Yükleniyor...

Lütfen bekleyiniz

/

Mülk

الملك

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
67:1
تَبَـٰرَكَ ne mübarektir
ٱلَّذِى bulunan
بِيَدِهِ elinde
ٱلْمُلْكُ mülk
وَهُوَ ve O'nun
عَلَىٰ üzerine
كُلِّ her
شَىْءٍۢ şey
قَدِيرٌ gücü yeter
1

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça: تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Okunuşu: Tebârakellezî bi-yedihi’l-mulku ve huve ‘alâ kulli şey’in kadîr.

Tam Vurgulu Meali: “Mutlak hükümranlık (egemenlik) elinde olan Allah ne yücedir! O, her şeye kadirdir (her şeye gücü yetendir).”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

  1. Tebârake (تَبَارَكَ):

    • Kelime Türü: Fiil-i Mazi (Tefâul Babı).

    • İrabı: Fetha üzere mebnidir. Bu fiil sadece Allah için kullanılır.

    • Anlamı: Yüce oldu, hayrı ve bereketi bol oldu.

  2. Ellezî (الَّذِي):

    • Kelime Türü: İsm-i Mevsul (Özne/Fail konumunda).

    • İrabı: Tebârake fiilinin failidir. Mahallen merfudur.

  3. Bi-yedihi (بِيَدِهِ):

    • Bi (بِ): Cer harfi.

    • Yedi (يَدِ): Mecrur isim. Aynı zamanda Muzaf. (Kudret/El).

    • Hi (هِ): Muttasıl zamir. Muzafun İleyh.

    • Konumu: Haberi Mukaddem (Öne geçmiş haber). “Mülk” kelimesinden önce gelerek vurgu sağlar.

  4. El-Mulku (الْمُلْكُ):

    • Kelime Türü: İsim.

    • İrabı: Mübteda-i Muahhar (Sona kalmış özne). Merfudur.

    • Anlamı: Hükümranlık, egemenlik, saltanat, mülkiyet.

  5. Ve Huve (وَهُوَ):

    • Ve (وَ): Atıf harfi / Hal vavı.

    • Huve (هُوَ): Munfasıl zamir. Mübteda konumundadır, mahallen merfudur.

  6. ‘Alâ Kulli Şey’in (عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ):

    • ‘Alâ (عَلَىٰ): Cer harfi.

    • Kulli (كُلِّ): Mecrur isim ve Muzaf.

    • Şey’in (شَيْءٍ): Muzafun İleyh. Mecrur (Esre).

    • Konumu: “Kadîr” ismine mütealliktir.

  7. Kadîrun (قَدِيرٌ):

    • Kelime Türü: Sıfat-ı Müşebbehe / Mübalağalı İsm-i Fail.

    • İrabı: “Huve” mübtedasının haberidir. Merfudur (Ötre).

    • Anlamı: Sonsuz güç sahibi, her şeye gücü yeten.

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Mülk Suresi’nin bu muazzam girişi, okuyucunun zihninde Allah’ın azametini sarsılmaz bir şekilde inşa eder:

  1. Tefâul Babının Seçimi (Tebârake):

    • Bu bab normalde karşılıklılık bildirir ancak burada mübalağa ve süreklilik ifade eder. Hayrın ve yüceliğin Allah’ta artarak devam ettiğini, O’nun özünde bereketin kaynağı olduğunu vurgular. Beşerî bir yücelik değil, mutlak bir yüceliktir.
  2. Takdim-Tehir (Haberin Öne Alınması):

    -بِيَدِهِ الْمُلْكُ (Bi-yedihi’l-mulku) ifadesinde “elinde” manasındaki zarf başa alınmıştır.

    • Nükte: Normal diziliş “Mülk O’nun elindedir” şeklinde olabilirdi. Ancak “elinde” ifadesi başa gelerek Hasr (Sınırlama) ifade eder. Yani; “Hükümranlık sadece ve sadece O’nun elindedir, başkasının değil!”
  3. İstiare ve Temsil (El - Yed):

    • بِيَدِهِ (Onun elinde) ifadesi bir İstiare-i Teşbihiyye örneğidir. Allah mekândan ve cisimden münezzehtir; burada “el” kelimesiyle mutlak hakimiyet, tasarruf ve kudret kastedilmiştir. Bir kralın mührünü veya asasını tutması gibi, kainatın tüm dizginlerinin O’nun kontrolünde olduğu somutlaştırılarak zihne yaklaştırılır.
  4. Külliyet ve Şümul (Külli Şey’in):

