Yükleniyor...

Lütfen bekleyiniz

/

Nisâ

النساء

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
4:1
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلنَّاسُ insanlar
ٱتَّقُوا۟ korunun/ sakının/korkun
رَبَّكُمُ Rabbinizden
ٱلَّذِى o ki
خَلَقَكُم sizi yarattı
مِّن ..dan/...den
نَّفْسٍۢ can/kişi
وَٰحِدَةٍۢ bir tek
وَخَلَقَ ve yarattı
مِنْهَا ondan
زَوْجَهَا eşini
وَبَثَّ ve üretti
مِنْهُمَا ikisinden
رِجَالًۭا erkekler
كَثِيرًۭا birçok
وَنِسَآءًۭ ۚ ve kadınlar
وَٱتَّقُوا۟ ve sakının
ٱللَّهَ Allah'tan
ٱلَّذِى o ki
تَسَآءَلُونَ birbirinizden dilekte bulunursunuz
بِهِۦ Onunla/Adıyla
وَٱلْأَرْحَامَ ۚ ve akrabalık(bağlarını koparmak)tan (da sakının)
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
كَانَ olandır
عَلَيْكُمْ sizin üzerinizde
رَقِيبًۭا gözetleyici
1

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً ۚ وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ ۚ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

Okunuşu:
Yâ eyyuhe’n-nâsu’t-tekû Rabbekumu’l-lezî halakakum min nefsin vâhidetin ve halaka minhâ zevcehâ ve besse minhumâ ricâlen kesîran ve nisâe. Vettekullâhe’l-lezî tesâelûne bihi ve’l-erhâm. İnnallâhe kâne ‘aleykum rakîbâ.

Tam Vurgulu Meali:
“Ey İnsanlar! Sizi tek bir nefisten (özden/candam) yaratan, ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının (takvalı olun)! Adını kullanarak birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık bağlarını (koparmaktan) sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde daimi bir gözetleyicidir (Rakîb’dir).”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

1. Yâ (يَا):
* Görevi: Nida (Seslenme) Harfi.

2. Eyyu (أَيُّ):
* Kelime Türü: Münada (Seslenilen İsim).
* İrabı: Nida olduğu için “Damme” (Ötre) üzere mebnidir, mahallen mensuptur.
* Hâ (هَا): Tenbih (Uyarı/Dikkat Çekme) Harfidir. “Eyyu”ya bitişiktir.

3. En-Nâsu (النَّاسُ):
* Kelime Türü: İsim.
* İrabı: “Eyyu” kelimesinden Sıfat veya Bedeldir. Merfudur (Ötre).
* Anlamı: insanlar

4. İttekû (اتَّقُوا):
* Kelime Türü: Emir Fiili.
* İrabı: “Nun” harfinin hazfi üzere mebnidir (Çoğul olduğu için).
* Vav (و): Fail (Özne) Zamiridir.
* Anlamı: Korunun, sakının, korkun, takvalı olun.

5. Rabbekum (رَبَّكُم):
* Rabbe (رَبَّ): Mef’ûl-ü Bih (Nesne). Mensuptur (Üstün). Kökü: (ر ب ب) R-B-B (Terbiye eden, sahip).
* Kum (كُم): Muttasıl Zamir (Sizin). Muzafun İleyh (Tamlama).

6. Ellezî (الَّذِي):
* Kelime Türü: İsm-i Mevsul (Sıfat).
* İrabı: “Rab” kelimesinin sıfatıdır. Mahallen mensuptur. (“O Rab ki…”)

7. Halakakum (خَلَقَكُم):
* Halaka (خَلَقَ): Fiil-i Mazi (Yarattı). Faili gizli “Huve” (O).
* Kum (كُم): Zamir (Sizi). Mef’ûl-ü Bih.
* Cümle: Sıla Cümlesidir (İrabtan mahalli yoktur).

8. Min Nefsin (مِّن نَّفْسٍ):
* Min (مِن): Cer Harfi (-den).
* Nefsin (نَّفْسٍ): Mecrur İsim. Car-Mecrur, “Halaka” fiiline mütealliktir. (Can, öz, kişi (Hz. Adem)). Kökü: (ن ف س) N-F-S.

9. Vâhidetin (وَاحِدَةٍ):
* Kelime Türü: Sıfat (İsm-i Fail). Anlamı (Tek bir) demektir.
* İrabı: “Nefs” kelimesinin sıfatıdır. Mecrurdur (Esre).

10. Ve Halaka (وَخَلَقَ):
* Ve (وَ): Atıf Harfi.
* Halaka (خَلَقَ): Fiil-i Mazi. “Halakakum”a atfedilmiştir. (Yarattı)

11. Minhâ (مِنْهَا):
* Min (مِن): Cer Harfi.
* Hâ (هَا): Zamir (Ondan/Nefisten). Fiile mütealliktir.

12. Zevcehâ (زَوْجَهَا):
* Zevce (زَوْجَ): Mef’ûl-ü Bih (Eşini). Mensuptur.
* Hâ (هَا): Zamir (Onun). Muzafun İleyh.

13. Ve Besse (وَبَثَّ):
* Ve (وَ): Atıf Harfi.
* Besse (بَثَّ): Fiil-i Mazi (Yaydı). Faili gizli “Huve”.

14. Minhumâ (مِنْهُمَا):
* Min (مِن): Cer Harfi.
* Humâ (هُمَا): Zamir (O ikisinden). Fiile mütealliktir.

15. Ricâlen (رِجَالًا):
* Kelime Türü: İsim (Cemi Mükesser / Kırık Çoğul).
* İrabı: Mef’ûl-ü Bih (Erkekler). Mensuptur.

16. Kesîran (كَثِيرًا):
* Kelime Türü: Sıfat. (Çokça)
* İrabı: “Ricâlen”in sıfatıdır. Mensuptur.

17. Ve Nisâen (وَنِسَاءً):
* Ve (وَ): Atıf Harfi.
* Nisâen (نِسَاءً): İsim. “Ricâlen”e atfedilmiştir. Mensuptur. (Kadınlar) demektir.

18. Vettekû (وَاتَّقُوا):
* Ve (وَ): Atıf Harfi.
* İttekû (اتَّقُوا): Emir Fiili + Fail (Vav). (Sakının).

19. Allâhe (اللَّهَ):
* Lafza-i Celal: Mef’ûl-ü Bih. Mensuptur.

20. Ellezî (الَّذِي):
* Kelime Türü: İsm-i Mevsul.
* İrabı: “Allah” lafzının sıfatıdır. Mahallen mensuptur. (O öyledir ki)

21. Tesâelûne (تَسَاءَلُونَ):
* Kelime Türü: Fiil-i Muzari (Tefâul Babı).
* Aslı: “Tetesâelûne” (Bir ‘te’ düşmüştür).
* İrabı: Merfudur (Nun’un sübutu ile).
* Cümle: Sıla Cümlesidir.
* Anlamı: birbirinizden dilekte bulunursunuz

22. Bihi (بِهِ):
* Bi (بِ): Cer Harfi (Onunla/Adıyla).
* Hi (هِ): Zamir. Fiile mütealliktir.

23. Ve’l-Erhâme (وَالْأَرْحَامَ):
* Ve (وَ): Atıf Harfi.
* El-Erhâme (الْأَرْحَامَ): İsim.
* Kıraat: Hafs kıraatinde mensuptur (Üstün).
* İrabı: “Allâhe” (Allah’tan sakının) lafzına matuftur. Yani: “(Allah’tan) ve (Akrabalık bağlarını koparmaktan) sakının.”
* Anlamı: Akrabalık bağı

24. İnnallâhe (إِنَّ اللَّهَ):
* İnne (إِنَّ): Te’kid Harfi.
* Allâhe (اللَّهَ): İnne’nin İsmi. Mensuptur.
* Anlamı: Şüphesiz ki Allah

25. Kâne (كَانَ):
* Kelime Türü: Nâkıs Fiil (İdi/Olandır).
* İsmi: Gizli “Huve” (O/Allah).
* Anlamı: İdi/Olan

26. ‘Aleykum (عَلَيْكُمْ):
* ‘Alâ (عَلَى): Cer Harfi (Üzerinize).
* Kum (كُمْ): Zamir. “Rakîb”e mütealliktir. (sizin)

27. Rakîben (رَقِيبًا):
* Kelime Türü: Sıfat (Mübalağa).
* İrabı: Kâne’nin Haberi. Mensuptur.
* Cümle: “Kâne…” cümlesi, İnne’nin haberidir.
* Anlamı: gözlemci, gözetici


3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, hitabet sanatının zirvesidir ve toplumsal düzeni sağlayan çok ince nükteler içerir:

1. Nida-i Âmm (Genel Seslenme):

  • İbare: يَا أَيُّهَا النَّاسُ (Yâ eyyuhe’n-nâs)
  • Açıklama: Kur’an bazen “Ey Müminler” der. Ama burada “Ey İnsanlar” demiştir.
    • Neden? Çünkü konu “Yaratılış, Aile ve Akrabalık”tır. Bu konu inanan-inanmayan herkesi kapsar. Bütün insanlık “tek bir aile” olduğu için hitap evrenseldir.

2. Tekrîr (Tekrar) ve İtnâb (Sözü Uzatma):

  • İbare: اتَّقُواوَاتَّقُوا (İttekû… ve’ttekû)
  • Açıklama: Emir iki defa tekrarlanmıştır:
    1. İttekû Rabbekum: Rabbinizden sakının. (Yaratılış bağlamında).
    2. Vettekullâh: Allah’tan sakının. (Hukuk ve yemin bağlamında).
    3. Bu tekrar, “Takva”nın önemini zihinlere kazımak içindir (Te’kid).

3. Üslûb-u Hakîm ve İltifat (İsim Değişikliği):

  • Açıklama:
    • İlk emirde “Rabbekum” (Rabbiniz) denmiştir. Çünkü devamında “Sizi yaratan” sıfatı gelir. Yaratmak, beslemek, büyütmek “Rab” isminin tecellisidir (Rububiyet).
    • İkinci emirde “Allah” lafzı kullanılmıştır. Çünkü devamında “Birbirinizden bir şey isterken O’nun adını kullanıyorsunuz” denmiştir. Yeminler ve ahitler “Allah” ismiyle yapılır (Uluhiyet).
    • Bu isim seçimi rastgele değildir, manayla tam uyumludur (Münasebet).

4. Mecaz-ı Mürsel (Parça-Bütün İlişkisi):

  • İbare: وَالْأَرْحَامَ (Ve’l-Erhâme)
  • Açıklama: Kelime anlamı “Rahimler” (ana rahmi) demektir.
    • Ancak kastedilen “Akrabalık Bağları”dır.
    • Akrabalığın kaynağı “rahim” olduğu için, sebep söylenmiş, sonuç kastedilmiştir. Buna Mecaz-ı Mürsel denir.
    • Rahimlere saygı göstermek, aslında o biyolojik bağa hürmet etmektir.

5. Tefâul Babının Sırrı (Karşılıklılık):

  • İbare: تَسَاءَلُونَ (Tesâelûne)
  • Açıklama: “Yes’elûne” (İstiyorlar) değil, “Tesâelûne” (Birbirinizden istiyorsunuz) denmiştir.
    • Toplum hayatı karşılıklı hak ve talepler üzerine kuruludur. “Allah aşkına bana yardım et”, “Allah rızası için şunu yap” derken aradaki çimento Allah’ın adıdır.

6. Tezyîl (Son Sözle Pekiştirme):

  • İbare: إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا (İnnallâhe kâne…)
  • Açıklama: Ayet bir tehdit ve uyarı ile biter.
    • Rakîb: Sadece “gören” (Basîr) değildir. Bir şeyi korumak ve kontrol etmek amacıyla, gözünü ayırmadan takip eden gözetleyicidir.
    • Mesaj: “Akraba haklarını çiğnerken kimse görmüyor sanmayın. Rakîb olan Allah, her saniye ensenizdedir.”

