Enbiyâ
الأنبياء
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
21:1
ٱقْتَرَبَ
yaklaştı
لِلنَّاسِ
insanların
حِسَابُهُمْ
hesapları
وَهُمْ
fakat onlar
فِى
içinde
غَفْلَةٍۢ
gaflet
مُّعْرِضُونَ
yüz çevirmektedirler
1
21:2
مَا
kendilerine gelen
يَأْتِيهِم
comes to them
مِّن
her
ذِكْرٍۢ
ikazı
مِّن
Rablerinden
رَّبِّهِم
their Lord
مُّحْدَثٍ
yeni
إِلَّا
ancak
ٱسْتَمَعُوهُ
dinlerler
وَهُمْ
onlar
يَلْعَبُونَ
eğlenerek
2
21:3
لَاهِيَةًۭ
eğlencededir
قُلُوبُهُمْ ۗ
kalbleri
وَأَسَرُّوا۟
ve gizlediler
ٱلنَّجْوَى
aralarındaki konuşmayı
ٱلَّذِينَ
kimseler
ظَلَمُوا۟
zulmeden(ler)
هَلْ
değil mi?
هَـٰذَآ
bu
إِلَّا
ancak
بَشَرٌۭ
bir insandır
مِّثْلُكُمْ ۖ
sizin gibi
أَفَتَأْتُونَ
şimdi siz kapılacak mısınız?
ٱلسِّحْرَ
büyüye
وَأَنتُمْ
siz
تُبْصِرُونَ
görüyorken
3
21:4
قَالَ
dedi ki
رَبِّى
Rabbim
يَعْلَمُ
bilir
ٱلْقَوْلَ
konuşulanı
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerde
وَهُوَ
ve O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir
4
21:5
بَلْ
hayır
قَالُوٓا۟
dediler
أَضْغَـٰثُ
(bu) karmakarışık
أَحْلَـٰمٍۭ
hayallerdir
بَلِ
hayır
ٱفْتَرَىٰهُ
onu uydurmuş
بَلْ
hayır
هُوَ
o
شَاعِرٌۭ
şa'irdir
فَلْيَأْتِنَا
bize getirse ya
بِـَٔايَةٍۢ
bir mu'cize
كَمَآ
gibi
أُرْسِلَ
gönderildikleri
ٱلْأَوَّلُونَ
öncekilerin
5
21:6
مَآ
inanmamıştı
ءَامَنَتْ
believed
قَبْلَهُم
bunlardan önce
مِّن
hiçbir
قَرْيَةٍ
kent (halkı)
أَهْلَكْنَـٰهَآ ۖ
helak ettiğimiz
أَفَهُمْ
şimdi bunlar mı?
يُؤْمِنُونَ
inanacaklar
6
21:7
وَمَآ
biz göndermedik
أَرْسَلْنَا
We sent
قَبْلَكَ
senden önce
إِلَّا
başkasını
رِجَالًۭا
erkeklerden
نُّوحِىٓ
vahyedilen
إِلَيْهِمْ ۖ
kendilerine
فَسْـَٔلُوٓا۟
sorun
أَهْلَ
ehline
ٱلذِّكْرِ
Zikir
إِن
eğer
كُنتُمْ
idiyseniz
لَا
bilmiyor
تَعْلَمُونَ
know
7
21:8
وَمَا
ve
جَعَلْنَـٰهُمْ
biz onları yapmadık
جَسَدًۭا
ceset(ler)
لَّا
yemeyen
يَأْكُلُونَ
eating
ٱلطَّعَامَ
yemek
وَمَا
ve
كَانُوا۟
değillerdi
خَـٰلِدِينَ
ölümsüz
8
21:9
ثُمَّ
sonra
صَدَقْنَـٰهُمُ
yerine getirdik
ٱلْوَعْدَ
verdiğimiz sözü
فَأَنجَيْنَـٰهُمْ
onları kurtardık
وَمَن
ve kimseleri
نَّشَآءُ
dilediğimiz
وَأَهْلَكْنَا
ve helak ettik
ٱلْمُسْرِفِينَ
aşırı gidenleri
9
21:10
لَقَدْ
andolsun
أَنزَلْنَآ
indirdik
إِلَيْكُمْ
size
كِتَـٰبًۭا
bir Kitap
فِيهِ
içinde
ذِكْرُكُمْ ۖ
Zikr'iniz bulunan
أَفَلَا
aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
you use reason
10
21:11
وَكَمْ
ve nicesini
قَصَمْنَا
kırıp geçirdik
مِن
şehir(ler)den
قَرْيَةٍۢ
a town
كَانَتْ
olan
ظَالِمَةًۭ
zalim
وَأَنشَأْنَا
ve inşa ettik
بَعْدَهَا
onlardan sonra
قَوْمًا
bir topluluk
ءَاخَرِينَ
başka
11
21:12
فَلَمَّآ
zaman
أَحَسُّوا۟
hissettikleri
بَأْسَنَآ
azabımızı
إِذَا
derhal
هُم
onlar
مِّنْهَا
oradan
يَرْكُضُونَ
kaçıyorlardı
12
21:13
لَا
(boşuna) kaçmayın
تَرْكُضُوا۟
Flee not
وَٱرْجِعُوٓا۟
ve dönün
إِلَىٰ
şeylere (ni'metlere)
مَآ
what
أُتْرِفْتُمْ
şımartıldığınız
فِيهِ
içinde
وَمَسَـٰكِنِكُمْ
ve yurtlarınıza
لَعَلَّكُمْ
çünkü
تُسْـَٔلُونَ
sorguya çekileceksiniz
13
21:14
قَالُوا۟
dediler
يَـٰوَيْلَنَآ
eyvah bize
إِنَّا
gerçekten biz
كُنَّا
olduk
ظَـٰلِمِينَ
zalimlerden
14
21:15
فَمَا
kesilmedi
زَالَت
ceased
تِّلْكَ
bu
دَعْوَىٰهُمْ
mırıldanmaları
حَتَّىٰ
kadar
جَعَلْنَـٰهُمْ
biz onları yapıncaya
حَصِيدًا
biçilmiş (ekin gibi)
خَـٰمِدِينَ
sönmüş ateş (gibi)
15
21:16
وَمَا
ve
خَلَقْنَا
biz yaratmadık
ٱلسَّمَآءَ
göğü
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَمَا
ve bulunanları
بَيْنَهُمَا
bunlar arasında
لَـٰعِبِينَ