    • Ayet, mülkün O’nun olduğunu söyledikten sonra “her şeye kadir olduğunu” belirterek bitiyor. Mülk sahibi olmak bazen her şeyi yapabilmek anlamına gelmeyebilir (insani krallar gibi). Ancak Allah hem mülkün sahibi hem de o mülk içinde her zerreyi değiştirmeye muktedirdir.
  5. İsm-i Fail Yerine Mübalağa Kalıbı:

    • “Kâdir” (Güç yetiren) yerine “Kadîr” (Sonsuz güç sahibi) sıfatının kullanılması, O’nun kudretinin hiçbir engel tanımadığını ve her an yenilendiğini gösterir.
67:2
ٱلَّذِى O ki
خَلَقَ yarattı
ٱلْمَوْتَ ölümü
وَٱلْحَيَوٰةَ ve hayatı
لِيَبْلُوَكُمْ sizi denemek için
أَيُّكُمْ hanginizin
أَحْسَنُ daha güzel
عَمَلًۭا ۚ iş yapacağınızı
وَهُوَ ve O
ٱلْعَزِيزُ üstündür
ٱلْغَفُورُ bağışlayandır
2

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça: الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا ۚ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ

Okunuşu: Ellezi halakal mevte vel hayâte liyebluvekum eyyukum ahsenu amelâ. Ve huvel ‘azizul ğafûr.

Tam Vurgulu Meali: “O (Allah) ki, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, Azizdir (mutlak güç sahibidir), Gafurdur (çok bağışlayandır).”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

Ellezî (الَّذِي):

  • Kelime Türü: İsm-i Mevsul.

  • İrabı: Önceki ayetteki Allah lafzının sıfatı/bedelidir. Mahallen merfudur.

  • Anlamı: O ki, O zat ki.

Halaka (خَلَقَ):

  • Kelime Türü: Fiil-i Mazi.

  • İrabı: Fetha üzere mebnidir. Faili gizli “Hüve”dir.

  • Anlamı: Yarattı, takdir etti.

El-Mevte (الْمَوْتَ):

  • Kelime Türü: İsim.

  • İrabı: Halaka fiilinin mefulün bihidir. Fetha ile mansubdur.

  • Anlamı: Ölümü.

Ve’l-Hayâte (وَالْحَيَاةَ):

  • Ve (وَ): Atıf harfi.

  • El-Hayâte (الْحَيَاةَ): Matuf (Mevte kelimesine bağlı). Mansubdur.

  • Anlamı: Ve hayatı.

Li-yebluve-kum (لِيَبْلُوَكُمْ):

  • Li (لِ): Lam-ı Ta’lil (Sebep bildiren harf). Anlamı: -mek için.

  • Yebluve (يَبْلُوَ): Muzari fiil. Gizli “en” ile mansubdur. Anlamı: Sınasın, imtihan etsin diye.

  • Kum (كُمْ): Muttasıl zamir. Fiilin mefulüdür. Anlamı: Sizi.

Eyyu-kum (أَيُّكُمْ):

  • Eyyu (أَيُّ): İstifham (soru) ismidir, mübtedadır. Anlamı: Hanginiz?

  • Kum (كُمْ): Muzafun ileyh (tamlayan). Anlamı: Sizin (aranızdan).

Ahsenu (أَحْسَنُ):

  • Kelime Türü: İsm-i Tafdil. Haberdır.

  • İrabı: Merfudur (ötre).

  • Anlamı: Daha güzel, en güzel.

Amelâ (عَمَلًا):

  • Kelime Türü: İsim (Masdar).

  • İrabı: Temyizdir. Fetha ile mansubdur.

  • Anlamı: Amel bakımından, işçe.

Ve Huve (وَهُوَ):

  • Ve (وَ): Atıf harfi veya istinaf (başlangıç).

  • Huve (هُوَ): Munfasıl zamir. Mübtedadır.

  • Anlamı: Ve O.

El-Azîzu (الْعَزِيزُ):

  • Kelime Türü: Sıfat-ı Müşebbehe. Birinci haberdir.

  • Anlamı: Mutlak galip, izzet sahibi, çok güçlü.

El-Gafûru (الْغَفُورُ):

  • Kelime Türü: Mübalağalı İsm-i Fail. İkinci haberdir.

  • Anlamı: Çok bağışlayan, mağfireti bol.


3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

  • Ölümün Önce Zikredilmesi: Hayatın bir oyun olmadığını, sonlu olduğunu hatırlatmak için “ölüm” önce gelmiştir.

  • Keyfiyet (Nitelik) Vurgusu: “Ahsenu amelâ” (Daha güzel amel) ifadesiyle, ibadetin çokluğundan ziyade ihlaslı ve kaliteli olması hedeflenmiştir.