Nisa Suresi (Kadınlar Suresi), toplumun temeli olan aileyi ve insan haklarını anlatır.

Allahu Teala surenin başlangıcında şöyle der:

“Ey İnsanlık! Hepiniz aynı kökten (Adem ve Havva’dan) geliyorsunuz, akrabasınız. Birbirinize hava atmayın. Sizi ‘tek bir özden’ yaratan Rabbinizden korkun. Ve sakın ha, adını kullanarak işlerinizi yürüttüğünüz Allah’ın hatırını ve ‘Rahim’ (akrabalık) bağlarını çiğnemeyin. Çünkü Allah (Rakîb), bu ilişkileri saniye saniye kaydetmektedir.”

4:2
وَءَاتُوا۟ ve verin
ٱلْيَتَـٰمَىٰٓ yetimlere
أَمْوَٰلَهُمْ ۖ mallarını
وَلَا تَتَبَدَّلُوا۟ ve değiştirmeyin
ٱلْخَبِيثَ pis olanı
بِٱلطَّيِّبِ ۖ temiz olanla
وَلَا تَأْكُلُوٓا۟ ve yemeyin
أَمْوَٰلَهُمْ onların mallarını
إِلَىٰٓ katarak
أَمْوَٰلِكُمْ ۚ sizin mallarınıza
إِنَّهُۥ çünkü bu
كَانَ tır
حُوبًۭا bir günah
كَبِيرًۭا büyük
2

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَآتُوا الْيَتَامَى أَمْوَالَهُمْ ۖ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ ۖ وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ ۚ إِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَبِيرًا

Okunuşu:
Ve âtû’l-yetâmâ emvâlehum, ve lâ tetebeddelû’l-habîse bi’t-tayyib. Ve lâ te’kulû emvâlehum ilâ emvâlikum. İnnehû kâne hûben kebîrâ.

Meali:
“Yetimlere mallarını (reşit olduklarında) verin. Temizi pis olanla (helali haramla) değiştirmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Şüphesiz bu, çok büyük bir günahtır (vebaldir).”


2. İrab (Gramer) Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. Ve Âtû (وَآتُوا):

  • Ve (وَ): Atıf Harfi. (Önceki ayetteki emirlere bağlar).
  • Âtû (آتُوا): Emir Fiili.
    • Kök: (أ ت ي) Etâ -> İf’al Babı: Âtâ (Verdi).
    • Fail: “Vav” (Siz).

2. El-Yetâmâ (الْيَتَامَى):

  • Kelime Türü: İsim (Cemi Mükesser / Kırık Çoğul).
    • Tekili: Yetîm.
    • Anlamı: Babası ölmüş küçük çocuklar (veya koruma altındakiler).
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih (1. Nesne). (Kime verin? Yetimlere).

3. Emvâlehum (أَمْوَالَهُمْ):

  • Emvâle (أَمْوَالَ): İsim (Mal’ın çoğulu). Mef’ûl-ü Bih (2. Nesne). (Neyi verin? Mallarını).
  • Hum (هُمْ): Zamir. Muzafun İleyh. (onlar)

4. Ve Lâ Tetebeddelû (وَلَا تَتَبَدَّلُوا):

  • Ve (وَ): Atıf Harfi.
  • Lâ (لَا): Nehiy (Yasaklama) Edatı.
  • Tetebeddelû (تَتَبَدَّلُوا): Fiil-i Muzari (Cezm halinde).
    • Kök: (ب د ل) Bedele.
    • Kalıp: Tefa’ul Babı (Değiş tokuş etmek, değiştirmek).
    • Anlamı: Değiştirmeyin.

5. El-Habîse (الْخَبِيثَ):

  • Kelime Türü: Sıfat/İsim.
  • Anlamı: Pis, kötü, değersiz (Haram mal).
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih.

6. Bi’t-Tayyibi (بِالطَّيِّبِ):

  • Bi (بِ): Cer Harfi (İle).
  • Et-Tayyibi (الطَّيِّبِ): Mecrur İsim.
  • Anlamı: Temiz, iyi, kaliteli (Helal mal).

7. Ve Lâ Te’kulû (وَلَا تَأْكُلُوا):

  • Lâ (لَا): Nehiy Edatı.
  • Te’kulû (تَأْكُلُوا): Fiil-i Muzari. (Yemeyin).
    • Kök: (أ ك ل) Ekele.

8. Emvâlehum (أَمْوَالَهُمْ):

  • Anlamı: Onların mallarını.
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih.

9. İlâ Emvâlikum (إِلَى أَمْوَالِكُمْ):

  • İlâ (إِلَى): Cer Harfi (-e, -a / katarak).
  • Emvâlikum (أَمْوَالِكُمْ): Mecrur İsim. (Sizin mallarınıza).

10. İnnehû (إِنَّهُ):

  • İnne (إِنَّ): Te’kid Harfi. şüphesiz ki…
  • Hû (هُ): Zamir (O eylem). İsmi.

11. Kâne (كَانَ):

  • Kelime Türü: Nâkıs Fiil (İdi/Olandır).

12. Hûben (حُوبًا):

  • Kelime Türü: İsim (Masdar).
  • Kök Harfler: (ح و ب) Hâbe.
  • Anlamı: Günah, vebal, suç. (İsm’ kelimesinden daha ağırdır).
  • İrabı: Kâne’nin Haberi. Mensuptur.

13. Kebîran (كَبِيرًا):

  • Kelime Türü: Sıfat.
  • Anlamı: Büyük.
  • İrabı: “Hûb” kelimesinin sıfatıdır.

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, mal güvenliği ve yetim hakkı konusunda çok güçlü anlatım ve deyimler kullanır:

1. “Mecaz-ı Mürsel” (Yemek Fiili):

  • İbare: لَا تَأْكُلُوا (Lâ te’kulû) - Yemeyin.
  • Açıklama: Kastedilen sadece “yemek yemek” değildir.
    • Malı harcamak, kullanmak, zimmete geçirmek, satmak… Hepsi yasaktır.
    • Ancak malın en yaygın ve zevkli tüketim yolu “yemek” olduğu için parça söylenmiş (yemek), bütün kastedilmiştir (tüketmek).

2. “Tazmin” Sanatı (Edat Değişikliği):

  • İbare: تَأْكُلُواإِلَى (Te’kulû … İlâ …)
  • Açıklama:
    • Normalde “Malı malla beraber yemek” için “Ma’a” (Beraber) edatı kullanılır.
    • Burada ise “İlâ” (Katarak/-e doğru) edatı kullanılmıştır.
    • Nükte: Burada “Yemek” fiiline, “Damm” (Katmak/Karıştırmak) manası yüklenmiştir (Tazmin).
    • Yani: “Onların mallarını kendi mallarınıza karıştırıp/katarak (ve arada kaynatarak) yemeyin.”

3. “İstiare” (Habis ve Tayyib):

  • İbare: تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ (Tetebeddelû’l-habîse bi’t-tayyib)
  • Açıklama:
    • Habîs (Pis): Yetim malı yemek veya yetimin kaliteli malını alıp yerine kendi kötü malını koymak.
    • Tayyib (Temiz): Kendi helal malın.
    • Yetim malına el uzatan kişi, aslında elindeki “Temiz/Helal” rızkı verip, karşılığında “Pis/Haram” bir ateş satın almaktadır. Bu takas, akılsızca bir ticarettir.

4. Kelime Seçimi: “Hûb” (Günah):

  • İbare: حُوبًا (Hûben)
  • Açıklama: Kur’an’da günah için “İsm”, “Zenb”, “Vizr” gibi kelimeler varken burada “Hûb” seçilmiştir.
    • Hûb: Özellikle aile içi haksızlıklarda, akraba haklarına tecavüzde ve bilerek yapılan büyük günahlarda kullanılan, tonu çok ağır bir kelimedir.
    • Yanına bir de “Kebîr” (Büyük) sıfatı eklenerek, bu suçun Allah katındaki ağırlığı perçinlenmiştir.

5. “Verme” Emrindeki İncelik (Âtû):

  • Açıklama: “Yetimlere mallarını verin” emri, onlar henüz çocukken değil, reşit olduklarında (bir sonraki ayetlerle açıklanır) mallarını eksiksiz teslim edin demektir. Malın sahibi siz değilsiniz, onlardır.

Allah, toplumun en savunmasız grubu olan yetimlerin “Vasi”lerine (Koruyucularına) sesleniyor:

“Sakın ha! Himayenizdeler diye mallarına göz dikmeyin. ‘Nasılsa benim malımla karıştı, fark edilmez’ diyerek (İlâ) onların hakkını yemeyin. Kendi helal lokmanızı (Tayyib), yetim malı yiyerek harama (Habis) çevirmeyin. Çünkü bu, Allah katında basit bir hata değil, ‘Hûb-i Kebîr’dir (Çok büyük vebaldir).”

4:3
وَإِنْ şayet
خِفْتُمْ korkarsanız
أَلَّا تُقْسِطُوا۟ adaleti sağlayamıyacağınızdan
فِى hakkında
ٱلْيَتَـٰمَىٰ yetim(kızlar)
فَٱنكِحُوا۟ alın
مَا olan
طَابَ helal
لَكُم size
مِّنَ dan
ٱلنِّسَآءِ kadınlar
مَثْنَىٰ ikişer
وَثُلَـٰثَ ve üçer
وَرُبَـٰعَ ۖ ve dörder
فَإِنْ yine
خِفْتُمْ korkarsanız
أَلَّا تَعْدِلُوا۟ adalet yapamayacağınızdan
فَوَٰحِدَةً bir tane (alın)
أَوْ yahut
مَا şeyle (yetinin)
مَلَكَتْ sahip olduğu
أَيْمَـٰنُكُمْ ۚ ellerinizin
ذَٰلِكَ budur
أَدْنَىٰٓ en uygun olan
أَلَّا تَعُولُوا۟ haksızlık etmemeniz için
3

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانكِحُوا مَا طَابَ لَكُم مِّنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ ۖ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ۚ ذَلِكَ أَدْنَى أَلَّا تَعُولُوا

Okunuşu:
Ve in hiftum ellâ tuksitû fi’l-yetâmâ fenkihû mâ tâbe lekum mine’n-nisâi mesnâ ve sulâse ve rubâ’. Fe-in hiftum ellâ ta’dilû fe-vâhideten ev mâ meleket eymânukum. Zâlike ednâ ellâ te’ûlû.

Meali:
“Eğer (veliniz altındaki) yetim kızlar hakkında (onlarla evlenirseniz) adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, o zaman (onları bırakın ve) size helal olan diğer kadınlardan ikişer, üçer ve dörder nikahlayın. Eğer (eşler arasında da) adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız, o takdirde BİR TANE ile veya elinizin altındaki cariyelerle (yetinin). Bu, haksızlık yapmamanıza (veya ailenin kalabalıklaşıp geçim sıkıntısına düşmemesine) en yakın yoldur.”


2. İrab (Gramer) Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. Ve İn Hiftum (وَإِنْ خِفْتُمْ):

  • Ve (وَ): İsti’nafiyye (Başlangıç) veya Atıf Harfi.
  • İn (إِنْ): Şart Edatı (Eğer).
  • Hiftum (خِفْتُمْ): Fiil-i Mazi (Korkarsanız). Şart Fiili.
    • Kök: (خ و ف) Hâfe.

2. Ellâ Tuksitû (أَلَّا تُقْسِطُوا):

  • En (أَنْ): Masdariye.
  • Lâ (لَا): Nefy (Olumsuzluk).
  • Tuksitû (تُقْسِطُوا): Fiil-i Muzari (Adalet yapamazsınız).
    • Kök: (ق س ط) Aksata (Adil oldu). Kasata (Zulmetti).
    • Anlamı: Adaletsizlik yapmaktan korkarsanız.