eğlence için
16
21:17
لَوْ
eğer
أَرَدْنَآ
isteseydik
أَن
edinmek
نَّتَّخِذَ
We take
لَهْوًۭا
bir eğlence
لَّٱتَّخَذْنَـٰهُ
edinirdik
مِن
kendi katımızdan
لَّدُنَّآ
Us
إِن
eğer
كُنَّا
olsaydık
فَـٰعِلِينَ
yapacak
17
21:18
بَلْ
hayır
نَقْذِفُ
biz atarız
بِٱلْحَقِّ
hakkı
عَلَى
üstüne
ٱلْبَـٰطِلِ
batılın
فَيَدْمَغُهُۥ
onun beynini parçalar
فَإِذَا
derhal
هُوَ
o
زَاهِقٌۭ ۚ
yok olur
وَلَكُمُ
size
ٱلْوَيْلُ
yazıklar olsun
مِمَّا
ötürü
تَصِفُونَ
yakıştırdıklarınızdan
18
21:19
وَلَهُۥ
ve O'nundur
مَن
kimseler
فِى
olan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerde
وَمَنْ
ve kimseler
عِندَهُۥ
O'nun yanındaki
لَا
büyüklenmez
يَسْتَكْبِرُونَ
they are arrogant
عَنْ
O'na kulluk etmekten
عِبَادَتِهِۦ
worship Him
وَلَا
ve
يَسْتَحْسِرُونَ
yorulmazlar
19
21:20
يُسَبِّحُونَ
tesbih ederler
ٱلَّيْلَ
gece
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüz
لَا
hiç
يَفْتُرُونَ
ara vermezler
20
21:21
أَمِ
yoksa
ٱتَّخَذُوٓا۟
edindiler mi?
ءَالِهَةًۭ
tanrılar
مِّنَ
yerden
ٱلْأَرْضِ
the earth
هُمْ
onları
يُنشِرُونَ
diriltecek
21
21:22
لَوْ
eğer
كَانَ
olsaydı
فِيهِمَآ
ikisinde
ءَالِهَةٌ
tanrılar
إِلَّا
başka
ٱللَّهُ
Allah'tan
لَفَسَدَتَا ۚ
ikisi de bozulup gitmişti
فَسُبْحَـٰنَ
yüce(münezzeh)dir
ٱللَّهِ
Allah
رَبِّ
sahibi
ٱلْعَرْشِ
arş'ın
عَمَّا
şeylerden
يَصِفُونَ
nitelendirdikleri
22
21:23
لَا
O sorulmaz
يُسْـَٔلُ
He (can) be questioned
عَمَّا
şeylerden
يَفْعَلُ
yaptığı
وَهُمْ
ama onlar
يُسْـَٔلُونَ
sorulurlar
23
21:24
أَمِ
yoksa
ٱتَّخَذُوا۟
mı edindiler?
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ
besides Him
ءَالِهَةًۭ ۖ
tanrılar
قُلْ
de ki
هَاتُوا۟
getirin
بُرْهَـٰنَكُمْ ۖ
delilinizi
هَـٰذَا
işte budur
ذِكْرُ
öğütü
مَن
olanların
مَّعِىَ
benimle beraber
وَذِكْرُ
ve öğütü
مَن
benden öncekilerin
قَبْلِى ۗ
(were) before me
بَلْ
ama
أَكْثَرُهُمْ
çokları
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know
ٱلْحَقَّ ۖ
hakkı
فَهُم
bundan dolayı onlar
مُّعْرِضُونَ
(haktan) yüz çevirirler
24
21:25
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَا
göndermedik
مِن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
مِن
hiçbir
رَّسُولٍ
peygamber
إِلَّا
diye vahyetmediğimiz
نُوحِىٓ
We reveal(ed)
إِلَيْهِ
ona
أَنَّهُۥ
şüphesiz
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّآ
başka
أَنَا۠
benden
فَٱعْبُدُونِ
bana kulluk edin
25
21:26
وَقَالُوا۟
ve dediler
ٱتَّخَذَ
edindi
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman
وَلَدًۭا ۗ
çocuk
سُبْحَـٰنَهُۥ ۚ
O münezzehtir
بَلْ
hayır
عِبَادٌۭ
bilakis
مُّكْرَمُونَ
değerli
26
21:27
لَا
O'ndan önce söylemezler
يَسْبِقُونَهُۥ
they (can) precede Him
بِٱلْقَوْلِ
bir söz
وَهُم
ve onlar
بِأَمْرِهِۦ
O'nun buyruğunu
يَعْمَلُونَ
yaparlar
27
21:28
يَعْلَمُ
bilir
مَا
olanı
بَيْنَ
arasında (önlerinde)
أَيْدِيهِمْ
ellerinin (önlerinde)
وَمَا
ve olanı
خَلْفَهُمْ
arkalarında
وَلَا
ve
يَشْفَعُونَ
şefa'at edemezler
إِلَّا
başkasına
لِمَنِ
olduklarından
ٱرْتَضَىٰ
razı
وَهُم
ve onlar
مِّنْ
O'nun korkusundan
خَشْيَتِهِۦ
fear of Him
مُشْفِقُونَ
titrerler
28
21:29
۞ وَمَن
ve her kim
يَقُلْ
derse
مِنْهُمْ
onlardan
إِنِّىٓ
ben
إِلَـٰهٌۭ
bir tanrıyım
مِّن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
besides Him
فَذَٰلِكَ
böylece
نَجْزِيهِ
onu cezalandırırız
جَهَنَّمَ ۚ
cehennemle
كَذَٰلِكَ
böyle
نَجْزِى
biz cezalandırırız
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri
29
21:30
أَوَلَمْ
görmediler mi?
