Yükleniyor...

Lütfen bekleyiniz

/

Kalem

القلم

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
68:1
نٓ ۚ Nun
وَٱلْقَلَمِ kaleme andolsun
وَمَا ve
يَسْطُرُونَ satır satır yazdıklarına
1

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
نٓ ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

Okunuşu:
Nûn. Ve’l-kalemi ve mâ yesturûn.

Meali:
“Nûn. Yemin olsun Kaleme; ve o şeylere ki, sürekli(eksiksiz) satır satır düzgün bir şekilde yazılıyorlar!”


2. İrab (Gramer) Tahlili

Kelime kelime yapı analizi:

1. Nûn (نٓ):

  • Kelime Türü: Huruf-u Mukattaa (Kesik Harfler).
  • İrabı: İrabtan mahalli yoktur. (Allah ile Resulü arasındaki şifredir).

2. Ve’l-Kalemi (وَٱلْقَلَمِ):

  • Ve (وَ): Vav-ı Kasem (Yemin Harfi).
    • Görevi: Kendinden sonraki kelimeyi cer eder (esre yapar).
  • El-Kalemi (ٱلْقَلَمِ): Muksemun Bih (Üzerine yemin edilen varlık). Mecrurdur.
    • “El” Takısı: Belirlilik takısıdır. Herhangi bir kalem değil, “Bilinen O Kalem” demektir.

3. Ve Mâ (وَمَا):

  • Ve (وَ): Atıf Harfi (Yeminin devamı).
  • Mâ (مَا): İsm-i Mevsul (O şeyler ki…).
    • Görevi: “El-Kalem” kelimesine atfedilmiştir.
    • Anlamı: Yazılmakta olan o “şeyleri/nesneleri” ifade eder.

4. Yesturûn (يَسْطُرُونَ):

  • Kelime Türü: Fiil-i Muzari (Şimdiki/Geniş Zaman).
  • Kök: (س ط ر) Setara. (Düzgünce dizmek, satır halinde yazmak).
  • Zaman: Muzari olduğu için Süreklilik (İstimrar) bildirir.
    • Anlamı: (Sürekli) Yazılıyorlar / Satırlanıyorlar.
  • Fail (Özne): Sondaki “Vav” (و) harfidir.
    • Anlamı: Bu çoğul eki, yazılan şeylerin çokluğunu ve eylemin sürekliliğini ifade eder.
  • Cümle: Bu fiil cümlesi, “Mâ” ism-i mevsulünün Sıla Cümlesi‘dir (Açıklayıcısıdır).

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

1. İbham ile Tazim (Gizleyerek Yüceltme):

  • İbare: وَمَا يَسْطُرُونَ (Ve mâ yesturûn)
  • Açıklama: Allah, “Yazılan kader” veya “Yazılan kitap” dememiş; genel bir ifadeyle “O yazılan şeyler” demiştir.
    • Nükte: Bir şeyin içeriği (ne olduğu) söylenmez ama üzerine yemin edilirse; bu durum o şeylerin tarif edilemeyecek kadar büyük, değerli ve önemli olduğunu gösterir.

2. İstimrar (Süreklilik):

  • İbare: يَسْطُرُونَ (Yesturûn)
  • Açıklama: Fiilin geniş zaman (Muzari) gelmesi; bu yazma işleminin bir kere olup bitmediğini, o Kalem’in şu an bile o değerli hakikatleri sürekli, durmaksızın satıra dökmekte olduğunu gösterir. Canlı bir süreçtir.

3. “Satır” (Setr) Kelimesindeki Nizam:

  • Açıklama: “Kitabet” (Yazmak) yerine “Setr” (Satırlamak) kelimesinin seçilmesi;
    • Yazılanların rastgele olmadığını, düzgün, nizamlı, ölçülü ve satır satır bir intizam içinde olduğunu vurgular.

4. Kasem (Yemin) ile Değer Verme:

  • Açıklama: Allah’ın bir varlığa (Kaleme ve Yazılanlara) yemin etmesi, o varlığın kainattaki şerefinin ve değerinin büyüklüğünü ilandır (Teşrif).

“Allah; yarattığı o muazzam Kaleme ve o Kalem vesilesiyle sürekli, satır satır ve düzgün bir nizamla yazılmakta olan o çok değerli hakikatlere yemin ediyor.”

