler
مُّسْلِمُونَ müslümanlar olmaktan
132
2:133
أَمْ yoksa
كُنتُمْ siz
شُهَدَآءَ şahit miydiniz
إِذْ zaman
حَضَرَ geldiği
يَعْقُوبَ Ya'kub'a
ٱلْمَوْتُ ölüm hali
إِذْ o zaman
قَالَ (Ya'kub) dedi ki
لِبَنِيهِ oğullarına
مَا neye
تَعْبُدُونَ kulluk edeceksiniz
مِنۢ benden sonra
بَعْدِى after me
قَالُوا۟ dediler ki
نَعْبُدُ kulluk edeceğiz
إِلَـٰهَكَ senin tanrına
وَإِلَـٰهَ ve tanrısına
ءَابَآئِكَ ataların
إِبْرَٰهِـۧمَ İbrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ ve İsma'il
وَإِسْحَـٰقَ ve İshak'ın
إِلَـٰهًۭا Tanrı'sına
وَٰحِدًۭا tek
وَنَحْنُ ve biz
لَهُۥ O'na
مُسْلِمُونَ teslim olanlarız
133
2:134
تِلْكَ onlar
أُمَّةٌۭ bir ümmetti
قَدْ elbette
خَلَتْ ۖ gelip geçti
لَهَا kendilerine
مَا şeyler
كَسَبَتْ onların kazandıkları
وَلَكُم size aittir
مَّا şeyler
كَسَبْتُمْ ۖ sizin kazandıklarınız
وَلَا siz sorulmazsınız
تُسْـَٔلُونَ you will be asked
عَمَّا şeyden
كَانُوا۟ oldukları
يَعْمَلُونَ onların yapıyor
134
2:135
وَقَالُوا۟ ve dediler
كُونُوا۟ olun ki
هُودًا Yahudi
أَوْ veya
نَصَـٰرَىٰ hıristiyan
تَهْتَدُوا۟ ۗ doğru yolu bulasınız
قُلْ de ki
بَلْ bilakis (uyarız)
مِلَّةَ milletine (dinine)
إِبْرَٰهِـۧمَ İbrahim'in
حَنِيفًۭا ۖ hanif
وَمَا O değildi
كَانَ he was
مِنَ ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ those who associated partners (with Allah)
135
2:136
قُولُوٓا۟ deyin
ءَامَنَّا inandık
بِٱللَّهِ Allah'a
وَمَآ ve şeye
أُنزِلَ indirilen
إِلَيْنَا bize
وَمَآ ve şeye
أُنزِلَ indirilen
إِلَىٰٓ İbrahim'e
إِبْرَٰهِـۧمَ Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ ve İsma'il'e
وَإِسْحَـٰقَ ve İshak'a
وَيَعْقُوبَ ve Ya'kub'a
وَٱلْأَسْبَاطِ ve torunlarına
وَمَآ ve şeye
أُوتِىَ verilen
مُوسَىٰ Musa'ya
وَعِيسَىٰ ve Îsa'ya
وَمَآ ve şeye
أُوتِىَ verilen
ٱلنَّبِيُّونَ peygamberlere
مِن Rablerinden
رَّبِّهِمْ Rableri
لَا ayırım yapmayız
نُفَرِّقُ we make distinction
بَيْنَ arasında
أَحَدٍۢ hiçbiri
مِّنْهُمْ onların
وَنَحْنُ ve biz
لَهُۥ O'na
مُسْلِمُونَ teslim olanlarız
136
2:137
فَإِنْ eğer
ءَامَنُوا۟ iman ederlerse
بِمِثْلِ gibi
مَآ sizin iman ettiğiniz
ءَامَنتُم you have believed
بِهِۦ ona
فَقَدِ elbette
ٱهْتَدَوا۟ ۖ doğru yolu bulmuş olurlar
وَّإِن eğer
تَوَلَّوْا۟ dönerlerse
فَإِنَّمَا mutlaka
هُمْ onlar
فِى içine
شِقَاقٍۢ ۖ anlaşmazlık (düşerler)
فَسَيَكْفِيكَهُمُ onlara karşı sana yeter
ٱللَّهُ ۚ Allah
وَهُوَ ve O
ٱلسَّمِيعُ işitendir
ٱلْعَلِيمُ bilendir
137
2:138
صِبْغَةَ boyası (ile boyan)
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın
وَمَنْ ve kimdir
أَحْسَنُ daha güzeli
مِنَ Allah'tan
ٱللَّهِ Allah
صِبْغَةًۭ ۖ boyası
وَنَحْنُ ve biz ancak
لَهُۥ O'na
عَـٰبِدُونَ kulluk ederiz
138
2:139
قُلْ söyle (onlara)
أَتُحَآجُّونَنَا bizimle tartışıyor musunuz?
فِى hakkında
ٱللَّهِ Allah
وَهُوَ O iken
رَبُّنَا bizim de Rabbimiz
وَرَبُّكُمْ sizin de Rabbiniz
وَلَنَآ bizimdir
أَعْمَـٰلُنَا bizim yaptıklarımız
وَلَكُمْ sizindir
أَعْمَـٰلُكُمْ sizin yaptıklarınız
وَنَحْنُ ve biz
لَهُۥ O'na
مُخْلِصُونَ gönülden bağlananlarız
139
2:140
أَمْ yoksa
تَقُولُونَ söylüyor(mu)sunuz
إِنَّ şüphesiz
إِبْرَٰهِـۧمَ İbrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ ve İsma'il
وَإِسْحَـٰقَ ve İshak
وَيَعْقُوبَ ve Ya'kub
وَٱلْأَسْبَاطَ ve torunlarının
كَانُوا۟ olduklarını
هُودًا yahudi
أَوْ yahut
نَصَـٰرَىٰ ۗ hıristiyan
قُلْ de ki
ءَأَنتُمْ siz mi
أَعْلَمُ daha iyi bilirsiniz
أَمِ yoksa
ٱللَّهُ ۗ Allah (mı)
وَمَنْ ve kimdir
أَظْلَمُ daha zalim
مِمَّن kimseden
كَتَمَ gizleyen
شَهَـٰدَةً şahitliği
عِندَهُۥ yanında bulunan
مِنَ tarafından
ٱللَّهِ ۗ Allah
وَمَا ve değildir
ٱللَّهُ Allah
بِغَـٰفِلٍ gafil
عَمَّا yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ you do
140
2:141
تِلْكَ İşte onlar
أُمَّةٌۭ bir ümmetti
قَدْ ki
خَلَتْ ۖ gelip geçti
لَهَا onlarındır
مَا şeyler
كَسَبَتْ kazandıkları
وَلَكُم ve sizindir
مَّا şeyler
كَسَبْتُمْ ۖ sizin kazandıklarınız
وَلَا sorulmazsınız
تُسْـَٔلُونَ you will be asked
عَمَّا şeylerden
كَانُوا۟ oldukları
يَعْمَلُونَ onların yapıyor
141
2:142
۞ سَيَقُولُ diyecekler ki
ٱلسُّفَهَآءُ bazı beyinsizler
مِنَ insanlardan
ٱلنَّاسِ the people
مَا nedir
وَلَّىٰهُمْ onları çeviren
عَن kıblelerinden
قِبْلَتِهِمُ their direction of prayer
ٱلَّتِى o ki
كَانُوا۟ bulunurlar
عَلَيْهَا ۚ üzerinde
قُل de ki
لِّلَّهِ Allah'ındır
ٱلْمَشْرِقُ doğu
وَٱلْمَغْرِبُ ۚ ve batı
يَهْدِى O iletir
مَن kimseyi
يَشَآءُ dilediğini (dileyeni)
إِلَىٰ yola
صِرَٰطٍۢ a path
مُّسْتَقِيمٍۢ doğru
142
2:143
وَكَذَٰلِكَ ve böylece
جَعَلْنَـٰكُمْ sizi kıldık
أُمَّةًۭ bir ümmet
وَسَطًۭا vasat
لِّتَكُونُوا۟ olmanız için
شُهَدَآءَ şahit
عَلَى insanlara
ٱلنَّاسِ the mankind
وَيَكُونَ ve olması için
ٱلرَّسُولُ rasulün (de)
عَلَيْكُمْ size
شَهِيدًۭا ۗ şahit
وَمَا ve yap(ma)dık
جَعَلْنَا We made
ٱلْقِبْلَةَ bir kıble
ٱلَّتِى olduğunuzu
كُنتَ you were used to
عَلَيْهَآ üzerinde
إِلَّا sadece (yaptık)
لِنَعْلَمَ bilmek için
مَن kimseyi
يَتَّبِعُ uyan
ٱلرَّسُولَ Elçi'ye
مِمَّن kimseden
يَنقَلِبُ geriye dönen
عَلَىٰ üzerinde
عَقِبَيْهِ ۚ ökçesi
وَإِن ve elbette
كَانَتْ ağır gelir
لَكَبِيرَةً certainly a great (test)
إِلَّا başkasına
عَلَى kimseye
ٱلَّذِينَ onlar ki
هَدَى yol gösterdiği
ٱللَّهُ ۗ Allah'ın
وَمَا değildir
كَانَ Allah
ٱللَّهُ Allah
لِيُضِيعَ zayi edecek
إِيمَـٰنَكُمْ ۚ sizin imanınızı
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
بِٱلنَّاسِ insanlara
لَرَءُوفٌۭ şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ merhametlidir
143
2:144
قَدْ elbette
نَرَىٰ görüyoruz
تَقَلُّبَ çevrilip durduğunu
وَجْهِكَ yüzünün
فِى doğru
ٱلسَّمَآءِ ۖ göğe
فَلَنُوَلِّيَنَّكَ elbette seni döndüreceğiz
قِبْلَةًۭ bir kıbleye
تَرْضَىٰهَا ۚ hoşlanacağın
فَوَلِّ (Bundan böyle) çevir
وَجْهَكَ yüzünü
شَطْرَ tarafına
ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ Haram'a
وَحَيْثُ ve nerede
مَا olursanız
كُنتُمْ you are
فَوَلُّوا۟ çevirin
وُجُوهَكُمْ yüzlerinizi
شَطْرَهُۥ ۗ o yöne
وَإِنَّ şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler
أُوتُوا۟ verilen
ٱلْكِتَـٰبَ kitap
لَيَعْلَمُونَ elbette bilirler
أَنَّهُ bunun
ٱلْحَقُّ bir gerçek olduğunu
مِن Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۗ Rableri
وَمَا değildir
ٱللَّهُ Allah
بِغَـٰفِلٍ habersiz
عَمَّا onların yaptıklarından
يَعْمَلُونَ they do
144
2:145
وَلَئِنْ ve eğer
أَتَيْتَ sen getirsen
ٱلَّذِينَ kimselere
أُوتُوا۟ verilen
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap
بِكُلِّ her türlü
ءَايَةٍۢ ayeti
مَّا değildir
تَبِعُوا۟ uyacak
قِبْلَتَكَ ۚ senin kıblene
وَمَآ ve değilsin
أَنتَ sen (de)
بِتَابِعٍۢ uyacak
قِبْلَتَهُمْ ۚ onların kıblesine
وَمَا ve değildir
بَعْضُهُم onların bazısı
بِتَابِعٍۢ uymazlar
قِبْلَةَ kıblesine
بَعْضٍۢ ۚ diğerlerinin
وَلَئِنِ ve eğer
ٱتَّبَعْتَ uyarsan
أَهْوَآءَهُم onların keyiflerine
مِّنۢ sonraden
بَعْدِ after
مَا şey(den)
جَآءَكَ sana gelen
مِنَ ilimden
ٱلْعِلْمِ ۙ the knowledge
إِنَّكَ şüphesiz sen
إِذًۭا o takdirde
لَّمِنَ zalimlerden (olursun)
ٱلظَّـٰلِمِينَ the wrongdoers
145
2:146
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ kendilerine verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap
يَعْرِفُونَهُۥ onu tanırlar
كَمَا gibi
يَعْرِفُونَ tanıdıkları
أَبْنَآءَهُمْ ۖ oğullarını
وَإِنَّ ve (yine) elbette
فَرِيقًۭا bir grup
مِّنْهُمْ onlardan
لَيَكْتُمُونَ gizlerler
ٱلْحَقَّ gerçeği
وَهُمْ onlar
يَعْلَمُونَ bildikleri (halde)
146
2:147
ٱلْحَقُّ Gerçek
مِن Rabbindendir
رَّبِّكَ ۖ your Lord
فَلَا artık olma
تَكُونَنَّ be
مِنَ kuşkulananlardan
ٱلْمُمْتَرِينَ the doubters
147
2:148
وَلِكُلٍّۢ her (ümmetin) vardır
وِجْهَةٌ bir yönü
هُوَ o(nun)
مُوَلِّيهَا ۖ yöneldiği
فَٱسْتَبِقُوا۟ O halde koşun
ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ hayır işlerine
أَيْنَ nerede
مَا olsanız
تَكُونُوا۟ you will be
يَأْتِ getirir
بِكُمُ sizi
ٱللَّهُ Allah
جَمِيعًا ۚ bir araya
إِنَّ kuşkusuz
ٱللَّهَ Allah
عَلَىٰ üzerine
كُلِّ her
شَىْءٍۢ şey
قَدِيرٌۭ kadirdir
148
2:149
وَمِنْ ve
حَيْثُ nereden
خَرَجْتَ çıkarsan (yola)
فَوَلِّ çevir
وَجْهَكَ yüzünü
شَطْرَ tarafına
ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۖ Haram
وَإِنَّهُۥ bu elbette
لَلْحَقُّ bir gerçektir
مِن Rabbinden
رَّبِّكَ ۗ your Lord
وَمَا ve değildir
ٱللَّهُ Allah
بِغَـٰفِلٍ habersiz
عَمَّا yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ you do
149
2:150
وَمِنْ ve
حَيْثُ nereden
خَرَجْتَ çıkarsan (yola)
فَوَلِّ çevir
وَجْهَكَ yüzünü
شَطْرَ doğru
ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ Haram'a
وَحَيْثُ ve nerede
مَا olursanız
كُنتُمْ you (all) are
فَوَلُّوا۟ çevirin
وُجُوهَكُمْ yüzünüzü
شَطْرَهُۥ o yana
لِئَلَّا diye
يَكُونَ olmasın
لِلنَّاسِ hiç kimsenin
عَلَيْكُمْ aleyhinizde
حُجَّةٌ bir delili
إِلَّا başkasının
ٱلَّذِينَ kimselerden
ظَلَمُوا۟ zalim olan
مِنْهُمْ onlardan
فَلَا onlardan çekinmeyin
تَخْشَوْهُمْ fear them
وَٱخْشَوْنِى benden çekinin
وَلِأُتِمَّ ve tamamlayayım
نِعْمَتِى ni'metimi
عَلَيْكُمْ size
وَلَعَلَّكُمْ umulur ki
تَهْتَدُونَ hidayete erersiniz
150
2:151
كَمَآ gibi
أَرْسَلْنَا gönderdiğimiz
فِيكُمْ kendi içinizden
رَسُولًۭا bir Elçi
مِّنكُمْ sizden olan
يَتْلُوا۟ okuyan
عَلَيْكُمْ size
ءَايَـٰتِنَا ayetlerimizi
وَيُزَكِّيكُمْ ve sizi temizleyen
وَيُعَلِّمُكُمُ ve size öğreten
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti
وَيُعَلِّمُكُم ve size öğreten
مَّا şeyleri
لَمْ olduğunuz
تَكُونُوا۟ you were
تَعْلَمُونَ bilmiyor
151
2:152
فَٱذْكُرُونِىٓ Öyle ise beni anın
أَذْكُرْكُمْ ben de sizi anayım
وَٱشْكُرُوا۟ ve şükredin
لِى bana
وَلَا ve
تَكْفُرُونِ inkar etmeyin
152
2:153
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan
ٱسْتَعِينُوا۟ (Allah'tan) yardım isteyin
بِٱلصَّبْرِ sabır ile
وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ ve namazla
إِنَّ muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah
مَعَ beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenlerle
153
2:154
وَلَا demeyin
تَقُولُوا۟ say
لِمَن kimselere
يُقْتَلُ öldürülen
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
أَمْوَٰتٌۢ ۚ ölüdürler
بَلْ bilakis
أَحْيَآءٌۭ onlar diridirler
وَلَـٰكِن ama
لَّا olmazsınız
تَشْعُرُونَ siz farkında
154
2:155
وَلَنَبْلُوَنَّكُم andolsun sizi imtihan edeceğiz
بِشَىْءٍۢ şeylerle
مِّنَ (gibi)
ٱلْخَوْفِ korku
وَٱلْجُوعِ ve açlık
وَنَقْصٍۢ ve noksanlığı
مِّنَ mallarınızın
ٱلْأَمْوَٰلِ [the] wealth
وَٱلْأَنفُسِ ve canlarınızın
وَٱلثَّمَرَٰتِ ۗ ve ürünlerinizin
وَبَشِّرِ ve müjdele
ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenleri
155
2:156
ٱلَّذِينَ onlar ki
إِذَآ zaman
أَصَـٰبَتْهُم onlara eriştiği
مُّصِيبَةٌۭ bir bela
قَالُوٓا۟ derler
إِنَّا şüphesiz biz
لِلَّهِ Allah içiniz
وَإِنَّآ ve şüphesiz biz
إِلَيْهِ O'na
رَٰجِعُونَ döneceğiz
156
2:157
أُو۟لَـٰٓئِكَ İşte
عَلَيْهِمْ hep onlar içindir
صَلَوَٰتٌۭ bağışlamalar
مِّن Rablerinden
رَّبِّهِمْ Rableri
وَرَحْمَةٌۭ ۖ ve rahmet
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte
هُمُ onlardır
ٱلْمُهْتَدُونَ doğru yolu bulanlar
157
2:158
۞ إِنَّ şüphesiz
ٱلصَّفَا Safa
وَٱلْمَرْوَةَ ve Merve
مِن nişanlarındandır
شَعَآئِرِ (the) symbols
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın
فَمَنْ kim
حَجَّ hacceder
ٱلْبَيْتَ Ev'i
أَوِ ya da
ٱعْتَمَرَ ömre yaparsa
فَلَا yoktur
جُنَاحَ hiçbir günah
عَلَيْهِ kendisine
أَن tavaf etmesinde
يَطَّوَّفَ he walks
بِهِمَا ۚ onları
وَمَن ve kim
تَطَوَّعَ kendiliğinden yaparsa
خَيْرًۭا bir iyilik
فَإِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
شَاكِرٌ karşılığını verir
عَلِيمٌ (yaptığını) bilir
158
2:159
إِنَّ doğrusu
ٱلَّذِينَ kimseler
يَكْتُمُونَ gizleyen