يَرَ
see
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
أَنَّ
şüphesiz
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökler
وَٱلْأَرْضَ
ve yer
كَانَتَا
idi
رَتْقًۭا
bitişik
فَفَتَقْنَـٰهُمَا ۖ
biz onları ayırdık
وَجَعَلْنَا
ve yarattık
مِنَ
sudan
ٱلْمَآءِ
[the] water
كُلَّ
her
شَىْءٍ
şeyi
حَىٍّ ۖ
canlı
أَفَلَا
hala inanmıyorlar mı?
يُؤْمِنُونَ
they believe
30
21:31
وَجَعَلْنَا
ve yarattık
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
رَوَٰسِىَ
yüksek dağlar
أَن
diye
تَمِيدَ
sarsar
بِهِمْ
onları
وَجَعَلْنَا
ve açtık
فِيهَا
orada
فِجَاجًۭا
geniş
سُبُلًۭا
yollar
لَّعَلَّهُمْ
umulur ki
يَهْتَدُونَ
yollarını bulurlar
31
21:32
وَجَعَلْنَا
ve yaptık
ٱلسَّمَآءَ
göğü
سَقْفًۭا
bir tavan
مَّحْفُوظًۭا ۖ
korunmuş
وَهُمْ
onlar hala
عَنْ
ayetlerinden
ءَايَـٰتِهَا
its Signs
مُعْرِضُونَ
yüz çevirmektedirler
32
21:33
وَهُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
yaratan
خَلَقَ
created
ٱلَّيْلَ
geceyi
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
وَٱلشَّمْسَ
ve güneşi
وَٱلْقَمَرَ ۖ
ve ayı
كُلٌّۭ
her biri
فِى
bir yörüngede
فَلَكٍۢ
an orbit
يَسْبَحُونَ
yüzmektedir
33
21:34
وَمَا
ve
جَعَلْنَا
vermedik
لِبَشَرٍۢ
hiçbir insana
مِّن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
ٱلْخُلْدَ ۖ
ebedi yaşam
أَفَإِي۟ن
şimdi eğer
مِّتَّ
sen ölürsen
فَهُمُ
onlar
ٱلْخَـٰلِدُونَ
ebedi (mi kalacaklar?)
34
21:35
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
nefis
ذَآئِقَةُ
tadacaktır
ٱلْمَوْتِ ۗ
ölümü
وَنَبْلُوكُم
ve sizi imtihan ederiz
بِٱلشَّرِّ
şer ile
وَٱلْخَيْرِ
ve hayır ile
فِتْنَةًۭ ۖ
sınamak için
وَإِلَيْنَا
ve (sonunda) bize
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz
35
21:36
وَإِذَا
zaman
رَءَاكَ
seni gördükleri
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden
إِن
seni edinmezler
يَتَّخِذُونَكَ
they take you
إِلَّا
dışında
هُزُوًا
alay konusu etmek
أَهَـٰذَا
bu mudur? (diye)
ٱلَّذِى
kişi
يَذْكُرُ
diline dolayan
ءَالِهَتَكُمْ
sizin tanrılarınızı
وَهُم
oysa kendileri
بِذِكْرِ
Zikri(uyarısı)nı
ٱلرَّحْمَـٰنِ
Rahman'ın
هُمْ
onlar
كَـٰفِرُونَ
inkar ediyorlar
36
21:37
خُلِقَ
yaratılmıştır
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
مِنْ
aceleden
عَجَلٍۢ ۚ
haste
سَأُو۟رِيكُمْ
size göstereceğim
ءَايَـٰتِى
ayetlerimi
فَلَا
benden acele istemeyin
تَسْتَعْجِلُونِ
ask Me to hasten
37
21:38
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
مَتَىٰ
ne zaman?
هَـٰذَا
bu
ٱلْوَعْدُ
tehdid(ettiğiniz azab)
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru söyleyenler
38
21:39
لَوْ
eğer
يَعْلَمُ
bir bilselerdi
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
حِينَ
zamanı
لَا
savamayacakları
يَكُفُّونَ
they will avert
عَن
yüzlerinden
وُجُوهِهِمُ
their faces
ٱلنَّارَ
ateşi
وَلَا
ne de
عَن
sırtlarından
ظُهُورِهِمْ
their backs
وَلَا
ve
هُمْ
onlara
يُنصَرُونَ
yardım da olunmayacakları
39
21:40
بَلْ
doğrusu
تَأْتِيهِم
o onlara gelecek
بَغْتَةًۭ
ansızın
فَتَبْهَتُهُمْ
onları şaşırtacak
فَلَا
güçleri yetmeyecek
يَسْتَطِيعُونَ
they will be able
رَدَّهَا
onu reddetmeye
وَلَا
ve ne de
هُمْ
kendilerine
يُنظَرُونَ
süre verilecek
40
21:41
وَلَقَدِ
ve andolsun
ٱسْتُهْزِئَ
alay edildi
بِرُسُلٍۢ
peygamberlerle
مِّن
senden önceki
قَبْلِكَ
before you
فَحَاقَ
ama kuşatıverdi
بِٱلَّذِينَ
kimseleri
سَخِرُوا۟
alay eden(leri)
مِنْهُم
onlarla
مَّا
şey
كَانُوا۟
onların
بِهِۦ
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ettikleri
41
21:42
قُلْ
de ki
مَن
kim
يَكْلَؤُكُم
sizi koruyacak?
بِٱلَّيْلِ
gece
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüz
مِنَ
Rahmandan
ٱلرَّحْمَـٰنِ ۗ
the Most Gracious
بَلْ
hayır
هُمْ
onlar
عَن
Zikrinden
ذِكْرِ
(the) remembrance
رَبِّهِم
Rablerinin
مُّعْرِضُونَ
yüz çeviriyorlar
42
21:43
أَمْ
yoksa
لَهُمْ
mı var?