68:2
مَآ değilsin
أَنتَ sen
بِنِعْمَةِ ni'metiyle
رَبِّكَ Rabbinin
بِمَجْنُونٍۢ cinlenmiş (deli)
2
68:3
وَإِنَّ ve şüphesiz
لَكَ senin için vardır
لَأَجْرًا bir mükafat
غَيْرَ olmayan
مَمْنُونٍۢ kesintisi
3
68:4
وَإِنَّكَ ve şüphesiz sen
لَعَلَىٰ üzerindesin
خُلُقٍ bir ahlak
عَظِيمٍۢ büyük
4
68:5
فَسَتُبْصِرُ göreceksin
وَيُبْصِرُونَ onlar da görecekler
5
68:6
بِأَييِّكُمُ hanginiz
ٱلْمَفْتُونُ fitnelenmiştir
6
68:7
إِنَّ şüphesiz
رَبَّكَ Rabbin
هُوَ O'dur
أَعْلَمُ en iyi bilen
بِمَن kim(ler)
ضَلَّ sapmıştır
عَن kendi yolundan
سَبِيلِهِۦ His way
وَهُوَ ve O'dur
أَعْلَمُ en iyi bilen
بِٱلْمُهْتَدِينَ doğru yoldadır
7
68:8
فَلَا öyleyse
تُطِعِ ita'at etme
ٱلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanlara
8
68:9
وَدُّوا۟ istediler ki
لَوْ keşke
تُدْهِنُ sen yağcılık yapasın
فَيُدْهِنُونَ onlar da yağcılık yapsınlar
9
68:10
وَلَا ve
تُطِعْ ita'at etme
كُلَّ hiçbirine
حَلَّافٍۢ yemin edip duran
مَّهِينٍ aşağılık
10
68:11
هَمَّازٍۢ kötüleyip duran
مَّشَّآءٍۭ götürüp getiren
بِنَمِيمٍۢ söz
11
68:12
مَّنَّاعٍۢ engel olan
لِّلْخَيْرِ hayra
مُعْتَدٍ saldırgan
أَثِيمٍ günahkar
12
68:13
عُتُلٍّۭ kaba
بَعْدَ sonra da
ذَٰلِكَ bundan
زَنِيمٍ kötülükle damgalı
13
68:14
أَن diye
كَانَ olmuş
ذَا sahibi
مَالٍۢ mal
وَبَنِينَ ve oğullar
14
68:15
إِذَا zaman
تُتْلَىٰ okunduğu
عَلَيْهِ kendisine
ءَايَـٰتُنَا ayetlerimiz
قَالَ der
أَسَـٰطِيرُ masallarıdır
ٱلْأَوَّلِينَ eskilerin
15
68:16
سَنَسِمُهُۥ biz onu damgalayacağız
عَلَى üzerini
ٱلْخُرْطُومِ burnunun
16
68:17
إِنَّا elbette biz
بَلَوْنَـٰهُمْ bunlara da bela verdik
كَمَا gibi
بَلَوْنَآ bela verdiğimiz
أَصْحَـٰبَ sahiplerine
ٱلْجَنَّةِ bahçe
إِذْ hani
أَقْسَمُوا۟ onlar yemin etmişlerdi
لَيَصْرِمُنَّهَا bahçeyi mutlaka devşireceklerine
مُصْبِحِينَ sabah olunca
17
68:18
وَلَا ve
يَسْتَثْنُونَ istisna da etmiyorlardı
18
68:19
فَطَافَ fakat sardı
عَلَيْهَا onu
طَآئِفٌۭ dolaşıcı bir bela
مِّن Rabbinden
رَّبِّكَ your Lord
وَهُمْ ve onlar
نَآئِمُونَ uyurlarken
19
68:20
فَأَصْبَحَتْ (bahçe) kesiliverdi
كَٱلصَّرِيمِ simsiyah
20
68:21
فَتَنَادَوْا۟ birbirlerine seslendiler
مُصْبِحِينَ sabahleyin
21
68:22
أَنِ diye
ٱغْدُوا۟ erkenden gidin
عَلَىٰ ekininize
حَرْثِكُمْ your crop
إِن eğer
كُنتُمْ devşirecekseniz
صَـٰرِمِينَ pluck (the) fruit
22
68:23
فَٱنطَلَقُوا۟ derken yürüdüler
