Hûd
هود
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
11:1
الٓر ۚ
Elif Lâm Râ
كِتَـٰبٌ
bir Kitap'tır
أُحْكِمَتْ
sağlamlaştırılmış
ءَايَـٰتُهُۥ
ayetleri
ثُمَّ
sonra
فُصِّلَتْ
etraflıca açıklanmış
مِن
tarafından
لَّدُنْ
from (he One Who)
حَكِيمٍ
hikmet sahibi
خَبِيرٍ
ve her şeyden haberdar
1
11:2
أَلَّا
öyle ki
تَعْبُدُوٓا۟
kulluk etmeyin
إِلَّا
başkasına
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّنِى
şüphesiz ben
لَكُم
size
مِّنْهُ
O'nun tarafından
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcıyım
وَبَشِيرٌۭ
ve müjdeleyiciyim
2
11:3
وَأَنِ
ve
ٱسْتَغْفِرُوا۟
bağışlanma dileyin
رَبَّكُمْ
Rabbinizden
ثُمَّ
sonra
تُوبُوٓا۟
tevbe edin
إِلَيْهِ
O'na
يُمَتِّعْكُم
sizi yararlandırsın
مَّتَـٰعًا
nimetlerden
حَسَنًا
güzel
إِلَىٰٓ
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ
a term
مُّسَمًّۭى
belirli
وَيُؤْتِ
ve versin
كُلَّ
her
ذِى
sahibine
فَضْلٍۢ
ihsan
فَضْلَهُۥ ۖ
kendi ihsanını
وَإِن
ve eğer
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirseniz
فَإِنِّىٓ
gerçekten ben
أَخَافُ
korkarım
عَلَيْكُمْ
sizin hakkınızda
عَذَابَ
azabından
يَوْمٍۢ
bir günün
كَبِيرٍ
büyük
3
11:4
إِلَى
Allah'adır
ٱللَّهِ
Allah
مَرْجِعُكُمْ ۖ
dönüşünüz
وَهُوَ
ve O
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌ
güç yetirendir
4
11:5
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّهُمْ
onlar
يَثْنُونَ
bükerler
صُدُورَهُمْ
göğüslerini
لِيَسْتَخْفُوا۟
gizlenmek için
مِنْهُ ۚ
ondan
أَلَا
yine iyi bilin ki
حِينَ
ne zaman
يَسْتَغْشُونَ
bürünseler
ثِيَابَهُمْ
elbiselerine
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyleri
يُسِرُّونَ
gizledikleri
وَمَا
ve şeyleri
يُعْلِنُونَ ۚ
açığa vurdukları
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
عَلِيمٌۢ
bilendir
بِذَاتِ
olanı
ٱلصُّدُورِ
gönüllerde
5
11:6
۞ وَمَا
ve yoktur
مِن
hiçbir
دَآبَّةٍۢ
canlı
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
إِلَّا
ait olmayan
عَلَى
on
ٱللَّهِ
Allah'a
رِزْقُهَا
rızkı
وَيَعْلَمُ
ve O bilir
مُسْتَقَرَّهَا
onun karar kıldığı yeri
وَمُسْتَوْدَعَهَا ۚ
ve emanet bırakıldığı yeri
كُلٌّۭ
(bunların) hepsi
فِى
bir Kitap'tadır
كِتَـٰبٍۢ
a Record
مُّبِينٍۢ
apaçık
6
11:7
وَهُوَ
ve O'dur
ٱلَّذِى
yaratan
خَلَقَ
created
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
فِى
içinde
سِتَّةِ
altı
أَيَّامٍۢ
gün
وَكَانَ
iken
عَرْشُهُۥ
O'nun Arş'ı
عَلَى
üzerinde
ٱلْمَآءِ
su
لِيَبْلُوَكُمْ
sizi denemek için
أَيُّكُمْ
hanginizin
أَحْسَنُ
daha güzel (olduğunu)
عَمَلًۭا ۗ
amelinin
وَلَئِن
ve şayet
قُلْتَ
onlara dersen
إِنَّكُم
şüphesiz siz
مَّبْعُوثُونَ
diriltileceksiniz
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
ٱلْمَوْتِ
ölümden
لَيَقُولَنَّ
hemen derler
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
إِنْ
değildir
هَـٰذَآ
bu
إِلَّا
başka
سِحْرٌۭ
bir sihirden
مُّبِينٌۭ
apaçık
7
11:8
وَلَئِنْ
ve şayet
أَخَّرْنَا
geciktirsek
عَنْهُمُ
onlardan
ٱلْعَذَابَ
azabı
إِلَىٰٓ
için
أُمَّةٍۢ
bir süre
مَّعْدُودَةٍۢ
sayılı
لَّيَقُولُنَّ
mutlaka derler
مَا
nedir?
يَحْبِسُهُۥٓ ۗ
onu alıkoyan
أَلَا
haberiniz olsun ki
يَوْمَ
gün
يَأْتِيهِمْ
o geldiği
لَيْسَ
değildir
مَصْرُوفًا
geri çevrilecek
عَنْهُمْ
kendilerinden
وَحَاقَ
ve kuşatır
بِهِم
onları
مَّا
şey
كَانُوا۟
oldukları
بِهِۦ
onu
يَسْتَهْزِءُونَ
alaya alıyor(lar)
8
11:9
وَلَئِنْ
şayet
أَذَقْنَا
tattırsak
ٱلْإِنسَـٰنَ
insana
مِنَّا
katımızdan
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
ثُمَّ
sonra
نَزَعْنَـٰهَا
onu geri alsak
مِنْهُ
ondan
إِنَّهُۥ
o hemen olur
لَيَـُٔوسٌۭ
ümitsiz
كَفُورٌۭ
bir nankör
9
11:10
وَلَئِنْ
ve şayet
أَذَقْنَـٰهُ
ona tattırırsak
نَعْمَآءَ
bir nimet
بَعْدَ
sonra
ضَرَّآءَ
bir darlıktan
مَسَّتْهُ
kendisine dokunan
لَيَقُولَنَّ
mutlaka der
ذَهَبَ
gitti
ٱلسَّيِّـَٔاتُ
kötülükler
عَنِّىٓ ۚ
benden
إِنَّهُۥ
şüphesiz o
لَفَرِحٌۭ
şımarık
فَخُورٌ
ve böbürlenendir
10
11:11
إِلَّا
ancak hariçtir
ٱلَّذِينَ
kimseler
صَبَرُوا۟
sabreden(ler)
وَعَمِلُوا۟
ve ameller işleyenler
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
salih
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُم
onlara vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
bağışlanma
وَأَجْرٌۭ
ve ecir
كَبِيرٌۭ
büyük
11
11:12
فَلَعَلَّكَ
belki de
تَارِكٌۢ
bırakacaksın
بَعْضَ
bir kısmını
مَا
vahyedilenin
يُوحَىٰٓ
is revealed
إِلَيْكَ
sana
وَضَآئِقٌۢ
ve daralacak
بِهِۦ
onunla
صَدْرُكَ
göğsün
أَن
dolayı
يَقُولُوا۟
demelerinden
لَوْلَآ
değil miydi?
أُنزِلَ
indirilmeli
عَلَيْهِ
ona
كَنزٌ
bir hazine
أَوْ
veya
جَآءَ
gelmeli
مَعَهُۥ
beraberinde
مَلَكٌ ۚ
bir melek
إِنَّمَآ
ancak
أَنتَ
sen
نَذِيرٌۭ ۚ
bir uyarıcısın
وَٱللَّهُ
Allah ise
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
وَكِيلٌ
vekildir
12
11:13
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
diyorlar mı?
افْتَرَاهُ ۖ
onu kendisi uydurdu
قُلْ
de ki
فَأْتُوا۟
getirin
بِعَشْرِ
on (tane)
سُوَرٍۢ
sure
مِّثْلِهِۦ
onun benzeri
مُفْتَرَيَـٰتٍۢ
uydurulmuş
وَٱدْعُوا۟
ve çağırın
مَنِ
gücünüzyeteni
ٱسْتَطَعْتُم
you can
مِّن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru sözlü
13
11:14
فَإِلَّمْ
eğer
يَسْتَجِيبُوا۟
cevap veremezlerse
لَكُمْ
size
فَٱعْلَمُوٓا۟
bilin ki
أَنَّمَآ
doğrusu o
أُنزِلَ
indirilmiştir
بِعِلْمِ
ilmiyle
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَأَن
ve şüphesiz
لَّآ
yoktur
إِلَـٰهَ
ilah
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
فَهَلْ
artık olur musunuz?
أَنتُم
size
مُّسْلِمُونَ
Müslüman
14
11:15
مَن
kimler
كَانَ
isterse
يُرِيدُ
desires
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَزِينَتَهَا
ve süsünü
نُوَفِّ
karşılıklarını tam veririz
إِلَيْهِمْ
onlara
أَعْمَـٰلَهُمْ
yaptıklarının
فِيهَا
orada
وَهُمْ
ve onlara
فِيهَا
orada
لَا
bir noksanlık yapılmaz
يُبْخَسُونَ
will not be lessened
15
11:16
أُو۟لَـٰٓئِكَ
bunlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
لَيْسَ
olmayan
لَهُمْ
kendileri için
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
إِلَّا
başka bir şey
ٱلنَّارُ ۖ
ateşten
وَحَبِطَ
ve boşa gitmiştir
مَا
işledikleri
صَنَعُوا۟
they did
فِيهَا
orada
وَبَـٰطِلٌۭ
ve geçersizdir
مَّا
oldukları
كَانُوا۟
they used (to)
يَعْمَلُونَ
yapmakta
16
11:17
أَفَمَن
kimse gibi midir?