ءَالِهَةٌۭ
tanrıları
تَمْنَعُهُم
onları koruyacak
مِّن
karşı
دُونِنَا ۚ
bize
لَا
onların gücü yetmez
يَسْتَطِيعُونَ
they are able
نَصْرَ
yardım etmeye
أَنفُسِهِمْ
kendilerine
وَلَا
ne de
هُم
onlara
مِّنَّا
bizim tarafımızdan
يُصْحَبُونَ
sahip çıkılır
43
21:44
بَلْ
bilakis
مَتَّعْنَا
biz yaşattık
هَـٰٓؤُلَآءِ
onları
وَءَابَآءَهُمْ
ve atalarını
حَتَّىٰ
nihayet
طَالَ
uzun geldi
عَلَيْهِمُ
kendilerine
ٱلْعُمُرُ ۗ
ömür
أَفَلَا
görmüyorlar mı?
يَرَوْنَ
they see
أَنَّا
bizim
نَأْتِى
gelip
ٱلْأَرْضَ
yerlerini (topraklarını)
نَنقُصُهَا
eksilttiğimizi
مِنْ
uçlarından
أَطْرَافِهَآ ۚ
its borders
أَفَهُمُ
onlar mı?
ٱلْغَـٰلِبُونَ
üstün gelen
44
21:45
قُلْ
de ki
إِنَّمَآ
ben ancak
أُنذِرُكُم
sizi uyarıyorum
بِٱلْوَحْىِ ۚ
vahiyle
وَلَا
ama
يَسْمَعُ
işitmez(ler)
ٱلصُّمُّ
sağır(lar)
ٱلدُّعَآءَ
çağırıyı
إِذَا
zaman
مَا
uyarıldıkları
يُنذَرُونَ
they are warned
45
21:46
وَلَئِن
ve eğer
مَّسَّتْهُمْ
onlara dokunsa
نَفْحَةٌۭ
bir esinti
مِّنْ
azabından
عَذَابِ
(the) punishment
رَبِّكَ
Rabbinin
لَيَقُولُنَّ
derler
يَـٰوَيْلَنَآ
eyvah bize
إِنَّا
biz gerçekten
كُنَّا
olmuşuz
ظَـٰلِمِينَ
zalimler
46
21:47
وَنَضَعُ
kurarız
ٱلْمَوَٰزِينَ
terazileri
ٱلْقِسْطَ
adalet
لِيَوْمِ
günü için
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فَلَا
asla
تُظْلَمُ
haksızlık edilmez
نَفْسٌۭ
kimseye
شَيْـًۭٔا ۖ
hiçbir
وَإِن
ve eğer
كَانَ
olsa
مِثْقَالَ
ağırlığınca
حَبَّةٍۢ
danesi
مِّنْ
bir hardal
خَرْدَلٍ
a mustard
أَتَيْنَا
getiririz
بِهَا ۗ
onu
وَكَفَىٰ
ve biz yeteriz
بِنَا
olarak
حَـٰسِبِينَ
hesab gören
47
21:48
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
biz verdik
مُوسَىٰ
Musa'ya
وَهَـٰرُونَ
ve Harun'a
ٱلْفُرْقَانَ
Furkan'ı
وَضِيَآءًۭ
ve bir ışık
وَذِكْرًۭا
ve bir öğüt
لِّلْمُتَّقِينَ
muttakiler için
48
21:49
ٱلَّذِينَ
onlar
يَخْشَوْنَ
korkarlar
رَبَّهُم
Rablerinden
بِٱلْغَيْبِ
görmeden
وَهُم
ve onlar
مِّنَ
(Duruşma) saatinden
ٱلسَّاعَةِ
the Hour
مُشْفِقُونَ
titrerler
49
21:50
وَهَـٰذَا
bu (Kur'an)
ذِكْرٌۭ
bir öğüttür
مُّبَارَكٌ
mübarek
أَنزَلْنَـٰهُ ۚ
ona indirdiğimiz
أَفَأَنتُمْ
şimdi siz ediyor musunuz?
لَهُۥ
onu
مُنكِرُونَ
inkar
50
21:51
۞ وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَآ
biz vermiştik
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'e
رُشْدَهُۥ
doğru yolu bulma yeteneğini
مِن
daha önceden
قَبْلُ
before
وَكُنَّا
ve biz idik
بِهِۦ
onu
عَـٰلِمِينَ
biliyor
51
21:52
إِذْ
hani
قَالَ
demişti ki
لِأَبِيهِ
babasına
وَقَوْمِهِۦ
ve kavmine
مَا
nedir?
هَـٰذِهِ
şu
ٱلتَّمَاثِيلُ
heykeller
ٱلَّتِىٓ
sizin
أَنتُمْ
you
لَهَا
kendisine
عَـٰكِفُونَ
taptığınız
52
21:53
قَالُوا۟
dediler ki
وَجَدْنَآ
bulduk
ءَابَآءَنَا
babalarımızı
لَهَا
onlara
عَـٰبِدِينَ
tapıyorlar
53
21:54
قَالَ
dedi;
لَقَدْ
doğrusu
كُنتُمْ
siz
أَنتُمْ
[you]
وَءَابَآؤُكُمْ
ve babalarınız
فِى
içindesiniz
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ
açık
54
21:55
قَالُوٓا۟
dediler ki
أَجِئْتَنَا
bize getirdin mi?
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
أَمْ
yoksa
أَنتَ
sen
مِنَ
şaka mı yapıyorsun?
ٱللَّـٰعِبِينَ
those who play
55
21:56
قَالَ
dedi
بَل
hayır
رَّبُّكُمْ
Rabbiniz
رَبُّ
Rabbidir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
ٱلَّذِى
o ki
فَطَرَهُنَّ
onları yaratmıştır
وَأَنَا۠
ve ben de
عَلَىٰ
üzerine
ذَٰلِكُم
bunun
مِّنَ
şahidlik edenlerdenim
ٱلشَّـٰهِدِينَ
the witnesses
56
21:57
وَتَٱللَّهِ
Allah'a and olsun ki
لَأَكِيدَنَّ
bir tuzak kuracağım
أَصْنَـٰمَكُم
putlarınıza
بَعْدَ
sonra
أَن
siz gittikten
تُوَلُّوا۟
you go away
مُدْبِرِينَ
arkanızı dönüp
57
21:58
فَجَعَلَهُمْ
nihayet onları etti
جُذَٰذًا
parça parça
إِلَّا
yalnız hariç
كَبِيرًۭا
büyüğü
لَّهُمْ
onların
لَعَلَّهُمْ
belki
إِلَيْهِ
ona
يَرْجِعُونَ
müracaat ederler (diye)
58
21:59
قَالُوا۟
dediler
مَن
kim?