3. Fi’l-Yetâmâ (فِي الْيَتَامَى):

  • Fî (فِي): Hakkında.
  • El-Yetâmâ: Mecrur İsim. (Yetim)

4. Fenkihû (فَانكِحُوا):

  • Fe (فَ): Cevab-ı Şart (Sonuç).
  • Enkihû (انكِحُوا): Emir Fiili. (Nikahlayın / Evlenin).
    • Kök: (ن ك ح) * nekeha*.

5. Mâ Tâbe Lekum (مَا طَابَ لَكُم):

  • Mâ (مَا): İsm-i Mevsul (O kadınlar ki).
  • Tâbe (طَابَ): Fiil-i Mazi (Hoş geldi, helal oldu).
  • Lekum: Size.

6. Mine’n-Nisâi (مِنَ النِّسَاءِ):

  • Min: -den.
  • En-Nisâi: Kadınlar.

7. Mesnâ ve Sulâse ve Rubâ’ (مَثْنَى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ):

  • Kelime Türü: Üleştirme Sayı Sıfatları (Gayr-i Munsarıf).
  • Anlamı: İkişer, üçer, dörder.
  • İrabı: Hal (Durum). “İkişer ikişer olarak…”

8. Fe-in Hiftum (فَإِنْ خِفْتُمْ):

  • Fe: Atıf.
  • İn Hiftum: Eğer korkarsanız.

9. Ellâ Ta’dilû (أَلَّا تَعْدِلُوا):

  • Ta’dilû: Fiil-i Muzari. (Adaletli davranamazsınız).
    • Kök: (ع د ل) ‘Adele.

10. Fe-Vâhideten (فَوَاحِدَةً):

  • Fe: Cevab-ı Şart.
  • Vâhideten: Mef’ûl-ü Bih (Bir taneyi nikahlayın). Fiili (Enkihû) hazfedilmiştir.

11. Ev Mâ Meleket Eymânukum (أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ):

  • Ev: Veya.
  • Mâ: İsm-i Mevsul.
  • Meleket: Fiil (Sahip oldu).
  • Eymânu: Fail (Elleriniz/Yeminleriniz).
  • Kum: Sizin.

12. Zâlike Ednâ (ذَلِكَ أَدْنَى):

  • Zâlike: Mübteda (Bu durum).
  • Ednâ: Haber (İsm-i Tafdil). Daha yakındır / En uygundur.

13. Ellâ Te’ûlû (أَلَّا تَعُولُوا):

  • En + Lâ + Te’ûlû:
    • Kök: (ع و ل) ‘Âle.
    • Anlamı:
      1. Haktan sapmak, zulmetmek (Adaletsizlik).
      2. Ailenin kalabalıklaşması, fakirlik (Iyâlin artması).

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, bir izin değil, bir sınırlama ve düzenleme ayetidir:

1. Şartlı Cümle Yapısı (İn Hiftum):

  • Açıklama: Ayet “İsteyen 4 kadınla evlensin” demiyor.
    • “Eğer yetimler konusunda adaletsizlikten korkarsanız…” şartıyla başlıyor.
    • Cahiliye döneminde veliler, himayelerindeki yetim kızlarla malları için evlenir, onlara mehir vermezlerdi. Ayet diyor ki: “Bu kızlara zulmetmekten korkuyorsanız, onları bırakın, dışarıdaki diğer kadınlarla evlenin.”

2. Sayıların Sınırlandırılması (Mesnâ, Sulâs, Rubâ):

  • Açıklama:
    • O dönemde erkekler 10-20 kadınla evleniyordu. Sınır yoktu.
    • Ayet “İkişer, üçer, dörder” diyerek üst sınırı 4 olarak çizmiştir. Bu, çok eşliliği teşvik değil, var olan sınırsızlığı kısıtlamadır (Tahdid).

3. “Adalet” Korkusu ve Tek Eşlilik (Vâhide):

  • İbare: فَإِنْ خِفْتُمْفَوَاحِدَةً (Fe-in hiftum … fe-vâhidete)
  • Açıklama:
    • Çok eşlilikte “Adalet” şartı getirilmiş, buna güç yetiremeyenin (ki ayetin devamında bunun çok zor olduğu söylenir) “Tek Eş” ile yetinmesi emredilmiştir.
    • Asıl olanın ve en güvenli yolun “Tek Eşlilik” olduğu vurgulanmıştır.

4. “Te’ûlû” Kelimesindeki Çift Anlam (Tevriye):

  • İbare: أَلَّا تَعُولُوا (Ellâ te’ûlû)
  • Açıklama: Bu kelime iki manaya gelir:
    1. Zulmetmemeniz: (Hukuki anlam). Adaletten sapmamak için tek eş en iyisidir.
    2. Fakirleşmemeniz / Nüfusun artmaması: (Ekonomik anlam). Çok eş çok çocuk demektir, bu da geçim sıkıntısı (iyâl) doğurur. Tek eş, ekonomik dengeye daha yakındır. (İmam Şafi’nin yorumu).

5. “Mâ Tâbe” (Hoş Gelen) İfadesi:

  • Açıklama: Evlilikte “Gönül rızası ve beğeni” esas alınmıştır. Zorla değil, “Size hoş gelen / Helal olan” kadınlar seçilmelidir.

Ayetin iniş sebebi (Sebeb-i Nüzul) yetim kızların hakkını korumaktır.

Allah buyuruyor ki:

“Yetim kızın malına göz dikip onunla evlenmeyin. Eğer hakkını verememekten korkuyorsanız, onu bırakın. Dışarıda evlenecek başka kadın mı yok? İsterseniz 2, 3 hatta 4’e kadar evlenin (ama 4’ü geçmeyin). Fakat, eğer eşler arasında adaleti sağlayamamaktan korkarsanız (ki bu büyük bir vebaldir), o zaman başınızı ağrıtmayın, TEK EŞ ile yetinin. Zulme sapmamanız ve geçim derdine düşmemeniz için en uygun yol budur.”

4:4
وَءَاتُوا۟ ve verin
ٱلنِّسَآءَ kadınlara
صَدُقَـٰتِهِنَّ mehirlerini
نِحْلَةًۭ ۚ bir hak olarak
فَإِن eğer
طِبْنَ bağışlarlarsa
لَكُمْ size
عَن ..ı/...i
شَىْءٍۢ bir şey
مِّنْهُ ondan
نَفْسًۭا kendi istekleriyle
فَكُلُوهُ onu yeyin
هَنِيٓئًا afiyetle
مَرِيٓئًا iç huzuruyla
4

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَآتُوا النِّسَاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةً ۚ فَإِن طِبْنَ لَكُمْ عَن شَيْءٍ مِّنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَنِيئًا مَّرِيئًا

Okunuşu:
Ve âtû’n-nisâe sadukâtihinne nihleh. Fe-in tibne lekum ‘an şey’in minhu nefsen fe-kulûhu henîen merîy-a.

Meali:
“Kadınlara mehirlerini gönül rızasıyla / bir hediye verir gibi (cömertçe) verin. Fakat eğer onlar, kendi arzularıyla (nefislerinden gelerek) o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, o zaman onu da afiyetle, içinize sinerek yiyin.”


2. İrab (Gramer) Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. Ve Âtû (وَآتُوا):

  • Ve: Atıf Harfi.
  • Âtû: Emir fiili (verin), ikinci çoğul kişi (siz), faili “vav” (siz erkekler).
  • Cümlenin yüklemi

2. En-Nisâe (النِّسَاءَ):

  • Kelime: Kadınlar (Eşler).
  • İrabı: “Âtû” fiilinin birinci nesnesi (mef’ûl-ü bih), nasb durumunda, fetha ile okunur

3. Sadukâtihinne (صَدُقَاتِهِنَّ):

  • Sadukâti: İsim (Saduka’nın çoğulu). Mehirler.
    • Kök: (ص د ق) Sadaka. (Doğruluk/Dostluk nişanesi).
  • Hinne: Zamir (Onların).
  • İrabı: “Âtû” fiilinin ikinci nesnesi (mef’ûl-ü bih), nasb durumunda.

4. Nihleten (نِحْلَةً):

  • Kelime Türü: İsim/Masdar.
  • Anlamı: Hediye, bağış, gönül borcu, farize.
  • İrabı:
    • Hal: “Âtû” fiilinin hâli (nasıl verin?)
    • Mef’ûl-ü Mutlak: mef’ûl-ü mutlak (ne şekilde verin?)(Gönülden verin/Hediye gibi verin).

5. Fe-in Tibne (فَإِن طِبْنَ):

  • Fe: Atıf.
  • İn: Şart Edatı (Eğer).
  • Tibne: Fiil-i Mazi (Şart Fiili).
    • Kök: (ط ي ب) Tâbe. (Hoş oldu, gönlü razı oldu).
    • Fail: “Nun-u Nisve” (Onlar/Kadınlar).

6. Lekum (لَكُمْ):

  • Size.
  • “Tibne” fiilinin ilgili zamiri.

7. ‘An Şey’in (عَن شَيْءٍ):

  • ‘An: “-den, -dan” edatı.
  • Şey’in: Bir şey. (Mef’ûl). “Bir şey/Bir kısmı”.
  • “Tibne” fiilinin nesnesi (mef’ûl), nasb durumunda.

8. Minhu (مِنْهُ):

  • Ondan (Mehirden).

9. Nefsen (نَفْسًا):

  • Kelime: Nefis, can, gönül.
  • İrabı: Temyiz. (Hangi açıdan hoş olurlarsa? Gönül/Nefis açısından). Yani “İçlerinden gelerek”.

10. Fe-kulûhu (فَكُلُوهُ):

  • Fe: Cevab-ı Şart(şart gerçekleşirse).
  • Kulû: Emir Fiili (Yiyin),ikinci çoğul kişi.
  • Hû: Zamir “Onu” (bağışlanan kısmı) zamiri, “kulû” fiilinin nesnesi.

11. Henîen (هَنِيئًا):

  • Kelime Türü: Sıfat (Müşebbehe).
  • Kök: (ه ن أ) Hene’e.
  • Anlamı: Afiyetle, kolayca, boğaza takılmadan, zahmetsizce.
  • İrabı: Hal veya Sıfat-ı Mef’ûl-ü Mutlak. “Kulûhu” fiilinin hâli veya mef’ûl-ü mutlak’ı olarak kullanılır.

12. Merîen (مَرِيئًا):

  • Kelime Türü: Sıfat.
  • Kök: (م ر أ) Mere’e.
  • Anlamı: Şifalı, sindirimi kolay, sonu hayırlı, içe sinen.
  • İrabı: İkinci Hal.
  • “Henîen ve merîen” birlikte kullanıldığı için “afiyetle ve içinize sinerek” demektir.

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, kadın haklarını korurken kelime seçiminde çok zarif davranır:

1. “Saduka” (Mehir) Kelimesinin Kökü:

  • Açıklama: “Mehir” veya “Ücret” denmemiş, “Saduka(Sadaka)” denmiştir.
    • Kökü “Sıdk” (Doğruluk) tır.
    • Bu, mehrin kadına ödenen bir “satın alma bedeli” değil; erkeğin sevgisindeki ve evlilik ahdindeki doğruluğunun/sadakatinin bir nişanesi olduğunu gösterir.
    • Böylece mehir, kadına bir “borç” değil, bir “sevgi armağanı” olarak sunulur.