  • Zıtlıkların Cem’i: “Aziz” ismiyle Allah’ın heybeti ve gücü, “Gafur” ismiyle merhameti aynı cümlede toplanarak dengeli bir ruh hali (havf-reca) oluşturulmuştur.

67:3
ٱلَّذِى ki O
خَلَقَ yarattı
سَبْعَ yedi
سَمَـٰوَٰتٍۢ göğü
طِبَاقًۭا ۖ tabaka tabaka
مَّا görmezsin
تَرَىٰ you see
فِى yaratmasında
خَلْقِ (the) creation
ٱلرَّحْمَـٰنِ Rahman'ın
مِن hiçbir
تَفَـٰوُتٍۢ ۖ aykırılık uygunsuzluk'
فَٱرْجِعِ döndür de (bak)
ٱلْبَصَرَ gözü(nü)
هَلْ görüyormusun?
تَرَىٰ you see
مِن hiçbir
فُطُورٍۢ bozukluk
3

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça: ٱلَّذِى خَلَقَ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍ طِبَاقًا ۖ مَّا تَرَىٰ فِى خَلْقِ ٱلرَّحْمَٰنِ مِن تَفَٰوُتٍ ۖ فَٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ هَلْ تَرَىٰ مِن فُطُورٍ

Okunuşu: Ellezi halaka seb’a semâvâtin tibâkâ. Mâ terâ fî halkı-rrahmâni min tefâvut. Ferci’i-lbasara hel terâ min futûr.

Tam Vurgulu Meali: “O ki, yedi kat göğü birbiriyle tam bir uyum (tabakalar) halinde yaratmıştır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir düzensizlik (uyumsuzluk) göremezsin. Haydi, gözünü çevir de bak; bir çatlak (kusur) görebiliyor musun?”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

Ellezî (الَّذِي):

  • Kelime Türü: İsm-i Mevsul.

  • İrabı: Önceki ayetteki “Aziz” ve “Gafur” olan Allah’ın yeni bir sıfatıdır. Mahallen merfudur.

  • Anlamı: O ki, O zat ki.

Halaka (خَلَقَ):

  • Kelime Türü: Fiil-i Mazi.

  • İrabı: Fetha üzere mebnidir.

  • Anlamı: Yarattı.

Seb’a (سَبْعَ):

  • Kelime Türü: İsim (Sayı).

  • İrabı: Halaka fiilinin mefulün bihidir (nesne). Fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır.

  • Anlamı: Yedi.

Semâvâtin (سَمَاوَاتٍ):

  • Kelime Türü: İsim (Çoğul).

  • İrabı: Muzafun ileyhtir. Cemi müennes salim olduğu için kesra ile mecrurdur.

  • Anlamı: Gökler.

Tibâkan (طِبَاقًا):

  • Kelime Türü: İsim (Masdar/Sıfat).

  • İrabı: “Semâvât” kelimesinin halidir veya sıfatıdır.

  • Anlamı: Birbiriyle uyumlu tabakalar halinde, kat kat.

Mâ Terâ (مَا تَرَى):

  • Mâ: Nefiy (olumsuzluk) edatı. Anlamı: “-mazsın, -mezsin.”

  • Terâ: Muzari fiil. Anlamı: Görürsün (Ma ile: Göremezsin).

Fî Halkı-rrahmân (فِي خَلْقِ الرَّحْمَنِ):

  • Fî: Cer harfi. Anlamı: İçinde, -da/-de.

  • Halkı: Mecrur isim ve muzaf. Anlamı: Yaratışında.

  • Er-Rahmân: Muzafun ileyh. Anlamı: Rahman olan Allah’ın.

Min Tefâvutin (مِنْ تَفَاوُتٍ):

  • Min: Zait harf-i cerdir (vurgu için gelir).

  • Tefâvutin: “Terâ” fiilinin mefulüdür. Anlamı: Bir düzensizlik, aykırılık, uyuşmazlık.

Ferci’i (فَارْجِعِ):

  • Fe: Takip/emir bağı (Öyleyse).

  • İrci’: Emir fiili. Anlamı: Çevir, döndür.

El-Basara (الْبَصَرَ):

  • Kelime Türü: İsim.

  • İrabı: Emir fiilinin mefulüdür.

  • Anlamı: Gözü, bakışı.

Hel Terâ (هَلْ تَرَى):

  • Hel: Soru edatı. Anlamı: -mı, -mi?

  • Terâ: Muzari fiil. Anlamı: Görüyorsun.

Min Futûrin (مِنْ فُطُورٍ):

  • Min: Zait harf-i cer (vurgu/pekiştirme).

  • Futûrin: Meful. Anlamı: Bir çatlak, yarık, bozukluk.