كَانَ
olan
عَلَىٰ
üzere
بَيِّنَةٍۢ
açık bir delil
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
his Lord
وَيَتْلُوهُ
ve onu izleyen
شَاهِدٌۭ
bir şahit
مِّنْهُ
O'nun tarafından
وَمِن
ve
قَبْلِهِۦ
ondan önce
كِتَـٰبُ
kitabı (elinde bulunan)
مُوسَىٰٓ
Musa'nın
إِمَامًۭا
bir rehber
وَرَحْمَةً ۚ
ve rahmet olan
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte bunlar
يُؤْمِنُونَ
iman ederler
بِهِۦ ۚ
ona
وَمَن
ve kim
يَكْفُرْ
inkar ederse
بِهِۦ
onu
مِنَ
topluluklardan
ٱلْأَحْزَابِ
the sects
فَٱلنَّارُ
ateştir
مَوْعِدُهُۥ ۚ
kendisine vaadedilen
فَلَا
hiç olma
تَكُ
be
فِى
içinde
مِرْيَةٍۢ
şüphe
مِّنْهُ ۚ
bundan
إِنَّهُ
şüphesiz bu
ٱلْحَقُّ
bir gerçektir
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
وَلَـٰكِنَّ
ancak
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
iman etmezler
يُؤْمِنُونَ
believe
17
11:18
وَمَنْ
kim olabilir?
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّنِ
kimseden
ٱفْتَرَىٰ
uyduran
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
كَذِبًا ۚ
yalan
أُو۟لَـٰٓئِكَ
bunlar
يُعْرَضُونَ
sunulurlar
عَلَىٰ
üzerine
رَبِّهِمْ
Rabblerine
وَيَقُولُ
ve derler
ٱلْأَشْهَـٰدُ
şahitler
هَـٰٓؤُلَآءِ
işte bunlardır
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَذَبُوا۟
yalan söyleyen(ler)
عَلَىٰ
karşı
رَبِّهِمْ ۚ
Rabblerine
أَلَا
haberiniz olsun
لَعْنَةُ
laneti
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَى
üzerinedir
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin
18
11:19
ٱلَّذِينَ
onlar
يَصُدُّونَ
alıkoyar
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَيَبْغُونَهَا
ve onda ararlar
عِوَجًۭا
çarpıklık
وَهُم
ve onlar (ararlar)
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahireti
هُمْ
onlar
كَـٰفِرُونَ
inkar edenlerdir
19
11:20
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
لَمْ
değillerdir
يَكُونُوا۟
will be
مُعْجِزِينَ
aciz bırakacak
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَمَا
yoktur
كَانَ
onların
لَهُم
for them
مِّن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِنْ
dostları
أَوْلِيَآءَ ۘ
protectors
يُضَـٰعَفُ
kat kat artırılır
لَهُمُ
onlar için
ٱلْعَذَابُ ۚ
azab
مَا
onlar
كَانُوا۟
they were
يَسْتَطِيعُونَ
güç yetiremezlerdi
ٱلسَّمْعَ
işitmeye
وَمَا
ve
كَانُوا۟
onlar
يُبْصِرُونَ
göremezlerdi
20
11:21
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
خَسِرُوٓا۟
zarara sokan(lardır)
أَنفُسَهُمْ
kendilerini
وَضَلَّ
ve kaybolmuştur
عَنْهُم
yanlarından
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
uydurdukları
يَفْتَرُونَ
(to) invent
21
11:22
لَا
yok
جَرَمَ
şüphe
أَنَّهُمْ
onlar
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
هُمُ
onlar
ٱلْأَخْسَرُونَ
en fazla zararlı çıkanlardır
22
11:23
إِنَّ
şüphesiz ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden(ler)
وَعَمِلُوا۟
ve işleyenler
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
وَأَخْبَتُوٓا۟
ve gönülden boyun eğenler
إِلَىٰ
Rabblerine
رَبِّهِمْ
their Lord
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
أَصْحَـٰبُ
ehlidirler
ٱلْجَنَّةِ ۖ
cennet
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
kalıcıdırlar
23
11:24
۞ مَثَلُ
durumu
ٱلْفَرِيقَيْنِ
iki topluluğun
كَٱلْأَعْمَىٰ
körün durumu gibidir
وَٱلْأَصَمِّ
ve sağırın
وَٱلْبَصِيرِ
ve görenin
وَٱلسَّمِيعِ ۚ
ve işitenin
هَلْ
midir?
يَسْتَوِيَانِ
ikisi eşit
مَثَلًا ۚ
durumları
أَفَلَا
İbret almıyor musunuz?
تَذَكَّرُونَ
düşünmezmisiniz
24
11:25
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
göndermiştik
نُوحًا
Nuh'u
إِلَىٰ
kendi kavmine
قَوْمِهِۦٓ
his people
إِنِّى
şüphesiz ben
لَكُمْ
sizin için
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcıyım
مُّبِينٌ
apaçık
25
11:26
أَن
diye
لَّا
kulluk etmeyin
تَعْبُدُوٓا۟
worship
إِلَّا
başkasına
ٱللَّهَ ۖ
Allah'tan
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَخَافُ
korkuyorum
عَلَيْكُمْ
sizin hakkınızda
عَذَابَ
azabından
يَوْمٍ
bir günün
أَلِيمٍۢ
acıklı
26
11:27
فَقَالَ
dediler ki
ٱلْمَلَأُ
ileri gelenleri
ٱلَّذِينَ
inkar eden
كَفَرُوا۟
disbelieved
مِن
kavminden
قَوْمِهِۦ
his people
مَا
biz seni görmüyoruz
نَرَىٰكَ
we see you
إِلَّا
başka
بَشَرًۭا
bir insandan
مِّثْلَنَا
bizim gibi
وَمَا
ve
نَرَىٰكَ
görmüyoruz
ٱتَّبَعَكَ
sana uyduğunu
إِلَّا
başkasının
ٱلَّذِينَ
olandan
هُمْ
kendisi
أَرَاذِلُنَا
en aşağılıklarımız
بَادِىَ
sığ (görüşlü)
ٱلرَّأْىِ
(sığ) görüşlü
وَمَا
ve
نَرَىٰ
görmüyoruz
لَكُمْ
sizin
عَلَيْنَا
bize karşı
مِن
hiç
فَضْلٍۭ
üstünlüğünüzü
بَلْ
aksine
نَظُنُّكُمْ
zannediyoruz ki siz
كَـٰذِبِينَ
yalancılarsınız
27
11:28
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
أَرَءَيْتُمْ
Ne dersiniz?
إِن
eğer
كُنتُ
ben isem
عَلَىٰ
üzere
بَيِّنَةٍۢ
bir delil
مِّن
Rabbimden
رَّبِّى
my Lord
وَءَاتَىٰنِى
ve bana vermişse
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
مِّنْ
katından
عِندِهِۦ
Himself
فَعُمِّيَتْ
bu gizli bırakılmış ise
عَلَيْكُمْ
size
أَنُلْزِمُكُمُوهَا
biz sizi zorlayacak mıyız?
وَأَنتُمْ
siz
لَهَا
onu
كَـٰرِهُونَ
istemediğiniz halde
28
11:29
وَيَـٰقَوْمِ
ve Ey kavmim
لَآ
sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask (of) you
عَلَيْهِ
bunun karşılığında
مَالًا ۖ
bir mal
إِنْ
benim ecrim
أَجْرِىَ
(is) my reward
إِلَّا
yalnızca
عَلَى
aittir
ٱللَّهِ ۚ
Allah'a
وَمَآ
ve değilim
أَنَا۠
ben
بِطَارِدِ
kovacak
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوٓا۟ ۚ
iman eden(leri)
إِنَّهُم
şüphesiz onlar
مُّلَـٰقُوا۟
kavuşacaklardır
رَبِّهِمْ
Rabblerine
وَلَـٰكِنِّىٓ
ancak ben
أَرَىٰكُمْ
sizi görüyorum
قَوْمًۭا
bir topluluk olarak
تَجْهَلُونَ
cahillik eden
29
11:30
وَيَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
مَن
kim
يَنصُرُنِى
bana yardımcı olabilir
مِنَ
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
إِن
eğer
طَرَدتُّهُمْ ۚ
onları kovsam
أَفَلَا
düşünmüyor musunuz?