2. “Nihle” (Hediye) Vurgusu:

  • İbare: نِحْلَةً (Nihleten)
  • Açıklama: “Nihle”, karşılık beklemeden verilen hediye demektir (Arı/Nahl gibi).
    • Erkeğin mehri, “zorunluluktan” değil, “gönül hoşluğuyla, seve seve” vermesi istenir.
    • Bu, mehri bir yük değil, bir ikram, bir sevgi ifadesi olarak konumlandırır.

3. “Tibne Nefsen” (Gönül Rızası):

  • Açıklama: Kadın mehrini kocasına bağışlayabilir. Ama şartı çok ağırdır: “Nefsen Tibne” (Gönlünün dibinden gelerek).
    • Yani Baskı Altında, “Kocam kızar” veya “Ayıp olur”, diyerek değil; tamamen kendi hür iradesiyle ve sevgisiyle bağışlarsa helal olur.
    • Bu, psikolojik baskıyı ve zorlamayı açıkça yasaklar.

4. “Henîen Merîen” (Afiyet/Şifa):

  • İbare: هَنِيئًا مَّرِيئًا (Henîen Merîen)
  • Açıklama: Bu ikileme, yiyecekler için kullanılır.
    • Henî: Boğazdan kolay geçen, lezzetli (Yutarken).
    • Merî: Midede kolay sindirilen, dokunmayan, şifa olan (Sonrasında).
    • Anlatılmak İstenen: Kadının rızasıyla aldığı o para, erkeğe “bal” gibidir. Hem alırken başı ağrımaz (Henî), hem de ahirette hesabı olmaz (Merî). Ama zorla alırsa “Zehir” olur.

Allahu Teala, erkeklere hitap ederek şöyle buyuruyor:

“Eşlerinize mehirlerini (Saduka) bir borç öder gibi değil, bir hediye verir gibi (Nihle) seve seve verin. Eğer onlar bu paranın bir kısmını, hiçbir baskı altında kalmadan, tamamen kendi içlerinden gelerek (Tibne nefsen) size geri verirlerse; işte o zaman o parayı gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz. O size analarınızın ak sütü gibi helaldir (Henîen Merîen).”

4:5
وَلَا تُؤْتُوا۟ ve vermeyin
ٱلسُّفَهَآءَ Aklı ermeyenlere/parayı saçıp savuranlara/müsriflere/çocuklara
أَمْوَٰلَكُمُ mallarınızı
ٱلَّتِى o malları ki
جَعَلَ yaptı
ٱللَّهُ Allah
لَكُمْ sizin için
قِيَـٰمًۭا geçim kaynağı/sermaye
وَٱرْزُقُوهُمْ ve onları besleyin
فِيهَا onunla
وَٱكْسُوهُمْ ve giydirin onları
وَقُولُوا۟ ve söyleyin
لَهُمْ onlara
قَوْلًۭا bir söz
مَّعْرُوفًۭا güzel
5

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَلَا تُؤْتُوا السُّفَهَاءَ أَمْوَالَكُمُ الَّتِي جَعَلَ اللَّهُ لَكُمْ قِيَامًا وَارْزُقُوهُمْ فِيهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَّعْرُوفًا

Okunuşu:
Ve lâ tu’tû’s-sufehâe emvâlekumu’l-letî ce’alallâhu lekum kiyâmâ. Verzukûhum fîhâ veksûhum ve kûlû lehum kavlen ma’rûfâ.

Tam Vurgulu Meali:
“Allah’ın sizin için bir geçim kaynağı / ayakta durma vesilesi (kıyam) kıldığı mallarınızı, aklı ermeyenlere (sefihlere) vermeyin. Ancak o maldan (elde edilen kâr ile) onları yedirin, giydirin ve onlara güzel / gönül alıcı sözler söyleyin.”


2. İrab (Gramer) Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. Ve Lâ Tu’tû (وَلَا تُؤْتُوا):

  • Ve: Atıf Harfi.
  • Lâ: Nehiy (Yasaklama) Edatı.
  • Tu’tû: Fiil-i Muzari (Vermeyin). İf’al Babı.

2. Es-Sufehâe (السُّفَهَاءَ):

  • Kelime Türü: İsim (Sefih’in çoğulu).
  • Anlamı: Aklı ermeyenler, parayı saçıp savuranlar, müsrifler, çocuklar.
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih (1. Nesne).

3. Emvâlekumu (أَمْوَالَكُمُ):

  • Emvâle: Mallarınızı. Mef’ûl-ü Bih (2. Nesne).
  • Kum: Sizin.

4. Elletî (الَّتِي):

  • Görevi: İsm-i Mevsul (Sıfat). “O mallar ki…”

5. Ce’alallâhu (جَعَلَ اللَّهُ):

  • Ce’ale: Fiil (Kıldı/Yaptı).
  • Allâhu: Fail (Özne).

6. Lekum (لَكُمْ):

  • Sizin için.

7. Kiyâmen (قِيَامًا):

  • Kelime Türü: İsim/Masdar.
  • Kök: (ق و م) Kâme.
  • Anlamı: Ayakta durma sebebi, direk, geçim kaynağı, sermaye.
  • İrabı: “Ce’ale” fiilinin 2. Mef’ûlü veya Hal.

8. Verzukûhum Fîhâ (وَارْزُقُوهُمْ فِيهَا):

  • Verzukû: Emir Fiili (Rızıklandırın/Yedirin).
  • Hum: Onları.
  • Fîhâ: Onda / Onun içinde (Malın gelirinden).

9. Veksûhum (وَاكْسُوهُمْ):

  • Veksû: Emir Fiili (Giydirin). Kökü: (ك س و) Kesâ.
  • Hum: Onları.

10. Ve Kûlû (وَقُولُوا):

  • Kûlû: Emir Fiili (Söyleyin).

11. Kavlen Ma’rûfen (قَوْلًا مَّعْرُوفًا):

  • Kavlen: Mef’ûl-ü Mutlak (Söz).
  • Ma’rûfen: Sıfat (Bilinen, güzel, örfe uygun, gönül alıcı).

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, ekonomi ve pedagojiyi (eğitimi) birleştirir:

1. “Sefih” Tanımı ve İzafet (Emvâlekum):

  • İbare: لَا تُؤْتُوا السُّفَهَاءَ أَمْوَالَكُمُ (Lâ tu’tû’s-sufehâe emvâlekum)
  • Açıklama: “Sefih”, paranın kıymetini bilmeyip saçıp savuran demektir.
    • Aslında mal yetimin malıdır. Ayet “Onların malını vermeyin” demeliydi.
    • Ama “Sizin mallarınızı” (Emvâlekum) demiştir.
    • Nükte: Toplumdaki servet ortaktır. Yetimin malı ziyan olursa, toplumun ekonomisi zarar görür. “O mal sanki sizindir, kendi malınızı korur gibi koruyun” demektir.

2. Malın Tanımı: “Kıyam” (Direk):

  • İbare: جَعَلَ اللَّهُ لَكُمْ قِيَامًا (Ce’alallâhu lekum kiyâmâ)
  • Açıklama: Mal, hayatın “Kıyamı” (Ayakta durma sebebi, omurgası) olarak tanımlanmıştır.
    • Ekonomi çökerse toplum ayakta kalamaz.
    • Bu yüzden malı “sefihlere” (çocuklara/akılsızlara) teslim edip batırmak, toplumun direğini kesmektir.

3. “Fîhâ” (İçinde) Edatının Sırrı:

  • İbare: وَارْزُقُوهُمْ فِيهَا (Verzukûhum fîhâ)
  • Açıklama:
    • “Minhâ” (Ondan yedirin) denmemiş, “Fîhâ” (Onun içinde yedirin) denmiştir.
    • Ekonomik Ders: Sermayeyi (ana parayı) yemeyin! O sermayeyi çalıştırın, yatırım yapın, onun içinde oluşan kâr/gelir ile onları besleyin. Ana para “zarf” gibi kalsın, içindeki geliri harcayın.

4. “Kavl-i Ma’rûf” (Psikolojik Destek):

  • İbare: قَوْلًا مَّعْرُوفًا (Kavlen ma’rûfâ)
  • Açıklama: Malı vermeyince çocuk üzülür veya kızar.
    • Ayet: “Parayı verme ama kalbini de kırma.”
    • “Şu an küçüksün, bu parayı şimdi verirsem harcarsın, büyüyünce sana dükkan açacağız” gibi gönül alıcı ve ikna edici sözler söyleyin.

Allah vasilere (velilere) diyor ki:

“Yetimlerin eline parayı hemen tutuşturmayın. Para/Mal, hayatın direğidir (Kıyam), onu ziyan ettirmeyin. O parayı işletin, yatırım yapın; elde ettiğiniz kârın içinde (Fîhâ) onlara bakın. Malı teslim etmeyişinizi de onlara tatlı bir dille (Kavl-i Maruf) anlatın ki, kendilerini dışlanmış hissetmesinler.”

4:6
وَٱبْتَلُوا۟ deneyin
ٱلْيَتَـٰمَىٰ yetimleri
حَتَّىٰٓ kadar
إِذَا varıncaya
بَلَغُوا۟ ٱلنِّكَاحَ evlilik çağına
فَإِنْ eğer
ءَانَسْتُم sezerseniz/hissederseniz
مِّنْهُمْ onlarda
رُشْدًۭا azıcık bile olsa bir bir rüşd belirtisi(Tam ve mükemmel bir olgunluk değil)
فَٱدْفَعُوٓا۟ hemen verin
إِلَيْهِمْ kendilerine
أَمْوَٰلَهُمْ ۖ mallarını
وَلَا تَأْكُلُوهَآ yemeğe kalkmayın onları
إِسْرَافًۭا israf ile
وَبِدَارًا ve tez elden
أَن يَكْبَرُوا۟ ۚ büyüyüp (geri alacaklar) diye
وَمَن ve kimse
كَانَ olan
غَنِيًّۭا zengin
فَلْيَسْتَعْفِفْ ۖ iffetli davransın/tenezzül etmesin
وَمَن ve kimse de
كَانَ olan
فَقِيرًۭا yoksul
فَلْيَأْكُلْ yesin
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ Örf ve adalete uygun bir şekilde/makul bir şekilde
فَإِذَا zaman da
دَفَعْتُمْ geri verdiğiniz
إِلَيْهِمْ onlara
أَمْوَٰلَهُمْ mallarını
فَأَشْهِدُوا۟ şahid bulundurun
عَلَيْهِمْ ۚ yanlarında
وَكَفَىٰ yeter
بِٱللَّهِ Allah
حَسِيبًۭا Hesap görücü olarak
6

Nisa Suresi 6. Ayet, önceki ayette geçen “Sefihlere malı vermeyin” emrinin tamamlayıcısıdır. Peki, kime ne zaman vereceğiz? Ve o süreçte vasinin (koruyucunun) maaşı/hakkı nedir?

Bu ayet, “Finansal Reşitlik Testi”** ve “Vasinin Ücreti” konularını düzenleyen muazzam bir hukuk metnidir.


1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَابْتَلُوا الْيَتَامَىٰ حَتَّىٰ إِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَ فَإِنْ آنَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُوا إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ ۖ وَلَا تَأْكُلُوهَا إِسْرَافًا وَبِدَارًا أَن يَكْبَرُوا ۚ وَمَن كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ ۖ وَمَن كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ ۚ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ فَأَشْهِدُوا عَلَيْهِمْ ۚ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ حَسِيبًا

Okunuşu:
Vebtelu’l-yetâmâ hattâ izâ beleğu’n-nikâh. Fe-in ânestum minhum ruşden fedfe’û ileyhim emvâlehum. Ve lâ te’kulûhâ isrâfen ve bidâran en yekberû. Ve men kâne ğaniyyen felyesta’fif. Ve men kâne fakîran felye’kul bi’l-ma’rûf. Fe-izâ defa’tum ileyhim emvâlehum fe-eşhidû ‘aleyhim. Ve kefâ billâhi hasîbâ.