وَهُمْ ve onlar
يَتَخَـٰفَتُونَ fısıldaşıyorlardı
23
68:24
أَن diye
لَّا sakın sokulmasın
يَدْخُلَنَّهَا will enter it
ٱلْيَوْمَ bugün
عَلَيْكُم yanınıza
مِّسْكِينٌۭ hiçbir yoksul
24
68:25
وَغَدَوْا۟ ve erkenden gittiler
عَلَىٰ engellemeye
حَرْدٍۢ determination
قَـٰدِرِينَ güçleri yettiği halde
25
68:26
فَلَمَّا fakat
رَأَوْهَا bahçeyi görünce
قَالُوٓا۟ dediler
إِنَّا elbette biz
لَضَآلُّونَ biz (yolu) şaşırdık
26
68:27
بَلْ hayır
نَحْنُ biz
مَحْرُومُونَ mahrum bırakıldık
27
68:28
قَالَ dedi
أَوْسَطُهُمْ orta yol üzere olanları
أَلَمْ ben demedim mi?
أَقُل I tell
لَّكُمْ size
لَوْلَا gerekmez miydi?
تُسَبِّحُونَ tesbih etmeniz
28
68:29
قَالُوا۟ dediler
سُبْحَـٰنَ tesbih ederiz
رَبِّنَآ Rabbimizi
إِنَّا doğrusu biz
كُنَّا zulmedenlermişiz
ظَـٰلِمِينَ wrongdoers
29
68:30
فَأَقْبَلَ dönüp başladılar
بَعْضُهُمْ bir kısmı
عَلَىٰ diğerini
بَعْضٍۢ others
يَتَلَـٰوَمُونَ kınamağa
30
68:31
قَالُوا۟ dediler
يَـٰوَيْلَنَآ ey yazık bize
إِنَّا elbette biz
كُنَّا azgınlarmışız
طَـٰغِينَ transgressors
31
68:32
عَسَىٰ belki
رَبُّنَآ Rabbimiz
أَن bize onun yerine verir
يُبْدِلَنَا will substitute for us
خَيْرًۭا daha iyisini
مِّنْهَآ ondan
إِنَّآ elbette biz
إِلَىٰ Rabbimizi
رَبِّنَا our Lord
رَٰغِبُونَ arzulayanlarız
32
68:33
كَذَٰلِكَ işte böyledir
ٱلْعَذَابُ ۖ azab
وَلَعَذَابُ ve azabı ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ ahiret
أَكْبَرُ ۚ daha büyüktür
لَوْ keşke
كَانُوا۟ idi
يَعْلَمُونَ bilseler
33
68:34
إِنَّ şüphesiz
لِلْمُتَّقِينَ muttakiler için vardır
عِندَ katında
رَبِّهِمْ Rableri
جَنَّـٰتِ bahçeleri
ٱلنَّعِيمِ ni'met
34
68:35
أَفَنَجْعَلُ biz yapar mıyız?
ٱلْمُسْلِمِينَ müslümanları
كَٱلْمُجْرِمِينَ suçlular gibi
35
68:36
مَا neyiniz var?
لَكُمْ (is) for you
كَيْفَ nasıl
تَحْكُمُونَ hüküm veriyorsunuz
36
68:37
أَمْ yoksa
لَكُمْ sizin var mı?
كِتَـٰبٌۭ bir Kitabınız
فِيهِ onda (mı?)
تَدْرُسُونَ okuyorsunuz
37
68:38
إِنَّ şüphesiz
لَكُمْ sizin için var
فِيهِ onda
لَمَا her şey
تَخَيَّرُونَ istediğiniz
38
68:39
أَمْ yoksa
لَكُمْ sizin -mı var?
أَيْمَـٰنٌ oaths
عَلَيْنَا üzerimizde
بَـٰلِغَةٌ sürecek
إِلَىٰ kadar
يَوْمِ gününe
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۙ kıyamet
إِنَّ şüphesiz
لَكُمْ sizindir
لَمَا ne
تَحْكُمُونَ hükmederseniz
39
68:40
سَلْهُمْ sor onlara
أَيُّهُم onların hangisi?