فَعَلَ
yaptı
هَـٰذَا
bunu
بِـَٔالِهَتِنَآ
tanrılarımıza
إِنَّهُۥ
muhakkak o
لَمِنَ
biridir
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerden
59
21:60
قَالُوا۟
dediler
سَمِعْنَا
işittik
فَتًۭى
bir genç
يَذْكُرُهُمْ
onları diline dolayan
يُقَالُ
deniliyormuş
لَهُۥٓ
kendisine
إِبْرَٰهِيمُ
İbrahim
60
21:61
قَالُوا۟
dediler
فَأْتُوا۟
getirin
بِهِۦ
onu
عَلَىٰٓ
önüne
أَعْيُنِ
gözü
ٱلنَّاسِ
insanların
لَعَلَّهُمْ
böylece onlar
يَشْهَدُونَ
tanık olsunlar
61
21:62
قَالُوٓا۟
dediler ki
ءَأَنتَ
sen mi?
فَعَلْتَ
yaptın
هَـٰذَا
bunu
بِـَٔالِهَتِنَا
tanrılarımıza
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ
ey İbrahim
62
21:63
قَالَ
dedi
بَلْ
hayır
فَعَلَهُۥ
yapmış
كَبِيرُهُمْ
büyükleri
هَـٰذَا
işte şu
فَسْـَٔلُوهُمْ
onlara sorun
إِن
eğer
كَانُوا۟
onlar
يَنطِقُونَ
konuşurlarsa
63
21:64
فَرَجَعُوٓا۟
döndüler
إِلَىٰٓ
kendi vicdanlarına
أَنفُسِهِمْ
themselves
فَقَالُوٓا۟
ve dediler
إِنَّكُمْ
hakikaten siz
أَنتُمُ
sizler
ٱلظَّـٰلِمُونَ
haksızsınız
64
21:65
ثُمَّ
sonra yine
نُكِسُوا۟
döndürüldüler
عَلَىٰ
üzerine
رُءُوسِهِمْ
eski kafaları
لَقَدْ
muhakkak
عَلِمْتَ
bilirsin ki
مَا
bunlar
هَـٰٓؤُلَآءِ
these
يَنطِقُونَ
konuşmazlar
65
21:66
قَالَ
dedi ki
أَفَتَعْبُدُونَ
tapıyor musunuz?
مِن
bırakıp da
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'ı
مَا
şeylere
لَا
asla
يَنفَعُكُمْ
size fayda vermeyen
شَيْـًۭٔا
hiçbir
وَلَا
ve
يَضُرُّكُمْ
zarar vermeyen
66
21:67
أُفٍّۢ
yuh olsun
لَّكُمْ
size
وَلِمَا
ve
تَعْبُدُونَ
taptıklarınıza
مِن
dışında
دُونِ
besides
ٱللَّهِ ۖ
Allah'tan
أَفَلَا
aklınızı kullanmıyor musunuz siz?
تَعْقِلُونَ
you use reason
67
21:68
قَالُوا۟
dediler ki
حَرِّقُوهُ
onu (İbrahim'i) yakın
وَٱنصُرُوٓا۟
ve yardım edin
ءَالِهَتَكُمْ
tanrılarınıza
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
فَـٰعِلِينَ
(bir iş) yapacaksanız
68
21:69
قُلْنَا
biz de dedik ki
يَـٰنَارُ
ey ateş
كُونِى
ol
بَرْدًۭا
serin
وَسَلَـٰمًا
ve esenlik
عَلَىٰٓ
İbrahim'e
إِبْرَٰهِيمَ
Ibrahim
69
21:70
وَأَرَادُوا۟
ve istediler
بِهِۦ
ona
كَيْدًۭا
bir tuzak kurmak
فَجَعَلْنَـٰهُمُ
biz de kendilerini uğrattık
ٱلْأَخْسَرِينَ
hüsrana
70
21:71
وَنَجَّيْنَـٰهُ
ve onu kurtardık
وَلُوطًا
ve Lut'u
إِلَى
(getirerek)
ٱلْأَرْضِ
bir yere
ٱلَّتِى
bereketli kıldığımız
بَـٰرَكْنَا
We (had) blessed
فِيهَا
alemlere
لِلْعَـٰلَمِينَ
for the worlds
71
21:72
وَوَهَبْنَا
ve hediye ettik
لَهُۥٓ
ona
إِسْحَـٰقَ
İshak'ı
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub'u
نَافِلَةًۭ ۖ
bağış olarak
وَكُلًّۭا
ve hepsini
جَعَلْنَا
yaptık
صَـٰلِحِينَ
salihlerden
72
21:73
وَجَعَلْنَـٰهُمْ
ve onları yaptık
أَئِمَّةًۭ
önderler
يَهْدُونَ
doğru yolu gösteren
بِأَمْرِنَا
emrimizle
وَأَوْحَيْنَآ
ve vahyettik
إِلَيْهِمْ
onlara
فِعْلَ
işler yapmayı
ٱلْخَيْرَٰتِ
hayırlı
وَإِقَامَ
ve kılmayı
ٱلصَّلَوٰةِ
namaz
وَإِيتَآءَ
ve vermeyi
ٱلزَّكَوٰةِ ۖ
zekat
وَكَانُوا۟
ve (insanlar) idiler
لَنَا
bize
عَـٰبِدِينَ
kulluk eden
73
21:74
وَلُوطًا
ve Lut'a
ءَاتَيْنَـٰهُ
verdik
حُكْمًۭا
hüküm
وَعِلْمًۭا
ve ilim
وَنَجَّيْنَـٰهُ
ve onu kurtardık
مِنَ
bir kentten
ٱلْقَرْيَةِ
the town
ٱلَّتِى
ki (onlar)
كَانَت
idiler
تَّعْمَلُ
işler yapıyor
ٱلْخَبَـٰٓئِثَ ۗ
çirkin
إِنَّهُمْ
gerçekten onlar
كَانُوا۟
idiler
قَوْمَ
bir kavim
سَوْءٍۢ
kötü
فَـٰسِقِينَ
yoldan çıkan
74
21:75
وَأَدْخَلْنَـٰهُ