مَآ şeyleri
أَنزَلْنَا indirdiğimiz
مِنَ açık delillerden
ٱلْبَيِّنَـٰتِ the clear proofs
وَٱلْهُدَىٰ ve hidayeti
مِنۢ sonra
بَعْدِ after
مَا biz açıkça belirttikten
بَيَّنَّـٰهُ We made clear
لِلنَّاسِ insanlara
فِى Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ ۙ the Book
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlara
يَلْعَنُهُمُ la'net eder
ٱللَّهُ Allah
وَيَلْعَنُهُمُ ve la'net eder
ٱللَّـٰعِنُونَ bütün la'net edebilenler
159
2:160
إِلَّا ancak hariç
ٱلَّذِينَ (kimseler)
تَابُوا۟ tevbe edip
وَأَصْلَحُوا۟ uslananlar
وَبَيَّنُوا۟ ve (gerçeği) açıklayanlar
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar
أَتُوبُ tevbelerini kabul ederim
عَلَيْهِمْ ۚ onların
وَأَنَا çünkü ben
ٱلتَّوَّابُ tevbeyi çok kabul edenim
ٱلرَّحِيمُ çok esirgeyenim
160
2:161
إِنَّ doğrusu
ٱلَّذِينَ kimseler
كَفَرُوا۟ inkar edip te
وَمَاتُوا۟ ölen
وَهُمْ ve onlar
كُفَّارٌ kafir olarak
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte
عَلَيْهِمْ onların üstünedir
لَعْنَةُ la'neti
ٱللَّهِ Allah'ın
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ ve meleklerin
وَٱلنَّاسِ ve insanların
أَجْمَعِينَ tüm
161
2:162
خَـٰلِدِينَ ebedi kalırlar
فِيهَا ۖ (la'net) içinde
لَا hafifletilmez
يُخَفَّفُ will be lightened
عَنْهُمُ onlardan
ٱلْعَذَابُ azab;
وَلَا ve yoktur
هُمْ onlara
يُنظَرُونَ gözetme
162
2:163
وَإِلَـٰهُكُمْ Tanrınız
إِلَـٰهٌۭ Tanrı'dır
وَٰحِدٌۭ ۖ bir tek
لَّآ yoktur
إِلَـٰهَ tanrı
إِلَّا başka
هُوَ O'ndan
ٱلرَّحْمَـٰنُ Rahman'dır
ٱلرَّحِيمُ Rahim'dir
163
2:164
إِنَّ şüphesiz
فِى yaratılışında
خَلْقِ (the) creation
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerin
وَٱلْأَرْضِ ve yerin
وَٱخْتِلَـٰفِ ve değişmesinde
ٱلَّيْلِ gece
وَٱلنَّهَارِ ve gündüzün
وَٱلْفُلْكِ ve gemilerde
ٱلَّتِى taşıyıp giden
تَجْرِى sail
فِى denizde
ٱلْبَحْرِ the sea
بِمَا şeyleri
يَنفَعُ faydasına olan
ٱلنَّاسَ insanların
وَمَآ indirip
أَنزَلَ (has) sent down
ٱللَّهُ Allah'ın
مِنَ gökten
ٱلسَّمَآءِ gökyüzü
مِن su
مَّآءٍۢ water
فَأَحْيَا dirilterek
بِهِ onunla
ٱلْأَرْضَ yeri
بَعْدَ sonra
مَوْتِهَا öldükten
وَبَثَّ yaymasında
فِيهَا orada
مِن her çeşitten
كُلِّ every
دَآبَّةٍۢ canlıyı
وَتَصْرِيفِ ve evirip çevirmesinde
ٱلرِّيَـٰحِ rüzgarları
وَٱلسَّحَابِ ve bulutları
ٱلْمُسَخَّرِ emre hazır bekleyen
بَيْنَ arasında
ٱلسَّمَآءِ gökyüzü
وَٱلْأَرْضِ ve gök
لَـَٔايَـٰتٍۢ elbette deliller vardır
لِّقَوْمٍۢ bir topluluk için
يَعْقِلُونَ düşünen
164
2:165
وَمِنَ İnsanlardan
ٱلنَّاسِ the mankind
مَن kimi
يَتَّخِذُ tutar
مِن başka
دُونِ besides
ٱللَّهِ Allah'tan
أَندَادًۭا eşler
يُحِبُّونَهُمْ onları severler
كَحُبِّ sever gibi
ٱللَّهِ ۖ Allah'ı
وَٱلَّذِينَ (kimseler)
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar)
أَشَدُّ en çok
حُبًّۭا severler
لِّلَّهِ ۗ Allah'ı
وَلَوْ keşke
يَرَى görselerdi
ٱلَّذِينَ (kimseler)
ظَلَمُوٓا۟ zulmedenler
إِذْ zaman
يَرَوْنَ gördükleri
ٱلْعَذَابَ azabı
أَنَّ gerçekten
ٱلْقُوَّةَ kuvvetin
لِلَّهِ Allah'a aittir
جَمِيعًۭا bütünüyle
وَأَنَّ ve gerçekten
ٱللَّهَ Allah'ın
شَدِيدُ şiddetlidir
ٱلْعَذَابِ azabı
165
2:166
إِذْ işte
تَبَرَّأَ uzak durdular
ٱلَّذِينَ kimseler
ٱتُّبِعُوا۟ uyulan
مِنَ kimselerden
ٱلَّذِينَ onlar ki
ٱتَّبَعُوا۟ uyan
وَرَأَوُا۟ gördüler
ٱلْعَذَابَ azabı
وَتَقَطَّعَتْ kesildi
بِهِمُ onların
ٱلْأَسْبَابُ bağları
166
2:167
وَقَالَ ve şöyle dediler
ٱلَّذِينَ kimseler
ٱتَّبَعُوا۟ uyan
لَوْ keşke
أَنَّ bizim için (mümkün olsaydı)
لَنَا for us
كَرَّةًۭ bir dönüş (dünyaya)
فَنَتَبَرَّأَ uzak dursaydık
مِنْهُمْ onlardan
كَمَا gibi
تَبَرَّءُوا۟ uzak durdukları
مِنَّا ۗ bizden
كَذَٰلِكَ böylece
يُرِيهِمُ onlara gösterir
ٱللَّهُ Allah
أَعْمَـٰلَهُمْ bütün fiillerini
حَسَرَٰتٍ hasretler (pişmanlık kaynağı olarak)
عَلَيْهِمْ ۖ onlara
وَمَا ve değildir
هُم onlar
بِخَـٰرِجِينَ çıkacak
مِنَ ateşten
ٱلنَّارِ the Fire
167
2:168
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلنَّاسُ insanlar
كُلُوا۟ yeyin
مِمَّا şeylerden
فِى bulunan
ٱلْأَرْضِ yeryüzünde
حَلَـٰلًۭا helal
طَيِّبًۭا temiz
وَلَا ve izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟ follow
خُطُوَٰتِ adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ şeytanın
إِنَّهُۥ çünkü o
لَكُمْ sizin
عَدُوٌّۭ düşmanınızdır
مُّبِينٌ apaçık
168
2:169
إِنَّمَا daima
يَأْمُرُكُم O size emreder
بِٱلسُّوٓءِ kötülük
وَٱلْفَحْشَآءِ ve hayasızlığı
وَأَن ve söylemenizi
تَقُولُوا۟ you say
عَلَى hakkında
ٱللَّهِ Allah
مَا şeyleri
لَا bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ you know
169
2:170
وَإِذَا zaman
قِيلَ dendiği
لَهُمُ onlara
ٱتَّبِعُوا۟ uyun
مَآ şeye
أَنزَلَ indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın
قَالُوا۟ derler
بَلْ hayır bilakis
نَتَّبِعُ uyarız
مَآ şeye (yola)
أَلْفَيْنَا biz bulduğumuz
عَلَيْهِ üzerinde
ءَابَآءَنَآ ۗ atalarımızı
أَوَلَوْ olsalarda mı?
كَانَ [were]
ءَابَآؤُهُمْ onların ataları
لَا düşünmeyen
يَعْقِلُونَ understand
شَيْـًۭٔا bir şey
وَلَا ve doğru yolu bulamayan
يَهْتَدُونَ were they guided
170
2:171
وَمَثَلُ durumu
ٱلَّذِينَ kimselerin
كَفَرُوا۟ inkar eden
كَمَثَلِ haline benzer
ٱلَّذِى kimsenin
يَنْعِقُ haykıran
بِمَا şeylere(hayvanlara)
لَا bir şey işitmeyen
يَسْمَعُ (does) hear
إِلَّا başka
دُعَآءًۭ çağırmadan
وَنِدَآءًۭ ۚ ve bağırtıdan
صُمٌّۢ sağırdırlar
بُكْمٌ dilsizdirler
عُمْىٌۭ kördürler
فَهُمْ onun için onlar
لَا düşünmezler
يَعْقِلُونَ understand
171
2:172
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ inananlar
كُلُوا۟ yeyin
مِن iyilerinden
طَيِّبَـٰتِ (the) good
مَا ne ki
رَزَقْنَـٰكُمْ size rızık olarak verdik
وَٱشْكُرُوا۟ ve şükredin
لِلَّهِ Allah'a
إِن eğer
كُنتُمْ iseniz
إِيَّاهُ yalnızca ona
تَعْبُدُونَ (ona) tapıyor
172
2:173
إِنَّمَا şüphesiz
حَرَّمَ haram kıldı
عَلَيْكُمُ size
ٱلْمَيْتَةَ leş
وَٱلدَّمَ ve kan
وَلَحْمَ ve etini
ٱلْخِنزِيرِ domuz
وَمَآ ve şeyleri
أُهِلَّ kesilen
بِهِۦ adına
لِغَيْرِ başkası
ٱللَّهِ ۖ Allah'tan
فَمَنِ ama kim
ٱضْطُرَّ mecbur kalırsa
غَيْرَ saldırmaksızın
بَاغٍۢ (being) disobedient
وَلَا ve sınırı aşmaksızın
عَادٍۢ transgressor
فَلَآ yoktur
إِثْمَ günah
عَلَيْهِ ۚ ona
إِنَّ muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah
غَفُورٌۭ çok bağışlayandır
رَّحِيمٌ çok esirgeyendir
173
2:174
إِنَّ şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler
يَكْتُمُونَ gizleyen
مَآ bir şey
أَنزَلَ indirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın
مِنَ Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ the Book
وَيَشْتَرُونَ ve satanlar
بِهِۦ onu
ثَمَنًۭا paraya
قَلِيلًا ۙ azıcık
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar
مَا bir şey
يَأْكُلُونَ yemezler
فِى karınlarına
بُطُونِهِمْ their bellies
إِلَّا başka
ٱلنَّارَ ateşten
وَلَا onlara konuşmayacak
يُكَلِّمُهُمُ will speak to them
ٱللَّهُ Allah
يَوْمَ günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ Kıyamet
وَلَا ve onları temizlemeyecektir
يُزَكِّيهِمْ will He purify them
وَلَهُمْ ve onlar için vardır
عَذَابٌ bir azab
أَلِيمٌ acıklı
174
2:175
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir
ٱشْتَرَوُا۟ satın alan
ٱلضَّلَـٰلَةَ sapıklığı
بِٱلْهُدَىٰ hidayet karşılığında
وَٱلْعَذَابَ ve azab
بِٱلْمَغْفِرَةِ ۚ mağfiret karşılığında
فَمَآ ne kadar
أَصْبَرَهُمْ cesaretlidirler
عَلَى karşı
ٱلنَّارِ ateşe
175
2:176
ذَٰلِكَ işte böyle
بِأَنَّ gerçekten
ٱللَّهَ Allah
نَزَّلَ indirmiştir
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı
بِٱلْحَقِّ ۗ hak olarak
وَإِنَّ ve elbette
ٱلَّذِينَ kimseler
ٱخْتَلَفُوا۟ ayrılığa düşen
فِى Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ the Book
لَفِى içindedirler
شِقَاقٍۭ anlaşmazlık
بَعِيدٍۢ derin bir
176
2:177
۞ لَّيْسَ değildir
ٱلْبِرَّ iyilik
أَن çevirmeniz
تُوَلُّوا۟ you turn
وُجُوهَكُمْ yüzlerinizi
قِبَلَ tarafına
ٱلْمَشْرِقِ doğu
وَٱلْمَغْرِبِ ve batı
وَلَـٰكِنَّ fakat
ٱلْبِرَّ iyilik
مَنْ kişinin
ءَامَنَ inanmasıdır
بِٱللَّهِ Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ ve meleklere
وَٱلْكِتَـٰبِ ve Kitaba
وَٱلنَّبِيِّـۧنَ ve peygamberlere
وَءَاتَى ve vermesidir
ٱلْمَالَ malını
عَلَىٰ sevdiği
حُبِّهِۦ spite of his love (for it)
ذَوِى yakınlara
ٱلْقُرْبَىٰ (of) the near relatives
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينَ ve yoksullara
وَٱبْنَ ve
ٱلسَّبِيلِ yolda kalmışlara
وَٱلسَّآئِلِينَ ve dilencilere
وَفِى ve
ٱلرِّقَابِ kölelere
وَأَقَامَ ve kılmasıdır
ٱلصَّلَوٰةَ namazı
وَءَاتَى ve vermesidir
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı
وَٱلْمُوفُونَ yerine getirmeleridir
بِعَهْدِهِمْ andlaşmalarını
إِذَا zaman
عَـٰهَدُوا۟ ۖ andlaşma yaptıkları
وَٱلصَّـٰبِرِينَ ve sabrederler
فِى sıkıntıda
ٱلْبَأْسَآءِ [the] suffering
وَٱلضَّرَّآءِ ve hastalıkta
وَحِينَ ve zamanında
ٱلْبَأْسِ ۗ savaş
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar
ٱلَّذِينَ kimselerdir
صَدَقُوا۟ ۖ doğru olan
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve işte onlar
هُمُ onlardır
ٱلْمُتَّقُونَ muttakiler
177
2:178
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ iman edenler
كُتِبَ farz kılındı
عَلَيْكُمُ size
ٱلْقِصَاصُ kısas
فِى öldürmelerde
ٱلْقَتْلَى ۖ (the matter of) the murdered
ٱلْحُرُّ hür
بِٱلْحُرِّ hür ile
وَٱلْعَبْدُ köle
بِٱلْعَبْدِ köle ile
وَٱلْأُنثَىٰ kadın
بِٱلْأُنثَىٰ ۚ kadın ile
فَمَنْ kimse
عُفِىَ affedilen
لَهُۥ kendisi
مِنْ tarafından
أَخِيهِ kardeşi
شَىْءٌۭ bir şey
فَٱتِّبَاعٌۢ artık uymalıdır
بِٱلْمَعْرُوفِ örfe
وَأَدَآءٌ ve (diyeti) ödemelidir
إِلَيْهِ ona
بِإِحْسَـٰنٍۢ ۗ güzelce
ذَٰلِكَ bu
تَخْفِيفٌۭ bir hafifletme
مِّن tarafından
رَّبِّكُمْ Rabbiniz
وَرَحْمَةٌۭ ۗ ve rahmettir
فَمَنِ artk kim
ٱعْتَدَىٰ haddi aşarsa
بَعْدَ sonra
ذَٰلِكَ bundan
فَلَهُۥ onun için vardır
عَذَابٌ bir azab
أَلِيمٌۭ acıklı
178
2:179
وَلَكُمْ ve sizin için vardır
فِى kısasta
ٱلْقِصَاصِ the legal retribution
حَيَوٰةٌۭ hayat
يَـٰٓأُو۟لِى Ey sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ akıl
لَعَلَّكُمْ böylece
تَتَّقُونَ korunursunuz
179
2:180
كُتِبَ yazıldı (farz kılındı)
عَلَيْكُمْ size
إِذَا zaman
حَضَرَ geldiği
أَحَدَكُمُ birinize
ٱلْمَوْتُ ölüm
إِن eğer
تَرَكَ bırakacaksa
خَيْرًا bir hayır (mal)
ٱلْوَصِيَّةُ vasiyyet etmek
لِلْوَٰلِدَيْنِ anaya babaya
وَٱلْأَقْرَبِينَ ve yakınlara
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ uygun bir biçimde
حَقًّا bir haktır (borçtur)
عَلَى üzerine
ٱلْمُتَّقِينَ muttakiler
180
2:181
فَمَنۢ artık kim
بَدَّلَهُۥ (vasiyyeti) değiştirirse
بَعْدَ مَا sonra bir şey
سَمِعَهُۥ işittikten
فَإِنَّمَآ elbette
إِثْمُهُۥ günahı
عَلَى üzerinedir
ٱلَّذِينَ kimselerin
يُبَدِّلُونَهُۥٓ ۚ onu değiştiren
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
سَمِيعٌ işitendir
عَلِيمٌۭ bilendir
181
2:182
فَمَنْ her kim de
خَافَ korkar da
مِن vasiyyet edenden
مُّوصٍۢ (the) testator
جَنَفًا hata(sından)
أَوْ veya
إِثْمًۭا günah(ından)
فَأَصْلَحَ ve düzeltirse
بَيْنَهُمْ aralarını
فَلَآ yoktur
إِثْمَ günah
عَلَيْهِ ۚ ona
إِنَّ elbette
ٱللَّهَ Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir
182
2:183
يَـٰٓأَيُّهَا ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ iman eden
كُتِبَ yazıldı
عَلَيْكُمُ sizin üzerinize de
ٱلصِّيَامُ oruç
كَمَا gibi
كُتِبَ yazıldığı
عَلَى üzerine
ٱلَّذِينَ kimseler
مِن sizden önceki(ler)
قَبْلِكُمْ before you
لَعَلَّكُمْ umulur ki siz
تَتَّقُونَ korunursunuz
183
2:184
أَيَّامًۭا günlerdir
مَّعْدُودَٰتٍۢ ۚ sayılı
فَمَن kim
كَانَ olursa
مِنكُم sizden
مَّرِيضًا hasta
أَوْ veya
عَلَىٰ seferde
سَفَرٍۢ a journey
فَعِدَّةٌۭ sayısınca tutar
مِّنْ günlerde
أَيَّامٍ days
أُخَرَ ۚ başka