تَذَكَّرُونَ
düşünmezmisiniz
30
11:31
وَلَآ
ben demiyorum
أَقُولُ
I say
لَكُمْ
size
عِندِى
benim yanımdadır
خَزَآئِنُ
hazineleri
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلَآ
ve
أَعْلَمُ
bilmiyorum
ٱلْغَيْبَ
gaybı
وَلَآ
ve
أَقُولُ
demiyorum
إِنِّى
şüphesiz ben
مَلَكٌۭ
meleğim (diye)
وَلَآ
ve
أَقُولُ
diyemem
لِلَّذِينَ
kimseler için
تَزْدَرِىٓ
küçük gördükleri
أَعْيُنُكُمْ
gözlerinizin
لَن
onlara vermeyecektir
يُؤْتِيَهُمُ
will Allah give them
ٱللَّهُ
Allah
خَيْرًا ۖ
bir hayır
ٱللَّهُ
Allah
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَا
olanı
فِىٓ
içlerinde
أَنفُسِهِمْ ۖ
onların kendi
إِنِّىٓ
ben gerçekten
إِذًۭا
o zaman
لَّمِنَ
kimselerden olurum
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zulmeden
31
11:32
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰنُوحُ
Ey Nuh
قَدْ
muhakkak
جَـٰدَلْتَنَا
bizimle tartıştın
فَأَكْثَرْتَ
çok ileri gittin
جِدَٰلَنَا
bizimle tartışmanda
فَأْتِنَا
getir bakalım
بِمَا
şeyi
تَعِدُنَآ
bize vaadettiğin
إِن
eğer
كُنتَ
isen
مِنَ
doğru sözlülerden
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful
32
11:33
قَالَ
(Nuh) dedi
إِنَّمَا
ancak
يَأْتِيكُم
size getirir
بِهِ
onu
ٱللَّهُ
Allah
إِن
eğer
شَآءَ
dilerse
وَمَآ
ve değilsiniz
أَنتُم
siz
بِمُعْجِزِينَ
O'nu aciz bırakacak
33
11:34
وَلَا
ve
يَنفَعُكُمْ
size yarar vermez
نُصْحِىٓ
öğüdüm
إِنْ
eğer
أَرَدتُّ
istesem de
أَنْ
öğüt vermek
أَنصَحَ
[I] advise
لَكُمْ
size
إِن
eğer
كَانَ
Allah
ٱللَّهُ
it was Allah's
يُرِيدُ
dilerse
أَن
sizi azgınlığa düşürmeyi
يُغْوِيَكُمْ ۚ
let you go astray
هُوَ
O
رَبُّكُمْ
sizin Rabbinizdir
وَإِلَيْهِ
ve O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz
34
11:35
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
diyorlar (mı?)
ٱفْتَرَىٰهُ ۖ
onu uydurdu
قُلْ
de ki
إِنِ
eğer
ٱفْتَرَيْتُهُۥ
onu ben uydurduysam
فَعَلَىَّ
benim üzerimedir
إِجْرَامِى
suçum
وَأَنَا۠
ancak ben
بَرِىٓءٌۭ
uzağım
مِّمَّا
sizin suçlarınızdan
تُجْرِمُونَ
crimes you commit
35
11:36
وَأُوحِىَ
vahyolundu
إِلَىٰ
Nuh'a
نُوحٍ
Nuh
أَنَّهُۥ
gerçekten
لَن
kimse iman etmeyecek
يُؤْمِنَ
believe
مِن
kavminden
قَوْمِكَ
your people
إِلَّا
dışında
مَن
kimselerin
قَدْ
(şimdiye kadar)
ءَامَنَ
iman eden
فَلَا
üzülme
تَبْتَئِسْ
(be) distressed
بِمَا
dolayı
كَانُوا۟
onların yaptıklarından
يَفْعَلُونَ
doing
36
11:37
وَٱصْنَعِ
ve yap
ٱلْفُلْكَ
gemiyi
بِأَعْيُنِنَا
bizim gözetimimiz altında
وَوَحْيِنَا
ve vahyimizle
وَلَا
bana hitap (dua) etme
تُخَـٰطِبْنِى
address Me
فِى
hakkında
ٱلَّذِينَ
kimseler
ظَلَمُوٓا۟ ۚ
zulmeden(ler)
إِنَّهُم
onlar
مُّغْرَقُونَ
suda boğulacaklardır
37
11:38
وَيَصْنَعُ
ve yapıyordu
ٱلْفُلْكَ
gemiyi
وَكُلَّمَا
ve ne zaman
مَرَّ
yanından geçse
عَلَيْهِ
onun
مَلَأٌۭ
ileri gelenler
مِّن
kavminden
قَوْمِهِۦ
his people
سَخِرُوا۟
alay ediyorlardı
مِنْهُ ۚ
onunla
قَالَ
dedi ki
إِن
eğer
تَسْخَرُوا۟
alay ederseniz
مِنَّا
bizimle
فَإِنَّا
muhakkak biz de
نَسْخَرُ
alay edeceğiz
مِنكُمْ
sizinle
كَمَا
gibi
تَسْخَرُونَ
sizin alay ettiğiniz
38
11:39
فَسَوْفَ
yakında
تَعْلَمُونَ
bileceksiniz
مَن
kime
يَأْتِيهِ
geleceğini
عَذَابٌۭ
azabın
يُخْزِيهِ
rezil edici
وَيَحِلُّ
ve ineceğini
عَلَيْهِ
başına
عَذَابٌۭ
azabın
مُّقِيمٌ
kalıcı
39
11:40
حَتَّىٰٓ
sonunda
إِذَا
zaman
جَآءَ
geldiği
أَمْرُنَا
emrimiz
وَفَارَ
ve kaynadığında
ٱلتَّنُّورُ
tandır
قُلْنَا
dedik ki
ٱحْمِلْ
bindir
فِيهَا
ona
مِن
her şeyden
كُلٍّۢ
every kind
زَوْجَيْنِ
çifti
ٱثْنَيْنِ
ikişer
وَأَهْلَكَ
ve aileni
إِلَّا
dışındaki
مَن
olanlar
سَبَقَ
önceden
عَلَيْهِ
aleyhlerine
ٱلْقَوْلُ
hüküm verilmiş
وَمَنْ
ve
ءَامَنَ ۚ
iman edenleri
وَمَآ
ve
ءَامَنَ
zaten iman etmemişti
مَعَهُۥٓ
onunla beraber
إِلَّا
dışında
قَلِيلٌۭ
çok az kimse
40
11:41
۞ وَقَالَ
ve dedi ki
ٱرْكَبُوا۟
haydi binin
فِيهَا
ona
بِسْمِ
adıyladır
ٱللَّهِ
Allah'ın
مَجْر۪ىٰهَا
yüzmesi de
وَمُرْسَىٰهَآ ۚ
ve durması da
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
لَغَفُورٌۭ
bağışlayıcıdır
رَّحِيمٌۭ
rahmet edicidir
41
11:42
وَهِىَ
(Gemi)
تَجْرِى
geçirirken
بِهِمْ
onları
فِى
içinden
مَوْجٍۢ
dalgaların
كَٱلْجِبَالِ
dağlar gibi;
وَنَادَىٰ
ve seslendi
نُوحٌ
Nuh
ٱبْنَهُۥ
oğluna
وَكَانَ
ve o (idi)
فِى
bir kenarda
مَعْزِلٍۢ
apart
يَـٰبُنَىَّ
Ey oğulcağızım
ٱرْكَب
gel bin
مَّعَنَا
bizimle birlikte
وَلَا
and (do) not
تَكُن
olma
مَّعَ
beraber
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kâfirlerle
42
11:43
قَالَ
(O) dedi ki
سَـَٔاوِىٓ
sığınacağım
إِلَىٰ
bir dağa
جَبَلٍۢ
a mountain
يَعْصِمُنِى
o beni korur
مِنَ
sudan
ٱلْمَآءِ ۚ
the water
قَالَ
dedi ki
لَا
yoktur
عَاصِمَ
kurtulacak
ٱلْيَوْمَ
bugün
مِنْ
emrinden
أَمْرِ
the Command of Allah
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِلَّا
dışında
مَن
kimselerin
رَّحِمَ ۚ
merhamet ettiği
وَحَالَ
bu sırada girdi
بَيْنَهُمَا
aralarına
ٱلْمَوْجُ
bir dalga
فَكَانَ
ve o da oldu
مِنَ
boğulanlardan
ٱلْمُغْرَقِينَ
the drowned
43
11:44
وَقِيلَ
ve denildi
يَـٰٓأَرْضُ
ey yer
ٱبْلَعِى
çek
مَآءَكِ
suyunu
وَيَـٰسَمَآءُ
ve ey gök
أَقْلِعِى
sen de tut
وَغِيضَ
ve çekildi
ٱلْمَآءُ
su
وَقُضِىَ
ve bitirildi
ٱلْأَمْرُ
iş
وَٱسْتَوَتْ
ve oturdu
عَلَى
üzerine
ٱلْجُودِىِّ ۖ
Cudi'nin
وَقِيلَ
ve denildi
بُعْدًۭا
yok olsun
لِّلْقَوْمِ
topluluğu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler
44
11:45
وَنَادَىٰ
ve seslendi
نُوحٌۭ
Nuh
رَّبَّهُۥ
Rabbine
فَقَالَ
ve dedi ki
رَبِّ
Rabbim
إِنَّ
şüphesiz
ٱبْنِى
oğlum
مِنْ
benim ailemdendir
أَهْلِى
my family
وَإِنَّ
ve şüphesiz
وَعْدَكَ
senin vaadin
ٱلْحَقُّ
haktır
وَأَنتَ
ve sen
أَحْكَمُ
en iyi hükmedenisin
ٱلْحَـٰكِمِينَ
hükmedenlerin
45
11:46
قَالَ
(Allah) dedi ki
يَـٰنُوحُ
ey Nuh
إِنَّهُۥ
şüphesiz o
لَيْسَ
değildir
مِنْ
senin ailenden
أَهْلِكَ ۖ
your family
إِنَّهُۥ
elbette o
عَمَلٌ
bir iş yapmıştı
غَيْرُ
olmayan
صَـٰلِحٍۢ ۖ
iyi
فَلَا
benden isteme
تَسْـَٔلْنِ
ask Me
مَا
bir şeyi
لَيْسَ
olmayan
لَكَ
senin
بِهِۦ
hakkında
عِلْمٌ ۖ
bilgin
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَعِظُكَ
seni sakındırıyorum
أَن
olmanı
تَكُونَ
you be
مِنَ
bilgisizlerden
ٱلْجَـٰهِلِينَ