3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

  • Rahmân İsminin Seçimi: “Allah’ın yaratışında” denmeyip “Rahmân’ın yaratışında” denmesi çok ince bir nüktedir. Bu, evrendeki nizamın Allah’ın sonsuz merhametinin ve şefkatinin bir sonucu olduğunu, bu nizam sayesinde canlıların varlığını sürdürebildiğini simgeler.

  • Tefâvut ve Futûr: Bu iki kelime de kusur anlamına gelse de aralarında fark vardır. Tefâvut, parçalar arasındaki uyumsuzluk demektir; Futûr ise yapının kendisindeki çatlak ve bozulma demektir. Ayet, hem parçaların birbiriyle uyumuna hem de genel yapının sağlamlığına dikkat çeker.

  • Gözlem ve Meydan Okuma: “Gözünü çevir de bak” (Ferci’il-basar) emri, Kur’an’ın akla ve gözleme verdiği önemi gösterir. “Bak” değil “Çevir de bak” denmesi, defalarca ve dikkatle incele demektir.

  • Zait “Min” Kullanımı: “Min tefâvut” ve “Min futûr” ifadelerindeki “Min”, olumsuzluğu genelleyerek “En ufak bir kusur bile” manasını katar.


Bu ayet, imanı taklitten tahkike (araştırmaya dayalı sarsılmaz imana) taşıyan müthiş bir davettir.

67:4
ثُمَّ sonra
ٱرْجِعِ döndür (bak)
ٱلْبَصَرَ gözü(nü)
كَرَّتَيْنِ iki kez daha
يَنقَلِبْ döner
إِلَيْكَ sana
ٱلْبَصَرُ göz
خَاسِئًۭا umudu keserek
وَهُوَ ve o
حَسِيرٌۭ hor ve bitkin
4

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça: ثُمَّ ٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ ٱلْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَسِيرٌ

Okunuşu: Summerci’il-basara kerrateyni yenkalib ileykel-basaru hâsien ve huve hasîr.

Tam Vurgulu Meali: “Sonra gözünü tekrar tekrar (iki kez daha) çevir de bak; nihayet o göz (kusur bulmaktan) umudunu kesmiş, yorgun ve bitkin bir halde sana geri dönecektir.”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

Summe (ثُمَّ):

  • Kelime Türü: Atıf harfi.

  • Anlamı: Sonra. (Sıralama ve belli bir zaman aralığı bildirir).

İrci’i (ٱرْجِعِ):

  • Kelime Türü: Emir fiili.

  • İrabı: Sükûn üzere mebnidir (Vasıldan dolayı esre ile geçiş yapılmıştır).

  • Anlamı: Çevir, döndür.

El-Basara (ٱلْبَصَرَ):

  • Kelime Türü: İsim.

  • İrabı: “İrci’” fiilinin mefulün bihidir. Fetha ile mansubdur.

  • Anlamı: Gözü, bakışı.

Kerrateyni (كَرَّتَيْنِ):

  • Kelime Türü: İsim (Tesniye/İkil).

  • İrabı: Mefulü mutlak (sayı bildiren). “Yâ” harfi ile mansubdur.

  • Anlamı: İki defa, tekrar tekrar.

Yenkalib (يَنقَلِبْ):

  • Kelime Türü: Muzari fiil.

  • İrabı: Emir fiilinin cevabı olduğu için meczumdur.

  • Anlamı: Döner, geri döner.

İleyke (إِلَيْكَ):

  • İrabı: Harf-i cer (ilâ) ve zamir (ke).

  • Anlamı: Sana, senin tarafına.

El-Basaru (ٱلْبَصَرُ):

  • Kelime Türü: İsim.

  • İrabı: “Yenkalib” fiilinin failidir. Merfudur.

  • Anlamı: Göz.

Hâsien (خَاسِئًا):

  • Kelime Türü: İsm-i Fail.

  • İrabı: “El-Basaru”nun halidir.

  • Anlamı: Alçalmış, umudunu kesmiş, eli boş dönmüş.

Ve Huve (وَهُوَ):

  • Ve: Hal vavı (veya atıf).

  • Huve: Mübteda olan zamir. Anlamı: Ve o (göz).

Hasîrun (حَسِيرٌ):

  • Kelime Türü: Sıfat-ı Müşebbehe.

  • İrabı: “Huve”nin haberidir. Merfudur.

  • Anlamı: Yorgun, bitkin, dermanı kesilmiş.