وَعَلَى ve (lazımdır)
ٱلَّذِينَ kimselerin
يُطِيقُونَهُۥ ona (güç) dayanan(lar)
فِدْيَةٌۭ fidye vermesi
طَعَامُ doyuracak
مِسْكِينٍۢ ۖ bir yoksulu
فَمَن artık kim
تَطَوَّعَ gönülden
خَيْرًۭا bir iyilik yaparsa
فَهُوَ o
خَيْرٌۭ hayırlıdır
لَّهُۥ ۚ kendisi için
وَأَن ve
تَصُومُوا۟ oruç tutmanız
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ sizin için
إِن eğer
كُنتُمْ siz
تَعْلَمُونَ bilirseniz
184
2:185
شَهْرُ ayı
رَمَضَانَ ramazan
ٱلَّذِىٓ ki
أُنزِلَ indirilmiştir
فِيهِ onda
ٱلْقُرْءَانُ Kur'an
هُدًۭى hidayet olarak
لِّلنَّاسِ insanlara
وَبَيِّنَـٰتٍۢ ve açıklayıcı
مِّنَ hidayeti
ٱلْهُدَىٰ [the] Guidance
وَٱلْفُرْقَانِ ۚ doğruyu ve yanlışı ayırdetmeyi
فَمَن kim
شَهِدَ şahit olursa
مِنكُمُ içinizden
ٱلشَّهْرَ o aya
فَلْيَصُمْهُ ۖ oruç tutsun
وَمَن kim
كَانَ olur
مَرِيضًا hasta
أَوْ yahut
عَلَىٰ üzere olursa
سَفَرٍۢ sefer
فَعِدَّةٌۭ sayısınca tutsun
مِّنْ günlerde
أَيَّامٍ days
أُخَرَ ۗ başka
يُرِيدُ ister
ٱللَّهُ Allah
بِكُمُ sizin için
ٱلْيُسْرَ kolaylık
وَلَا istemez
يُرِيدُ intends
بِكُمُ sizin için
ٱلْعُسْرَ güçlük
وَلِتُكْمِلُوا۟ ve tamamlamanızı (ister)
ٱلْعِدَّةَ sayıyı
وَلِتُكَبِّرُوا۟ ve yüceltmenizi (ister)
ٱللَّهَ Allah'ı
عَلَىٰ dolayı
مَا size doğru yolu gösterdiğinden
هَدَىٰكُمْ He guided you
وَلَعَلَّكُمْ ve umulur ki siz
تَشْكُرُونَ şükredersiniz
185
2:186
وَإِذَا ve ne zaman
سَأَلَكَ sana sorar(lar)sa
عِبَادِى kullarım
عَنِّى benden
فَإِنِّى şüphesiz ben
قَرِيبٌ ۖ (onlara) yakınım
أُجِيبُ karşılık veririm
دَعْوَةَ du'asına
ٱلدَّاعِ du'a edenin
إِذَا zaman
دَعَانِ ۖ bana du'a ettiği
فَلْيَسْتَجِيبُوا۟ O halde onlar da karşılık versinler
لِى bana
وَلْيُؤْمِنُوا۟ inansınlar ki
بِى bana
لَعَلَّهُمْ böylece onlar
يَرْشُدُونَ doğru yola erişirler
186
2:187
أُحِلَّ helal kılındı
لَكُمْ size
لَيْلَةَ gecesi
ٱلصِّيَامِ oruç
ٱلرَّفَثُ yaklaşmak
إِلَىٰ kadınlarınıza
نِسَآئِكُمْ ۚ eşlerin
هُنَّ onlar
لِبَاسٌۭ elbisenizdir
لَّكُمْ sizin
وَأَنتُمْ ve siz de
لِبَاسٌۭ elbisesisiniz
لَّهُنَّ ۗ onların
عَلِمَ bildi
ٱللَّهُ Allah
أَنَّكُمْ gerçekten siz
كُنتُمْ olduğunuzu
تَخْتَانُونَ yazık ediyorsunuz
أَنفُسَكُمْ kendinize
فَتَابَ tevbenizi kabul etti
عَلَيْكُمْ sizden
وَعَفَا ve affetti
عَنكُمْ ۖ sizi
فَٱلْـَٔـٰنَ artık şimdi
بَـٰشِرُوهُنَّ onlara yaklaşın
وَٱبْتَغُوا۟ ve arayın
مَا şeyleri
كَتَبَ yaz(ıp takdir etmiş ol)duğu
ٱللَّهُ Allah'ın
لَكُمْ ۚ sizin için
وَكُلُوا۟ ve yiyin
وَٱشْرَبُوا۟ ve için
حَتَّىٰ kadar
يَتَبَيَّنَ ayırdelinceye
لَكُمُ sizce
ٱلْخَيْطُ iplik
ٱلْأَبْيَضُ beyaz
مِنَ iplikten
ٱلْخَيْطِ the thread
ٱلْأَسْوَدِ siyah
مِنَ şafağın
ٱلْفَجْرِ ۖ [the] dawn
ثُمَّ sonra
أَتِمُّوا۟ tamamlayın
ٱلصِّيَامَ orucu
إِلَى dek
ٱلَّيْلِ ۚ gece (oluncaya)
وَلَا (kadınlara) yaklaşmayın
تُبَـٰشِرُوهُنَّ have relations with them
وَأَنتُمْ siz
عَـٰكِفُونَ ibadete çekilmiş iken
فِى mescidlerde
ٱلْمَسَـٰجِدِ ۗ the masajid
تِلْكَ bunlar
حُدُودُ sınırlarıdır
ٱللَّهِ Allah'ın
فَلَا bunlara yaklaşmayın
تَقْرَبُوهَا ۗ approach them
كَذَٰلِكَ işte böyle
يُبَيِّنُ açıklar ki
ٱللَّهُ Allah
ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini
لِلنَّاسِ insanlara
لَعَلَّهُمْ umulur ki
يَتَّقُونَ korunup sakınırlar
187
2:188
وَلَا yemeyin
تَأْكُلُوٓا۟ eat
أَمْوَٰلَكُم mallarınızı
بَيْنَكُم aranızda
بِٱلْبَـٰطِلِ batıl (sebepler) ile
وَتُدْلُوا۟ ve atmayın
بِهَآ onları
إِلَى hakimler(in önün)e
ٱلْحُكَّامِ the authorities
لِتَأْكُلُوا۟ yemeniz için
فَرِيقًۭا bir kısmını
مِّنْ mallarından
أَمْوَٰلِ (the) wealth
ٱلنَّاسِ insanların
بِٱلْإِثْمِ günah bir biçimde
وَأَنتُمْ ve siz
تَعْلَمُونَ bildiğiniz halde
188
2:189
۞ يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyorlar
عَنِ hilallerden
ٱلْأَهِلَّةِ ۖ the new moons
قُلْ de ki
هِىَ onlar
مَوَٰقِيتُ vakit ölçüleridir
لِلنَّاسِ insanlar için
وَٱلْحَجِّ ۗ ve hac
وَلَيْسَ ve değildir
ٱلْبِرُّ iyilik
بِأَن girmek
تَأْتُوا۟ you come
ٱلْبُيُوتَ evlere
مِن arkalarından
ظُهُورِهَا their backs
وَلَـٰكِنَّ fakat
ٱلْبِرَّ iyilik
مَنِ kişinin
ٱتَّقَىٰ ۗ takvasıdır
وَأْتُوا۟ ve girin
ٱلْبُيُوتَ evlere
مِنْ kapılarından
أَبْوَٰبِهَا ۚ their doors
وَٱتَّقُوا۟ ve sakının
ٱللَّهَ Allah'tan
لَعَلَّكُمْ umulur ki
تُفْلِحُونَ kurtuluşa erersiniz
189
2:190
وَقَـٰتِلُوا۟ ve savaşın
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
ٱلَّذِينَ kimselerle
يُقَـٰتِلُونَكُمْ sizinle savaşan(lar)
وَلَا aşırı gitmeyin
تَعْتَدُوٓا۟ ۚ transgress
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
لَا sevmez
يُحِبُّ like
ٱلْمُعْتَدِينَ aşırı gidenleri
190
2:191
وَٱقْتُلُوهُمْ ve onları öldürün
حَيْثُ nerede
ثَقِفْتُمُوهُمْ yakalarsanız
وَأَخْرِجُوهُم ve onları çıkarın
مِّنْ yer(Mekke)den
حَيْثُ wherever
أَخْرَجُوكُمْ ۚ sizi çıkardıkları
وَٱلْفِتْنَةُ ve fitne
أَشَدُّ daha kötüdür
مِنَ adam öldürmekten
ٱلْقَتْلِ ۚ [the] killing
وَلَا onlarla savaşmayın
تُقَـٰتِلُوهُمْ fight them
عِندَ yanında
ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i
ٱلْحَرَامِ Haram
حَتَّىٰ kadar
يُقَـٰتِلُوكُمْ sizinle savaşıncaya
فِيهِ ۖ orada
فَإِن fakat eğer
قَـٰتَلُوكُمْ onlar sizinle savaşırlarsa
فَٱقْتُلُوهُمْ ۗ hemen onları öldürün
كَذَٰلِكَ böyledir
جَزَآءُ cezası
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin
191
2:192
فَإِنِ eğer
ٱنتَهَوْا۟ (saldırılarına) son verirlerse
فَإِنَّ gerçekten
ٱللَّهَ Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir
192
2:193
وَقَـٰتِلُوهُمْ onlarla savaşın
حَتَّىٰ kadar
لَا kalmayıncaya
تَكُونَ (there) is
فِتْنَةٌۭ fitne
وَيَكُونَ ve oluncaya (kadar)
ٱلدِّينُ din
لِلَّهِ ۖ Allah'ın
فَإِنِ eğer
ٱنتَهَوْا۟ (saldırılarına) son verirlerse
فَلَا artık olmaz
عُدْوَٰنَ düşmanlık
إِلَّا başkasına
عَلَى zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ the oppressors
193
2:194
ٱلشَّهْرُ ayı
ٱلْحَرَامُ haram
بِٱلشَّهْرِ aya karşılıktır
ٱلْحَرَامِ haram
وَٱلْحُرُمَـٰتُ ve hürmetler
قِصَاصٌۭ ۚ karşılıklıdır
فَمَنِ kim;
ٱعْتَدَىٰ saldırırsa
عَلَيْكُمْ size
فَٱعْتَدُوا۟ siz de saldırın
عَلَيْهِ ona
بِمِثْلِ gibi
مَا saldırdığı
ٱعْتَدَىٰ he transgressed
عَلَيْكُمْ ۚ size
وَٱتَّقُوا۟ korkun
ٱللَّهَ Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki
أَنَّ gerçekten
ٱللَّهَ Allah
مَعَ beraberdir
ٱلْمُتَّقِينَ muttakilerle
194
2:195
وَأَنفِقُوا۟ infak edin
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
وَلَا kendinizi atmayın
تُلْقُوا۟ throw (yourselves)
بِأَيْدِيكُمْ kendi ellerinizle
إِلَى tehlikeye
ٱلتَّهْلُكَةِ ۛ [the] destruction
وَأَحْسِنُوٓا۟ ۛ ve iyilik edin
إِنَّ doğrusu
ٱللَّهَ Allah
يُحِبُّ sever
ٱلْمُحْسِنِينَ iyilik edenleri
195
2:196
وَأَتِمُّوا۟ ve tamamlayın
ٱلْحَجَّ haccı
وَٱلْعُمْرَةَ ve ömreyi
لِلَّهِ ۚ Allah için
فَإِنْ eğer
أُحْصِرْتُمْ engellenmiş olursanız
فَمَا şeyi (kesin)
ٱسْتَيْسَرَ kolayınıza gelen
مِنَ kurbandan
ٱلْهَدْىِ ۖ the sacrificial animal
وَلَا tıraş etmeyin
تَحْلِقُوا۟ shave
رُءُوسَكُمْ başlarınızı
حَتَّىٰ kadar
يَبْلُغَ varıncaya
ٱلْهَدْىُ kurban
مَحِلَّهُۥ ۚ yerine
فَمَن kim (varsa)
كَانَ olan
مِنكُم içinizden
مَّرِيضًا hasta
أَوْ ya da
بِهِۦٓ bulunan
أَذًۭى bir rahatsızlığı
مِّن başından
رَّأْسِهِۦ his head
فَفِدْيَةٌۭ fidye (versin)
مِّن oruçtan
صِيَامٍ fasting
أَوْ veya
صَدَقَةٍ sadakadan
أَوْ veya
نُسُكٍۢ ۚ kurbandan
فَإِذَآ zaman
أَمِنتُمْ güvene kavuştuğunuz
فَمَن kimse
تَمَتَّعَ faydalanmak isteyen
بِٱلْعُمْرَةِ ömre ile
إِلَى kadar
ٱلْحَجِّ hac (zamanın)a
فَمَا şeyi (kessin)
ٱسْتَيْسَرَ kolayına geleni
مِنَ kurbandan
ٱلْهَدْىِ ۚ the sacrificial animal
فَمَن kimse
لَّمْ (kurban) bulamayan
يَجِدْ find
فَصِيَامُ oruç tutar
ثَلَـٰثَةِ üç
أَيَّامٍۢ gün
فِى hacda
ٱلْحَجِّ the Hajj
وَسَبْعَةٍ ve yedi gün
إِذَا zaman
رَجَعْتُمْ ۗ döndüğünüz
تِلْكَ böylece
عَشَرَةٌۭ on (gündür)
كَامِلَةٌۭ ۗ tamamı
ذَٰلِكَ bu
لِمَن kimseler içindir
لَّمْ olmayanlar
يَكُنْ is
أَهْلُهُۥ ailesi
حَاضِرِى hazır
ٱلْمَسْجِدِ Mescid-i
ٱلْحَرَامِ ۚ Haram'da
وَٱتَّقُوا۟ sakının
ٱللَّهَ Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki
أَنَّ gerçekten
ٱللَّهَ Allah'ın
شَدِيدُ şiddetlidir
ٱلْعِقَابِ cezası
196
2:197
ٱلْحَجُّ Hac
أَشْهُرٌۭ aylardadır
مَّعْلُومَـٰتٌۭ ۚ bilinen
فَمَن kim
فَرَضَ farz ederse (kendisine)
فِيهِنَّ onda (o aylarda)
ٱلْحَجَّ haccı
فَلَا yoktur
رَفَثَ kadına yaklaşmak
وَلَا ve yoktur
فُسُوقَ günaha sapmak
وَلَا yoktur
جِدَالَ kavga etmek
فِى hacda
ٱلْحَجِّ ۗ the Hajj
وَمَا ne varsa
تَفْعَلُوا۟ yaptığınız
مِنْ iyilikten
خَيْرٍۢ good
يَعْلَمْهُ onu bilir
ٱللَّهُ ۗ Allah
وَتَزَوَّدُوا۟ ve yanınıza azık alın
فَإِنَّ şüphesiz
خَيْرَ en hayırlısı
ٱلزَّادِ azığın
ٱلتَّقْوَىٰ ۚ takvadır
وَٱتَّقُونِ ve benden sakının
يَـٰٓأُو۟لِى Ey sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ akıl
197
2:198
لَيْسَ yoktur
عَلَيْكُمْ sizin için
جُنَاحٌ bir günah
أَن aramanızda
تَبْتَغُوا۟ you seek
فَضْلًۭا lutfunu
مِّن Rabbinizin
رَّبِّكُمْ ۚ your Lord
فَإِذَآ zaman
أَفَضْتُم ayrılıp akın ettiğiniz
مِّنْ Arafattan
عَرَفَـٰتٍۢ (Mount) Arafat
فَٱذْكُرُوا۟ anın (hatırlayın)
ٱللَّهَ Allah'ı
عِندَ yanında
ٱلْمَشْعَرِ Meş'ar-i
ٱلْحَرَامِ ۖ Haram
وَٱذْكُرُوهُ O'nu anın
كَمَا gibi
هَدَىٰكُمْ sizi hidayet ettiği
وَإِن ve
كُنتُم siz idiniz
مِّن O'ndan önce
قَبْلِهِۦ before [it]
لَمِنَ sapıklardan
ٱلضَّآلِّينَ those who went astray
198
2:199
ثُمَّ sonra
أَفِيضُوا۟ siz de akın edin
مِنْ yerden
حَيْثُ wherever
أَفَاضَ akın ettiği
ٱلنَّاسُ insanların
وَٱسْتَغْفِرُوا۟ ve mağfiret dileyin
ٱللَّهَ ۚ Allah'tan
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
غَفُورٌۭ Gafurdur
رَّحِيمٌۭ Rahimdir
199
2:200
فَإِذَا zaman
قَضَيْتُم bitirince
مَّنَـٰسِكَكُمْ ibadetlerinizi
فَٱذْكُرُوا۟ anın
ٱللَّهَ Allah'ı
كَذِكْرِكُمْ andığınız gibi
ءَابَآءَكُمْ atalarınızı
أَوْ veya
أَشَدَّ daha kuvvetli
ذِكْرًۭا ۗ bir anışla
فَمِنَ insanlardan
ٱلنَّاسِ the people
مَن kimi
يَقُولُ der ki
رَبَّنَآ Rabbimiz
ءَاتِنَا bize ver
فِى dünyada
ٱلدُّنْيَا the world
وَمَا ve yoktur
لَهُۥ onun
فِى ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter
مِنْ hiçbir
خَلَـٰقٍۢ nasibi
200
2:201
وَمِنْهُم ve onlardan
مَّن kimi de
يَقُولُ derki
رَبَّنَآ Rabbimiz
ءَاتِنَا bize ver
فِى dünyada da
ٱلدُّنْيَا the world
حَسَنَةًۭ güzellik
وَفِى ahirette de
ٱلْـَٔاخِرَةِ the Hereafter
حَسَنَةًۭ güzellik
وَقِنَا ve bizi koru
عَذَابَ azabından
ٱلنَّارِ ateş
201
2:202
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte
لَهُمْ onlara vardır
نَصِيبٌۭ bir pay
مِّمَّا kazandıklarından
كَسَبُوا۟ ۚ they earned
وَٱللَّهُ Allah
سَرِيعُ çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ hesabı
202
2:203
۞ وَٱذْكُرُوا۟ ve anın
ٱللَّهَ Allah'ı
فِىٓ günlerde
أَيَّامٍۢ days
مَّعْدُودَٰتٍۢ ۚ sayılı
فَمَن kim
تَعَجَّلَ acele ederse
فِى iki gün içinde
يَوْمَيْنِ two days
فَلَآ yoktur
إِثْمَ günah
عَلَيْهِ ona
وَمَن ve kim
تَأَخَّرَ geri kalırsa
فَلَآ yoktur
إِثْمَ günah
عَلَيْهِ ۚ ona da
لِمَنِ kimse için
ٱتَّقَىٰ ۗ sakınan
وَٱتَّقُوا۟ korkun
ٱللَّهَ Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki
أَنَّكُمْ şüphesiz siz
إِلَيْهِ O'nun huzuruna
تُحْشَرُونَ toplanacaksınız
203
2:204
وَمِنَ insanlardan
ٱلنَّاسِ the people
مَن kiminin
يُعْجِبُكَ senin hoşuna gider
قَوْلُهُۥ sözü
فِى dair
ٱلْحَيَوٰةِ hayatına
ٱلدُّنْيَا dünya
وَيُشْهِدُ ve şahid tutar
ٱللَّهَ Allah'ı
عَلَىٰ olana
مَا what
فِى kalbinde
قَلْبِهِۦ his heart
وَهُوَ oysa o
أَلَدُّ en azılısıdır
ٱلْخِصَامِ hasımların
204
2:205
وَإِذَا zaman
تَوَلَّىٰ döndüğü
سَعَىٰ çalışır
فِى yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth
لِيُفْسِدَ bozgunculuğa
فِيهَا orada
وَيُهْلِكَ ve yok etmeğe
ٱلْحَرْثَ ekin
وَٱلنَّسْلَ ۗ ve nesli
وَٱللَّهُ Allah
لَا sevmez