ve onu soktuk
فِى
içine
رَحْمَتِنَآ ۖ
rahmetimizin
إِنَّهُۥ
çünkü o
مِنَ
-Salihler-den idi
ٱلصَّـٰلِحِينَ
ve Nuh'u da-Salihler
75
21:76
وَنُوحًا
ve Nuh'u da
إِذْ
hani
نَادَىٰ
bize yalvarmıştı
مِن
bunlardan önce
قَبْلُ
before
فَٱسْتَجَبْنَا
biz de kabul etmiştik
لَهُۥ
onun (du'asını)
فَنَجَّيْنَـٰهُ
kendisini kurtarmıştık
وَأَهْلَهُۥ
ve ailesini
مِنَ
sıkıntıdan
ٱلْكَرْبِ
the affliction
ٱلْعَظِيمِ
büyük
76
21:77
وَنَصَرْنَـٰهُ
ve onu koruduk
مِنَ
kavminden
ٱلْقَوْمِ
the people
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَذَّبُوا۟
yalanlayan
بِـَٔايَـٰتِنَآ ۚ
ayetlerimizi
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوا۟
olmuşlardı
قَوْمَ
bir kavim
سَوْءٍۢ
kötü
فَأَغْرَقْنَـٰهُمْ
biz de onları boğmuştuk
أَجْمَعِينَ
hepsini
77
21:78
وَدَاوُۥدَ
ve Davud'u
وَسُلَيْمَـٰنَ
ve Süleyman'ı
إِذْ
hani
يَحْكُمَانِ
onlar hükmediyorlardı
فِى
hakkında
ٱلْحَرْثِ
bir ekin
إِذْ
zaman
نَفَشَتْ
yayıldığı
فِيهِ
orada
غَنَمُ
davarının
ٱلْقَوْمِ
toplumun
وَكُنَّا
biz de idik
لِحُكْمِهِمْ
onların hükümlerine
شَـٰهِدِينَ
şahid
78
21:79
فَفَهَّمْنَـٰهَا
onu bellettik
سُلَيْمَـٰنَ ۚ
Süleyman'a
وَكُلًّا
ve hepsine
ءَاتَيْنَا
verdik
حُكْمًۭا
hükümdarlık
وَعِلْمًۭا ۚ
ve bilgi
وَسَخَّرْنَا
ve boyun eğdirdik
مَعَ
onunla beraber
دَاوُۥدَ
Davud'a
ٱلْجِبَالَ
dağları
يُسَبِّحْنَ
tesbih eden
وَٱلطَّيْرَ ۚ
ve kuşları
وَكُنَّا
ve biz
فَـٰعِلِينَ
(bunları) yaparız
79
21:80
وَعَلَّمْنَـٰهُ
ve ona öğretmiştik
صَنْعَةَ
yapmayı
لَبُوسٍۢ
zırh
لَّكُمْ
sizin için
لِتُحْصِنَكُم
sizi korumak için
مِّنۢ
savaşın şiddetinden
بَأْسِكُمْ ۖ
your battle
فَهَلْ
(o halde) misiniz?
أَنتُمْ
siz
شَـٰكِرُونَ
şükredenlerden
80
21:81
وَلِسُلَيْمَـٰنَ
ve Süleyman'a
ٱلرِّيحَ
fırtınayı
عَاصِفَةًۭ
şiddetli
تَجْرِى
akıp giderdi
بِأَمْرِهِۦٓ
onun emriyle
إِلَى
yere
ٱلْأَرْضِ
the land
ٱلَّتِى
bereketlendirdiğimiz
بَـٰرَكْنَا
We blessed
فِيهَا ۚ
içini
وَكُنَّا
ve biz
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَـٰلِمِينَ
biliriz
81
21:82
وَمِنَ
ve
ٱلشَّيَـٰطِينِ
şeytanlardan
مَن
kimseleri
يَغُوصُونَ
denize dalan
لَهُۥ
kendisi için
وَيَعْمَلُونَ
ve yapan
عَمَلًۭا
işler
دُونَ
başka
ذَٰلِكَ ۖ
bundan
وَكُنَّا
ve biz idik
لَهُمْ
onları
حَـٰفِظِينَ
onun emrinde tutuyor
82
21:83
۞ وَأَيُّوبَ
ve Eyyub'u da
إِذْ
hani
نَادَىٰ
du'a etmişti
رَبَّهُۥٓ
Rabbine
أَنِّى
gerçekten diye
مَسَّنِىَ
bana dokundu
ٱلضُّرُّ
bu dert
وَأَنتَ
ve sen
أَرْحَمُ
en merhametlisisin
ٱلرَّٰحِمِينَ
merhametlilerin
83
21:84
فَٱسْتَجَبْنَا
biz de kabul ettik
لَهُۥ
onu(n du'asını)
فَكَشَفْنَا
ve kaldırdık
مَا
ne varsa
بِهِۦ
onun
مِن
derdi
ضُرٍّۢ ۖ
(the) adversity
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve ona verdik
أَهْلَهُۥ
ailesini
وَمِثْلَهُم
ve bir katını daha
مَّعَهُمْ
onlarla beraber
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
مِّنْ
tarafımızdan
عِندِنَا
from Ourselves
وَذِكْرَىٰ
ve bir öğüt olarak
لِلْعَـٰبِدِينَ
ibadet edenler için
84
21:85
وَإِسْمَـٰعِيلَ
ve İsma'il'i
وَإِدْرِيسَ
İdris'i
وَذَا
ve Zu'(l-Kifl'i)
ٱلْكِفْلِ ۖ
(ve Zu')l-Kifl'i
كُلٌّۭ
hepsi de
مِّنَ
sabredenlerdendi
ٱلصَّـٰبِرِينَ
the patient ones
85
21:86
وَأَدْخَلْنَـٰهُمْ
ve onları soktuk
فِى
rahmetimize
رَحْمَتِنَآ ۖ
Our Mercy
إِنَّهُم
çünkü onlar
مِّنَ
Salihlerdendi