Meali:
“Yetimleri, nikâh çağına ulaşıncaya kadar deneyin / imtihan edin. Eğer onlarda bir ‘rüşd’ (aklı başında olma ve malı yönetme yeteneği) hissederseniz/sezerseniz, mallarını hemen kendilerine teslim edin. Onlar büyüyecekler (de mallarını geri alacaklar) diye o malları israf ile ve acele ederek yemeyin. (Vasilerden) Kim zenginse iffetli davransın (yetim malına tenezzül etmesin). Kim de fakir ise örfe uygun (makul) bir şekilde yesin (ücretini alsın). Mallarını onlara teslim ettiğiniz zaman, onlara karşı şahit tutun. (Şahitleri aldatsanız bile) Hesap sorucu olarak Allah yeter!”


2. İrab (Gramer) Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. Vebtelû (وَابْتَلُوا):

  • Ve: Atıf Harfi.
  • İbtelû: Emir Fiili. (İmtihan edin, deneyin).
    • Kök: (ب ل و) Belâ. (Denemek, sınamak).
    • Fail: “Vav” (Siz vasiler).

2. El-Yetâmâ (الْيَتَامَى):

  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih (Nesne).(Yetimler)

3. Hattâ İzâ (حَتَّىٰ إِذَا):

  • Hattâ: Gaye (Sınır) bildiren edat. (…-e kadar).
  • İzâ: Zaman Zarfı (Şart manası taşır). (…dığı zaman).

4. Beleğû’n-Nikâha (بَلَغُوا النِّكَاحَ):

  • Beleğû: Fiil-i Mazi (Ulaştılar).
  • En-Nikâha: Mef’ûl-ü Bih. (Evlilik çağına).

5. Fe-in Ânestum (فَإِنْ آنَسْتُم):

  • Fe: Cevap veya Takip Harfi.
  • İn: Şart Edatı (Eğer).
  • Ânestum: Fiil-i Mazi (Hissederseniz, görürseniz).
    • Kök: (أ ن س) Enise. (Ünsiyet kurmak, bir şeyi uzaktan seçmek/görmek).

6. Ruşden (رُشْدًا):

  • Kelime Türü: İsim/Masdar. (Olgunluk, doğru yolu bulma).
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih. Nekra (Belirsiz) gelmiştir.

7. Fedfe’û (فَادْفَعُوا):

  • Fe: Cevab-ı Şart (Sonuç).
  • Idfe’û: Emir Fiili. (İtin, teslim edin, verin).
    • Kök: (د ف ع) Defa’a.

8. Ve Lâ Te’kulûhâ (وَلَا تَأْكُلُوهَا):

  • Lâ: Nehiy (Yasaklama).
  • Te’kulû: Fiil-i Muzari (Yemeyin).
  • Hâ: Zamir (O malları).

9. Isrâfen ve Bidâran (إِسْرَافًا وَبِدَارًا):

  • İrabı: Hal (Durum zarfı) veya Mef’ûl-ü Lieclih (Sebep).
    • “İsraf ederek ve acele ederek (yemeyin).”

10. En Yekberû (أَن يَكْبَرُوا):

  • En: Masdariye.
  • Yekberû: Fiil (Büyümeleri).
  • İrabı: “Bidâran” kelimesiyle bağlantılıdır. Başında gizli bir harf-i cer veya mef’ûl vardır.
    • Takdiri: (Mehâfete) en yekberû = “Büyümelerinden (korkarak acele etmeyin)”.

11. Ve Men (وَمَن):

  • Ve (وَ): İsti’nafiyye (Yeni bir hükme başlangıç) veya Atıf harfidir.

  • Men (مَن): Şart İsmidir (Cazim/Cezmeden).

    • Anlamı: “Her kim…”, “Kim ki…”

    • İrabı: Mübteda (Özne) konumundadır. Mahallen merfudur.

12. Kâne (كَانَ):

  • Kelime Türü: Nâkıs Fiil (Mazi).

  • Görevi: Fiil-i Şart (Şart fiili) cümlesidir. “Kim … olursa”.

  • İrabı: Mahallen meczumdur (Şart edatı “Men”den dolayı).

  • İsmi: İçindeki gizli “Huve” (O) zamiridir (“Men”e döner).

13. Ğaniyyen (غَنِيًّا):

  • Kelime Türü: Sıfat/İsim.

  • İrabı: Kâne’nin Haberidir. Mensuptur (Üstün).

14. Felyesta’fif (فَلْيَسْتَعْفِفْ):

  • Bu Cümle: Cevab-ı Şart (Şartın sonucu/cevabı) cümlesidir.

  • Fe (فَ): Râbıta (Bağlaç) Fa’sıdır. (Şartın cevabı emir cümlesi olduğu için “Fe” gelmesi zorunludur).

  • Li (لْ): Lâm-ı Emir (Emir Lamı). Fiili cezmeder.

  • Yesta’fif (يَسْتَعْفِفْ): Fiil-i Muzari (İstif’al Babı).

    • İrabı: “Lam”dan dolayı Meczumdur (Sonu sükun/cezimdir).

    • Fail: Gizli “Huve” (O) zamiridir.

    • Anlamı: İffetli davransın, tenezzül etmesin.

15. Ve Men Kâne Fakîran (وَمَن كَانَ فَقِيرًا):

  • Ve (وَ): Atıf Harfi. (Önceki şart cümlesine atfeder).

  • Men (مَن): Şart İsmi (Mübteda).

  • Kâne (كَانَ): Fiil-i Şart (Nâkıs Fiil). İsmi gizli “Huve”.

  • Fakîran (فَقِيرًا): Kâne’nin Haberi. Mensuptur.

16. Felye’kul (فَلْيَأْكُلْ):

  • Bu Cümle: İkinci şartın Cevab-ı Şartıdır.

  • Fe (فَ): Râbıta Fa’sı.

  • Li (لْ): Lâm-ı Emir.

  • Ye’kul (يَأْكُلْ): Fiil-i Muzari.

    • İrabı: “Lam”dan dolayı Meczumdur (Sonu cezimli).

    • Fail: Gizli “Huve” (O).

    • Anlamı: Yesin (Ücretini alsın).

17. Bi’l-Ma’rûfi (بِالْمَعْرُوفِ):

  • Bi (بِ): Cer Harfi.

  • El-Ma’rûfi (الْمَعْرُوفِ): Mecrur İsim.

  • İrabı: “Ye’kul” fiiline mütealliktir. (Veya o fiilin failinden Hal‘dir: “Örfe uygun bir halde yesin”).

18. Fe-izâ (فَإِذَا):

  • Fe (فَ): Atıf veya İsti’nafiyye.

  • İzâ (إِذَا): Zaman Zarfıdır (Şart manası taşır). “…dığı zaman”.

    • Cevabını nasb etmez (cezmetmez), şart edatı gibi değil, zaman bildirir.

19. Defa’tum (دَفَعْتُمْ):

  • Defa’ (دَفَعْ): Fiil-i Mazi.

  • Tum (تُمْ): Fail (Siz).

  • Cümle: “İzâ”nın Muzafun İleyhidir (Zaman zarfının tamlayan cümlesidir).

20. İleyhim (إِلَيْهِمْ):

  • İlâ (إِلَى): Cer Harfi (-e, -a).

  • Him (هِمْ): Zamir (Onlara). Fiile mütealliktir.

21. Emvâlehum (أَمْوَالَهُمْ):

  • Emvâle (أَمْوَالَ): Mef’ûl-ü Bih (Mallarını). Mensuptur.

  • Hum (هُمْ): Muzafun İleyh.

22. Fe-eşhidû (فَأَشْهِدُوا):

  • Fe (فَ): Râbıta Fa’sı. (“İzâ” ile başlayan şartlı zaman ifadesinin cevabına gelir).

  • Eşhidû (أَشْهِدُوا): Emir Fiili.

    • İrabı: “Nun”un hazfi üzere mebnidir.

    • Fail: “Vav” (و) zamiridir (Siz).

    • Anlamı: Şahit tutun.

23. ‘Aleyhim (عَلَيْهِمْ):

  • ‘Alâ (عَلَى): Cer Harfi.

  • Him (هِمْ): Zamir (Onlara / Onların üzerine).

24. Ve Kefâ Billâhi Hasîbâ (وَكَفَىٰ بِاللَّهِ حَسِيبًا):

  • Kefâ: Fiil-i Mazi (Yetti, yeter).
  • Bi: Zâide (Pekiştirme) Harfi.
  • Allâhi: Fail (Özne). (Allah yeter).
  • Hasîbâ: Temyiz veya Hal. (Hesap görücü olarak).

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, “Emanet Yönetimi” konusunda çok ince psikolojik ve hukuki nükteler içerir:

1. “İbtilâ” (İmtihan/Deneme) Emri:

  • İbare: وَابْتَلُوا الْيَتَامَى (Vebtelu’l-yetâmâ)
  • Açıklama: Sadece “Büyümelerini bekleyin” denmemiş, “Onları test edin” denmiştir.
    • Bu, çocuğa küçük küçük harçlıklar verip yönetip yönetemediğini gözlemlemek, ona ticareti öğretmek (staj yaptırmak) demektir. Reşitlik sadece yaşla değil, bu “test” ile anlaşılır.

2. “En-Nikâh” ile Mecaz-ı Mürsel:

  • İbare: بَلَغُوا النِّكَاحَ (Beleğu’n-nikâh)
  • Açıklama: “Ergenlik çağına ulaştıklarında” (Buluğ/İhtilam) denmemiş, “Nikâh (Evlilik) çağına ulaştıklarında” denmiştir.
    • Evlilik, sadece fiziksel olgunluk değil, aynı zamanda sosyal ve zihinsel sorumluluk gerektirir.
    • Bu ifadeyle, hem biyolojik ergenlik hem de aklı başında olma hali kastedilmiştir.

3. “Ânestum” Kelimesindeki İncelik:

  • İbare: آنَسْتُم (Ânestum)
  • Açıklama: “Reeytum” (Görürseniz) veya “Alimtum” (Bilirseniz) denmemiş; “Ânestum” (Sezersiniz/Hissederseniz) denmiştir.
    • İnas: Bir şeyi uzaktan bir parıltı gibi görmek veya ünsiyet/yakınlık kurarak fark etmektir.
    • Nükte: Rüşd (olgunluk) somut bir madde değildir, davranışlardan “sezilir”. Vasi, yetimle o kadar yakın olmalı ki (ünsiyet), ondaki o olgunluk ışığını gözünden anlamalıdır.

4. “Rüşd”ün Nekra Gelişi (Azıcık Bile Olsa):

  • İbare: رُشْدًا (Ruşden) - Tenvinli.
  • Açıklama: “Tam ve mükemmel bir olgunluk” değil, “Bir rüşd belirtisi/emaresi” gördüğünüz an malı verin. Çocuğu “daha tam olmadı” diyerek oyalamayın.

5. “Def’” (İtmek/Vermek) Fiili:

  • İbare: فَادْفَعُوا (Fedfe’û)
  • Açıklama: “Âtû” (Verin) yerine “Def’edin” (İtin/Teslim edin) denmiştir.
    • Mana: Elinizi o maldan tamamen çekin! Malı öyle bir verin ki, artık sizinle bir alakası kalmasın, tamamen onların kontrolüne geçsin.

6. “Bidâran” (Acele Etmek) Psikolojisi:

  • İbare: بِدَارًا أَن يَكْبَرُوا (Bidâran en yekberû)
  • Açıklama: Bu ifade, kötü niyetli vasinin psikolojisini deşifre eder:
    • “Çocuk büyümeden (malı elimden almadan) önce, şu malı hızlıca yiyip bitireyim!” telaşına “Bidâr” (Yarışır gibi acele etmek) denmiştir. Vasi, zamanla yarışarak hırsızlık yapmaktadır.