the ignorant
46
11:47
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
إِنِّىٓ
muhakkak ben
أَعُوذُ
sığınırım
بِكَ
sana
أَنْ
senden istemekten
أَسْـَٔلَكَ
I (should) ask You
مَا
bir şeyi
لَيْسَ
olmayan
لِى
benim
بِهِۦ
hakkında
عِلْمٌۭ ۖ
bilgim
وَإِلَّا
eğer
تَغْفِرْ
bağışlamazsan
لِى
beni
وَتَرْحَمْنِىٓ
ve bana rahmet etmezsen
أَكُن
olurum
مِّنَ
hüsrana uğrayanlardan
ٱلْخَـٰسِرِينَ
the losers
47
11:48
قِيلَ
denildi ki
يَـٰنُوحُ
ey Nuh
ٱهْبِطْ
in
بِسَلَـٰمٍۢ
selam ile
مِّنَّا
bizden
وَبَرَكَـٰتٍ
ve bereketlerle
عَلَيْكَ
sana
وَعَلَىٰٓ
ve üzerine
أُمَمٍۢ
ümmetler
مِّمَّن
olanlardan
مَّعَكَ ۚ
seninle birlikte
وَأُمَمٌۭ
ve (bazı) ümmetlere
سَنُمَتِّعُهُمْ
geçimlik vereceğiz
ثُمَّ
sonra
يَمَسُّهُم
onlara dokunacaktır
مِّنَّا
bizden
عَذَابٌ
bir azap
أَلِيمٌۭ
acıklı
48
11:49
تِلْكَ
bunlar
مِنْ
haberlerindendir
أَنۢبَآءِ
the news
ٱلْغَيْبِ
gayb
نُوحِيهَآ
vahyettiğimiz
إِلَيْكَ ۖ
sana
مَا
değildin
كُنتَ
sen
تَعْلَمُهَآ
onu biliyor
أَنتَ
(ne) sen
وَلَا
ve ne de
قَوْمُكَ
senin kavmin
مِن
önce
قَبْلِ
before
هَـٰذَا ۖ
bundan
فَٱصْبِرْ ۖ
sabret
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْعَـٰقِبَةَ
sonuç
لِلْمُتَّقِينَ
takva sahiplerinindir
49
11:50
وَإِلَىٰ
ve (kavmin)e
عَادٍ
Ad
أَخَاهُمْ
kardeşleri
هُودًۭا ۚ
Hud'u (gönderdik)
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
مَا
yoktur
لَكُم
sizin için
مِّنْ
hiç bir
إِلَـٰهٍ
ilah
غَيْرُهُۥٓ ۖ
O'ndan başka
إِنْ
siz
أَنتُمْ
you
إِلَّا
ancak
مُفْتَرُونَ
yalan uyduranlarsınız
50
11:51
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
لَآ
sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask you
عَلَيْهِ
bunun için
أَجْرًا ۖ
bir ücret
إِنْ
benim ücretim
أَجْرِىَ
(is) my reward
إِلَّا
yalnızca
عَلَى
aittir
ٱلَّذِى
beni yaratana
فَطَرَنِىٓ ۚ
created me
أَفَلَا
akıl etmiyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
you use reason
51
11:52
وَيَـٰقَوْمِ
ve Ey kavmim
ٱسْتَغْفِرُوا۟
bağışlanma dileyin
رَبَّكُمْ
Rabbinizden
ثُمَّ
sonra
تُوبُوٓا۟
tevbe edin
إِلَيْهِ
O'na
يُرْسِلِ
göndersin
ٱلسَّمَآءَ
gökten
عَلَيْكُم
üzerinize
مِّدْرَارًۭا
bolca yağmur
وَيَزِدْكُمْ
ve katsın
قُوَّةً
güç
إِلَىٰ
gücünüze
قُوَّتِكُمْ
your strength
وَلَا
yüz çevirmeyin
تَتَوَلَّوْا۟
turn away
مُجْرِمِينَ
suçlular olarak
52
11:53
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰهُودُ
Ey Hud
مَا
sen bize getirmedin
جِئْتَنَا
You have not brought us
بِبَيِّنَةٍۢ
bir belge
وَمَا
ve değiliz
نَحْنُ
biz
بِتَارِكِىٓ
bırakacak
ءَالِهَتِنَا
ilahlarımızı
عَن
senin sözünle
قَوْلِكَ
your saying
وَمَا
ve değiliz
نَحْنُ
biz
لَكَ
sana
بِمُؤْمِنِينَ
inanacak
53
11:54
إِن
diyoruz ki
نَّقُولُ
we say
إِلَّا
sadece
ٱعْتَرَىٰكَ
seni çarpmış
بَعْضُ
bazıları
ءَالِهَتِنَا
ilahlarımızdan
بِسُوٓءٍۢ ۗ
fena
قَالَ
dedi ki
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أُشْهِدُ
şahit tutuyorum
ٱللَّهَ
Allah'ı
وَٱشْهَدُوٓا۟
ve şahid olun
أَنِّى
elbette ben
بَرِىٓءٌۭ
uzağım
مِّمَّا
ortak koştuklarınızdan
تُشْرِكُونَ
you associate
54
11:55
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦ ۖ
Other than Him
فَكِيدُونِى
haydi bana tuzak kurun
جَمِيعًۭا
hep birlikte
ثُمَّ
sonra
لَا
bana hiç göz açtırmayın
تُنظِرُونِ
give me respite
55
11:56
إِنِّى
şüphesiz ben
تَوَكَّلْتُ
güvendim
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
رَبِّى
benim Rabbim
وَرَبِّكُم ۚ
ve sizin Rabbiniz olan
مَّا
yoktur
مِن
hiçbir
دَآبَّةٍ
canlı
إِلَّا
ki
هُوَ
O'nun (Allah)
ءَاخِذٌۢ
tutmadığı
بِنَاصِيَتِهَآ ۚ
onun perçeminden
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
عَلَىٰ
üzeredir
صِرَٰطٍۢ
yol
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru
56
11:57
فَإِن
eğer
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirirseniz
فَقَدْ
artık
أَبْلَغْتُكُم
size tebliğ ettim
مَّآ
şeyi
أُرْسِلْتُ
benimle gönderilen
بِهِۦٓ
size
إِلَيْكُمْ ۚ
to you
وَيَسْتَخْلِفُ
ve yerinize yerleştirir
رَبِّى
Rabbim
قَوْمًا
bir topluluk
غَيْرَكُمْ
sizden başka
وَلَا
ve
تَضُرُّونَهُۥ
O'na zarar da veremezsiniz
شَيْـًٔا ۚ
hiçbir
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
عَلَىٰ
her
كُلِّ
all
شَىْءٍ
şeyi
حَفِيظٌۭ
koruyandır
57
11:58
وَلَمَّا
ve ne zaman ki
جَآءَ
gelince
أَمْرُنَا
emrimiz
نَجَّيْنَا
kurtardık
هُودًۭا
Hud'u
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
iman eden(leri)
مَعَهُۥ
beraberindeki
بِرَحْمَةٍۢ
bir rahmetle
مِّنَّا
bizden
وَنَجَّيْنَـٰهُم
ve onları koruduk
مِّنْ
bir azaptan
عَذَابٍ
a punishment
غَلِيظٍۢ
kaskatı
58
11:59
وَتِلْكَ
ve işte bu
عَادٌۭ ۖ
Ad (halkı)
جَحَدُوا۟
inkar etti
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
رَبِّهِمْ
Rabblerinin
وَعَصَوْا۟
ve karşı geldiler
رُسُلَهُۥ
peygamberlerine
وَٱتَّبَعُوٓا۟
ve uydular
أَمْرَ
emrine
كُلِّ
her
جَبَّارٍ
zorbanın
عَنِيدٍۢ
inatçı
59
11:60
وَأُتْبِعُوا۟
ve uğradılar
فِى
bu
هَـٰذِهِ
this
ٱلدُّنْيَا
dünyada
لَعْنَةًۭ
lanete
وَيَوْمَ
ve gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ
kıyamet
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
عَادًۭا
Ad (halkı)
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
رَبَّهُمْ ۗ
Rabblerini
أَلَا
dikkat edin
بُعْدًۭا
uzak olsun
لِّعَادٍۢ
Ad
قَوْمِ
kavmi
هُودٍۢ
Hud'un
60
11:61
۞ وَإِلَىٰ
ve (gönderdik)
ثَمُودَ
Semud halkına
أَخَاهُمْ
kardeşleri
صَـٰلِحًۭا ۚ
Salih'i
قَالَ
şöyle dedi
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
مَا
yoktur
لَكُم
sizin
مِّنْ
ilahınız
إِلَـٰهٍ
god
غَيْرُهُۥ ۖ
O'ndan başka
هُوَ
O
أَنشَأَكُم
sizi yarattı
مِّنَ
yerden
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَٱسْتَعْمَرَكُمْ
ve size ömür sürdürdü
فِيهَا
orada
فَٱسْتَغْفِرُوهُ
O'ndan bağışlanma dileyin
ثُمَّ
sonra
تُوبُوٓا۟
tevbe edin
إِلَيْهِ ۚ
O'na
إِنَّ
muhakkak ki
رَبِّى
Rabbim
قَرِيبٌۭ
yakındır
مُّجِيبٌۭ
kabul edendir
61
11:62
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰصَـٰلِحُ
Ey Salih
قَدْ
doğrusu
كُنتَ
sen idin
فِينَا
aramızda
مَرْجُوًّۭا
ümit beslenen biri
قَبْلَ
önce
هَـٰذَآ ۖ
bundan
أَتَنْهَىٰنَآ
bizi men mi ediyorsun?