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous
86
21:87
وَذَا
ve Zü(nnun'u)
ٱلنُّونِ
(ve Zün)nun'u
إِذ
zira
ذَّهَبَ
gitmişti
مُغَـٰضِبًۭا
kızarak
فَظَنَّ
sanmıştı
أَن
diye
لَّن
asla
نَّقْدِرَ
güç yetiremeyeceğiz
عَلَيْهِ
kendisine
فَنَادَىٰ
nihayet yalvardı
فِى
içinde
ٱلظُّلُمَـٰتِ
karanlıklar
أَن
diye
لَّآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّآ
başka
أَنتَ
senden
سُبْحَـٰنَكَ
senin şanın yücedir
إِنِّى
muhakkak ben
كُنتُ
oldum
مِنَ
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers
87
21:88
فَٱسْتَجَبْنَا
biz de kabul ettik
لَهُۥ
onu(n du'asını)
وَنَجَّيْنَـٰهُ
ve onu kurtardık
مِنَ
tasadan
ٱلْغَمِّ ۚ
the distress
وَكَذَٰلِكَ
işte böyle
نُـۨجِى
biz kurtarırız
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inananları
88
21:89
وَزَكَرِيَّآ
ve Zekeriyya'yı da
إِذْ
hani
نَادَىٰ
du'a etmişti
رَبَّهُۥ
Rabbine
رَبِّ
Rabbim
لَا
beni bırakma
تَذَرْنِى
leave me
فَرْدًۭا
tek başıma
وَأَنتَ
ve sen
خَيْرُ
en iyisisin
ٱلْوَٰرِثِينَ
varislerin
89
21:90
فَٱسْتَجَبْنَا
kabul buyurduk
لَهُۥ
onu(n du'asını)
وَوَهَبْنَا
ve armağan ettik
لَهُۥ
ona
يَحْيَىٰ
Yahya'yı
وَأَصْلَحْنَا
ve ıslah ettik
لَهُۥ
kendisi için
زَوْجَهُۥٓ ۚ
eşini
إِنَّهُمْ
gerçekten onlar
كَانُوا۟
idiler
يُسَـٰرِعُونَ
koşuyor(lar)
فِى
hayır (işlere)
ٱلْخَيْرَٰتِ
good deeds
وَيَدْعُونَنَا
ve bize du'a ederlerdi
رَغَبًۭا
umarak
وَرَهَبًۭا ۖ
ve korkarak
وَكَانُوا۟
ve idiler
لَنَا
bize
خَـٰشِعِينَ
derin bir saygı içinde
90
21:91
وَٱلَّتِىٓ
olanı (Meryemi)
أَحْصَنَتْ
korumuş
فَرْجَهَا
ırzını
فَنَفَخْنَا
ve üflemiştik
فِيهَا
ona
مِن
ruhumuzdan
رُّوحِنَا
Our Spirit
وَجَعَلْنَـٰهَا
ve onu yapmıştık
وَٱبْنَهَآ
ve oğlunu
ءَايَةًۭ
bir ibret
لِّلْعَـٰلَمِينَ
alemlere
91
21:92
إِنَّ
işte
هَـٰذِهِۦٓ
bu
أُمَّتُكُمْ
sizin ümmetiniz
أُمَّةًۭ
ümmettir
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
وَأَنَا۠
şüphesiz benim
رَبُّكُمْ
sizin Rabbiniz
فَٱعْبُدُونِ
yalnız bana kulluk edin
92
21:93
وَتَقَطَّعُوٓا۟
ve parçaladılar
أَمْرَهُم
işlerini
بَيْنَهُمْ ۖ
aralarında
كُلٌّ
hepsi
إِلَيْنَا
bize
رَٰجِعُونَ
döneceklerdir
93
21:94
فَمَن
kim
يَعْمَلْ
yaparsa
مِنَ
iyi işlerden
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
[the] righteous deeds
وَهُوَ
ve o
مُؤْمِنٌۭ
inanmış olarak
فَلَا
asla
كُفْرَانَ
nankörlük edilmez
لِسَعْيِهِۦ
onun çabasına
وَإِنَّا
şüphesiz biz
لَهُۥ
onu (çalışmasını)
كَـٰتِبُونَ
yazmaktayız
94
21:95
وَحَرَٰمٌ
ve (yaşamak) haramdır
عَلَىٰ
bir ülkeye
قَرْيَةٍ
a city
أَهْلَكْنَـٰهَآ
helak ettiğimiz
أَنَّهُمْ
onlar
لَا
bir daha geri dönemezler
يَرْجِعُونَ
will return
95
21:96
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
zaman
فُتِحَتْ
önü açıldığı
يَأْجُوجُ
Ye'cuc'un
وَمَأْجُوجُ
ve Me'cuc'un
وَهُم
ve onlar
مِّن
her
كُلِّ
every
حَدَبٍۢ
tepeden
يَنسِلُونَ
akın etmeye başladıkları
96
21:97
وَٱقْتَرَبَ
ve yaklaşır
ٱلْوَعْدُ
va'd
ٱلْحَقُّ
gerçek
فَإِذَا
birden
هِىَ
o
شَـٰخِصَةٌ
donup kalır
أَبْصَـٰرُ
gözleri
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
يَـٰوَيْلَنَا
vah bize
قَدْ
gerçekten
كُنَّا
biz idik
فِى
içinde
غَفْلَةٍۢ
gaflet
مِّنْ
bundan
هَـٰذَا
this
بَلْ
meğer
كُنَّا
biz
ظَـٰلِمِينَ
zulmediyormuşuz
97
21:98
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz
وَمَا
ve
تَعْبُدُونَ
taptıklarınız