يُحِبُّ love
ٱلْفَسَادَ bozgunculuğu
205
2:206
وَإِذَا ve zaman
قِيلَ dendiği
لَهُ ona
ٱتَّقِ kork
ٱللَّهَ Allah'tan
أَخَذَتْهُ kendisini sürükler
ٱلْعِزَّةُ gururu
بِٱلْإِثْمِ ۚ günaha
فَحَسْبُهُۥ artık ona yeter
جَهَنَّمُ ۚ cehennem
وَلَبِئْسَ ve ne kötü
ٱلْمِهَادُ bir yataktır o
206
2:207
وَمِنَ insanlardan
ٱلنَّاسِ the people
مَن öylesi var ki
يَشْرِى satar
نَفْسَهُ kendisini
ٱبْتِغَآءَ aramak için
مَرْضَاتِ rızasını
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın
وَٱللَّهُ Allah da
رَءُوفٌۢ çok şefkatlidir
بِٱلْعِبَادِ kullar(ın)a
207
2:208
يَـٰٓأَيُّهَا ey
ٱلَّذِينَ kimeler
ءَامَنُوا۟ iman eden(ler)
ٱدْخُلُوا۟ girin
فِى islama (veya barışa)
ٱلسِّلْمِ Islam
كَآفَّةًۭ hepiniz birlikte
وَلَا izlemeyin
تَتَّبِعُوا۟ follow
خُطُوَٰتِ adımlarını
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ şeytanın
إِنَّهُۥ çünkü o
لَكُمْ size
عَدُوٌّۭ düşmandır
مُّبِينٌۭ apaçık
208
2:209
فَإِن eğer
زَلَلْتُم kayarsanız
مِّنۢ sonra
بَعْدِ after
مَا size geldikten
جَآءَتْكُمُ came to you
ٱلْبَيِّنَـٰتُ açık deliller
فَٱعْلَمُوٓا۟ bilin ki
أَنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
عَزِيزٌ daima üstündür
حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir
209
2:210
هَلْ mı?
يَنظُرُونَ gözlüyorlar
إِلَّآ gelmesini
أَن that
يَأْتِيَهُمُ comes to them
ٱللَّهُ Allah'ın
فِى içinde
ظُلَلٍۢ gölgeler
مِّنَ buluttan
ٱلْغَمَامِ [the] clouds
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve meleklerin
وَقُضِىَ ve bitirilmesini
ٱلْأَمْرُ ۚ işin
وَإِلَى (halbuki)
ٱللَّهِ Allah'a
تُرْجَعُ döndürülür
ٱلْأُمُورُ bütün işler
210
2:211
سَلْ sor
بَنِىٓ oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail
كَمْ nice
ءَاتَيْنَـٰهُم onlara verdik
مِّنْ ayetlerden
ءَايَةٍۭ (the) Sign(s)
بَيِّنَةٍۢ ۗ açık
وَمَن ve kim
يُبَدِّلْ değiştirirse
نِعْمَةَ ni'metini
ٱللَّهِ Allah'ın
مِنۢ sonra
بَعْدِ after
مَا geldikten
جَآءَتْهُ it (has) come to him
فَإِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah'ın
شَدِيدُ çetindir
ٱلْعِقَابِ cezası
211
2:212
زُيِّنَ süslü gösterildi
لِلَّذِينَ kimselere
كَفَرُوا۟ inkar edenlere
ٱلْحَيَوٰةُ hayatı
ٱلدُّنْيَا dünya
وَيَسْخَرُونَ ve alay ederler
مِنَ kimselerle
ٱلَّذِينَ onlar ki
ءَامَنُوا۟ ۘ inanan(lar)
وَٱلَّذِينَ ve kimselerle
ٱتَّقَوْا۟ takva sahipleri
فَوْقَهُمْ onlardan üstündürler
يَوْمَ gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet
وَٱللَّهُ Allah
يَرْزُقُ rızık verir
مَن kimseye
يَشَآءُ dilediği
بِغَيْرِ hesapsız
حِسَابٍۢ measure
212
2:213
كَانَ idi
ٱلنَّاسُ insanlar
أُمَّةًۭ ümmet
وَٰحِدَةًۭ bir tek
فَبَعَثَ sonra gönderdi
ٱللَّهُ Allah
ٱلنَّبِيِّـۧنَ peygamberleri
مُبَشِّرِينَ müjdeciler
وَمُنذِرِينَ ve uyarıcılar olarak
وَأَنزَلَ ve indirdi
مَعَهُمُ onlarla beraber
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı
بِٱلْحَقِّ hak olarak
لِيَحْكُمَ hükmetmek üzere
بَيْنَ arasında
ٱلنَّاسِ insanlar
فِيمَا (konularda)
ٱخْتَلَفُوا۟ anlaşmazlığa düştükleri
فِيهِ ۚ onda
وَمَا ve
ٱخْتَلَفَ anlaşmazlığa düştü(ler)
فِيهِ o(Kitap hakkı)nda
إِلَّا dışında
ٱلَّذِينَ kendilerine
أُوتُوهُ (Kitap) verilmiş olanlar
مِنۢ sonra
بَعْدِ after
مَا kendilerine geldikten
جَآءَتْهُمُ came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ açık deliller
بَغْيًۢا sırf kıskançlıktan ötürü
بَيْنَهُمْ ۖ aralarındaki
فَهَدَى bunun üzerine iletti
ٱللَّهُ Allah
ٱلَّذِينَ kimseleri
ءَامَنُوا۟ iman eden
لِمَا ayrılığa düştükleri
ٱخْتَلَفُوا۟ they differed
فِيهِ kendisinde
مِنَ gerçeğe
ٱلْحَقِّ the Truth
بِإِذْنِهِۦ ۗ kendi izniyle
وَٱللَّهُ Allah
يَهْدِى iletir
مَن kimseyi
يَشَآءُ dilediği
إِلَىٰ yola
صِرَٰطٍۢ a path
مُّسْتَقِيمٍ doğru
213
2:214
أَمْ yoksa
حَسِبْتُمْ sandınız (mı)
أَن ki
تَدْخُلُوا۟ gireceksiniz
ٱلْجَنَّةَ cennete
وَلَمَّا başınıza gelmeden
يَأْتِكُم (has) come to you
مَّثَلُ durumu
ٱلَّذِينَ geçenlerin
خَلَوْا۟ passed away
مِن sizden önce
قَبْلِكُم ۖ before you
مَّسَّتْهُمُ onlara dokunmuştu
ٱلْبَأْسَآءُ sıkıntı
وَٱلضَّرَّآءُ ve yoksulluk
وَزُلْزِلُوا۟ ve sarsılmışlardı ki
حَتَّىٰ nihayet
يَقُولَ diyorlardı
ٱلرَّسُولُ peygamber
وَٱلَّذِينَ ve kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan
مَعَهُۥ onunla birlikte
مَتَىٰ ne zaman
نَصْرُ yardımı
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın
أَلَآ İyi bilin ki
إِنَّ şüphesiz
نَصْرَ yardımı
ٱللَّهِ Allah'ın
قَرِيبٌۭ yakındır
214
2:215
يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyorlar
مَاذَا ne
يُنفِقُونَ ۖ (Allah yolunda) harcayacaklarını
قُلْ de ki
مَآ şey
أَنفَقْتُم vereceğiniz
مِّنْ hayırdan
خَيْرٍۢ good
فَلِلْوَٰلِدَيْنِ ana-baba içindir
وَٱلْأَقْرَبِينَ ve yakınlar
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ ve yetimler
وَٱلْمَسَـٰكِينِ ve yoksullar
وَٱبْنِ ve yolda kalmış(lar)
ٱلسَّبِيلِ ۗ the wayfarer
وَمَا ve ne
تَفْعَلُوا۟ yaparsanız
مِنْ hayırdan
خَيْرٍۢ good
فَإِنَّ muhakkak
ٱللَّهَ Allah
بِهِۦ onunla birlikte
عَلِيمٌۭ bilir
215
2:216
كُتِبَ yazıldı (farz kılındı)
عَلَيْكُمُ size
ٱلْقِتَالُ savaş
وَهُوَ halbuki o
كُرْهٌۭ hoşunuza gitmez
لَّكُمْ ۖ sizin
وَعَسَىٰٓ olur ki bazen
أَن hoşlanmadığınız
تَكْرَهُوا۟ you dislike
شَيْـًۭٔا bir şey
وَهُوَ o
خَيْرٌۭ hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ sizin için
وَعَسَىٰٓ ve olur ki
أَن hoşlandığınız
تُحِبُّوا۟ you love
شَيْـًۭٔا bir şey (de)
وَهُوَ o
شَرٌّۭ kötüdür
لَّكُمْ ۗ sizin için
وَٱللَّهُ Allah
يَعْلَمُ bilir
وَأَنتُمْ siz ise
لَا bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ know
216
2:217
يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyorlar
عَنِ ayında
ٱلشَّهْرِ the month
ٱلْحَرَامِ haram
قِتَالٍۢ savaşmaktan
فِيهِ ۖ onda
قُلْ de ki
قِتَالٌۭ savaş
فِيهِ O (aylar)da
كَبِيرٌۭ ۖ büyük bir günahtır
وَصَدٌّ ve alıkoymak
عَن yolundan
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
وَكُفْرٌۢ ve inkar etmek
بِهِۦ O'nu
وَٱلْمَسْجِدِ ve Mescid-i
ٱلْحَرَامِ Haram(dan)
وَإِخْرَاجُ sürüp çıkarmak
أَهْلِهِۦ halkını
مِنْهُ ondan (Mekke'den)
أَكْبَرُ daha büyük (bir günahtır)
عِندَ yanında
ٱللَّهِ ۚ Allah
وَٱلْفِتْنَةُ ve fitne
أَكْبَرُ daha büyük(bir günah)tır
مِنَ öldürmekten
ٱلْقَتْلِ ۗ [the] killing
وَلَا vazgeçmezler
يَزَالُونَ they will cease
يُقَـٰتِلُونَكُمْ sizinle savaşmaktan
حَتَّىٰ kadar
يَرُدُّوكُمْ sizi döndürünceye
عَن dininizden
دِينِكُمْ your religion
إِنِ eğer
ٱسْتَطَـٰعُوا۟ ۚ güçleri yetse
وَمَن ve kim
يَرْتَدِدْ döner
مِنكُمْ sizden
عَن dininden
دِينِهِۦ his religion
فَيَمُتْ ve ölürse
وَهُوَ ve o
كَافِرٌۭ kafir olarak
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte
حَبِطَتْ boşa çıkmıştır
أَعْمَـٰلُهُمْ onların bütün yaptıkları
فِى dünyada (da)
ٱلدُّنْيَا the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ ahirette (de)
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ ve onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ ateş
هُمْ ve onlar
فِيهَا orada
خَـٰلِدُونَ sürekli kalacaklardır
217
2:218
إِنَّ muhakkak
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ iman edenler
وَٱلَّذِينَ ve kimseler
هَاجَرُوا۟ ve hicret edenler
وَجَـٰهَدُوا۟ ve cihat edenler
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar
يَرْجُونَ umarlar
رَحْمَتَ rahmetini
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın
وَٱللَّهُ Allah
غَفُورٌۭ çok bağışlayan
رَّحِيمٌۭ çok merhamet edendir
218
2:219
۞ يَسْـَٔلُونَكَ sana soruyorlar
عَنِ şaraptan
ٱلْخَمْرِ [the] intoxicants
وَٱلْمَيْسِرِ ۖ ve kumardan
قُلْ de ki
فِيهِمَآ o ikisinde vardır
إِثْمٌۭ günah
كَبِيرٌۭ büyük
وَمَنَـٰفِعُ ve bazı yararlar
لِلنَّاسِ insanlar için
وَإِثْمُهُمَآ fakat onların günahı
أَكْبَرُ daha büyüktür
مِن yararından
نَّفْعِهِمَا ۗ (the) benefit of (the) two
وَيَسْـَٔلُونَكَ ve sana soruyorlar
مَاذَا ne
يُنفِقُونَ infak edeceklerini
قُلِ de ki
ٱلْعَفْوَ ۗ Af (ihtiyaçlarınızdan fazlasını)
كَذَٰلِكَ böyle
يُبَيِّنُ açıklıyor
ٱللَّهُ Allah
لَكُمُ size
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri
لَعَلَّكُمْ umulur ki
تَتَفَكَّرُونَ düşünürsünüz
219
2:220
فِى (hakkında)
ٱلدُّنْيَا dünya
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۗ ve ahiret
وَيَسْـَٔلُونَكَ ve sana soruyarlar
عَنِ öksüzlerden
ٱلْيَتَـٰمَىٰ ۖ yetimler
قُلْ de ki
إِصْلَاحٌۭ ıslah etmek
لَّهُمْ onları(n durumlarını)
خَيْرٌۭ ۖ hayırlıdır
وَإِن ve eğer
تُخَالِطُوهُمْ onlara karışırsanız
فَإِخْوَٰنُكُمْ ۚ sizin kardeşlerinizdir
وَٱللَّهُ Allah
يَعْلَمُ bilir
ٱلْمُفْسِدَ bozanı
مِنَ ıslah edenden
ٱلْمُصْلِحِ ۚ the amender
وَلَوْ ve eğer
شَآءَ dileseydi
ٱللَّهُ Allah
لَأَعْنَتَكُمْ ۚ sizi zora sokardı
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
عَزِيزٌ daima üstündür
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir
220
2:221
وَلَا evlenmeyin
تَنكِحُوا۟ [you] marry
ٱلْمُشْرِكَـٰتِ müşrik (Allah'a ortak koşan) kadınlarla
حَتَّىٰ kadar
يُؤْمِنَّ ۚ inanıncaya
وَلَأَمَةٌۭ bir cariye
مُّؤْمِنَةٌ inanan
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır
مِّن ortak koşan (hür) kadından
مُّشْرِكَةٍۢ a polytheistic woman
وَلَوْ ve eğer
أَعْجَبَتْكُمْ ۗ hoşunuza gitse bile
وَلَا evlendirmeyin
تُنكِحُوا۟ give in marriage (your women)
ٱلْمُشْرِكِينَ ortak koşan erkeklerle
حَتَّىٰ kadar
يُؤْمِنُوا۟ ۚ iman edinceye
وَلَعَبْدٌۭ ve bir köle
مُّؤْمِنٌ inanan
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır
مِّن müşrik erkekten
مُّشْرِكٍۢ a polytheistic man
وَلَوْ eğer
أَعْجَبَكُمْ ۗ hoşunuza gitse bile
أُو۟لَـٰٓئِكَ (Zira) onlar
يَدْعُونَ çağırıyorlar
إِلَى ateşe
ٱلنَّارِ ۖ the Fire
وَٱللَّهُ Allah ise
يَدْعُوٓا۟ çağırıyor
إِلَى cennete
ٱلْجَنَّةِ Paradise
وَٱلْمَغْفِرَةِ ve mağfirete
بِإِذْنِهِۦ ۖ izniyle
وَيُبَيِّنُ ve açıklar
ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini
لِلنَّاسِ insanlara
لَعَلَّهُمْ umulur ki
يَتَذَكَّرُونَ düşünürler
221
2:222
وَيَسْـَٔلُونَكَ ve sana soruyorlar
عَنِ adet görmeden
ٱلْمَحِيضِ ۖ [the] menstruation
قُلْ de ki
هُوَ o
أَذًۭى eziyettir
فَٱعْتَزِلُوا۟ çekilin
ٱلنِّسَآءَ kadınlardan
فِى süresince
ٱلْمَحِيضِ ۖ adet
وَلَا onlara yaklaşmayın
تَقْرَبُوهُنَّ approach them
حَتَّىٰ kadar
يَطْهُرْنَ ۖ temizleninceye
فَإِذَا zaman
تَطَهَّرْنَ temizlendikleri
فَأْتُوهُنَّ onlara varın
مِنْ yerden
حَيْثُ where
أَمَرَكُمُ size emrettiği
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
يُحِبُّ sever
ٱلتَّوَّٰبِينَ tevbe edenleri
وَيُحِبُّ ve sever
ٱلْمُتَطَهِّرِينَ temizlenenleri
222
2:223
نِسَآؤُكُمْ kadınlarınız
حَرْثٌۭ bir tarladır
لَّكُمْ sizin için
فَأْتُوا۟ varın
حَرْثَكُمْ tarlanıza
أَنَّىٰ biçimde
شِئْتُمْ ۖ dilediğiniz
وَقَدِّمُوا۟ ve hazırlık yapın
لِأَنفُسِكُمْ ۚ kendiniz için
وَٱتَّقُوا۟ ve sakının
ٱللَّهَ Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki
أَنَّكُم şüphesiz siz
مُّلَـٰقُوهُ ۗ O'na kavuşacaksınız
وَبَشِّرِ ve müjdele;
ٱلْمُؤْمِنِينَ İnananları
223
2:224
وَلَا kılmayın
تَجْعَلُوا۟ make
ٱللَّهَ Allah'ı
عُرْضَةًۭ engel
لِّأَيْمَـٰنِكُمْ yeminlerinize
أَن iyilik etmenize
تَبَرُّوا۟ you do good
وَتَتَّقُوا۟ ve sakınmanıza
وَتُصْلِحُوا۟ ve düzetmeye
بَيْنَ arasını
ٱلنَّاسِ ۗ insanların
وَٱللَّهُ Allah
سَمِيعٌ işitendir
عَلِيمٌۭ bilendir
224
2:225
لَّا sizi sorumlu tutmaz
يُؤَاخِذُكُمُ will take you to task
ٱللَّهُ Allah
بِٱللَّغْوِ kasıtsız
فِىٓ dolayı
أَيْمَـٰنِكُمْ yeminlerinizden
وَلَـٰكِن fakat
يُؤَاخِذُكُم sorumlu tutar
بِمَا dolayı
كَسَبَتْ kazandığından
قُلُوبُكُمْ ۗ kalblerinizin
وَٱللَّهُ Allah
غَفُورٌ bağışlayandır
حَلِيمٌۭ halimdir
225
2:226
لِّلَّذِينَ kimseler için
يُؤْلُونَ yaklaşmamağa yemin edenler
مِن kadınlarına
نِّسَآئِهِمْ their wives