أَن
tapmaktan
نَّعْبُدَ
we worship
مَا
taptıklarına
يَعْبُدُ
our forefathers worshipped
ءَابَآؤُنَا
babalarımızın
وَإِنَّنَا
doğrusu biz
لَفِى
içindeyiz
شَكٍّۢ
şüphe
مِّمَّا
şeyden
تَدْعُونَآ
bizi çağırdığın
إِلَيْهِ
kendisine
مُرِيبٍۢ
tereddütlü
62
11:63
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
أَرَءَيْتُمْ
Ne dersiniz?
إِن
eğer
كُنتُ
ben isem
عَلَىٰ
üzere
بَيِّنَةٍۢ
apaçık bir belge
مِّن
Rabbimden
رَّبِّى
my Lord
وَءَاتَىٰنِى
ve O bana vermişse
مِنْهُ
kendinden
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
فَمَن
kim
يَنصُرُنِى
bana yardım edebilir?
مِنَ
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
إِنْ
eğer
عَصَيْتُهُۥ ۖ
O'na isyan edersem
فَمَا
olmaz
تَزِيدُونَنِى
bana bir katkınız
غَيْرَ
başka
تَخْسِيرٍۢ
kaybımı artırmaktan
63
11:64
وَيَـٰقَوْمِ
ve Ey kavmim
هَـٰذِهِۦ
şu
نَاقَةُ
dişi devesi
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَكُمْ
sizin için
ءَايَةًۭ
bir mucizedir
فَذَرُوهَا
onu bırakın
تَأْكُلْ
otlasın
فِىٓ
toprağında
أَرْضِ
the earth
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلَا
ona dokundurmayın
تَمَسُّوهَا
touch her
بِسُوٓءٍۢ
bir kötülük
فَيَأْخُذَكُمْ
yoksa sizi yakalar
عَذَابٌۭ
bir azap
قَرِيبٌۭ
yakın
64
11:65
فَعَقَرُوهَا
yine de onu kestiler
فَقَالَ
(bunun üzerine) dedi ki
تَمَتَّعُوا۟
yaşayın
فِى
yurdunuzda
دَارِكُمْ
your home(s)
ثَلَـٰثَةَ
üç
أَيَّامٍۢ ۖ
gün
ذَٰلِكَ
işte bu
وَعْدٌ
bir vaaddir
غَيْرُ
yalanlanmayacak
مَكْذُوبٍۢ
(to) be belied
65
11:66
فَلَمَّا
nihayet
جَآءَ
gelince
أَمْرُنَا
emrimiz
نَجَّيْنَا
kurtardık
صَـٰلِحًۭا
Salih'i
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
iman eden(leri)
مَعَهُۥ
beraberindeki
بِرَحْمَةٍۢ
bir rahmetle
مِّنَّا
bizden
وَمِنْ
ve
خِزْىِ
aşağılığından
يَوْمِئِذٍ ۗ
o günün
إِنَّ
muhakkak ki
رَبَّكَ
senin Rabbin
هُوَ
O
ٱلْقَوِىُّ
güçlüdür
ٱلْعَزِيزُ
mutlak üstündür
66
11:67
وَأَخَذَ
ve aldı
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ظَلَمُوا۟
zulmeden(leri)
ٱلصَّيْحَةُ
korkunç bir çığlık
فَأَصْبَحُوا۟
ve kaldılar
فِى
yurtlarında
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
جَـٰثِمِينَ
dizüstü çöküp
67
11:68
كَأَن
sanki
لَّمْ
hiç yaşamamışlardı
يَغْنَوْا۟
they (had) prospered
فِيهَآ ۗ
orada
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّ
şüphesiz
ثَمُودَا۟
Semud (halkı)
كَفَرُوا۟
inkar ettiler
رَبَّهُمْ ۗ
Rabblerini
أَلَا
dikkat edin
بُعْدًۭا
uzak olsun
لِّثَمُودَ
Semud halkı
68
11:69
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَآءَتْ
geldiler
رُسُلُنَآ
elçilerimiz
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'e
بِٱلْبُشْرَىٰ
müjdeyle
قَالُوا۟
dediler
سَلَـٰمًۭا ۖ
Selam
قَالَ
(O da) dedi
سَلَـٰمٌۭ ۖ
Selam
فَمَا
ve hemen
لَبِثَ
and not he delayed
أَن
getirdi
جَآءَ
bring
بِعِجْلٍ
bir buzağı
حَنِيذٍۢ
kızartılmış
69
11:70
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَءَآ
görünce
أَيْدِيَهُمْ
ellerinin
لَا
uzanmadığını
تَصِلُ
reaching
إِلَيْهِ
ona
نَكِرَهُمْ
onlardan hoşlanmadı
وَأَوْجَسَ
ve içine düştü
مِنْهُمْ
onlardan dolayı
خِيفَةًۭ ۚ
bir korku
قَالُوا۟
dediler ki
لَا
korkma
تَخَفْ
korkma
إِنَّآ
biz
أُرْسِلْنَآ
gönderildik
إِلَىٰ
kavmine
قَوْمِ
(the) people
لُوطٍۢ
Lut
70
11:71
وَٱمْرَأَتُهُۥ
ve karısı da
قَآئِمَةٌۭ
ayaktaydı
فَضَحِكَتْ
ve bunun üzerine güldü
فَبَشَّرْنَـٰهَا
biz de ona müjdeledik
بِإِسْحَـٰقَ
İshak'ı
وَمِن
ve
وَرَآءِ
ardından
إِسْحَـٰقَ
İshak'ın
يَعْقُوبَ
Ya'kub'u
71
11:72
قَالَتْ
dedi ki
يَـٰوَيْلَتَىٰٓ
ey vay halime
ءَأَلِدُ
ben doğuracak mıyım?
وَأَنَا۠
ben böyle
عَجُوزٌۭ
kocamış bir kadın iken
وَهَـٰذَا
ve şu
بَعْلِى
kocam da
شَيْخًا ۖ
bir ihtiyar iken
إِنَّ
gerçekten
هَـٰذَا
bu
لَشَىْءٌ
bir şeydir
عَجِيبٌۭ
şaşırtıcı
72
11:73
قَالُوٓا۟
dediler
أَتَعْجَبِينَ
şaşıyor musun?