مِن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
حَصَبُ
odunusunuz
جَهَنَّمَ
cehennemin
أَنتُمْ
siz
لَهَا
oraya
وَٰرِدُونَ
gireceksiniz
98
21:99
لَوْ
eğer
كَانَ
olsalardı
هَـٰٓؤُلَآءِ
onlar
ءَالِهَةًۭ
tanrılar
مَّا
oraya girmezlerdi
وَرَدُوهَا ۖ
they (would) have come to it
وَكُلٌّۭ
oysa hepsi
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır
99
21:100
لَهُمْ
onlar için vardır
فِيهَا
orada
زَفِيرٌۭ
bir inleme
وَهُمْ
ve onlar
فِيهَا
orada
لَا
hiçbir şey
يَسْمَعُونَ
işitmezler
100
21:101
إِنَّ
kuşkusuz
ٱلَّذِينَ
kimseler
سَبَقَتْ
geçmiş olan(lar)
لَهُم
kendilerine
مِّنَّا
bizden
ٱلْحُسْنَىٰٓ
güzellik
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
عَنْهَا
ondan (cehennemden)
مُبْعَدُونَ
uzaklaştırılmışlardır
101
21:102
لَا
duymazlar
يَسْمَعُونَ
they will hear
حَسِيسَهَا ۖ
onun uğultusunu
وَهُمْ
ve onlar
فِى
içinde
مَا
çektiği (ni'metler)
ٱشْتَهَتْ
desire
أَنفُسُهُمْ
canlarının
خَـٰلِدُونَ
ebedi kalırlar
102
21:103
لَا
asla
يَحْزُنُهُمُ
onları tasalandırmaz
ٱلْفَزَعُ
korku
ٱلْأَكْبَرُ
en büyük
وَتَتَلَقَّىٰهُمُ
onları şöyle karşılar
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
هَـٰذَا
işte bu
يَوْمُكُمُ
gününüzdür
ٱلَّذِى
size
كُنتُمْ
you were
تُوعَدُونَ
va'dedilen
103
21:104
يَوْمَ
o gün
نَطْوِى
düreriz
ٱلسَّمَآءَ
göğü
كَطَىِّ
dürer gibi
ٱلسِّجِلِّ
tomarlarını
لِلْكُتُبِ ۚ
yazı
كَمَا
gibi
بَدَأْنَآ
başladığımız
أَوَّلَ
ilk
خَلْقٍۢ
yaratmaya
نُّعِيدُهُۥ ۚ
onu iade ederiz
وَعْدًا
sözdür
عَلَيْنَآ ۚ
üzerimize
إِنَّا
şüphesiz
كُنَّا
biz bunu
فَـٰعِلِينَ
yapacağız
104
21:105
وَلَقَدْ
ve andolsun
كَتَبْنَا
yazmıştık
فِى
Zebur'da
ٱلزَّبُورِ
the Scripture
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
ٱلذِّكْرِ
Zikir'den (Tevrat'tan)
أَنَّ
mutlaka
ٱلْأَرْضَ
arza
يَرِثُهَا
varis olacak
عِبَادِىَ
kullarım
ٱلصَّـٰلِحُونَ
iyi
105
21:106
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
هَـٰذَا
bunda
لَبَلَـٰغًۭا
elbette bir öğüt
لِّقَوْمٍ
kavimler için
عَـٰبِدِينَ
kulluk eden
106
21:107
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَـٰكَ
biz seni göndermedik
إِلَّا
başka sebeple
رَحْمَةًۭ
rahmetten
لِّلْعَـٰلَمِينَ
alemler için
107
21:108
قُلْ
de ki
إِنَّمَا
şüphesiz
يُوحَىٰٓ
vahyolunur
إِلَىَّ
bana
أَنَّمَآ
ancak
إِلَـٰهُكُمْ
Tanrınız
إِلَـٰهٌۭ
Tanrıdır
وَٰحِدٌۭ ۖ
bir tek
فَهَلْ
siz-mısınız?
أَنتُم
siz
مُّسْلِمُونَ
submit (to Him)
108
21:109
فَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirlerse
فَقُلْ
de ki
ءَاذَنتُكُمْ
ben size açıkladım
عَلَىٰ
eşit biçimde
سَوَآءٍۢ ۖ
equally
وَإِنْ
artık
أَدْرِىٓ
bilmem
أَقَرِيبٌ
yakın mı (olduğunu)
أَم
yoksa
بَعِيدٌۭ
uzak (mı olduğunu)
مَّا
şeyin
تُوعَدُونَ
tehdid edildiğiniz
109
21:110
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
يَعْلَمُ
bilir
ٱلْجَهْرَ
açığını
مِنَ
sözün
ٱلْقَوْلِ
[the] speech
وَيَعْلَمُ
ve bilir
مَا
ne
تَكْتُمُونَ
gizliyorsanız
110
21:111
وَإِنْ
ve
أَدْرِى
bilmem
لَعَلَّهُۥ
belki de o
فِتْنَةٌۭ
denemek içindir
لَّكُمْ
sizi
وَمَتَـٰعٌ
ve yaşatmak içindir
إِلَىٰ
bir süreye kadar
حِينٍۢ
a time
111
21:112
قَـٰلَ
dedi ki
رَبِّ
Rabbim
ٱحْكُم
hükmet
بِٱلْحَقِّ ۗ
hak ile
وَرَبُّنَا
ve Rabbimiz
ٱلرَّحْمَـٰنُ
çok merhamet edendir
ٱلْمُسْتَعَانُ
O'nun yardımına sığınılır
عَلَىٰ
karşı
مَا
şeye
تَصِفُونَ
sizin nitelendirdiğiniz
112