بِذَٰلِكَ buna
زَعِيمٌ kefildir
40
68:41
أَمْ yoksa
لَهُمْ kendilerinin -mı var?
شُرَكَآءُ partners
فَلْيَأْتُوا۟ o halde çağırsınlar
بِشُرَكَآئِهِمْ ortaklarını
إِن eğer
كَانُوا۟ iseler
صَـٰدِقِينَ doğrulardan
41
68:42
يَوْمَ gün
يُكْشَفُ açılacağı sıvanacağı'
عَن bacakların
سَاقٍۢ the shin
وَيُدْعَوْنَ ve da'vet edilecekleri
إِلَى secdeye;
ٱلسُّجُودِ prostrate
فَلَا güçleri yetmez
يَسْتَطِيعُونَ they will be able
42
68:43
خَـٰشِعَةً korkuyla
أَبْصَـٰرُهُمْ gözleri
تَرْهَقُهُمْ onları kaplar
ذِلَّةٌۭ ۖ bir zillet
وَقَدْ halbuki
كَانُوا۟ da'vet edilirlerdi
يُدْعَوْنَ called
إِلَى secdeye
ٱلسُّجُودِ prostrate
وَهُمْ onlar
سَـٰلِمُونَ sağlam iken
43
68:44
فَذَرْنِى bana bırak
وَمَن kimseyi
يُكَذِّبُ yalanlayan
بِهَـٰذَا bu
ٱلْحَدِيثِ ۖ sözü
سَنَسْتَدْرِجُهُم onları derece derece yaklaştıracağız
مِّنْ yerden
حَيْثُ where
لَا bilmedikleri
يَعْلَمُونَ they know
44
68:45
وَأُمْلِى mühlet veriyorum
لَهُمْ ۚ onlara
إِنَّ doğrusu
كَيْدِى benim tuzağım
مَتِينٌ sağlamdır
45
68:46
أَمْ yoksa
تَسْـَٔلُهُمْ sen istiyorsun (da)
أَجْرًۭا bir ücret (mi?)
فَهُم onlardan
مِّن borçtan (dolayı)
مَّغْرَمٍۢ (the) debt
مُّثْقَلُونَ ağır bir yük altındadırlar
46
68:47
أَمْ yoksa
عِندَهُمُ yanlarında (mıdır?)
ٱلْغَيْبُ gayb
فَهُمْ onlar
يَكْتُبُونَ yazıyorlar
47
68:48
فَٱصْبِرْ sen sabret
لِحُكْمِ hükmüne
رَبِّكَ Rabbinin
وَلَا ve
تَكُن olma
كَصَاحِبِ sahibi gibi (Yunus)
ٱلْحُوتِ balık
إِذْ hani
نَادَىٰ seslenmişti
وَهُوَ ve o
مَكْظُومٌۭ sıkıntıdan yutkunarak
48
68:49
لَّوْلَآ eğer olmasaydı
أَن ona yetişmesi
تَدَٰرَكَهُۥ overtook him
نِعْمَةٌۭ bir ni'metin
مِّن Rabbinden
رَّبِّهِۦ his Lord
لَنُبِذَ elbette atılırdı
بِٱلْعَرَآءِ çıplak bir yere
وَهُوَ ve o
مَذْمُومٌۭ kınananrak
49
68:50
فَٱجْتَبَـٰهُ onun du'asını kabul etti
رَبُّهُۥ Rabbi
فَجَعَلَهُۥ ve onu yaptı
مِنَ salihlerden
ٱلصَّـٰلِحِينَ the righteous
50
68:51
وَإِن ve
يَكَادُ neredeyse
ٱلَّذِينَ kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler)
لَيُزْلِقُونَكَ seni devireceklerdi
بِأَبْصَـٰرِهِمْ gözleriyle
لَمَّا zaman
سَمِعُوا۟ işittikleri
ٱلذِّكْرَ Zikr(Kur'an)'ı
وَيَقُولُونَ ve diyorlardı
إِنَّهُۥ şüphesiz O
لَمَجْنُونٌۭ mecnundur
51
68:52
وَمَا halbuki değildir
هُوَ o
إِلَّا başka bir şey
ذِكْرٌۭ uyarıdan
لِّلْعَـٰلَمِينَ alemler için
52
← Sure Listesine Dön