مِنْ
işine
أَمْرِ
(the) decree of Allah
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
رَحْمَتُ
rahmeti
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَبَرَكَـٰتُهُۥ
ve bereketleri
عَلَيْكُمْ
sizin üzerinizedir
أَهْلَ
(ey) halkı
ٱلْبَيْتِ ۚ
ev
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
حَمِيدٌۭ
övgüye layıktır
مَّجِيدٌۭ
lütfu bol olandır
73
11:74
فَلَمَّا
ne zaman ki
ذَهَبَ
gidince
عَنْ
İbrahimden
إِبْرَٰهِيمَ
Ibrahim
ٱلرَّوْعُ
korku
وَجَآءَتْهُ
ve kendisine gelince
ٱلْبُشْرَىٰ
müjde
يُجَـٰدِلُنَا
bizimle tartışmaya girişti
فِى
hakkında
قَوْمِ
kavmi
لُوطٍ
Lut
74
11:75
إِنَّ
doğrusu
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
لَحَلِيمٌ
çok yumuşak huylu idi
أَوَّٰهٌۭ
çok içli idi
مُّنِيبٌۭ
gönülden (Allaha) yönelen biriydi
75
11:76
يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ
Ey İbrahim
أَعْرِضْ
vazgeç
عَنْ
bundan
هَـٰذَآ ۖ
this
إِنَّهُۥ
doğrusu o
قَدْ
elbette
جَآءَ
gelmiştir
أَمْرُ
emri
رَبِّكَ ۖ
Rabbinin
وَإِنَّهُمْ
ve onlara
ءَاتِيهِمْ
gelmektedir
عَذَابٌ
bir azap
غَيْرُ
geri çevrilmeyecek
مَرْدُودٍۢ
(be) repelled
76
11:77
وَلَمَّا
ve ne zaman ki
جَآءَتْ
gelince
رُسُلُنَا
Elçilerimiz
لُوطًۭا
Lut'a
سِىٓءَ
kaygılandı
بِهِمْ
onlardan
وَضَاقَ
ve göğsüne bastı
بِهِمْ
onlardan
ذَرْعًۭا
bir sıkıntı
وَقَالَ
ve dedi ki
هَـٰذَا
bu
يَوْمٌ
bir gündür
عَصِيبٌۭ
çetin
77
11:78
وَجَآءَهُۥ
ve geldi
قَوْمُهُۥ
kavmi
يُهْرَعُونَ
koşarak
إِلَيْهِ
ona
وَمِن
ve daha önce
قَبْلُ
and before
كَانُوا۟
işliyorlardı
يَعْمَلُونَ
doing
ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ
kötü işler
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
هَـٰٓؤُلَآءِ
şunlar
بَنَاتِى
kızlarımdır
هُنَّ
onlar
أَطْهَرُ
daha temizdir
لَكُمْ ۖ
sizin için
فَٱتَّقُوا۟
korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَلَا
ve
تُخْزُونِ
beni rezil etmeyin
فِى
arasında
ضَيْفِىٓ ۖ
konuklarım
أَلَيْسَ
yok mudur?
مِنكُمْ
içinizde
رَجُلٌۭ
bir adam
رَّشِيدٌۭ
aklı başında
78
11:79
قَالُوا۟
dediler ki
لَقَدْ
muhakkak
عَلِمْتَ
sen bilirsin ki
مَا
yoktur
لَنَا
bizim
فِى
senin kızlarında
بَنَاتِكَ
your daughters
مِنْ
hiç bir
حَقٍّۢ
hakkımız
وَإِنَّكَ
ve sen
لَتَعْلَمُ
iyi bilirsin
مَا
şeyi
نُرِيدُ
bizim istediğimiz
79
11:80
قَالَ
dedi
لَوْ
keşke
أَنَّ
benim olsaydı
لِى
I had
بِكُمْ
sizi (savacak)
قُوَّةً
bir gücüm
أَوْ
yahut
ءَاوِىٓ
sığınabilseydim
إِلَىٰ
bir yere
رُكْنٍۢ
a support
شَدِيدٍۢ
sağlam
80
11:81
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰلُوطُ
ey Lut
إِنَّا
şüphesiz biz
رُسُلُ
elçileriyiz
رَبِّكَ
Rabbinin
لَن
ilişemeyecekler
يَصِلُوٓا۟
they will reach
إِلَيْكَ ۖ
sana
فَأَسْرِ
yürü
بِأَهْلِكَ
ailenle birlikte
بِقِطْعٍۢ
bir vaktinde
مِّنَ
gecenin
ٱلَّيْلِ
the night
وَلَا
ve
يَلْتَفِتْ
geriye dönüp bakmasın
مِنكُمْ
sizden
أَحَدٌ
hiç kimse
إِلَّا
ancak hariç
ٱمْرَأَتَكَ ۖ
hanımın
إِنَّهُۥ
şüphesiz
مُصِيبُهَا
onun başına gelecektir
مَآ
şeyler
أَصَابَهُمْ ۚ
onların başına gelen
إِنَّ
şüphesiz
مَوْعِدَهُمُ
onlara vaadedilen vakit
ٱلصُّبْحُ ۚ
sabahtır
أَلَيْسَ
değil mi?
ٱلصُّبْحُ
sabah
بِقَرِيبٍۢ
yakın
81
11:82
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
أَمْرُنَا
emrimiz
جَعَلْنَا
çevirdik
عَـٰلِيَهَا
üstünü
سَافِلَهَا
altına
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
عَلَيْهَا
üzerine
حِجَارَةًۭ
taşlar
مِّن
balçıktan pişirilmiş
سِجِّيلٍۢ
baked clay
مَّنضُودٍۢ
birbirini izleyen
82
11:83
مُّسَوَّمَةً
işaretlenmiş (taşlar)
عِندَ
katından
رَبِّكَ ۖ
Rabbin
وَمَا
ve değildir
هِىَ
bunlar
مِنَ
zalimlerden
ٱلظَّـٰلِمِينَ
the wrongdoers
بِبَعِيدٍۢ
uzak
83
11:84
۞ وَإِلَىٰ
ve (gönderdik)
مَدْيَنَ
Medyen'e
أَخَاهُمْ
kardeşleri
شُعَيْبًۭا ۚ
Şuayb'ı
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
مَا
yoktur
لَكُم
size
مِّنْ
hiç bir
إِلَـٰهٍ
ilah
غَيْرُهُۥ ۖ
O'ndan başka
وَلَا
ve
تَنقُصُوا۟
eksik tutmayın
ٱلْمِكْيَالَ
ölçüyü
وَٱلْمِيزَانَ ۚ
ve tartıyı
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
أَرَىٰكُم
sizi görüyorum
بِخَيْرٍۢ
bolluk içinde
وَإِنِّىٓ
ve ben
أَخَافُ
korkuyorum
عَلَيْكُمْ
sizin hakkınızda
عَذَابَ
azabından
يَوْمٍۢ
bir günün
مُّحِيطٍۢ
çepeçevre kuşatıcı
84
11:85
وَيَـٰقَوْمِ
ve ey kavmim
أَوْفُوا۟
tam yapın
ٱلْمِكْيَالَ
ölçüyü
وَٱلْمِيزَانَ
ve tartıyı
بِٱلْقِسْطِ ۖ
adaletle
وَلَا
ve
تَبْخَسُوا۟
eksik vermeyin
ٱلنَّاسَ
insanların;
أَشْيَآءَهُمْ
eşyalarını
وَلَا
ve
تَعْثَوْا۟
karışıklık çıkarmayın
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُفْسِدِينَ
bozguncular olarak
85
11:86
بَقِيَّتُ
bıraktıkları
ٱللَّهِ
Allah'ın
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّؤْمِنِينَ ۚ
mü'minler
وَمَآ
ve değilim
أَنَا۠
ben
عَلَيْكُم
sizin üzerinize
بِحَفِيظٍۢ
bir koruyucu
86
11:87
قَالُوا۟
onlar (şöyle) dediler
يَـٰشُعَيْبُ
Ey Şuayb
أَصَلَوٰتُكَ
namazın mı?