3. Derinlemesine Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, insan idrakinin sınırlarını ve kâinatın ihtişamını “psikolojik bir mağlubiyet” sahnesiyle betimler:

  • Mecâz-ı Aklî ve Teşhis (Kişileştirme): Ayette yorulan ve umudunu kesen aslında “insan”dır. Ancak bu durum bizzat “göze” nispet edilmiştir. Göz, kâinatın derinliklerinde bir açık arayan bir “keşif kolu” veya bir “dedektif” gibi tasvir edilir. Sonunda ise eli boş, mağlup ve bitkin bir savaşçı gibi sahibine rücu eder.

  • “Kerrateyn” Kelimesindeki İstikrar: Arapçada tesniye (ikil) kalıbı bazen sadece “iki” değil, “tekrarlı eylem” anlamı taşır (Lebbiyke ve Sa’deyke ifadelerinde olduğu gibi). Burada kastedilen; “Hadi bir bak, olmadı bir daha bak, bıkmadan tekrar tekrar bak” diyerek insanı tam bir gözleme zorlamaktır.

  • “Hâsi” (خَاسِئًا) Seçimindeki Nükte: Bu kelime, özellikle kovulan ve aşağılanan varlıklar (örneğin taşlanmış şeytan veya kovulmuş köpek) için kullanılır. Gözün bu kelimeyle nitelenmesi, onun kâinatta kusur bulma konusundaki “hırsının” boşa çıktığını ve bu kibirli arayışın sonunda zelil bir halde geri döndüğünü ifade eder.

  • “Hasîr” (حَسِيرٌ) ve Fiziksel Yorgunluk: “Hasîr”, bir yolu katederken dermanı tükenip yolda kalan binekler için de kullanılır. Göz, kâinatın o uçsuz bucaksız kusursuzluğunu denetlemeye çalışırken adeta “yol yorgunu” olmuş ve daha fazla bakmaya mecali kalmamıştır.

  • Hüs-ü Ta’lîl (Güzel Sebebe Bağlama): Gözün yorulmasının gerçek sebebi biyolojik bir süreçtir. Ancak ayet bu yorgunluğu, “Allah’ın yaratma sanatının mükemmelliği karşısında aciz kalmaya” bağlar. Bu, belagatta gerçeği daha etkileyici bir sebebe bağlama sanatıdır.

  • Fonetik Uyum (Seci): Ayetin sonundaki “Hâsien” ve “Hasîr” kelimelerindeki tını, okuyucuda bir “nefes nefese kalma” ve “teslimiyet” hissi uyandırır. Bu ses yapısı, ayetin anlamıyla tam bir uyum içindedir.

67:5
وَلَقَدْ ve andolsun
زَيَّنَّا biz donattık
ٱلسَّمَآءَ göğü
ٱلدُّنْيَا en yakın
بِمَصَـٰبِيحَ lambalarla
وَجَعَلْنَـٰهَا ve onları yaptık
رُجُومًۭا taşlamalar
لِّلشَّيَـٰطِينِ ۖ şeytanlar için
وَأَعْتَدْنَا ve hazırladık
لَهُمْ onlara
عَذَابَ azabı
ٱلسَّعِيرِ çılgın ateş
5

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça: وَلَقَدْ زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِمَصَٰبِيحَ وَجَعَلْنَٰهَا رُجُومًا لِّلشَّيَٰطِينِ ۖ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ

Okunuşu: Ve lekad zeyyennâ-ssemâe-ddunyâ bimesâbîha ve ce’alnâhâ rucûmen lişh-şeyâtîni ve a’tednâ lehum ‘azâbe-sse’îr.

Tam Vurgulu Meali: “Andolsun ki biz, (size) en yakın olan dünya semasını kandillerle (yıldızlarla) süsledik. Onları şeytanlar için taşlama vasıtaları yaptık ve onlar için alevli ateş azabını hazırladık.”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

Ve Le-kad (وَلَقَدْ):

  • Ve: Atıf veya istinaf harfi.

  • Le: Kasem (yemin) lamıdır, vurguyu artırır.

  • Kad: Tahkik edatıdır, fiilin kesinliğini bildirir. Anlamı: “Andolsun ki, muhakkak ki.”

Zeyyennâ (زَيَّنَّا):

  • Kelime Türü: Fiil-i Mazi (Te’fîl babı).

  • İrabı: Sükûn üzere mebnidir. “Nâ” (Biz) fail zamiridir.

  • Anlamı: Süsledik, bezedik.

Es-Semâe’d-Dunyâ (ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا):

  • Es-Semâe: Mefulün bih (nesne). Anlamı: Gökyüzünü.

  • Ed-Dunyâ: Semâ kelimesinin sıfatıdır. Anlamı: En yakın, dünya.

Bi-mesâbîha (بِمَصَٰبِيحَ):

  • Bi: Cer harfi.