تَرَبُّصُ bekleme (hakkı) vardır
أَرْبَعَةِ dört
أَشْهُرٍۢ ۖ ay
فَإِن eğer
فَآءُو (o süre içinde) dönerlerse
فَإِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
غَفُورٌۭ bağışlayan
رَّحِيمٌۭ merhamet edendir
226
2:227
وَإِنْ eğer
عَزَمُوا۟ kesin karar verirlerse
ٱلطَّلَـٰقَ boşamaya
فَإِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
سَمِيعٌ işitendir
عَلِيمٌۭ bilendir
227
2:228
وَٱلْمُطَلَّقَـٰتُ boşanmış kadınlar
يَتَرَبَّصْنَ gözetlerler
بِأَنفُسِهِنَّ kendilerini
ثَلَـٰثَةَ üç
قُرُوٓءٍۢ ۚ kur' (üç adet veya üç temizlik süresi)
وَلَا helal olmaz
يَحِلُّ helal
لَهُنَّ kendilerine
أَن gizlemeleri
يَكْتُمْنَ they conceal
مَا yarattığını
خَلَقَ (has been) created
ٱللَّهُ Allah'ın
فِىٓ kendi rahimlerinde
أَرْحَامِهِنَّ their wombs
إِن eğer
كُنَّ idiyseler
يُؤْمِنَّ inanıyor
بِٱللَّهِ Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۚ ahiret
وَبُعُولَتُهُنَّ kocaları
أَحَقُّ hak sahibidirler
بِرَدِّهِنَّ onları geri almağa
فِى bu arada
ذَٰلِكَ that (period)
إِنْ eğer
أَرَادُوٓا۟ isterlerse
إِصْلَـٰحًۭا ۚ barışmak
وَلَهُنَّ (kadınların) vardır
مِثْلُ gibi
ٱلَّذِى (erkeklerin) kendileri üzerindeki
عَلَيْهِنَّ (is) on them
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ (örfe uygun) hakları
وَلِلرِّجَالِ erkeklerin (hakları)
عَلَيْهِنَّ onlar (kadınlar) üzerinde
دَرَجَةٌۭ ۗ bir derece fazladır
وَٱللَّهُ Allah
عَزِيزٌ azizdir
حَكِيمٌ hakimdir
228
2:229
ٱلطَّلَـٰقُ boşama
مَرَّتَانِ ۖ iki defadır
فَإِمْسَاكٌۢ ya tutmak (lazım)dır
بِمَعْرُوفٍ iyilikle
أَوْ ya da
تَسْرِيحٌۢ salıvermek
بِإِحْسَـٰنٍۢ ۗ güzelce
وَلَا helal değildir
يَحِلُّ helal
لَكُمْ size
أَن geri almanız
فَلَا تَأْخُذُوا۟ sakın geri almayın
مِمَّآ şeylerden
ءَاتَيْتُمُوهُنَّ onlara verdiğiniz
شَيْـًٔا bir şey
إِلَّآ başka
أَن eğer
يَخَافَآ korkarlarsa
أَلَّا koruyamamaktan
يُقِيمَا they both (can) keep
حُدُودَ sınırlarını
ٱللَّهِ ۖ Allah'ın
فَإِنْ eğer
خِفْتُمْ korkarsanız
أَلَّا koruyamamaktan
يُقِيمَا they both (can) keep
حُدُودَ sınırlarını
ٱللَّهِ Allah'ın
فَلَا yoktur
جُنَاحَ bir günah
عَلَيْهِمَا ikisine de
فِيمَا (kadının ayrılmak için verdiği)
ٱفْتَدَتْ fidye
بِهِۦ ۗ hakkında
تِلْكَ işte bunlar
حُدُودُ sınırlarıdır
ٱللَّهِ Allah'ın
فَلَا sakın bunları aşmayın
تَعْتَدُوهَا ۚ transgress them
وَمَن ve kim(ler)
يَتَعَدَّ aşarsa
حُدُودَ sınırlarını
ٱللَّهِ Allah'ın
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte
هُمُ onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlerdir
229
2:230
فَإِن eğer
طَلَّقَهَا (erkek) yine boşarsa
فَلَا helal olmaz
تَحِلُّ lawful
لَهُۥ ona
مِنۢ artık bundan sonra
بَعْدُ after (that)
حَتَّىٰ kadar
تَنكِحَ (kadın) nikahlanıncaya
زَوْجًا kocaya
غَيْرَهُۥ ۗ başka bir
فَإِن eğer
طَلَّقَهَا O (vardığı adam) da boşarsa
فَلَا yoktur
جُنَاحَ bir günah
عَلَيْهِمَآ kendilerine
أَن tekrar birbirlerine dönmelerinde
يَتَرَاجَعَآ they return to each other
إِن eğer
ظَنَّآ inanırlarsa
أَن koruyacaklarına
يُقِيمَا they (will be able to) keep
حُدُودَ sınırlarını
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın
وَتِلْكَ işte bunlar
حُدُودُ sınırlarıdır
ٱللَّهِ Allah'ın
يُبَيِّنُهَا açıklamaktadır
لِقَوْمٍۢ bir toplum için
يَعْلَمُونَ bilen
230
2:231
وَإِذَا zaman
طَلَّقْتُمُ boşadığınız
ٱلنِّسَآءَ kadınları
فَبَلَغْنَ ulaştıklarında
أَجَلَهُنَّ (iddetlerinin) sonuna
فَأَمْسِكُوهُنَّ ya onları tutun
بِمَعْرُوفٍ iyilikle
أَوْ ya da
سَرِّحُوهُنَّ bırakın
بِمَعْرُوفٍۢ ۚ iyilikle
وَلَا onları (yanınızda) tutmayın
تُمْسِكُوهُنَّ retain them
ضِرَارًۭا zarar vermek için
لِّتَعْتَدُوا۟ ۚ haklarına tecavüz edip
وَمَن kim
يَفْعَلْ yaparsa
ذَٰلِكَ bunu
فَقَدْ muhakkak
ظَلَمَ zulmetmiştir
نَفْسَهُۥ ۚ kendine
وَلَا edinmeyin
تَتَّخِذُوٓا۟ take
ءَايَـٰتِ ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın
هُزُوًۭا ۚ eğlence
وَٱذْكُرُوا۟ düşünün
نِعْمَتَ ni'metini
ٱللَّهِ Allah'ın
عَلَيْكُمْ size olan
وَمَآ indirdiklerini
أَنزَلَ (is) revealed
عَلَيْكُم size
مِّنَ Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ the Book
وَٱلْحِكْمَةِ ve Hikmet(ten)
يَعِظُكُم size öğüt vermek için
بِهِۦ ۚ onunla
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun
ٱللَّهَ Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki
أَنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
بِكُلِّ her
شَىْءٍ şeyi
عَلِيمٌۭ bilir
231
2:232
وَإِذَا ve zaman
طَلَّقْتُمُ boşadığınız
ٱلنِّسَآءَ kadınları
فَبَلَغْنَ ulaştıklarında
أَجَلَهُنَّ (iddetlerinin) sonuna
فَلَا engel olmayın
تَعْضُلُوهُنَّ hinder them
أَن evlenmelerine
يَنكِحْنَ (from) marrying
أَزْوَٰجَهُنَّ (eski) kocalarıyla
إِذَا takdirde
تَرَٰضَوْا۟ anlaştıkları
بَيْنَهُم kendi aralarında
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ güzelce
ذَٰلِكَ bu
يُوعَظُ verilen bir öğüttür
بِهِۦ onunla
مَن kimseye
كَانَ olan
مِنكُمْ içinizden
يُؤْمِنُ inanan
بِٱللَّهِ Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۗ ahiret
ذَٰلِكُمْ bu
أَزْكَىٰ daha iyi
لَكُمْ sizin için
وَأَطْهَرُ ۗ ve daha temizdir
وَٱللَّهُ Allah
يَعْلَمُ bilir
وَأَنتُمْ ve siz
لَا bilmezsiniz
تَعْلَمُونَ know
232
2:233
۞ وَٱلْوَٰلِدَٰتُ ve anneler
يُرْضِعْنَ emzirirler
أَوْلَـٰدَهُنَّ çocuklarını
حَوْلَيْنِ iki yıl
كَامِلَيْنِ ۖ tam
لِمَنْ kimse için
أَرَادَ isteyen
أَن tamamlamak
يُتِمَّ complete
ٱلرَّضَاعَةَ ۚ emzirmeyi
وَعَلَى üzerinedir
ٱلْمَوْلُودِ babanın
لَهُۥ (çocuk kendisine ait olan)
رِزْقُهُنَّ onların yiyecekleri
وَكِسْوَتُهُنَّ ve giyecekleri
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ uygun biçimde
لَا yükümlü tutulmaz
تُكَلَّفُ is burdened
نَفْسٌ hiç kimse
إِلَّا başka
وُسْعَهَا ۚ gücünün yettiğinden
لَا zarara sokulmasın
تُضَآرَّ made to suffer
وَٰلِدَةٌۢ (ne) anne
بِوَلَدِهَا çocuğu yüzünden
وَلَا ve (ne de)
مَوْلُودٌۭ baba
لَّهُۥ (çocuğun aidolduğu)
بِوَلَدِهِۦ ۚ çocuğu yüzünden
وَعَلَى ve üzerinde
ٱلْوَارِثِ mirasçının
مِثْلُ aynı (yükümlülük var)dır
ذَٰلِكَ ۗ bunun
فَإِنْ eğer
أَرَادَا isterlerse
فِصَالًا sütten kesmek
عَن rızalarıyla
تَرَاضٍۢ mutual consent
مِّنْهُمَا kendi aralarında
وَتَشَاوُرٍۢ ve danışarak
فَلَا yoktur
جُنَاحَ günah
عَلَيْهِمَا ۗ kendilerine
وَإِنْ eğer
أَرَدتُّمْ isterseniz
أَن (sütannesi tutup) emzirtmek
تَسْتَرْضِعُوٓا۟ ask another women to suckle
أَوْلَـٰدَكُمْ çocuklarınızı
فَلَا yine yoktur
جُنَاحَ bir günah
عَلَيْكُمْ üzerinize
إِذَا sonra
سَلَّمْتُم verdikten
مَّآ şeyi (ücreti)
ءَاتَيْتُم verdiğiniz
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ güzelce
وَٱتَّقُوا۟ ve korkun
ٱللَّهَ Allah'tan
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki
أَنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
بِمَا her şeyi
تَعْمَلُونَ yaptığınız
بَصِيرٌۭ görmektedir
233
2:234
وَٱلَّذِينَ kimselerin
يُتَوَفَّوْنَ ölen(ler)
مِنكُمْ içinizden
وَيَذَرُونَ geriye bıraktıkları
أَزْوَٰجًۭا eşleri
يَتَرَبَّصْنَ (bekleyip) gözetlerler
بِأَنفُسِهِنَّ kendilerini
أَرْبَعَةَ dört
أَشْهُرٍۢ ay
وَعَشْرًۭا ۖ ve on (gün)
فَإِذَا zaman
بَلَغْنَ bitirdiği
أَجَلَهُنَّ sürelerini
فَلَا yoktur
جُنَاحَ bir günah
عَلَيْكُمْ size
فِيمَا yapmalarında
فَعَلْنَ they do
فِىٓ için
أَنفُسِهِنَّ kendileri
بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ uygun olanı
وَٱللَّهُ Allah
بِمَا yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ you do
خَبِيرٌۭ haberdardır
234
2:235
وَلَا yoktur
جُنَاحَ bir günah
عَلَيْكُمْ size
فِيمَا üstü kapalı biçimde bildirmenizden
عَرَّضْتُم you hint
بِهِۦ ona
مِنْ evlenme isteğinizi
خِطْبَةِ marriage proposal
ٱلنِّسَآءِ kadınlara
أَوْ yahut
أَكْنَنتُمْ gizlemenizden
فِىٓ içinizde
أَنفُسِكُمْ ۚ yourselves
عَلِمَ bilir
ٱللَّهُ Allah
أَنَّكُمْ şüphesiz sizin
سَتَذْكُرُونَهُنَّ onları anacağınızı
وَلَـٰكِن fakat
لَّا sakın onlarla sözleşmeyin
تُوَاعِدُوهُنَّ promise them (widows)
سِرًّا gizli(buluşma)ya
إِلَّآ dışında
أَن söylemeniz
تَقُولُوا۟ you say
قَوْلًۭا bir söz
مَّعْرُوفًۭا ۚ iyi (meşru)
وَلَا ve kalkışmayın
تَعْزِمُوا۟ resolve (on)
عُقْدَةَ akdine (kıymaya)
ٱلنِّكَاحِ nikah
حَتَّىٰ kadar
يَبْلُغَ ulaşıncaya
ٱلْكِتَـٰبُ yazılanın (iddetinin)
أَجَلَهُۥ ۚ sonuna
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki
أَنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
يَعْلَمُ bilir
مَا şeyi
فِىٓ içinizden geçen
أَنفُسِكُمْ yourselves
فَٱحْذَرُوهُ ۚ O'ndan sakının
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve yine bilin ki
أَنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
غَفُورٌ bağışlayandır
حَلِيمٌۭ halimdir
235
2:236
لَّا yoktur
جُنَاحَ bir günah
عَلَيْكُمْ size
إِن eğer
طَلَّقْتُمُ boşarsınız
ٱلنِّسَآءَ kadınları
مَا henüz dokunmadan
لَمْ not
تَمَسُّوهُنَّ you have touched
أَوْ ya da
تَفْرِضُوا۟ belirlemeden
لَهُنَّ onlara
فَرِيضَةًۭ ۚ mehir(lerini)
وَمَتِّعُوهُنَّ ve onları faydalandırsın
عَلَى eli geniş olan
ٱلْمُوسِعِ the wealthy
قَدَرُهُۥ kendi gücü nisbetinde
وَعَلَى eli dar olan da
ٱلْمُقْتِرِ the poor
قَدَرُهُۥ kendi gücü nisbetinde
مَتَـٰعًۢا bir geçimlikle
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ güzel
حَقًّا bu bir borçtur
عَلَى üzerine
ٱلْمُحْسِنِينَ iyilik edenlerin
236
2:237
وَإِن ve eğer
طَلَّقْتُمُوهُنَّ onları boşarsanız
مِن önce
قَبْلِ before
أَن henüz dokunmadan
تَمَسُّوهُنَّ you (have) touched them
وَقَدْ takdirde
فَرَضْتُمْ (bir mehir) tesbit ettiğiniz
لَهُنَّ onlar için
فَرِيضَةًۭ vermeniz gerekir
فَنِصْفُ yarısını
مَا şeyin (mehrin)
فَرَضْتُمْ tesbit ettiğiniz
إِلَّآ hariç
أَن (kadının) vazgeçmesi
يَعْفُونَ they (women) forgo (it)
أَوْ veya
يَعْفُوَا۟ vazgeçmesi
ٱلَّذِى kimsenin (erkeğin)
بِيَدِهِۦ elinde olan
عُقْدَةُ akdi
ٱلنِّكَاحِ ۚ nikah
وَأَن (erkekler) sizin affetmeniz
تَعْفُوٓا۟ you forgo
أَقْرَبُ daha yakındır
لِلتَّقْوَىٰ ۚ takvaya
وَلَا unutmayın
تَنسَوُا۟ forget
ٱلْفَضْلَ iyilik etmeyi
بَيْنَكُمْ ۚ birbirinize
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
بِمَا şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız
بَصِيرٌ görür
237
2:238
حَـٰفِظُوا۟ koruyun
عَلَى namazları
ٱلصَّلَوَٰتِ the prayers
وَٱلصَّلَوٰةِ ve namazı
ٱلْوُسْطَىٰ orta
وَقُومُوا۟ ve durun
لِلَّهِ Allah('ın huzurun)a
قَـٰنِتِينَ gönülden bağlılık ve saygı ile
238
2:239
فَإِنْ eğer
خِفْتُمْ (bir tehlikeden) korkarsanız
فَرِجَالًا yaya
أَوْ yahut
رُكْبَانًۭا ۖ binmiş olarak
فَإِذَآ zaman da
أَمِنتُمْ güvene kavuştuğunuz
فَٱذْكُرُوا۟ anın
ٱللَّهَ Allah'ı
كَمَا şekilde
عَلَّمَكُم size öğrettiği
مَّا şeyleri
لَمْ olmadığınız
تَكُونُوا۟ you were
تَعْلَمُونَ biliyor
239
2:240
وَٱلَّذِينَ ve kimseler
يُتَوَفَّوْنَ ölen
مِنكُمْ içinizden
وَيَذَرُونَ ve geriye bırakan(erkek)ler
أَزْوَٰجًۭا eşler
وَصِيَّةًۭ vasiyyet etsinler
لِّأَزْوَٰجِهِم eşlerinin
مَّتَـٰعًا geçimlerinin sağlanmasını
إِلَى kadar
ٱلْحَوْلِ bir yıla
غَيْرَ (evlerinden) çıkarılmadan
إِخْرَاجٍۢ ۚ driving (them) out
فَإِنْ şayet
خَرَجْنَ kendileri çıkarlarsa
فَلَا yoktur
جُنَاحَ bir günah
عَلَيْكُمْ sizin için
فِى bir şey
مَا what
فَعَلْنَ yapmalarında
فِىٓ hakkında
أَنفُسِهِنَّ kendileri
مِن uygun olanı
مَّعْرُوفٍۢ ۗ honorably
وَٱللَّهُ Allah
عَزِيزٌ daima üstündür
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir
240
2:241
وَلِلْمُطَلَّقَـٰتِ ve boşanmış kadınların
مَتَـٰعٌۢ geçimlerini sağlamak
بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ uygun olan şekilde
حَقًّا bir haktır (borçtur)
عَلَى üzerine
ٱلْمُتَّقِينَ müttakiler
241
2:242
كَذَٰلِكَ böyle
يُبَيِّنُ açıklamaktadır
ٱللَّهُ Allah
لَكُمْ size
ءَايَـٰتِهِۦ ayetlerini
لَعَلَّكُمْ umulur ki
تَعْقِلُونَ düşünürsünüz
242
2:243
۞ أَلَمْ görmedin mi?