تَأْمُرُكَ
sana emrediyor
أَن
bırakmamızı
نَّتْرُكَ
we leave
مَا
şeyleri
يَعْبُدُ
taptıkları
ءَابَآؤُنَآ
babalarımızın
أَوْ
yahut
أَن
yapmaktan vazgeçmemizi
نَّفْعَلَ
we do
فِىٓ
mallarımızda
أَمْوَٰلِنَا
our wealth
مَا
şeyi
نَشَـٰٓؤُا۟ ۖ
istediğimiz
إِنَّكَ
doğrusu sen
لَأَنتَ
birisin
ٱلْحَلِيمُ
yufka yürekli
ٱلرَّشِيدُ
akıllı
87
11:88
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
أَرَءَيْتُمْ
söyleyin bakalım
إِن
eğer
كُنتُ
ben isem
عَلَىٰ
üzere
بَيِّنَةٍۢ
açık bir belge
مِّن
Rabbimden
رَّبِّى
my Lord
وَرَزَقَنِى
ve beni rızıklandırmışsa
مِنْهُ
kendi katından
رِزْقًا
bir rızıkla
حَسَنًۭا ۚ
güzel
وَمَآ
ve
أُرِيدُ
istemiyorum
أَنْ
size aykırı hareket etmek
أُخَالِفَكُمْ
I differ from you
إِلَىٰ
şeylerde
مَآ
what
أَنْهَىٰكُمْ
sizi menettiğim
عَنْهُ ۚ
ondan
إِنْ
istiyorum
أُرِيدُ
I intend
إِلَّا
ancak
ٱلْإِصْلَـٰحَ
ıslah etmek
مَا
gücümün yettiğince
ٱسْتَطَعْتُ ۚ
as much as I am able
وَمَا
ve yoktur
تَوْفِيقِىٓ
bir başarım
إِلَّا
başka
بِٱللَّهِ ۚ
Allah'ın (verdiğinden)
عَلَيْهِ
O'na
تَوَكَّلْتُ
güvendim
وَإِلَيْهِ
ve O'na
أُنِيبُ
gönülden yönelirim
88
11:89
وَيَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
لَا
sizi musibete uğratmasın
يَجْرِمَنَّكُمْ
(Let) not cause you to sin
شِقَاقِىٓ
bana karşı gelmeniz
أَن
isabet edenin
يُصِيبَكُم
befalls you
مِّثْلُ
benzerinin
مَآ
şeylerin
أَصَابَ
başlarına gelen
قَوْمَ
kavminin
نُوحٍ
Nuh
أَوْ
yahut
قَوْمَ
kavminin
هُودٍ
Hud
أَوْ
veya
قَوْمَ
kavminin
صَـٰلِحٍۢ ۚ
Salih
وَمَا
ve değildir
قَوْمُ
kavmi
لُوطٍۢ
Lut
مِّنكُم
sizden
بِبَعِيدٍۢ
uzak
89
11:90
وَٱسْتَغْفِرُوا۟
ve bağışlanma dileyin
رَبَّكُمْ
Rabbinizden
ثُمَّ
sonra
تُوبُوٓا۟
tevbe edin
إِلَيْهِ ۚ
O'na
إِنَّ
gerçekten
رَبِّى
benim Rabbim
رَحِيمٌۭ
çok rahmet edendir
وَدُودٌۭ
çok sevendir
90
11:91
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰشُعَيْبُ
Ey Şuayb
مَا
biz anlamıyoruz
نَفْقَهُ
we understand
كَثِيرًۭا
çoğunu
مِّمَّا
şeylerin
تَقُولُ
senin söylediğin
وَإِنَّا
ve biz
لَنَرَىٰكَ
seni görüyoruz
فِينَا
içimizde
ضَعِيفًۭا ۖ
güçsüz
وَلَوْلَا
şayet
رَهْطُكَ
yakın çevren olmasaydı
لَرَجَمْنَـٰكَ ۖ
seni taşlardık
وَمَآ
ve yoktur
أَنتَ
senin
عَلَيْنَا
bize karşı
بِعَزِيزٍۢ
bir üstünlüğün
91
11:92
قَالَ
dedi ki
يَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
أَرَهْطِىٓ
yakın çevrem
أَعَزُّ
daha mı üstündür
عَلَيْكُم
sizce
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
وَٱتَّخَذْتُمُوهُ
onu bıraktınız
وَرَآءَكُمْ
arkanızda
ظِهْرِيًّا ۖ
sırt dönerek
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
مُحِيطٌۭ
kuşatmıştır
92
11:93
وَيَـٰقَوْمِ
Ey kavmim
ٱعْمَلُوا۟
yapın
عَلَىٰ
imkanınızın elverdiğini
مَكَانَتِكُمْ
your position
إِنِّى
ben de
عَـٰمِلٌۭ ۖ
yapıyorum
سَوْفَ
yakında
تَعْلَمُونَ
bileceksiniz
مَن
kime
يَأْتِيهِ
geleceğini
عَذَابٌۭ
azabın
يُخْزِيهِ
aşağılatıcı
وَمَنْ
ve kimin
هُوَ
o
كَـٰذِبٌۭ ۖ
yalancı olduğunu
وَٱرْتَقِبُوٓا۟
gözetleyin
إِنِّى
ben de
مَعَكُمْ
sizinle birlikte
رَقِيبٌۭ
gözetliyorum
93
11:94
وَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
أَمْرُنَا
emrimiz
نَجَّيْنَا
kurtardık
شُعَيْبًۭا
Şuayb'ı
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
iman eden(leri)
مَعَهُۥ
onunla birlikte
بِرَحْمَةٍۢ
bir rahmetle
مِّنَّا
tarafımızdan
وَأَخَذَتِ
ve aldı
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ظَلَمُوا۟
zulmeden(leri)
ٱلصَّيْحَةُ
bir çığlık
فَأَصْبَحُوا۟
ve kaldılar
فِى
yurtlarında
دِيَـٰرِهِمْ
their homes
جَـٰثِمِينَ
diz çökmüç olarak
94
11:95
كَأَن
sanki
لَّمْ
hiç yaşamamışlardı
يَغْنَوْا۟
they (had) prospered
فِيهَآ ۗ
orada
أَلَا
iyi bilin ki
بُعْدًۭا
uzaklaştırıldı
لِّمَدْيَنَ
Medyen (halkı)
كَمَا
gibi
بَعِدَتْ
uzaklaştırıldığı
ثَمُودُ
Semud (halkı)
95
11:96
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
gönderdik
مُوسَىٰ
Musa'yı
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizle
وَسُلْطَـٰنٍۢ
ve bir belgeyle
مُّبِينٍ
apaçık
96
11:97
إِلَىٰ
Firavun'a
فِرْعَوْنَ
Firaun
وَمَلَإِي۟هِۦ
ve adamlarına
فَٱتَّبَعُوٓا۟
onlar uydular
أَمْرَ
buyruğuna
فِرْعَوْنَ ۖ
Firavun'un
وَمَآ
ve değildi
أَمْرُ
buyruğu
فِرْعَوْنَ
Firavun'un
بِرَشِيدٍۢ
doğruya yöneltici
97
11:98
يَقْدُمُ
öncülük ederek
قَوْمَهُۥ
kavmine
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فَأَوْرَدَهُمُ
sürükler
ٱلنَّارَ ۖ
ateşe
وَبِئْسَ
ne fena
ٱلْوِرْدُ
bir yerdir
ٱلْمَوْرُودُ
vardıkları yer
98
11:99
وَأُتْبِعُوا۟
onlar uğratıldılar
فِى
burada
هَـٰذِهِۦ
this
لَعْنَةًۭ
lanete
وَيَوْمَ
ve gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ
kıyamet
بِئْسَ
ne kötü
ٱلرِّفْدُ
bir bağıştır
ٱلْمَرْفُودُ
verilen bu bağış
99
11:100
ذَٰلِكَ
işte bu
مِنْ
haberlerindendir
أَنۢبَآءِ
(the) news
ٱلْقُرَىٰ
o şehirlerin
نَقُصُّهُۥ
anlattıklarımız
عَلَيْكَ ۖ
sana
مِنْهَا
onlardan bazıları
قَآئِمٌۭ
ayaktadırlar
وَحَصِيدٌۭ
(bazıları ise) tamamen silinmiştir
100
11:101
وَمَا
biz onlara zulmetmedik
ظَلَمْنَـٰهُمْ
We wronged them
وَلَـٰكِن
ama
ظَلَمُوٓا۟
onlar zulmettiler
أَنفُسَهُمْ ۖ
kendilerine
فَمَآ
sağlayamadı
أَغْنَتْ
availed
عَنْهُمْ
kendilerine
ءَالِهَتُهُمُ
onların ilahları
ٱلَّتِى
taptıkları
يَدْعُونَ
they invoked
مِن
başka
دُونِ
other than Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِن
hiç bir
شَىْءٍۢ
şey
لَّمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
gelince
أَمْرُ
emri
رَبِّكَ ۖ
Rabbinin
وَمَا
bir işe yaramadı
زَادُوهُمْ
artırmaktan
غَيْرَ
başka
تَتْبِيبٍۢ
kayıplarını
101
11:102
وَكَذَٰلِكَ
işte böyledir
أَخْذُ
yakalaması
رَبِّكَ
Rabbinin
إِذَآ
zaman
أَخَذَ
yakaladığı
ٱلْقُرَىٰ
şehirleri
وَهِىَ
ve o
ظَـٰلِمَةٌ ۚ
zulmeden
إِنَّ
şüphesiz
أَخْذَهُۥٓ
O'nun yakalaması
أَلِيمٌۭ
pek acı
شَدِيدٌ
pek şiddetlidir
102
11:103
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ
ibret
لِّمَنْ
kimse için
خَافَ
korkan
عَذَابَ
azabından
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
ahiret
ذَٰلِكَ
işte O
يَوْمٌۭ
bir gündür
مَّجْمُوعٌۭ
toplanacağı
لَّهُ
onda
ٱلنَّاسُ
insanların
وَذَٰلِكَ
ve O
يَوْمٌۭ
bir gündür