7. “İsti’faf” (İffetli Olmak):

  • İbare: فَلْيَسْتَعْفِفْ (Felyesta’fif)
  • Açıklama: Zengin vasinin yetim malından ücret alması haram değildir (bazı görüşlere göre), ama “İffetli davranması” (tenezzül etmemesi) emredilmiştir.
    • Bu, “Kendine yakışanı yap” demektir. Zengin birinin yetim malına el uzatması, onun karakterindeki zafiyeti (iffetsizliği) gösterir.

8. “Tezyîl” (Son Sözle Mühürleme):

  • İbare: وَكَفَىٰ بِاللَّهِ حَسِيبًا (Ve kefâ billâhi hasîbâ)
  • Açıklama: “Şahit tutun” emrinden sonra gelir.
    • “Kağıt üzerinde her şeyi kılıfına uydurabilir, şahitleri kandırabilirsiniz. Ama Allah Hasîb (Hesap görücü/Muhasebeci) olarak yeter.”
    • Bu, hukuki prosedürün ötesindeki “İlahi Denetim” vurgusudur.

Allah Teala, bu ayette bize adeta yetim malı yönetiminin “El Kitabı”nı yazmış gibidir:

  1. Eğitim: Çocuğu sadece besleme, onu parayı yönetmesi için test et (İbtilâ).
  2. Gözlem: Evlilik çağına gelince gözüne bak, olgunluk ışığını (Rüşd) sezince malı devret.
  3. Dürüstlük: “Çocuk büyümeden yiyeyim” diye zamanla yarışma (Bidâr).
  4. Ücret: Zenginsen tenezzül etme (İstifaf), fakirsen sadece emeğinin karşılığını (asgari ücreti) al (Ma’ruf).
  5. Prosedür: Teslim ederken mutlaka tutanak tut, şahit çağır.
  6. Sonuç: Unutma, en büyük denetçi Allah’tır (Hasîb).
4:7
لِّلرِّجَالِ erkekler için vardır
نَصِيبٌۭ bir pay/hisse
مِّمَّا o şeylerden ki
تَرَكَ geriye bıraktı
ٱلْوَٰلِدَانِ anne-baba
وَٱلْأَقْرَبُونَ ve akrabalar
وَلِلنِّسَآءِ ve kadınlar için vardır
نَصِيبٌۭ bir pay/hisse
مِّمَّا o şeylerden ki
تَرَكَ geriye bıraktı
ٱلْوَٰلِدَانِ anne-baba
وَٱلْأَقْرَبُونَ ve akrabalar
مِمَّا olanından
قَلَّ az
مِنْهُ onun(mirasın)
أَوْ veya
كَثُرَ ۚ çok
نَصِيبًۭا bir hisse/pay
مَّفْرُوضًۭا farz edilmiş/belirlenmiş
7

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِّمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ أَوْ كَثُرَ ۚ نَصِيبًا مَّفْرُوضًا

Okunuşu:
Li’r-ricâli nasîbun mimmâ terake’l-vâlidâni ve’l-akrabûn. Ve li’n-nisâi nasîbun mimmâ terake’l-vâlidâni ve’l-akrabûne mimmâ kalle minhu ev kesur. Nasîben mefrûdâ.

Tam Vurgulu Meali:
“Ana-babanın ve yakın akrabaların (geriye) bıraktıklarından erkekler için bir pay vardır. Ana-babanın ve yakın akrabaların bıraktıklarından kadınlar için de -o bırakılan mal az da olsa, çok da olsa- bir pay vardır. (Bu, Allah tarafından) Farz kılınmış / belirlenmiş bir paydır!”


2. İrab (Gramer) Tahlili

1. Li’r-Ricâli (لِّلرِّجَالِ):

  • Li: Cer Harfi (İçin/Ait).
  • Er-Ricâli: Mecrur İsim (Erkekler).
  • İrabı: Haber-i Mukaddem (Öne geçmiş yüklem). “Erkekler içindir / aittir”.

2. Nasîbun (نَصِيبٌ):

  • Kelime Türü: İsim. (Pay, hisse).
  • İrabı: Mübteda-i Muahhar (Sona kalmış özne). Merfudur.

3. Mimmâ (مِّمَّا):

  • Min: Cer Harfi (-den).
  • Mâ: İsm-i Mevsul (Şey).
  • İrabı: “Nasîb” kelimesinin sıfatıdır veya ona mütealliktir.

4. Terake (تَرَكَ):

  • Kelime Türü: Fiil-i Mazi. (Bıraktı / Terk etti).
  • Cümle: Sıla Cümlesidir.

5. El-Vâlidâni (الْوَالِدَانِ):

  • Kelime Türü: İsim (Müsenna / İkil). Anne ve Baba.
  • İrabı: “Terake” fiilinin Faili (Öznesi).
  • Ref Alameti: Sondaki “Elif”tir (İkil olduğu için).

6. Ve’l-Akrabûne (وَالْأَقْرَبُونَ):

  • Ve: Atıf Harfi.
  • El-Akrabûne: İsim (Cemi Müzekker Salim). Yakınlar.
  • İrabı: “Vâlidâni”ye matuftur (Merfudur). Ref alameti “Vav”dır.

7. Ve Li’n-Nisâi (وَلِلنِّسَاءِ):

  • Ve: Atıf Harfi. (Cümleyi cümleye bağlar).
  • Li’n-Nisâi: Haber-i Mukaddem. (Kadınlar içindir).

8. Nasîbun (نَصِيبٌ):

  • İrabı: Mübteda-i Muahhar. (Bir pay).

9. Mimmâ Terake’l-Vâlidâni ve’l-Akrabûne:

  • (Yukarıdaki irabın aynısıdır. Tekrar edilmiştir).

10. Mimmâ Kalle Minhu (مِمَّا قَلَّ مِنْهُ):

  • Min: Beyan (Açıklama) veya Bedel için gelen Cer Harfi.
  • Mâ: İsm-i Mevsul.
  • Kalle: Fiil-i Mazi (Az oldu).
  • Minhu: Ondan (Maldan). Fiile müteallik.

11. Ev Kesura (أَوْ كَثُرَ):

  • Ev: Atıf Harfi (Veya).
  • Kesura: Fiil-i Mazi (Çok oldu). “Kalle”ye atfedilmiştir.

12. Nasîben (نَصِيبًا):

  • Kelime Türü: İsim.
  • İrabı:
    • Hal: (Nasıl bir pay? Farz kılınmış bir pay olarak).
    • Mef’ûl-ü Mutlak: (Gizli bir fiilin nesnesi: Ce’alehu nasîben / Allah onu bir pay kıldı).
    • Te’kid: Önceki “Nasîbun” kelimesini pekiştirmek için.
    • Mensuptur (Üstün).

13. Mefrûdan (مَّفْرُوضًا):

  • Kelime Türü: Sıfat (İsm-i Mef’ûl).
  • Kök: (ف ر ض) Farada.
  • Anlamı: Farz kılınmış, sınırları belirlenmiş, kesinleşmiş.
  • İrabı: “Nasîben” kelimesinin sıfatıdır. Mensuptur.

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, miras hukukunun mantığını kurarken kullanılan tekrarlar ve vurgularla doludur:

1. Müsavat (Eşitlik) İçin “Tekrîr” (Tekrar) Sanatı:

  • İbare: “Erkekler için bir pay vardır… Kadınlar için bir pay vardır…”
  • Açıklama:
    • Ayet “Erkekler ve kadınlar için pay vardır” diye tek cümlede özetlenebilirdi (İcaz).
    • Ancak Allah, cümleyi ikiye bölerek tekrar etti.
    • Hikmet: Cahiliye devrinde kadınlara miras hakkı yoktu. Eğer “Erkekler ve kadınlar” denilseydi, kadınların hakkı erkeklerin gölgesinde kalabilir, ikinci sınıf görülebilirdi.
    • Allah, kadınlar için ayrı ve bağımsız bir cümle kurarak, onların miras hakkının erkeklerinki kadar müstakil, asli ve tartışılmaz olduğunu vurgulamıştır. Bu, “Hukuki Şahsiyet”in ilanıdır.

2. “Nasîb” (Pay) Kelimesindeki Nekra:

  • İbare: نَصِيبٌ (Nasîbun)
  • Açıklama: Belirsiz (nekra) gelmesi, “Az veya çok, oranı ne olursa olsun mutlaka bir pay” demektir. Oranlar (1/2, 1/4) sonraki ayetlerde gelecektir, burada önemli olan “Hakkın Varlığı”dır.

3. Tafsil (Detaylandırma) ile “Sedd-i Zerâi” (Yolu Kapama):

  • İbare: مِمَّا قَلَّ مِنْهُ أَوْ كَثُرَ (Mimmâ kalle… ev kesura) - Az da olsa çok da olsa.
  • Açıklama:
    • İnsan nefsi, mal az olduğunda “Bunu bölmeye değmez, büyük abiye verelim” diyebilir. Veya çok olduğunda “Kızlara bu kadar çok para verilmez” diyebilir.
    • Ayet, “Az-Çok” diyerek tüm ihtimalleri sayar ve kaçış yollarını (bahaneleri) kapatır. Bir iğne bile olsa paylaşılacaktır.

4. Hal/Te’kid ile Hükmü Bağlama (Nasîben Mefrûda):

  • İbare: نَصِيبًا مَّفْرُوضًا (Nasîben mefrûdâ)
  • Açıklama: Ayetin sonunda bu ifadenin mensup (üstün) gelmesi, kesinlik bildirir.
    • “Bu bir tavsiye değil, Allah tarafından kesilip biçilmiş, sınırları çizilmiş (Mefrûd) bir farzdır.”
    • Mefrûd: Hem “farz kılınan” hem de “kesilip ayrılan parça” demektir. Yani o mal, daha mirasçıların eline geçmeden Allah tarafından parsel parsel ayrılmıştır.

5. İsim Cümlesi ile Sübut:

  • Açıklama: Fiil cümlesi (“Miras alırlar”) yerine isim cümlesi (“Onlar için pay vardır”) kullanılması, bu hakkın sabit, değişmez ve kalıcı bir yasa olduğunu gösterir.

Cahiliye Arapları, “Ata binmeyen, kılıç kuşanmayan (kadın ve çocuk) miras alamaz” diyorlardı.

Bu ayet, bu zalim geleneği yerle bir etti.

Allah buyuruyor ki:

“Erkeğin hakkı olduğu gibi kadının da hakkı vardır. Mal azmış, çokmuş fark etmez. Bu payı belirleyen örf veya adetler değil, bizzat Allah’tır. Bu, ‘Mefrûd’ (kesinleşmiş) bir haktır, kimse bunu engelleyemez.”

4:8
وَإِذَا ne zaman
حَضَرَ hazır bulundu, geldi, orada oldu
ٱلْقِسْمَةَ miras taksimi anı
أُو۟لُوا۟ ٱلْقُرْبَىٰ yakın akrabalar
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ ve yetimler
وَٱلْمَسَـٰكِينُ ve yoksullar
فَٱرْزُقُوهُم onları rızıklandırın
مِّنْهُ ondan
وَقُولُوا۟ ve söyleyin
لَهُمْ onlara
قَوْلًۭا bir söz
مَّعْرُوفًۭا güzel
8

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَإِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ أُولُو الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينُ فَارْزُقُوهُم مِّنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَّعْرُوفًا

Okunuşu:
Ve izâ hadara’l-kismete ulu’l-kurbâ ve’l-yetâmâ ve’l-mesâkînu ferzukûhum minhu ve kûlû lehum kavlen ma’rûfâ.