تَرَ you see
إِلَى kimseleri
ٱلَّذِينَ onlar ki
خَرَجُوا۟ çıkanları
مِن yurtlarından
دِيَـٰرِهِمْ their homes
وَهُمْ ve onlar
أُلُوفٌ binlerce kişi iken
حَذَرَ korkusuyla
ٱلْمَوْتِ ölüm
فَقَالَ demişti
لَهُمُ onlara
ٱللَّهُ Allah
مُوتُوا۟ Ölün!
ثُمَّ sonra
أَحْيَـٰهُمْ ۚ kendilerini diriltmişti
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
لَذُو sahibidir
فَضْلٍ ikram
عَلَى karşı
ٱلنَّاسِ insanlara
وَلَـٰكِنَّ ama
أَكْثَرَ çoğu
ٱلنَّاسِ insanların
لَا şükretmezler
يَشْكُرُونَ grateful
243
2:244
وَقَـٰتِلُوا۟ ve savaşın
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
وَٱعْلَمُوٓا۟ ve bilin ki
أَنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
سَمِيعٌ işitendir
عَلِيمٌۭ bilendir
244
2:245
مَّن kimdir
ذَا o kimse
ٱلَّذِى who
يُقْرِضُ borç olarak verecek
ٱللَّهَ Allah'a
قَرْضًا bir borcu
حَسَنًۭا güzel
فَيُضَـٰعِفَهُۥ arttırması karşılığnda
لَهُۥٓ ona
أَضْعَافًۭا fazlasıyla
كَثِيرَةًۭ ۚ kat kat
وَٱللَّهُ Allah
يَقْبِضُ (rızkı) kısar da
وَيَبْصُۜطُ açar da
وَإِلَيْهِ ve hep O'na
تُرْجَعُونَ döndürüleceksiniz
245
2:246
أَلَمْ görmedin mi?
تَرَ you see
إِلَى ileri gelenlerini
ٱلْمَلَإِ the chiefs
مِنۢ oğullarının
بَنِىٓ (the) Children
إِسْرَٰٓءِيلَ İsrail
مِنۢ sonra
بَعْدِ after
مُوسَىٰٓ Musa'dan
إِذْ hani
قَالُوا۟ demişlerdi
لِنَبِىٍّۢ Peygamberlerine
لَّهُمُ onlar
ٱبْعَثْ gönder
لَنَا bize
مَلِكًۭا bir hükümdar
نُّقَـٰتِلْ (onun önderliğinde) savaşalım
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ ۖ Allah
قَالَ dedi
هَلْ olurmu ki?
عَسَيْتُمْ you perhaps
إِن eğer
كُتِبَ yazılınca (farz kılınınca)
عَلَيْكُمُ size
ٱلْقِتَالُ savaş
أَلَّا savaşmazsanız
تُقَـٰتِلُوا۟ ۖ you fight
قَالُوا۟ dediler ki
وَمَا bizler
لَنَآ for us
أَلَّا neden savaşmayalım
نُقَـٰتِلَ we fight
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
وَقَدْ oysa
أُخْرِجْنَا biz çıkarılıp sürüldük
مِن yurtlarımızdan
دِيَـٰرِنَا our homes
وَأَبْنَآئِنَا ۖ ve oğullarımız(ın arasın)dan
فَلَمَّا fakat
كُتِبَ yazılınca
عَلَيْهِمُ kendilerine
ٱلْقِتَالُ savaş
تَوَلَّوْا۟ yüz çevirdiler
إِلَّا hariç
قَلِيلًۭا pek azı
مِّنْهُمْ ۗ içlerinden
وَٱللَّهُ Allah
عَلِيمٌۢ bilir
بِٱلظَّـٰلِمِينَ zalimleri
246
2:247
وَقَالَ ve dedi ki
لَهُمْ onlara
نَبِيُّهُمْ peygamberleri
إِنَّ gerçekten
ٱللَّهَ Allah
قَدْ elbette
بَعَثَ gönderdi
لَكُمْ size
طَالُوتَ Talut'u
مَلِكًۭا ۚ hükümdar
قَالُوٓا۟ dediler ki
أَنَّىٰ nasıl
يَكُونُ olabilir
لَهُ onun
ٱلْمُلْكُ hükümdarlık (mülk)
عَلَيْنَا bizim üzerimize
وَنَحْنُ biz
أَحَقُّ daha layıkız
بِٱلْمُلْكِ hükümdarlığa
مِنْهُ ondan
وَلَمْ ve verilmemiştir
يُؤْتَ he has been given
سَعَةًۭ genişlik
مِّنَ maldan
ٱلْمَالِ ۚ [the] wealth
قَالَ dedi
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
ٱصْطَفَىٰهُ onu (hükümdar) seçti
عَلَيْكُمْ sizin üzerinize
وَزَادَهُۥ ve onun artırdı
بَسْطَةًۭ gücünü
فِى bilgisinin
ٱلْعِلْمِ [the] knowledge
وَٱلْجِسْمِ ۖ ve cisminin
وَٱللَّهُ Allah
يُؤْتِى verir
مُلْكَهُۥ mülkünü
مَن kimseye
يَشَآءُ ۚ dilediği
وَٱللَّهُ Allah(ın)
وَٰسِعٌ (lutfu) geniştir
عَلِيمٌۭ (O herşeyi) bilendir
247
2:248
وَقَالَ ve dedi ki
لَهُمْ onlara
نَبِيُّهُمْ peygamberleri
إِنَّ muhakkak
ءَايَةَ alameti
مُلْكِهِۦٓ onun hükümdarlığının
أَن size gelmesidir
يَأْتِيَكُمُ will come to you
ٱلتَّابُوتُ (Allah'ın Ahid sandığı) Tabut'un
فِيهِ onun içinde
سَكِينَةٌۭ bir huzur bulunan
مِّن Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord
وَبَقِيَّةٌۭ ve bir kalıntı
مِّمَّا geriye bıraktığından
تَرَكَ ölen geriye bıraktı
ءَالُ ailesinin
مُوسَىٰ Musa
وَءَالُ ve ailesinin
هَـٰرُونَ Harun
تَحْمِلُهُ taşıdığı
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ۚ meleklerin
إِنَّ şüphesiz
فِى bunda
ذَٰلِكَ that
لَـَٔايَةًۭ kesin bir alamet vardır
لَّكُمْ sizin için
إِن eğer
كُنتُم iseniz
مُّؤْمِنِينَ inanan kimseler
248
2:249
فَلَمَّا ne zaman ki
فَصَلَ ayrıldığında
طَالُوتُ Talut
بِٱلْجُنُودِ ordularla
قَالَ dedi ki
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
مُبْتَلِيكُم sizi deneyecektir
بِنَهَرٍۢ bir ırmakla
فَمَن kim
شَرِبَ içerse
مِنْهُ ondan
فَلَيْسَ değildir
مِنِّى benden
وَمَن ve kim
لَّمْ ondan tadmazsa
يَطْعَمْهُ taste it
فَإِنَّهُۥ şüphesiz o
مِنِّىٓ bendendir;
إِلَّا dışında
مَنِ kimsenin
ٱغْتَرَفَ avuçlayan
غُرْفَةًۢ bir avuç
بِيَدِهِۦ ۚ eliyle
فَشَرِبُوا۟ hepsi içtiler
مِنْهُ ondan
إِلَّا hariç
قَلِيلًۭا pek azı
مِّنْهُمْ ۚ içlerinden
فَلَمَّا nihayet
جَاوَزَهُۥ (ırmağı) geçince
هُوَ o (Talut)
وَٱلَّذِينَ ve kimseler
ءَامَنُوا۟ iman eden
مَعَهُۥ beraberindekiler
قَالُوا۟ dediler
لَا gücümüz yok
طَاقَةَ strength
لَنَا bizim
ٱلْيَوْمَ bugün
بِجَالُوتَ Calut'a
وَجُنُودِهِۦ ۚ ve askerlerine karşı
قَالَ dedi
ٱلَّذِينَ kimseler
يَظُنُّونَ kanaat getiren
أَنَّهُم elbette onların
مُّلَـٰقُوا۟ kavuşacaklarına
ٱللَّهِ Allah'a
كَم nice
مِّن topluluk
فِئَةٍۢ a company
قَلِيلَةٍ az olan
غَلَبَتْ galib gelmiştir
فِئَةًۭ topluluğa
كَثِيرَةًۢ çok olan
بِإِذْنِ izniyle
ٱللَّهِ ۗ Allah'ın
وَٱللَّهُ Allah
مَعَ beraberdir
ٱلصَّـٰبِرِينَ sabredenlerle
249
2:250
وَلَمَّا ne zaman
بَرَزُوا۟ karşılaşsalar
لِجَالُوتَ Calut
وَجُنُودِهِۦ ve askerleriyle
قَالُوا۟ şöyle dediler
رَبَّنَآ Rabbimiz
أَفْرِغْ dök
عَلَيْنَا üzerimize
صَبْرًۭا sabır
وَثَبِّتْ ve sağlam tut
أَقْدَامَنَا ayaklarımızı
وَٱنصُرْنَا ve bize yardım et
عَلَى karşı
ٱلْقَوْمِ topluluğuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler
250
2:251
فَهَزَمُوهُم derken onları bozdular
بِإِذْنِ izniyle
ٱللَّهِ Allah'ın
وَقَتَلَ ve öldürdü
دَاوُۥدُ Davud
جَالُوتَ Calut'u
وَءَاتَىٰهُ ve ona (Davud'a) verdi
ٱللَّهُ Allah
ٱلْمُلْكَ hükümdarlık
وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmet
وَعَلَّمَهُۥ ve ona öğretti
مِمَّا şeyleri
يَشَآءُ ۗ dilediği
وَلَوْلَا eğer
دَفْعُ savmasaydı
ٱللَّهِ Allah
ٱلنَّاسَ insanların
بَعْضَهُم bir kısmını
بِبَعْضٍۢ bir kısmıyle
لَّفَسَدَتِ bozulurdu
ٱلْأَرْضُ dünya
وَلَـٰكِنَّ fakat
ٱللَّهَ Allah
ذُو sahibidir
فَضْلٍ lutuf
عَلَى karşı
ٱلْعَـٰلَمِينَ bütün alemlere
251
2:252
تِلْكَ bunlar
ءَايَـٰتُ ayetleridir
ٱللَّهِ Allah'ın
نَتْلُوهَا okuyoruz (açıklıyoruz)
عَلَيْكَ sana
بِٱلْحَقِّ ۚ hak olarak
وَإِنَّكَ elbette sen
لَمِنَ gönderilenlerdensin
ٱلْمُرْسَلِينَ the Messengers
252
2:253
۞ تِلْكَ işte o
ٱلرُّسُلُ elçiler ki
فَضَّلْنَا üstün kıldık
بَعْضَهُمْ kimini
عَلَىٰ karşı
بَعْضٍۢ ۘ kimine
مِّنْهُم onlardan
مَّن kimine
كَلَّمَ konuştu
ٱللَّهُ ۖ Allah
وَرَفَعَ ve yükseltti
بَعْضَهُمْ kimini de
دَرَجَـٰتٍۢ ۚ derecelerle
وَءَاتَيْنَا ve verdik
عِيسَى Îsa'ya
ٱبْنَ oğlu
مَرْيَمَ Meryem
ٱلْبَيِّنَـٰتِ açık deliller
وَأَيَّدْنَـٰهُ ve onu destekledik
بِرُوحِ Ruh ile
ٱلْقُدُسِ ۗ Kudüs
وَلَوْ ve eğer
شَآءَ dileseydi
ٱللَّهُ Allah
مَا öldürmezlerdi
ٱقْتَتَلَ (would have) fought each other
ٱلَّذِينَ kimseleri (milletleri)
مِنۢ onların arkasından gelen
بَعْدِهِم after them
مِّنۢ sonra
بَعْدِ after
مَا gelmiş olduktan
جَآءَتْهُمُ came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ açık deliller
وَلَـٰكِنِ fakat
ٱخْتَلَفُوا۟ anlaşmazlığa düştüler
فَمِنْهُم onlardan
مَّنْ kimileri
ءَامَنَ inandı
وَمِنْهُم ve onlardan
مَّن kimi de
كَفَرَ ۚ inkar etti
وَلَوْ eğer
شَآءَ dileseydi
ٱللَّهُ Allah
مَا birbirlerini öldürmezlerdi
ٱقْتَتَلُوا۟ they (would have) fought each other
وَلَـٰكِنَّ ama
ٱللَّهَ Allah
يَفْعَلُ yapar
مَا şeyi
يُرِيدُ dilediği
253
2:254
يَـٰٓأَيُّهَا ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar)
أَنفِقُوا۟ infak edin
مِمَّا size verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰكُم We (have) provided you
مِّن önce
قَبْلِ before
أَن gelmezden
يَأْتِىَ comes
يَوْمٌۭ gün
لَّا olmadığı
بَيْعٌۭ alışverişin
فِيهِ içinde
وَلَا ve hiçbir
خُلَّةٌۭ dostluğun
وَلَا ve hiçbir
شَفَـٰعَةٌۭ ۗ şefaatin
وَٱلْكَـٰفِرُونَ ve kafirler
هُمُ ta kendileridir
ٱلظَّـٰلِمُونَ zalimlerin
254
2:255
ٱللَّهُ Allah (ki)
لَآ yoktur
إِلَـٰهَ tanrı
إِلَّا başka
هُوَ O'ndan
ٱلْحَىُّ daima diridir
ٱلْقَيُّومُ ۚ koruyup yöneticidir
لَا O'nu tutmaz
تَأْخُذُهُۥ overtakes Him
سِنَةٌۭ ne bir uyuklama
وَلَا ve ne de
نَوْمٌۭ ۚ bir uyku
لَّهُۥ O'nundur
مَا ne
فِى varsa
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde
وَمَا ve ne
فِى varsa
ٱلْأَرْضِ ۗ yerde
مَن kimdir
ذَا ki
ٱلَّذِى who
يَشْفَعُ şefaat edebilir
عِندَهُۥٓ kendisinin katında
إِلَّا dışında
بِإِذْنِهِۦ ۚ O'nun izni
يَعْلَمُ bilir
مَا olanı
بَيْنَ onların önünde
أَيْدِيهِمْ before them
وَمَا ve olanı
خَلْفَهُمْ ۖ arkalarında
وَلَا kavrayamazlar
يُحِيطُونَ they encompass
بِشَىْءٍۢ hiçbir şey
مِّنْ O'nun ilminden
عِلْمِهِۦٓ His Knowledge
إِلَّا dışında
بِمَا şeyler
شَآءَ ۚ dilediği
وَسِعَ kaplamıştır
كُرْسِيُّهُ O'nun Kürsüsü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ gökleri
وَٱلْأَرْضَ ۖ ve yeri
وَلَا O'na ağır gelmez
يَـُٔودُهُۥ tires Him
حِفْظُهُمَا ۚ onları koru(yup gözet)mek
وَهُوَ O
ٱلْعَلِىُّ yücedir
ٱلْعَظِيمُ büyüktür
255
2:256
لَآ yoktur
إِكْرَاهَ zorlama
فِى Dinde
ٱلدِّينِ ۖ the religion
قَد elbette
تَّبَيَّنَ seçilip belli olmuştur
ٱلرُّشْدُ doğruluk
مِنَ sapıklıktan
ٱلْغَىِّ ۚ the wrong
فَمَن kim
يَكْفُرْ inkar eder
بِٱلطَّـٰغُوتِ tağut (şeytan)ı
وَيُؤْمِنۢ ve inanırsa
بِٱللَّهِ Allah'a
فَقَدِ muhakkak ki o
ٱسْتَمْسَكَ yapışmıştır
بِٱلْعُرْوَةِ bir kulpa
ٱلْوُثْقَىٰ sağlam
لَا kopmayan
ٱنفِصَامَ (will) break
لَهَا ۗ Allah
وَٱللَّهُ And Allah
سَمِيعٌ işitendir
عَلِيمٌ bilendir
256
2:257
ٱللَّهُ Allah
وَلِىُّ dostudur
ٱلَّذِينَ kimselerin
ءَامَنُوا۟ inananların
يُخْرِجُهُم onları çıkarır
مِّنَ karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ [the] darkness
إِلَى aydınlığa
ٱلنُّورِ ۖ [the] light
وَٱلَّذِينَ kimselerin
كَفَرُوٓا۟ inkar eden
أَوْلِيَآؤُهُمُ dostları da
ٱلطَّـٰغُوتُ tağuttur
يُخْرِجُونَهُم (O da) onları çıkarır
مِّنَ aydınlıktan
ٱلنُّورِ the light
إِلَى karanlıklara
ٱلظُّلُمَـٰتِ ۗ [the] darkness
أُو۟لَـٰٓئِكَ İşte onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ ateş
هُمْ onlar
فِيهَا orada
خَـٰلِدُونَ ebedi kalacaklardır
257
2:258
أَلَمْ görmedin mi?