  • Mesâbîha: Gayri munsarıf olduğu için fetha ile mecrurdur. “Misbah” kelimesinin çoğuludur.

  • Anlamı: Kandillerle, lambalarla (yıldızlarla).

Ve Ce’alnâhâ (وَجَعَلْنَٰهَا):

  • Ve: Atıf harfi.

  • Ce’alnâ: Mazi fiil ve fail (Biz kıldık/yaptık).

  • Hâ: Meful zamiri (Kandillere/Yıldızlara döner). Anlamı: Ve onları kıldık.

Rucûmen li’sh-şeyâtîni (رُجُومًا لِّلشَّيَٰطِينِ):

  • Rucûmen: İkinci meful. Anlamı: Taşlama vasıtaları, mermiler.

  • Li’sh-şeyâtîni: Harf-i cer ve mecrur isim. Anlamı: Şeytanlar için.

Ve A’tednâ Lehum (وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ):

  • A’tednâ: İf’al babından mazi fiil. Anlamı: Hazırladık.

  • Lehum: Onlar için.

‘Azâbe’s-Se’îr (عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ):

  • ‘Azâbe: Mefulün bih ve muzaf. Anlamı: Azabını.

  • Es-Se’îr: Muzafun ileyh. Anlamı: Çılgın ateşin, alevli ateşin.


3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, kozmik bir ihtişamı hem estetik hem de fonksiyonel açıdan ele alır:

  • İstiâre-i Temsîliyye (Kandiller): Yıldızlar için “Mesâbîh” (Kandiller) kelimesinin seçilmesi harika bir istiaredir. Kandil sadece ışık vermez, aynı zamanda karanlıkta bir süstür ve yol göstericidir. Gök kubbe, bir sarayın tavanındaki muazzam avizeler gibi tasvir edilerek Allah’ın ” الصَّانِعُ (Sâni)” (Sanatçı) ismi vurgulanır.

  • “Dünya Seması” (Ed-Dunyâ): “Dünya” kelimesi Arapçada “en yakın” (ednâ) kökünden gelir. Burada semanın en yakın katının süslendiği belirtilerek, insanın her başını kaldırdığında bu sanatı görebileceği hatırlatılır.

  • Tezat (Zıtlıkların Uyumu): Ayetin başında “Süsleme” (Zeyyennâ) gibi yumuşak ve estetik bir kavram kullanılırken, devamında “Taşlama” (Rucûm) ve “Alevli ateş” gibi sert kavramlar gelir.

    • Nükte: Gökyüzü müminler için bir seyir zevki ve tefekkür sofrasıyken, haddini aşan şeytani güçler için bir savunma kalkanıdır. Aynı varlık (yıldızlar), bakış açısına ve niyete göre farklı işlevler görür.
  • Tıbak (Karşıtlık): Işık kaynağı olan “Kandiller” ile karanlığın temsilcisi olan “Şeytanlar” arasındaki karşıtlık, hak ile batılın mücadelesine işaret eder. Kandillerin aydınlığı, şeytanların karanlık niyetlerini boşa çıkarır.

  • Kasem ve Tahkik (Ve Lekad): Cümlenin yeminle ve kesinlik edatıyla başlaması, muhatabın (müşriklerin veya inkârcıların) zihnindeki şüpheyi kökten kazımayı amaçlar. “Bunu bizzat biz yaptık ve bunda şüphe yoktur” mesajı verilir.