Tam Vurgulu Meali:
“Miras taksimi (bölüşülmesi) sırasında; (mirasçı olmayan) yakın akrabalar, yetimler ve yoksullar da orada hazır bulunursa, onları da ondan (o maldan bir şeyler vererek) rızıklandırın / sevindirin ve onlara güzel / gönül alıcı sözler söyleyin.”


2. İrab (Gramer) Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. Ve İzâ (وَإِذَا):

  • Ve: Atıf Harfi.
  • İzâ: Zaman Zarfı (Şart manası taşır). “…dığı zaman”.

2. Hadara (حَضَرَ):

  • Kelime Türü: Fiil-i Mazi.
  • Anlamı: Hazır bulundu, geldi, orada oldu.
  • Cümle: Muzafun İleyh (“İzâ”ya bağlı).

3. El-Kismete (الْقِسْمَةَ):

  • Kelime Türü: İsim. (Paylaşım, taksimat anı).
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih (Nesne). Öne geçmiştir (Mukaddem).
    • Neden Öne Geçti? Vurgu “taksim anına” yapılmak istenmiştir.

4. Ulu’l-Kurbâ (أُولُو الْقُرْبَى):

  • Ulû: Fail (Özne). (Sahipleri).
    • İrabı: Merfudur. Ref alameti “Vav”dır (Cemi Müzekker Salim’e mülhaktır).
  • El-Kurbâ: Muzafun İleyh. (Yakınlık).
    • Anlamı: Yakın akrabalar (ama mirasçı olmayanlar, dayı, hala vb.).

5. Ve’l-Yetâmâ (وَالْيَتَامَى):

  • Ve: Atıf.
  • El-Yetâmâ: Fail’e matuftur. (Yetimler).

6. Ve’l-Mesâkînu (وَالْمَسَاكِينُ):

  • El-Mesâkînu: Fail’e matuftur. (Yoksullar).

7. Ferzukûhum (فَارْزُقُوهُم):

  • Fe: Cevab-ı Şart (Sonuç).
  • Irzukû: Emir Fiili. (Rızıklandırın / Verin).
  • Hum: Zamir (Onları).

8. Minhu (مِنْهُ):

  • Min: -den. (Teb’iz / Bir kısmından).
  • Hu: Ondan (Maldan).

9. Ve Kûlû (وَقُولُوا):

  • Kûlû: Emir Fiili (Söyleyin).

10. Lehum (لَهُمْ):

  • Onlara.

11. Kavlen Ma’rûfen (قَوْلًا مَّعْرُوفًا):

  • Kavlen: Mef’ûl-ü Mutlak.
  • Ma’rûfen: Sıfat. (Güzel, örfe uygun, kırıcı olmayan).

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, hukukun soğuk yüzünü “İhsan” (iyilik) ile yumuşatır:

1. Takdim-Tehir (Öne Alma):

  • İbare: حَضَرَ الْقِسْمَةَ أُولُو الْقُرْبَى (Hadara’l-kismete ulu’l-kurbâ)
  • Açıklama: Normalde Fail (Özne) önce gelir: Hadara ulu’l-kurbâ el-kismete.
    • Burada Mef’ûl (Kısmet/Taksim) öne alınmıştır.
    • Nükte: Dikkatler “Olay”a (Taksim anına) çekilmiştir. Malın bölüşüldüğü o an, hassas bir andır; gözler maldadır, kalpler yumuşamalıdır.

2. “Rızık” Kelimesinin Seçimi:

  • İbare: فَارْزُقُوهُم (Ferzukûhum)
  • Açıklama: “A’tûhum” (Verin) veya “Tasaddakû” (Sadaka verin) denmemiş; “Rızıklandırın” denmiştir.
    • Nükte: “Malın asıl sahibi Allah’tır, Rızık O’nundur. Siz o malı bölüşürken, Allah’ın size verdiği rızıktan siz de o garibanlara bir pay ayırın (aracı olun).”
    • Verirken “benim malımdan veriyorum” kibrine kapılmayın, “Allah’ın rızkını dağıtıyorum” tevazusuyla verin.

3. “Kavl-i Ma’rûf” (Güzel Söz) ile Tamamlama:

  • İbare: قَوْلًا مَّعْرُوفًا (Kavlen ma’rûfâ)
  • Açıklama:
    • Bazen mal azdır, dağıtmaya yetmez. Veya gelenler çoktur.
    • Ayet diyor ki: “Eğer verecek bir şeyiniz yoksa (veya verseniz bile), sakın onları azarlamayın, kovmayın.”
    • Ma’rûf: Gönül alıcı, özür dileyici, tatlı söz. “Keşke imkan olsaydı da verseydik”, “Allah size daha çoğunu versin” gibi.
    • Maddi ikram (Rızık) ile manevi ikram (Söz) birleşince “İhsan” tamamlanır.

4. Psikolojik Gözlem (Huzur):

  • Açıklama: “İzâ Hadara” (Hazır bulunduklarında) kaydı önemlidir.
    • Miras bölüşülürken kenarda izleyen fakirlerin, yetimlerin, fakir akrabaların gözü o malda kalır. İç geçirebilirler (Haset/Nazar).
    • Onlara verilen o küçük pay (sus payı değil, gönül payı), hem onların kalbini onarır hem de malı onların “gözünden/nazarından” temizler (Tezkiye).

Miras sadece matematiksel bir paylaşım değildir; aynı zamanda bir imtihandır.

Allah buyuruyor ki:

“Miras masasına oturduğunuzda, kenarda boynu bükük bekleyen yetimler, fakirler ve miras düşmeyen uzak akrabalar varsa, ‘Bu mal bizim hakkımız’ diyip onları görmezden gelmeyin. O ganimetten onlara da bir miktar (Minhu) koklatın, gönüllerini alın. Eğer veremiyorsanız bile, tatlı dille uğurlayın.”

Bu ayet, “Zekât” farzının dışında, “İnfak ve İhsan” ahlakının en güzel örneğidir.

4:9
وَلْيَخْشَ haşyet duysun/korksun/titresin
ٱلَّذِينَ o kimseler ki
لَوْ eğer
تَرَكُوا۟ bıraksalardı
مِنْ dan
خَلْفِهِمْ kendi arkaların
ذُرِّيَّةًۭ zürriyet/nesil/çocuklar
ضِعَـٰفًا zayıf/aciz/korunmasız/küçük
خَافُوا۟ (halleri ne olur diye düşünüp)korkarlardı/endişe ederlerdi
عَلَيْهِمْ onlar(zayıf güçsüz durumda olan kendi çocukları) üzerine
فَلْيَتَّقُوا۟ o halde sakınsınlar/korksunlar
ٱللَّهَ Allah'tan
وَلْيَقُولُوا۟ ve söylesinler(yetimlere)
قَوْلًۭا bir söz
سَدِيدًا doğru/yerli yerinde/adaletli
9

Nisa Suresi 9. Ayet, miras hukukunun ve yetim hakkının koruyucularına (vasilere) yönelik, “Empati” (Duygudaşlık) sanatının zirvesi olan muhteşem bir ayettir.

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَلْيَخْشَ الَّذِينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافًا خَافُوا عَلَيْهِمْ فَلْيَتَّقُوا اللَّهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا

Okunuşu:
Velyahşellezîne lev terakû min halfihim zurriyyeten di’âfen hâfû ‘aleyhim felyettekullâhe velyekûlû kavlen sedîdâ.

Tam Vurgulu Meali:
“Geriye (kendileri ölüp) arkalarında, (ezilmesinden) korkacakları zayıf/aciz çocuklar bıraksalardı (halleri ne olurdu diye düşünüp) endişe etsinler / titresinler! Böylelikle (Yetimlere haksızlık yapmaktan dolayı) Allah’tan korksunlar ve (onlara karşı) doğru, sağlam ve yerinde söz söylesinler.”


2. İrab (Gramer) Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. Velyahşe (وَلْيَخْشَ):

  • Ve: Atıf Harfi.
  • Li: Emir Lamı.
  • Yahşe: Fiil-i Muzari (Haşyet duysun, korksun, titresin).
    • Kök: (خ ش ي) Haşiye.
    • İrabı: Lam’dan dolayı Meczumdur. (Sonundaki illet harfi “Elif-i Maksura” düşmüştür).

2. Ellezîne (الَّذِينَ):

  • Görevi: İsm-i Mevsul (O kimseler ki…).
  • İrabı: “Yahşe” fiilinin Faili (Öznesi). Mahallen merfu.

3. Lev Terakû (لَوْ تَرَكُوا):

  • Lev: Şart Edatı (Olmayanı varsayma). “Eğer …selerdi”.
  • Terakû: Fiil-i Mazi (Bıraksalardı).
  • Cümle: Sıla Cümlesidir.

4. Min Halfihim (مِنْ خَلْفِهِمْ):

  • Min: -den.
  • Halfi: Arka, geri.
  • Him: Onların. (Arkalarından/Öldükten sonra).

5. Zurriyyeten (ذُرِّيَّةً):

  • Kelime Türü: İsim. (Zürriyet, nesil, çocuklar).
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih (Nesne). Mensuptur.

6. Di’âfen (ضِعَافًا):

  • Kelime Türü: Sıfat (Zaîf’in çoğulu).
  • Anlamı: Zayıf, aciz, korunmasız, küçük.
  • İrabı: “Zürriyet” kelimesinin sıfatıdır. Mensuptur.

7. Hâfû (خَافُوا):

  • Fiil-i Mazi: Korkarlardı / Endişe ederlerdi.
  • Kök: (خ و ف) Hâfe.
  • Görevi: “Lev” şartının cevabıdır.

8. ‘Aleyhim (عَلَيْهِمْ):

  • ‘Alâ: Üzerine.
  • Him: Onlara (O çocuklara).

9. Felyettekullâhe (فَلْيَتَّقُوا اللَّهَ):

  • Fe: Râbıta/Sonuç Harfi. “Öyleyse…”
  • Li: Emir Lamı.
  • Yettekû: Fiil-i Muzari (Korksunlar/Sakınsınlar). Meczumdur.
  • Allâhe: Mef’ûl (Allah’tan).

10. Velyekûlû (وَلْيَقُولُوا):

  • Ve: Atıf.
  • Li-Yekûlû: Söylesinler. (Emir).

11. Kavlen Sedîden (قَوْلًا سَدِيدًا):

  • Kavlen: Mef’ûl-ü Mutlak (Söz).
  • Sedîden: Sıfat.
    • Kök: (س د د) Sedde. (Baraj, set, doğruluk).
    • Anlamı: Sağlam, doğru, isabetli, eğip bükmeden, hakkı teslim eden söz.

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, insanı vicdanıyla baş başa bırakan “Empati” yöntemini kullanır:

1. “Haşyet” (Titreme) Kelimesi:

  • İbare: وَلْيَخْشَ (Velyahşe)
  • Açıklama: “Korksun” (Hâfe) yerine “Haşyet Duysun” denmiştir.
    • Haşyet: Saygı ve bilgiye dayalı, kalbi titreten derin bir korkudur.
    • Ayet, yetimin malına el uzatan vasinin kalbine seslenir: “Sadece cezadan korkma, bu durumun vehametinden ürper!”

2. Varsayımsal Senaryo (Lev):

  • İbare: لَوْ تَرَكُواخَافُوا (Lev terakû… hâfû)
  • Açıklama: Ayet, vasilere kendi çocuklarını hatırlatır.
    • Empati Çağrısı: “Düşün ki sen öldün. Arkanda minicik, savunmasız çocukların kaldı. Başkalarının onlara nasıl davranmasını isterdin? Onların malını yemelerinden, onları itip kakmalarından korkmaz mıydın?”
    • İşte bu korkuyu (Hâfû) şimdi başkasının yetimi için de hisset!