تَرَ you see
إِلَى kimseyi
ٱلَّذِى the one who
حَآجَّ tartışan
إِبْرَٰهِـۧمَ İbrahim'le
فِى hakkında
رَبِّهِۦٓ Rabbi
أَنْ diye
ءَاتَىٰهُ kendisine verdi
ٱللَّهُ Allah
ٱلْمُلْكَ hükümdarlık
إِذْ zaman
قَالَ dediği
إِبْرَٰهِـۧمُ İbrahim
رَبِّىَ benim Rabbim
ٱلَّذِى ki
يُحْىِۦ yaşatır
وَيُمِيتُ ve öldürür
قَالَ dedi
أَنَا۠ ben de
أُحْىِۦ yaşatır
وَأُمِيتُ ۖ ve öldürürüm
قَالَ dedi ki
إِبْرَٰهِـۧمُ İbrahim
فَإِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
يَأْتِى getirir
بِٱلشَّمْسِ güneşi
مِنَ doğudan
ٱلْمَشْرِقِ the east
فَأْتِ sen de getir
بِهَا onu
مِنَ batıdan
ٱلْمَغْرِبِ the west
فَبُهِتَ şaşırıp kaldı
ٱلَّذِى kimse (o adam)
كَفَرَ ۗ inkar eden
وَٱللَّهُ Allah
لَا doğru yola iletmez
يَهْدِى guide
ٱلْقَوْمَ toplumu
ٱلظَّـٰلِمِينَ zalim
258
2:259
أَوْ yahut
كَٱلَّذِى şu kimse gibi ki
مَرَّ uğramıştı
عَلَىٰ bir kasabaya
قَرْيَةٍۢ a township
وَهِىَ o kimse
خَاوِيَةٌ (duvarları) yığılmış
عَلَىٰ üstüne
عُرُوشِهَا çatıları
قَالَ dedi ki
أَنَّىٰ nasıl
يُحْىِۦ diriltecek
هَـٰذِهِ bunu
ٱللَّهُ Allah
بَعْدَ sonra
مَوْتِهَا ۖ öldükten
فَأَمَاتَهُ kendisini öldürüp
ٱللَّهُ Allah (da)
مِا۟ئَةَ yüz
عَامٍۢ sene
ثُمَّ sonra
بَعَثَهُۥ ۖ diriltti
قَالَ dedi
كَمْ ne kadar
لَبِثْتَ ۖ kaldın
قَالَ dedi
لَبِثْتُ kaldım
يَوْمًا bir gün
أَوْ ya da
بَعْضَ birazı (kadar)
يَوْمٍۢ ۖ bir günün
قَالَ (Allah) dedi
بَل bilakis
لَّبِثْتَ kaldın
مِا۟ئَةَ yüz
عَامٍۢ yıl
فَٱنظُرْ bak
إِلَىٰ yiyeceğine
طَعَامِكَ your food
وَشَرَابِكَ ve içeceğine
لَمْ bozulmamış
يَتَسَنَّهْ ۖ change with time
وَٱنظُرْ ve bak
إِلَىٰ eşeğine
حِمَارِكَ your donkey
وَلِنَجْعَلَكَ seni kılalım diye
ءَايَةًۭ bir ibret
لِّلنَّاسِ ۖ insanlar için
وَٱنظُرْ ve bak
إِلَى kemiklere
ٱلْعِظَامِ the bones
كَيْفَ nasıl
نُنشِزُهَا onları birbiri üstüne koyuyor
ثُمَّ sonra
نَكْسُوهَا onlara giydiriyoruz
لَحْمًۭا ۚ et
فَلَمَّا bu işler
تَبَيَّنَ açıkça belli olunca
لَهُۥ ona
قَالَ dedi ki
أَعْلَمُ biliyorum ki
أَنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
عَلَىٰ her şeye
كُلِّ every
شَىْءٍۢ thing
قَدِيرٌۭ kadirdir
259
2:260
وَإِذْ ve bir zaman
قَالَ demişti
إِبْرَٰهِـۧمُ İbrahim
رَبِّ Rabbim
أَرِنِى bana göster
كَيْفَ nasıl
تُحْىِ dirilttiğini
ٱلْمَوْتَىٰ ۖ ölüleri
قَالَ (Allah) dedi
أَوَلَمْ yoksa
تُؤْمِن ۖ inanmadın mı
قَالَ (İbrahim) dedi ki
بَلَىٰ Hayır (inandım)
وَلَـٰكِن fakat
لِّيَطْمَئِنَّ tatmin olması için
قَلْبِى ۖ kalbimin
قَالَ dedi
فَخُذْ o halde tut
أَرْبَعَةًۭ dördünü
مِّنَ kuşlardan
ٱلطَّيْرِ the birds
فَصُرْهُنَّ onları alıştır
إِلَيْكَ kendine
ثُمَّ sonra
ٱجْعَلْ koy
عَلَىٰ üzerine
كُلِّ her
جَبَلٍۢ dağın
مِّنْهُنَّ onlardan
جُزْءًۭا bir parça
ثُمَّ sonra
ٱدْعُهُنَّ onları (kendine) çağır
يَأْتِينَكَ sana gelecekler
سَعْيًۭا ۚ koşarak
وَٱعْلَمْ bil ki
أَنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
عَزِيزٌ daima üstün
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir
260
2:261
مَّثَلُ durumu
ٱلَّذِينَ kimselerin
يُنفِقُونَ infak edenler(in)
أَمْوَٰلَهُمْ mallarını
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
كَمَثَلِ durumu gibidir
حَبَّةٍ bir tohumun
أَنۢبَتَتْ veren
سَبْعَ yedi
سَنَابِلَ başak
فِى her
كُلِّ each
سُنۢبُلَةٍۢ başağında
مِّا۟ئَةُ yüz
حَبَّةٍۢ ۗ tohum
وَٱللَّهُ Allah
يُضَـٰعِفُ kat kat verir
لِمَن kimseye
يَشَآءُ ۗ dilediği
وَٱللَّهُ Allah(ın)
وَٰسِعٌ (lutfu) geniştir
عَلِيمٌ (O) bilendir
261
2:262
ٱلَّذِينَ kimseler
يُنفِقُونَ infak eden
أَمْوَٰلَهُمْ mallarını
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
ثُمَّ sonra
لَا ardından
يُتْبِعُونَ they follow
مَآ şeyleri
أَنفَقُوا۟ verdikleri
مَنًّۭا başa kakmayan
وَلَآ ve eziyet etmeyenlerin
أَذًۭى ۙ hurt
لَّهُمْ vardır
أَجْرُهُمْ ödülleri
عِندَ katında
رَبِّهِمْ Rableri
وَلَا yoktur
خَوْفٌ korku
عَلَيْهِمْ onlara
وَلَا ve onlar
هُمْ they
يَحْزَنُونَ üzülmeyeceklerdir
262
2:263
۞ قَوْلٌۭ bir söz (söylemek)
مَّعْرُوفٌۭ güzel
وَمَغْفِرَةٌ ve affetmek
خَيْرٌۭ iyidir
مِّن sadakadan
صَدَقَةٍۢ a charity
يَتْبَعُهَآ peşinden gelen
أَذًۭى ۗ eziyet
وَٱللَّهُ Allah
غَنِىٌّ zengindir
حَلِيمٌۭ halimdir
263
2:264
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ iman edenler
لَا boşa çıkarmayın
تُبْطِلُوا۟ render in vain
صَدَقَـٰتِكُم sadakalarınızı
بِٱلْمَنِّ başa kakmakla
وَٱلْأَذَىٰ ve eziyet etmekle
كَٱلَّذِى gibi
يُنفِقُ infak eden
مَالَهُۥ malını
رِئَآءَ gösteriş için
ٱلنَّاسِ insanlara
وَلَا inanmayan
يُؤْمِنُ believe
بِٱللَّهِ Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۖ ahiret
فَمَثَلُهُۥ öylesinin durumu
كَمَثَلِ benzer ki
صَفْوَانٍ şu kayaya
عَلَيْهِ üzerinde bulunan
تُرَابٌۭ toprak
فَأَصَابَهُۥ ona isabet etttiğinde
وَابِلٌۭ bir sağnak (yağmur)
فَتَرَكَهُۥ onu bırakır
صَلْدًۭا ۖ sert bir taş halinde
لَّا (Böyleleri) elde edemezler
يَقْدِرُونَ they have control
عَلَىٰ hiçbir
شَىْءٍۢ şey
مِّمَّا şeylerden
كَسَبُوا۟ ۗ kazandıkları
وَٱللَّهُ Allah
لَا doğru yola iletmez
يَهْدِى guide
ٱلْقَوْمَ toplumunu
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler
264
2:265
وَمَثَلُ durumu da
ٱلَّذِينَ kimselerin
يُنفِقُونَ infak eden
أَمْوَٰلَهُمُ mallarını
ٱبْتِغَآءَ kazanmak
مَرْضَاتِ rızasını
ٱللَّهِ Allah'ın
وَتَثْبِيتًۭا ve kökleştirmek için
مِّنْ kendilerindekini (imanı)
أَنفُسِهِمْ their (inner) souls
كَمَثَلِ benzer
جَنَّةٍۭ bir bahçeye
بِرَبْوَةٍ tepe üzerinde bulunan
أَصَابَهَا değince
وَابِلٌۭ bol yağmur
فَـَٔاتَتْ veren
أُكُلَهَا ürününü
ضِعْفَيْنِ iki kat
فَإِن eğer
لَّمْ değmese bile
يُصِبْهَا fall (on) it
وَابِلٌۭ yağmur
فَطَلٌّۭ ۗ çisinti olur
وَٱللَّهُ Allah
بِمَا şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız
بَصِيرٌ görmektedir
265
2:266
أَيَوَدُّ ister mi ki?