67:6
وَلِلَّذِينَ için vardır
كَفَرُوا۟ inkar edenler
بِرَبِّهِمْ Rablerini
عَذَابُ azabı
جَهَنَّمَ ۖ cehennem
وَبِئْسَ ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ gidilecek sonuçtur
6
67:7
إِذَآ zaman
أُلْقُوا۟ atıldıkları
فِيهَا oraya
سَمِعُوا۟ işitirler
لَهَا onun
شَهِيقًۭا homurtusunu
وَهِىَ ve o
تَفُورُ kaynıyor
7
67:8
تَكَادُ neredeyse
تَمَيَّزُ çatlayacak
مِنَ öfkeden
ٱلْغَيْظِ ۖ rage
كُلَّمَآ her biri
أُلْقِىَ atıldıkça
فِيهَا onun içine
فَوْجٌۭ topluluk
سَأَلَهُمْ onlara sordu(lar)
خَزَنَتُهَآ onun bekçileri
أَلَمْ size gelmedi mi?
يَأْتِكُمْ come to you
نَذِيرٌۭ bir uyarıcı
8
67:9
قَالُوا۟ dediler
بَلَىٰ evet
قَدْ andolsun
جَآءَنَا bize geldi
نَذِيرٌۭ uyarıcı
فَكَذَّبْنَا ama biz yalanladık
وَقُلْنَا ve dedik ki
مَا indirmedi
نَزَّلَ has sent down
ٱللَّهُ Allah
مِن hiçbir
شَىْءٍ şey
إِنْ hayır
أَنتُمْ siz
إِلَّا ancak
فِى içindesiniz
ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık
كَبِيرٍۢ büyük
9
67:10
وَقَالُوا۟ ve dediler ki
لَوْ eğer
كُنَّا biz
نَسْمَعُ söz dinleseydik
أَوْ yahut
نَعْقِلُ düşünseydik
مَا bulunmazdık
كُنَّا we (would) have been
فِىٓ arasında
أَصْحَـٰبِ halkı
ٱلسَّعِيرِ çılgın ateşin
10
67:11
فَٱعْتَرَفُوا۟ itiraf ettiler
بِذَنۢبِهِمْ günahlarını
فَسُحْقًۭا uzak olsun
لِّأَصْحَـٰبِ halkı
ٱلسَّعِيرِ çılgın ateş
11
67:12
إِنَّ şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler
يَخْشَوْنَ saygılı olan(lar)
رَبَّهُم Rablerine
بِٱلْغَيْبِ görmedikleri halde
لَهُم onlar için vardır
مَّغْفِرَةٌۭ bağış(lama)
وَأَجْرٌۭ ve mükafat
كَبِيرٌۭ büyük
12
67:13
وَأَسِرُّوا۟ gizleyin
قَوْلَكُمْ sözünüzü
أَوِ yahut
ٱجْهَرُوا۟ açığa vurun
بِهِۦٓ ۖ onu
إِنَّهُۥ çünkü O
عَلِيمٌۢ bilir
بِذَاتِ özünü
ٱلصُّدُورِ göğüslerin
13
67:14
أَلَا bilmez mi?
يَعْلَمُ know
مَنْ kimse
خَلَقَ yaratan
وَهُوَ ve O
ٱللَّطِيفُ latiftir
ٱلْخَبِيرُ haber alandır
14
67:15
هُوَ O
ٱلَّذِى yapandır
جَعَلَ made
لَكُمُ size
ٱلْأَرْضَ yeri
ذَلُولًۭا boynu eğik
فَٱمْشُوا۟ haydi yürüyün
فِى onun omuzlarında (yeryüzünde)
مَنَاكِبِهَا (the) paths thereof
وَكُلُوا۟ ve yeyin
مِن O'nun rızkından
رِّزْقِهِۦ ۖ His provision
وَإِلَيْهِ ve O'nadır
ٱلنُّشُورُ dönüş
15
67:16
ءَأَمِنتُم emin misiniz?
مَّن olanın
فِى gökte
ٱلسَّمَآءِ the heaven
أَن batırmayacağından
يَخْسِفَ He will cause to swallow
بِكُمُ sizi
ٱلْأَرْضَ yere
فَإِذَا O zaman
هِىَ o (yer)
تَمُورُ birden sallanır
16
67:17
أَمْ yoksa
أَمِنتُم siz emin misiniz?
مَّن olanın
فِى gökte
ٱلسَّمَآءِ the heaven
أَن göndermeyeceğinden
يُرْسِلَ He will send
عَلَيْكُمْ üzerine
حَاصِبًۭا ۖ taş yağdıran (bir fırtına)
فَسَتَعْلَمُونَ bileceksiniz
كَيْفَ nasıldır
نَذِيرِ tehdidim
17
67:18
وَلَقَدْ ve andolsun
كَذَّبَ yalanladılar
ٱلَّذِينَ kimseler
مِن onlardan önceki
قَبْلِهِمْ before them
فَكَيْفَ ama nasıl?
كَانَ oldu
نَكِيرِ benim inkarım
18
67:19
أَوَلَمْ görmüyorlar mı?
يَرَوْا۟ they see
إِلَى uçan kuşları
ٱلطَّيْرِ the birds