مَّشْهُودٌۭ
herkesin tanık olacağı
103
11:104
وَمَا
ve
نُؤَخِّرُهُۥٓ
biz onu geciktirmeyiz
إِلَّا
ancak
لِأَجَلٍۢ
süreye kadar
مَّعْدُودٍۢ
belirli
104
11:105
يَوْمَ
O gün
يَأْتِ
gelince
لَا
konuşamaz
تَكَلَّمُ
will speak
نَفْسٌ
hiç kimse
إِلَّا
dışında
بِإِذْنِهِۦ ۚ
O'nun izni
فَمِنْهُمْ
onlardan kimi
شَقِىٌّۭ
bedbahtttır
وَسَعِيدٌۭ
(kimi de) mutludur
105
11:106
فَأَمَّا
kimseler
ٱلَّذِينَ
those who
شَقُوا۟
bedbaht olan(lar)
فَفِى
içindedirler
ٱلنَّارِ
ateş
لَهُمْ
onların vardır
فِيهَا
orada
زَفِيرٌۭ
korkunç çığlıkları
وَشَهِيقٌ
ve inlemeleri
106
11:107
خَـٰلِدِينَ
onlar sürekli kalıcıdırlar
فِيهَا
orada
مَا
durdukça
دَامَتِ
as long as remain
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ
gökler
وَٱلْأَرْضُ
ve yer
إِلَّا
dışında
مَا
kimseler
شَآءَ
diledikleri
رَبُّكَ ۚ
Rabbinin
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
فَعَّالٌۭ
yapandır
لِّمَا
dilediğini
يُرِيدُ
He intends
107
11:108
۞ وَأَمَّا
ve
ٱلَّذِينَ
kimseler
سُعِدُوا۟
mutlu olan(lar)
فَفِى
içindedirler
ٱلْجَنَّةِ
cennet
خَـٰلِدِينَ
onlar sürekli kalıcıdırlar
فِيهَا
orada
مَا
durdukça
دَامَتِ
as long as remains
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ
gökler
وَٱلْأَرْضُ
ve yer
إِلَّا
dışında
مَا
diledikleri
شَآءَ
what your Lord wills
رَبُّكَ ۖ
Rabbinin
عَطَآءً
bir lütuftur
غَيْرَ
olmaksızın
مَجْذُوذٍۢ
kesinti
108
11:109
فَلَا
o halde
تَكُ
olmasın
فِى
hiçbir
مِرْيَةٍۢ
tereddüd
مِّمَّا
hakkında
يَعْبُدُ
taptıkları
هَـٰٓؤُلَآءِ ۚ
onların
مَا
onlar tapmazlar
يَعْبُدُونَ
they worship
إِلَّا
başkasına
كَمَا
gibi olandan
يَعْبُدُ
taptıkları
ءَابَآؤُهُم
babalarının
مِّن
daha önce
قَبْلُ ۚ
before
وَإِنَّا
şüphesiz biz
لَمُوَفُّوهُمْ
vereceğiz
نَصِيبَهُمْ
onların paylarını
غَيْرَ
olmadan
مَنقُوصٍۢ
eksik
109
11:110
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitab'ı
فَٱخْتُلِفَ
ayrılığa düşüldü
فِيهِ ۚ
onda
وَلَوْلَا
eğer olmasaydı
كَلِمَةٌۭ
bir söz
سَبَقَتْ
önceden geçmiş
مِن
tarafından
رَّبِّكَ
Rabbin
لَقُضِىَ
hüküm verilirdi
بَيْنَهُمْ ۚ
aralarında
وَإِنَّهُمْ
şüphesiz onlar
لَفِى
içindedirler
شَكٍّۢ
bir tereddüt
مِّنْهُ
bunun hakkında
مُرِيبٍۢ
gocundurucu
110
11:111
وَإِنَّ
ve şüphesiz
كُلًّۭا
tümünün
لَّمَّا
tastamam verecektir
لَيُوَفِّيَنَّهُمْ
surely will pay them in full
رَبُّكَ
Rabbin
أَعْمَـٰلَهُمْ ۚ
onların yaptıklarını
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
بِمَا
şeylerden
يَعْمَلُونَ
yaptıkları
خَبِيرٌۭ
haberdardır
111
11:112
فَٱسْتَقِمْ
dosdoğru olun
كَمَآ
gibi
أُمِرْتَ
emrolunduğun
وَمَن
ve kimseler
تَابَ
tevbe eden
مَعَكَ
seninle birlikte
وَلَا
ve
تَطْغَوْا۟ ۚ
aşırı gitmeyin
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
بَصِيرٌۭ
görmektedir
112
11:113
وَلَا
ve
تَرْكَنُوٓا۟
meyletmeyin
إِلَى
kimselere
ٱلَّذِينَ
those who
ظَلَمُوا۟
zulmeden(lere)
فَتَمَسَّكُمُ
yoksa size dokunur
ٱلنَّارُ
ateş
وَمَا
ve yoktur
لَكُم
sizin için
مِّن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِنْ
hiçbir
أَوْلِيَآءَ
dost(lar)
ثُمَّ
sonra
لَا
asla
تُنصَرُونَ
yardım göremezsiniz
113
11:114
وَأَقِمِ
ve kıl
ٱلصَّلَوٰةَ
namaz
طَرَفَىِ
iki tarafında
ٱلنَّهَارِ
gündüzün
وَزُلَفًۭا
ve yakın vakitlerinde
مِّنَ
gecenin
ٱلَّيْلِ ۚ
the night
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْحَسَنَـٰتِ
iyilikler
يُذْهِبْنَ
giderir
ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ
kötülükleri
ذَٰلِكَ
bu
ذِكْرَىٰ
bir öğüttür
لِلذَّٰكِرِينَ
ibret alanlara
114
11:115
وَٱصْبِرْ
ve sabret
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
zayi etmez
يُضِيعُ
let go waste
أَجْرَ
ecirlerini
ٱلْمُحْسِنِينَ
iyilik yapanların
115
11:116
فَلَوْلَا
değil miydi?
كَانَ
bulunmalı
مِنَ
nesillerden
ٱلْقُرُونِ
the generations
مِن
sizden önceki
قَبْلِكُمْ
before you
أُو۟لُوا۟
sahipleri
بَقِيَّةٍۢ
fazilet
يَنْهَوْنَ
alıkoyan
عَنِ
fesattan
ٱلْفَسَادِ
the corruption
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
إِلَّا
dışında
قَلِيلًۭا
çok azı
مِّمَّنْ
kendilerini
أَنجَيْنَا
kurtardığımız
مِنْهُمْ ۗ
onlardan
وَٱتَّبَعَ
peşine takıldılar
ٱلَّذِينَ
kimseler
ظَلَمُوا۟
zulmedenler
مَآ
bulundukları refahın
أُتْرِفُوا۟
luxury they were given
فِيهِ
içinde
وَكَانُوا۟
ve oldular
مُجْرِمِينَ
suçlu kimseler
116
11:117
وَمَا
ve
كَانَ
değildi
رَبُّكَ
Rabbin
لِيُهْلِكَ
helak edecek
ٱلْقُرَىٰ
o beldeleri
بِظُلْمٍۢ
zulümle
وَأَهْلُهَا
ahalisi (iken)
مُصْلِحُونَ
ıslah edici
117
11:118
وَلَوْ
ve eğer
شَآءَ
dileseydi
رَبُّكَ
Rabbin
لَجَعَلَ
yapardı
ٱلنَّاسَ
insanları
أُمَّةًۭ
ümmet
وَٰحِدَةًۭ ۖ
bir tek
وَلَا
ama hala
يَزَالُونَ
durmazlar
مُخْتَلِفِينَ
ihtilaf etmekten
118
11:119
إِلَّا
hariç
مَن
kimseler
رَّحِمَ
rahmet ettiği
رَبُّكَ ۚ
Rabbinin
وَلِذَٰلِكَ
zaten bunun için
خَلَقَهُمْ ۗ
onları yarattı
وَتَمَّتْ
ve yerine gelmiştir
كَلِمَةُ
sözü
رَبِّكَ
Rabbinin
لَأَمْلَأَنَّ
andolsun dolduracağım
جَهَنَّمَ
cehennemi
مِنَ
cinlerden
ٱلْجِنَّةِ
the Jinn
وَٱلنَّاسِ
ve insanlar(dan)
أَجْمَعِينَ
tamamen
119
11:120
وَكُلًّۭا
her şeyi
نَّقُصُّ
anlatıyoruz
عَلَيْكَ
sana
مِنْ
haberlerinden
أَنۢبَآءِ
(the) news
ٱلرُّسُلِ
Peygamberlerin
مَا
olan
نُثَبِّتُ
sağlamlaştıracak
بِهِۦ
onunla
فُؤَادَكَ ۚ
kalbini
وَجَآءَكَ
ve sana gelmiştir
فِى
bunda
هَـٰذِهِ
this
ٱلْحَقُّ
bir hak
وَمَوْعِظَةٌۭ
ve bir öğüt
وَذِكْرَىٰ
ve bir uyarı
لِلْمُؤْمِنِينَ
mü'minler için
120
11:121
وَقُل
ve de ki
لِّلَّذِينَ
kimselere
لَا
iman etmeyen(lere)
يُؤْمِنُونَ
believe
ٱعْمَلُوا۟
yapın
عَلَىٰ
imkanınızın elverdiğini
مَكَانَتِكُمْ
your position
إِنَّا
biz de
عَـٰمِلُونَ
yapmaktayız
121
11:122
وَٱنتَظِرُوٓا۟
ve bekleyin
إِنَّا
biz de
مُنتَظِرُونَ
beklemekteyiz
122
11:123
وَلِلَّهِ
ve Allah'a aittir
غَيْبُ
gaybı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَإِلَيْهِ
ve O'na
يُرْجَعُ
döndürülür
ٱلْأَمْرُ
işler
كُلُّهُۥ
bütün
فَٱعْبُدْهُ
(öyleyse) O'na kulluk et
وَتَوَكَّلْ
ve dayan
عَلَيْهِ ۚ
O'na
وَمَا
ve değildir
رَبُّكَ
Rabbin
بِغَـٰفِلٍ
habersiz
عَمَّا
yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ
you do
123