أَحَدُكُمْ biriniz
أَن olmasını
تَكُونَ it be
لَهُۥ kendisinin
جَنَّةٌۭ bir bahçesi
مِّن hurmalardan
نَّخِيلٍۢ date-palms
وَأَعْنَابٍۢ ve üzümler(den)
تَجْرِى akan
مِن altından
تَحْتِهَا underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar
لَهُۥ bulunan
فِيهَا içinde
مِن her çeşit
كُلِّ all (kinds)
ٱلثَّمَرَٰتِ meyvası
وَأَصَابَهُ ve kendisine geldiğinde
ٱلْكِبَرُ ihtiyarlık
وَلَهُۥ ve onun
ذُرِّيَّةٌۭ ve çocuklarının bulunduğu
ضُعَفَآءُ aciz
فَأَصَابَهَآ isabet etsin
إِعْصَارٌۭ birden bir kasırga
فِيهِ onlara
نَارٌۭ ateşli
فَٱحْتَرَقَتْ ۗ yakıp kül etsin
كَذَٰلِكَ böylece
يُبَيِّنُ açıklıyor
ٱللَّهُ Allah
لَكُمُ size
ٱلْـَٔايَـٰتِ ayetleri
لَعَلَّكُمْ umulurki
تَتَفَكَّرُونَ düşünürsünüz
266
2:267
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوٓا۟ iman eden(ler)
أَنفِقُوا۟ infak edin
مِن iyilerinden
طَيِّبَـٰتِ (the) good things
مَا şeylerin
كَسَبْتُمْ kazandıklarınız
وَمِمَّآ ve şeylerden
أَخْرَجْنَا çıkardığımız
لَكُم sizin için
مِّنَ yerden
ٱلْأَرْضِ ۖ the earth
وَلَا kalkışmayın
تَيَمَّمُوا۟ aim (at)
ٱلْخَبِيثَ kötü şeyleri
مِنْهُ sadaka vermeye
تُنفِقُونَ kendinize alamayacağınız
وَلَسْتُم while you (would) not
بِـَٔاخِذِيهِ başka şekilde
إِلَّآ göz yummadan
أَن [that]
تُغْمِضُوا۟ ondan
فِيهِ ۚ bilin ki
وَٱعْلَمُوٓا۟ şüphesiz
أَنَّ Allah
ٱللَّهَ zengindir
غَنِىٌّ övülmüştür
حَمِيدٌ Praiseworthy
267
2:268
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan
يَعِدُكُمُ size vaad eder
ٱلْفَقْرَ fakirliği
وَيَأْمُرُكُم ve size emreder
بِٱلْفَحْشَآءِ ۖ çirkin şeyleri yapmayı
وَٱللَّهُ Allah ise
يَعِدُكُم size va'adediyor
مَّغْفِرَةًۭ bağışlama
مِّنْهُ kendi tarafından
وَفَضْلًۭا ۗ ve lutuf
وَٱللَّهُ şüphesiz Allah'ın
وَٰسِعٌ (lutfu) geniştir
عَلِيمٌۭ (O) bilendir
268
2:269
يُؤْتِى verir
ٱلْحِكْمَةَ Hikmeti
مَن kimseye
يَشَآءُ ۚ dilediği
وَمَن ve kimse
يُؤْتَ verilen
ٱلْحِكْمَةَ Hikmet
فَقَدْ elbette
أُوتِىَ verilmiştir
خَيْرًۭا hayır
كَثِيرًۭا ۗ çok
وَمَا bunu anlamaz
يَذَّكَّرُ remembers
إِلَّآ başkası
أُو۟لُوا۟ sahiplerinden
ٱلْأَلْبَـٰبِ akıl
269
2:270
وَمَآ ve ne
أَنفَقْتُم infak ederseniz
مِّن nafaka olarak
نَّفَقَةٍ (your) expenditures
أَوْ veya
نَذَرْتُم (ne) adarsanız
مِّن adak olarak
نَّذْرٍۢ vow(s)
فَإِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
يَعْلَمُهُۥ ۗ onu bilir
وَمَا yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ zalimler için
مِنْ hiçbir
أَنصَارٍ yardımcı
270
2:271
إِن eğer
تُبْدُوا۟ açıktan verirseniz
ٱلصَّدَقَـٰتِ sadakaları
فَنِعِمَّا ne güzeldir
هِىَ ۖ bu
وَإِن eğer
تُخْفُوهَا onları gizler
وَتُؤْتُوهَا ve verirseniz
ٱلْفُقَرَآءَ fakirlere
فَهُوَ bu
خَيْرٌۭ daha iyidir
لَّكُمْ ۚ sizin için
وَيُكَفِّرُ ve kapatır
عَنكُم sizden
مِّن bir kısmını
سَيِّـَٔاتِكُمْ ۗ günahlarınızın
وَٱللَّهُ Allah
بِمَا şeylerden
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız
خَبِيرٌۭ haberdardır
271
2:272
۞ لَّيْسَ değildir
عَلَيْكَ senin üzerine
هُدَىٰهُمْ onları hidayet etmek
وَلَـٰكِنَّ fakat
ٱللَّهَ Allah'tır
يَهْدِى doğru yola ileten
مَن kimseyi
يَشَآءُ ۗ dilediği
وَمَا verdiğiniz
تُنفِقُوا۟ you spend
مِنْ her
خَيْرٍۢ hayır
فَلِأَنفُسِكُمْ ۚ kendiniz içindir
وَمَا infak edemezsiniz
تُنفِقُونَ you spend
إِلَّا dışında
ٱبْتِغَآءَ kazanmak için
وَجْهِ (yüzü) rızasını
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın
وَمَا ve ne
تُنفِقُوا۟ verseniz
مِنْ hayırdan
خَيْرٍۢ good
يُوَفَّ tastamam verilir
إِلَيْكُمْ size
وَأَنتُمْ ve siz
لَا asla
تُظْلَمُونَ zulmedilmezsiniz
272
2:273
لِلْفُقَرَآءِ (Sadakalar) fakirler içindir
ٱلَّذِينَ kimseler (için)
أُحْصِرُوا۟ kapanıp kalan
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
لَا yoktur
يَسْتَطِيعُونَ güçleri
ضَرْبًۭا gezmeye
فِى yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth
يَحْسَبُهُمُ onları sanırlar
ٱلْجَاهِلُ bilmeyenler
أَغْنِيَآءَ zengin
مِنَ dolayı
ٱلتَّعَفُّفِ utangaçlıklarından
تَعْرِفُهُم onları tanırsın
بِسِيمَـٰهُمْ simalarından
لَا istemezler
يَسْـَٔلُونَ (do) they ask
ٱلنَّاسَ insanlardan
إِلْحَافًۭا ۗ ısrarla
وَمَا ne varsa
تُنفِقُوا۟ yaptığınız
مِنْ hayırdan;
خَيْرٍۢ good
فَإِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
بِهِۦ onu
عَلِيمٌ bilir
273
2:274
ٱلَّذِينَ o kimseler ki
يُنفِقُونَ infak edenler
أَمْوَٰلَهُم mallarını
بِٱلَّيْلِ gece
وَٱلنَّهَارِ ve gündüz
سِرًّۭا gizli
وَعَلَانِيَةًۭ ve açık
فَلَهُمْ vardır
أَجْرُهُمْ ödülü
عِندَ yanında
رَبِّهِمْ Rableri
وَلَا yoktur
خَوْفٌ korku
عَلَيْهِمْ onlara
وَلَا ve onlar
هُمْ they
يَحْزَنُونَ üzülmeyeceklerdir
274
2:275
ٱلَّذِينَ o kimseler ki
يَأْكُلُونَ yerler
ٱلرِّبَوٰا۟ Riba (faiz)
لَا kalkamazlar
يَقُومُونَ they can stand
إِلَّا ancak
كَمَا gibi
يَقُومُ kalkarlar
ٱلَّذِى kimse
يَتَخَبَّطُهُ çarptığı
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytanın
مِنَ dokunup
ٱلْمَسِّ ۚ (his) touch
ذَٰلِكَ bu
بِأَنَّهُمْ onların
قَالُوٓا۟ demelerindendir
إِنَّمَا şüphesiz
ٱلْبَيْعُ alışveriş de
مِثْلُ gibidir
ٱلرِّبَوٰا۟ ۗ riba (faiz)
وَأَحَلَّ oysa helal kılmıştır
ٱللَّهُ Allah
ٱلْبَيْعَ alış-verişi
وَحَرَّمَ ve haram kılmıştır
ٱلرِّبَوٰا۟ ۚ ribayı
فَمَن kime
جَآءَهُۥ gelir de
مَوْعِظَةٌۭ bir öğüt
مِّن Rabbinden
رَّبِّهِۦ His Lord
فَٱنتَهَىٰ (ribadan) vazgeçerse
فَلَهُۥ kendisinindir
مَا ne varsa
سَلَفَ geçmişte
وَأَمْرُهُۥٓ ve işi de
إِلَى kalmıştır
ٱللَّهِ ۖ Allah'a
وَمَنْ kim
عَادَ tekrar (ribaya) dönerse
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ onlar
أَصْحَـٰبُ halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ ateş
هُمْ onlar
فِيهَا orada
خَـٰلِدُونَ ebedi kalacaklardır
275
2:276
يَمْحَقُ mahveder
ٱللَّهُ Allah
ٱلرِّبَوٰا۟ ribayı
وَيُرْبِى ve artırır
ٱلصَّدَقَـٰتِ ۗ sadakaları
وَٱللَّهُ Allah
لَا sevmez
يُحِبُّ love
كُلَّ hiçbir
كَفَّارٍ inkarcıları
أَثِيمٍ günahkar
276
2:277
إِنَّ şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ iman eden
وَعَمِلُوا۟ ve işler yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ salih (güzel)
وَأَقَامُوا۟ ve kılanlar
ٱلصَّلَوٰةَ namazı
وَءَاتَوُا۟ ve verenler
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı
لَهُمْ işte onların
أَجْرُهُمْ ödülleri
عِندَ yanındadır
رَبِّهِمْ Rableri
وَلَا yoktur
خَوْفٌ korku
عَلَيْهِمْ onlara
وَلَا ve onlar
هُمْ they
يَحْزَنُونَ üzülmeyeceklerdir
277
2:278
يَـٰٓأَيُّهَا ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ iman eden(ler)
ٱتَّقُوا۟ korkun
ٱللَّهَ Allah'tan
وَذَرُوا۟ ve bırakın (almayın)
مَا ne varsa
بَقِىَ geri kalan
مِنَ ribadan
ٱلرِّبَوٰٓا۟ [the] usury
إِن eğer
كُنتُم idiyseniz
مُّؤْمِنِينَ inanıyor
278
2:279
فَإِن eğer
لَّمْ böyle yapmazsanız
تَفْعَلُوا۟ you do
فَأْذَنُوا۟ bilin
بِحَرْبٍۢ savaşa açıldığını
مِّنَ (tarafından)
ٱللَّهِ Allah
وَرَسُولِهِۦ ۖ ve Elçisi
وَإِن ve eğer
تُبْتُمْ tevbe ederseniz
فَلَكُمْ sizindir
رُءُوسُ ana
أَمْوَٰلِكُمْ malınız
لَا ne haksızlık edersiniz
تَظْلِمُونَ wrong
وَلَا ne de haksızlığa uğratılırsınız
تُظْلَمُونَ you will be wronged
279
2:280
وَإِن eğer (borçlu)
كَانَ ise
ذُو (içinde)
عُسْرَةٍۢ darlık
فَنَظِرَةٌ beklemek (lazımdır)
إِلَىٰ kadar
مَيْسَرَةٍۢ ۚ bir kolaylığa
وَأَن ve eğer
تَصَدَّقُوا۟ sadaka olarak bağışlarsanız
خَيْرٌۭ daha hayırlıdır
لَّكُمْ ۖ sizin için
إِن eğer
كُنتُمْ bilirseniz
تَعْلَمُونَ know
280
2:281
وَٱتَّقُوا۟ sakının
يَوْمًۭا şu günden
تُرْجَعُونَ döndürüleceğiniz
فِيهِ onda
إِلَى Allah'a
ٱللَّهِ ۖ Allah
ثُمَّ sonra
تُوَفَّىٰ tastamam verilecektir
كُلُّ her
نَفْسٍۢ kişiye
مَّا ne
كَسَبَتْ kazandıysa
وَهُمْ ve onlara
لَا haksızlık edilmeyecektir
يُظْلَمُونَ will be wronged
281
2:282
يَـٰٓأَيُّهَا ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوٓا۟ iman eden(ler)
إِذَا zaman
تَدَايَنتُم birbirinize verdiğiniz
بِدَيْنٍ borç
إِلَىٰٓ kadar
أَجَلٍۢ süreye
مُّسَمًّۭى belirli bir
فَٱكْتُبُوهُ ۚ onu yazın
وَلْيَكْتُب ve yazsın
بَّيْنَكُمْ aranızda
كَاتِبٌۢ bir yazıcı
بِٱلْعَدْلِ ۚ adaletle
وَلَا kaçınmasın (yazsın)
يَأْبَ (should) refuse
كَاتِبٌ yazıcı
أَن yazmaktan
يَكْتُبَ he writes
كَمَا şekilde
عَلَّمَهُ kendisine öğrettiği
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın
فَلْيَكْتُبْ yazdırsın
وَلْيُمْلِلِ yazdırsın
ٱلَّذِى kimse
عَلَيْهِ üzerinde
ٱلْحَقُّ hak olan (borçlu)
وَلْيَتَّقِ korksun
ٱللَّهَ Allah'tan
رَبَّهُۥ Rabbi olan
وَلَا eksik etmesin
يَبْخَسْ diminish
مِنْهُ ondan (borcundan)
شَيْـًۭٔا ۚ hiçbir şeyi
فَإِن eğer
كَانَ ise
ٱلَّذِى kimse
عَلَيْهِ borçlu olan
ٱلْحَقُّ (is) the right
سَفِيهًا aklı ermez
أَوْ yahut
ضَعِيفًا zayıf
أَوْ ya da
لَا güç yetiremiyecek
يَسْتَطِيعُ capable
أَن kendisi yazdırmaya
يُمِلَّ (can) dictate
هُوَ o
فَلْيُمْلِلْ yazdırsın
وَلِيُّهُۥ onun velisi
بِٱلْعَدْلِ ۚ adaletle
وَٱسْتَشْهِدُوا۟ şahid tutun
شَهِيدَيْنِ iki şahidi
مِن erkeklerinizden
رِّجَالِكُمْ ۖ your men
فَإِن eğer
لَّمْ yoksa
يَكُونَا there are
رَجُلَيْنِ iki erkek
فَرَجُلٌۭ (o zaman) bir erkek
وَٱمْرَأَتَانِ iki kadın
مِمَّن kimse
تَرْضَوْنَ razı olduğunuz
مِنَ şahidlerden
ٱلشُّهَدَآءِ [the] witnesses
أَن ta ki
تَضِلَّ şaşırırsa
إِحْدَىٰهُمَا kadınlardan biri
فَتُذَكِّرَ hatırlatması için
إِحْدَىٰهُمَا biri
ٱلْأُخْرَىٰ ۚ diğerine
وَلَا kaçınmasınlar
يَأْبَ (should) refuse
ٱلشُّهَدَآءُ şahidler
إِذَا zaman
مَا bir şeye
دُعُوا۟ ۚ çağrıldıkları
وَلَا üşenmeyin
تَسْـَٔمُوٓا۟ (be) weary
أَن yazmaktan
تَكْتُبُوهُ you write it
صَغِيرًا az olsun
أَوْ veya
كَبِيرًا çok olsun
إِلَىٰٓ kadar
أَجَلِهِۦ ۚ onu süresine
ذَٰلِكُمْ bu
أَقْسَطُ daha adaletli
عِندَ katında
ٱللَّهِ Allah
وَأَقْوَمُ ve daha sağlam
لِلشَّهَـٰدَةِ şahidlik için
وَأَدْنَىٰٓ ve daha elverişlidir
أَلَّا kuşkulanmamanız için
تَرْتَابُوٓا۟ ۖ you (have) doubt
إِلَّآ ancak
أَن olursa
تَكُونَ be
تِجَـٰرَةً ticaret
حَاضِرَةًۭ peşin
تُدِيرُونَهَا hemen alıp vereceğiniz
بَيْنَكُمْ aranızda
فَلَيْسَ yoktur
عَلَيْكُمْ üzerinize
جُنَاحٌ bir günah
أَلَّا ötürü
تَكْتُبُوهَا ۗ onu yazmamanızdan
وَأَشْهِدُوٓا۟ ve şahid tutun
إِذَا zaman da
تَبَايَعْتُمْ ۚ alışveriş yaptığınız
وَلَا asla zarar verilmesin
يُضَآرَّ (should) be harmed
كَاتِبٌۭ yazana da
وَلَا ve
شَهِيدٌۭ ۚ şahide de
وَإِن eğer
تَفْعَلُوا۟ (bir zarar) yaparsanız
فَإِنَّهُۥ şüphesiz
فُسُوقٌۢ kötülük olur
بِكُمْ ۗ kendinize
وَٱتَّقُوا۟ korkun
ٱللَّهَ ۖ Allah'tan
وَيُعَلِّمُكُمُ ve size öğretiyor
ٱللَّهُ ۗ Allah
وَٱللَّهُ Allah
بِكُلِّ her
شَىْءٍ şeyi
عَلِيمٌۭ bilir
282
2:283
۞ وَإِن ve eğer
كُنتُمْ olur da
عَلَىٰ seferde
سَفَرٍۢ a journey
وَلَمْ bulamazsanız
تَجِدُوا۟ you find
كَاتِبًۭا yazacak birini
فَرِهَـٰنٌۭ rehinler (yeter)
مَّقْبُوضَةٌۭ ۖ alınan
فَإِنْ eğer
أَمِنَ güvenirseniz
بَعْضُكُم biriniz
بَعْضًۭا diğerinize
فَلْيُؤَدِّ ödesin
ٱلَّذِى kimse
ٱؤْتُمِنَ kendisine güvenilen
أَمَـٰنَتَهُۥ emanetini
وَلْيَتَّقِ ve korksun
ٱللَّهَ Allah'tan
رَبَّهُۥ ۗ Rabbi olan
وَلَا gizlemeyin
تَكْتُمُوا۟ conceal
ٱلشَّهَـٰدَةَ ۚ şahidliği
وَمَن ve kimse
يَكْتُمْهَا onu gizleyen
فَإِنَّهُۥٓ şüphesiz o
ءَاثِمٌۭ günahkardır
قَلْبُهُۥ ۗ onun kalbi
وَٱللَّهُ Allah
بِمَا şeyleri
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız
عَلِيمٌۭ bilir
283
2:284
لِّلَّهِ Allah'ındır
مَا ne
فِى varsa
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde
وَمَا ve ne
فِى varsa
ٱلْأَرْضِ ۗ yerde
وَإِن ve eğer
تُبْدُوا۟ açıklasanız da
مَا şeyi
فِىٓ içlerinizdeki
أَنفُسِكُمْ yourselves
أَوْ veya
تُخْفُوهُ gizleseniz de
يُحَاسِبْكُم sizi hesaba çeker
بِهِ onunla
ٱللَّهُ ۖ Allah
فَيَغْفِرُ bağışlar
لِمَن kimseyi
يَشَآءُ dilediği
وَيُعَذِّبُ azabeder
مَن kimseyi
يَشَآءُ ۗ dilediği
وَٱللَّهُ Allah
عَلَىٰ her
كُلِّ every
شَىْءٍۢ şeye
قَدِيرٌ kadirdir
284
2:285
ءَامَنَ inandı
ٱلرَّسُولُ Resul
بِمَآ şeye
أُنزِلَ indirilen
إِلَيْهِ kendisine
مِن Rabbinden
رَّبِّهِۦ his Lord
وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ ve mü'minler (de)
كُلٌّ hepsi
ءَامَنَ inandı
بِٱللَّهِ Allah'a
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ ve meleklerine
وَكُتُبِهِۦ ve Kitaplarına
وَرُسُلِهِۦ ve peygamberlerine
لَا ayırdetmeyiz (dediler)
نُفَرِّقُ we make distinction
بَيْنَ arasını
أَحَدٍۢ hiçbirini
مِّن O'nun elçilerinden
رُّسُلِهِۦ ۚ His messengers
وَقَالُوا۟ ve dediler ki
سَمِعْنَا İşittik
وَأَطَعْنَا ۖ ve ita'at ettik
غُفْرَانَكَ bağışlamanı dileriz
رَبَّنَا Rabbimiz
وَإِلَيْكَ sanadır
ٱلْمَصِيرُ dönüş(ümüz)
285
2:286
لَا teklif etmez
يُكَلِّفُ burden
ٱللَّهُ Allah
نَفْسًا kimseye
إِلَّا başkasını
وُسْعَهَا ۚ gücünün yettiğinden
لَهَا (herkesin) kendine
مَا şey
كَسَبَتْ kazandığı
وَعَلَيْهَا ve aleyhinedir
مَا şey (kötülük)
ٱكْتَسَبَتْ ۗ işlediği
رَبَّنَا Rabbimiz
لَا bizi sorumlu tutma
تُؤَاخِذْنَآ take us to task
إِن eğer
نَّسِينَآ unutursak
أَوْ ya da
أَخْطَأْنَا ۚ yanılırsak
رَبَّنَا Rabbimiz
وَلَا yük yükleme
تَحْمِلْ lay
عَلَيْنَآ bize
إِصْرًۭا ağır
كَمَا gibi
حَمَلْتَهُۥ yüklediğin
عَلَى üzerine
ٱلَّذِينَ bizden öncekilerin
مِن (were) from
قَبْلِنَا ۚ before us
رَبَّنَا Rabbimiz
وَلَا bize yükleme
تُحَمِّلْنَا lay on us
مَا şeyleri
لَا gücümüzün yetmediğimiz
طَاقَةَ (the) strength
لَنَا bizim
بِهِۦ ۖ ona
وَٱعْفُ ve affet
عَنَّا bizi
وَٱغْفِرْ bağışla
لَنَا bizi
وَٱرْحَمْنَآ ۚ bize merhamet et
أَنتَ sen
مَوْلَىٰنَا bizim sahibimizsin
فَٱنصُرْنَا bize yardım eyle
عَلَى karşı
ٱلْقَوْمِ toplumuna
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler
286
← Sure Listesine Dön