فَوْقَهُمْ üstlerinde
صَـٰٓفَّـٰتٍۢ sıra sıra
وَيَقْبِضْنَ ۚ açıp yumarak
مَا onları (havada) tutmuyor
يُمْسِكُهُنَّ holds them
إِلَّا başkası
ٱلرَّحْمَـٰنُ ۚ Rahman'dan
إِنَّهُۥ doğrusu O
بِكُلِّ her
شَىْءٍۭ şeyi
بَصِيرٌ görmektedir
19
67:20
أَمَّنْ yahut kimdir?
هَـٰذَا şu
ٱلَّذِى olan
هُوَ o
جُندٌۭ askeriniz
لَّكُمْ sizin
يَنصُرُكُم size yardım edecek
مِّن dışında
دُونِ besides
ٱلرَّحْمَـٰنِ ۚ Rahman'nın
إِنِ hayır
ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirler
إِلَّا ancak
فِى içindedirler
غُرُورٍ derin bir gaflet ve aldanma
20
67:21
أَمَّنْ yahut kimdir?
هَـٰذَا o
ٱلَّذِى olan
يَرْزُقُكُمْ size rızık verecek
إِنْ eğer
أَمْسَكَ tutacak olursa
رِزْقَهُۥ ۚ O rızkını
بَل doğrusu
لَّجُّوا۟ onlar direnmektedirler
فِى içinde
عُتُوٍّۢ azgınlık
وَنُفُورٍ ve nefret
21
67:22
أَفَمَن kimse mi?
يَمْشِى yürüyen
مُكِبًّا kapanarak
عَلَىٰ yüzüstü
وَجْهِهِۦٓ his face
أَهْدَىٰٓ doğru gider
أَمَّن yoksa kimse mi?
يَمْشِى yürüyen
سَوِيًّا düzgün
عَلَىٰ üzerinde
صِرَٰطٍۢ yol
مُّسْتَقِيمٍۢ dosdoğru
22
67:23
قُلْ de ki
هُوَ O'dur
ٱلَّذِىٓ sizi yaratan
أَنشَأَكُمْ produced you
وَجَعَلَ ve veren
لَكُمُ size
ٱلسَّمْعَ işitme (duyusu)
وَٱلْأَبْصَـٰرَ ve gözler
وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۖ ve gönüller
قَلِيلًۭا ne kadar az
مَّا şükrediyorsunuz
تَشْكُرُونَ you give thanks
23
67:24
قُلْ de ki
هُوَ O'dur
ٱلَّذِى sizi üreten
ذَرَأَكُمْ multiplied you
فِى yerde
ٱلْأَرْضِ the earth
وَإِلَيْهِ ve O'na
تُحْشَرُونَ huzuruna toplanacaksınız
24
67:25
وَيَقُولُونَ ve diyorlar
مَتَىٰ ne zaman?
هَـٰذَا bu
ٱلْوَعْدُ tehdid(ettiğiniz azab)
إِن eğer
كُنتُمْ iseniz
صَـٰدِقِينَ doğru (söylüyor)
25
67:26
قُلْ de ki
إِنَّمَا şüphesiz
ٱلْعِلْمُ bilgi
عِندَ yanındadır
ٱللَّهِ Allah'ın
وَإِنَّمَآ ve ancak
أَنَا۠ ben
نَذِيرٌۭ bir uyarıcıyım
مُّبِينٌۭ apaçık
26
67:27
فَلَمَّا ne zaman ki
رَأَوْهُ onu görünce
زُلْفَةًۭ yakından
سِيٓـَٔتْ kötüleşti
وُجُوهُ yüzleri
ٱلَّذِينَ kimselerin
كَفَرُوا۟ inkar eden(lerin)
وَقِيلَ ve dendi
هَـٰذَا işte budur
ٱلَّذِى olduğunuz şey
كُنتُم you used to
بِهِۦ onu
تَدَّعُونَ çağırıyor(lar)
27
67:28
قُلْ de ki
أَرَءَيْتُمْ baksanıza
إِنْ eğer
أَهْلَكَنِىَ beni öldürse
ٱللَّهُ Allah
وَمَن ve olanları
مَّعِىَ benimle beraber
أَوْ yahut
رَحِمَنَا bize acısa da
فَمَن kim?
يُجِيرُ kurtarabilir
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri
مِنْ azabdan
عَذَابٍ a punishment
أَلِيمٍۢ acıklı
28
67:29
قُلْ de ki
هُوَ O
ٱلرَّحْمَـٰنُ çok merhametlidir
ءَامَنَّا inanmışşızdır
بِهِۦ O'na
وَعَلَيْهِ ve O'na
تَوَكَّلْنَا ۖ dayanmışızdır
فَسَتَعْلَمُونَ yakında bileceksiniz
مَنْ kimdir
هُوَ O
فِى içinde olan
ضَلَـٰلٍۢ bir sapıklık
مُّبِينٍۢ apaçık
29
67:30
قُلْ de ki
أَرَءَيْتُمْ baksanıza
إِنْ eğer
أَصْبَحَ olsa
مَآؤُكُمْ suyunuz
غَوْرًۭا çekilmiş
فَمَن kim
يَأْتِيكُم size getirebilir?
بِمَآءٍۢ bir su
مَّعِينٍۭ akar
30
← Sure Listesine Dön