3. “Di’âf” (Zayıflar) Sıfatı:

  • Açıklama: “Çocuklar” (Evlad) yerine “Zürriyyeten Di’âfen” (Zayıf/Aciz nesil) denmiştir.
    • Bu sıfat, merhamet damarlarını harekete geçirir. Korunmaya muhtaçlık vurgulanır.

4. “Kavl-i Sedîd” (Sağlam Söz):

  • İbare: قَوْلًا سَدِيدًا (Kavlen sedîdâ)
  • Açıklama:
    • Sedîd: Okun hedefe dosdoğru gitmesi veya bir deliğin sağlamca tıkanması (Sed) demektir.
    • Mana: Yetimlere öyle bir söz söyleyin ki; ne onları kırsın (yumuşak olsun), ne de haklarını zayi etsin (doğru olsun).
    • Eğip bükmeden, kandırmadan, hem nazik hem de hukuka uygun, “sağlam” konuşun.

5. Emirlerin Sıralaması (İçten Dışa):

  • Açıklama:
    1. Haşyet: Önce kalbinde o ürpertiyi hisset (Empati).
    2. Takva: Allah’tan kork (İman).
    3. Kavl-i Sedîd: Dilini düzelt (Eylem).
    4. Duygu düzelmeden davranış düzelmez.

Allah, yetim vasileri olanlara “Altın Kural”ı hatırlatıyor:

“Kendine yapılmasını istemediğin şeyi, başkasına yapma.”

Ayet diyor ki:

“Kendi çocuklarınızın başına gelmesinden korktuğunuz şeyi, başkasının yetimine yaparken Allah’tan korkun (Yettekullâh). Onları ezmeyin, mallarını yemeyin ve onlarla konuşurken dürüst ve sağlam (Sedîd) konuşun. Çünkü yarın sizin çocuklarınız da yetim kalabilir.”


Konunun daha iyi anlaşılması için gerçek hayattan bir kıssa:

Buna “Veda Mektubu Senaryosu” diyelim.


Örnek Senaryo: “Veda Mektubu”

Düşünün ki bir yetimhanede müdürsünüz veya bir yetimin vasisisiniz (sorumlusu). Karşınızda Ahmet adında, babası ölmüş, boynu bükük, savunmasız 7 yaşında bir çocuk var. Bazen ona sert çıkışıyor, bazen malını dikkatsiz harcıyor, bazen de başından savıyorsunuz.

Ayet size bir “Empati Simülasyonu” yaptırıyor. Durumu şöyle hayal edin:

1. Sahne (Kendi Durumunuz):

Sizin de evde Can adında, üzerine titrediğiniz, rüzgardan bile sakındığınız 5 yaşında bir oğlunuz var.

2. Sahne (Korku Anı - Hâfû Aleyhim):

Doktor size amansız bir hastalığınız olduğunu ve çok az ömrünüz kaldığını söyledi. Ölüm döşeğindesiniz. Eşiniz de yok. O 5 yaşındaki narin yavrunuz Can, bu dünyada yapayalnız, “zayıf ve aciz” (Di’âfen) kalacak.

3. Sahne (Vasiyet):

Çocuğunuzu, hiç tanımadığınız yabancı bir adama emanet etmek zorundasınız. O adama son bir mektup yazıyorsunuz. Ne yazardınız?

Muhtemelen şunları yazardınız:
* “Lütfen oğluma bağırma, o çok hassastır.”
* “Ona babasızlığını hissettirme, başını okşa.”
* “Sana bıraktığım parayı kendi malın gibi yeme, oğlum büyüyünce ona ver, o paraya muhtaç olacak.”
* “Ona yalan söyleme, onu kandırma, dürüst ol.” (Kavl-i Sedîd).

İçiniz nasıl parçalanıyor, nasıl endişe ediyorsunuz değil mi? O yabancı adamın oğlunuza kötü davranma ihtimali sizi mezarda bile rahatsız eder (Haşyet).

4. Sahne (Gerçekliğe Dönüş - Ayetin Emri):

Şimdi ayet sizi o ölüm döşeğinden kaldırıp bugüne getiriyor ve diyor ki:

“İşte o ‘Yabancı Adam’ sensin!”

  • Karşında duran yetim Ahmet, aslında ölmüş bir babanın Can isimli çocuğu, ciğer paresidir.
  • O baba mezarında ne hissediyorsa, senin de şu an onu hissetmen lazım.
  • Kendi çocuğuna (Can’a) o yabancı adamın nasıl davranmasını istiyorsan, sen de şimdi bu yetim Ahmet’e öyle davran!**

Bu örnek, ayetteki “Velyahşe” (Titresin/Ürpersin) ifadesinin altını doldurur.

İnsan, başkasının çocuğu için sadece “merhamet” duyar; ama kendi çocuğu söz konusu olunca “korku ve titreme” duyar.

Allah diyor ki: “Yetime merhametle yetinme; ona, kendi çocuğunun geleceğinden duyduğun ‘korku ve hassasiyetle’ yaklaş.”

Bu bakış açısı, vasinin yetime olan davranışını “lütuf” olmaktan çıkarır, bir “varoluşsal empatiye” dönüştürür.

4:10
إِنَّ şüphesiz
ٱلَّذِينَ o kimseler ki
يَأْكُلُونَ yiyorlar onlar
أَمْوَٰلَ mallarını
ٱلْيَتَـٰمَىٰ yetimlerin
ظُلْمًا zulüm ile/zalimler olarak
إِنَّمَا ancak/sadece
يَأْكُلُونَ yiyorlar onlar
فِى بُطُونِهِمْ karınlarına dolduruyorlar
نَارًۭا ۖ bir ateş
وَسَيَصْلَوْنَ ve yakında onlar gireceklerdir
سَعِيرًۭا çılgın bir ateşe
10

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ نَارًا ۖ وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيرًا

Okunuşu:
İnnellezîne ye’kulûne emvâle’l-yetâmâ zulmen innemâ ye’kulûne fî butûnihim nârâ. Ve se-yaslevne sa’îrâ.

Tam Vurgulu Meali:
“Yetimlerin mallarını zulüm ile (haksız yere) yiyenler, şüphesiz karınlarına (dolusu) ancak ateş yemektedirler. Ve onlar, (pek yakında) çılgın / alevli bir ateşe (Sair’e) yaslanacak / gireceklerdir!”


2. İrab (Gramer) Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. İnnellezîne (إِنَّ الَّذِينَ):

  • İnne: Te’kid Harfi.
  • Ellezîne: İsm-i Mevsul (O kimseler ki). İnne’nin İsmi. Mahallen mensup.

2. Ye’kulûne (يَأْكُلُونَ):

  • Fiil-i Muzari: Yiyorlar.
  • Fail: “Vav” (Onlar).
  • Cümle: Sıla Cümlesidir.

3. Emvâle’l-Yetâmâ (أَمْوَالَ الْيَتَامَى):

  • Emvâle: Mef’ûl-ü Bih (Mallarını). Mensuptur.
  • El-Yetâmâ: Muzafun İleyh. Mecrurdur.(Yetimlerin)

4. Zulmen (ظُلْمًا):

  • Kelime Türü: İsim/Masdar.
  • İrabı:
    • Hal: (Zalimler olarak).
    • Mef’ûl-ü Mutlak: (Zulüm yoluyla).
    • Mef’ûl-ü Lieclih: (Zulmetmek amacıyla).

5. İnnemâ (إِنَّمَا):

  • İnne: Te’kid.
  • Mâ: Kâffe (İnne’nin amelini durduran ek).
  • Anlamı: “Ancak ve sadece”. (Hasr/Sınırlama edatı).

6. Ye’kulûne (يَأْكُلُونَ):

  • Fiil: Yiyorlar Onlar.
  • Cümle: İnne’nin Haberidir.

7. Fî Butûnihim (فِي بُطُونِهِمْ):

  • Fî: İçinde.
  • Butûni: Karınlar. (Batn’ın çoğulu).
  • Him: Onların.
  • İrabı: Fiile mütealliktir. (Karınlarına dolduruyorlar).

8. Nâran (نَارًا):

  • Kelime Türü: İsim. (Ateş).
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih. Mensuptur.

9. Ve Se-yaslevne (وَسَيَصْلَوْنَ):

  • Ve: Atıf.
  • Se: Gelecek zaman eki (Yakında).
  • Yaslevne: Fiil-i Muzari.
    • Kök: (ص ل ي) Salâ. (Ateşe girmek, ateşe atılmak, ateşte kızarmak).
    • Fail: “Vav”.

10. Sa’îran (سَعِيرًا):

  • Kelime Türü: İsim. (Cehennemin isimlerinden biri).
  • Anlamı: Çılgın ateş, alevli ateş.
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih.

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, “Mücessem Hale Getirme” (Somutlaştırma) sanatının en ürkütücü örneğidir:

1. Mecaz-ı Aklî ve Hakikat (Ateş Yemek):

  • İbare: يَأْكُلُونَنَارًا (Ye’kulûne … nârâ)
  • Açıklama:
    • Mecaz: Onlar şu an haram mal (altın, para, yemek) yiyorlar. Ama bu malın “hakikati / ahiretteki karşılığı” ateştir.
    • Hakikat: Ayet olayı öyle tasvir eder ki, sanki şu an sofralarında tabaklarında yemek değil, kor ateş varmış gibi anlatır.
    • “Haram yemek, ateş yemektir.” Sebebi (haram malı) zikredip, sonucu (ateşi) kastetmiştir.

2. “Karınlarına” (Fî Butûnihim) Vurgusu:

  • Açıklama: “Ateş yerler” demek yeterliydi. Neden “Karınlarına” denildi?
    • Nükte: Yemeğin verdiği o geçici lezzeti ve tokluğu tamamen silmek için.
    • “O yediğiniz tatlı lokmalar, midenize indiği an yakıcı bir ateşe dönüşecek ve içinizi kavuracak.” İçeriden gelen azabı hissettirir.

3. “İnnemâ” ile Hasr (Sınırlama):

  • Açıklama: “Onlar sadece ateş yerler.”
    • Yani o maldan alacakları tek fayda, tek kazanç ateştir. Başka hiçbir hayır görmezler.

4. “Zulmen” Kaydı:

  • Açıklama: Yanlışlıkla veya ihtiyaçtan (meşru şekilde) yiyenleri ayırır.
    • Sadece “Haksız yere ve bilerek” (Zulmen) yiyenler bu tehdidin muhatabıdır.

5. “Saly” (Yaslanmak/Girmek) Fiili:

  • İbare: سَيَصْلَوْنَ (Se-yaslevne)
  • Açıklama: “Yedhulûne” (Girecekler) denmemiş, “Yaslevne” denmiştir.
    • Saly: Bir şeyi ateşe tutup kızartmak demektir.
    • Ayet, onların cehennemde sadece “bulunmayacaklarını”, ateşin bizzat onlara temas edeceğini, etlerinin kızaracağını (fiziksel temas) vurgular.

6. “Saîr” (Çılgın Ateş):

  • Açıklama: Cehennemin normal adı (Nar/Cehennem) yerine, ateşin en harlı, en köpürmüş ve alevli hali olan “Saîr” seçilmiştir. Yetim malı yemenin cezası, “soğuk” bir cehennem değil, “çılgın” bir ateştir.

Allah, yetim malına el uzatan kişinin röntgenini çekiyor:

“Ey yetim malı yiyen! Şu an ağzında hissettiğin o tatlı lezzete aldanma. Sen aslında şu an, midene kor ateş dolduruyorsun. O mal, midende bir bombaya, ahirette ise seni kızartacak çılgın bir ateşe (Saîr) dönüşecek.”

4:11
يُوصِيكُمُ size vasiyet eder
ٱللَّهُ Allah
فِىٓ hakkında
أَوْلَـٰدِكُمْ ۖ çocuklarınız(ın alacağı miras)
لِلذَّكَرِ erkek evlada aittir
مِثْلُ misli/kadar(pay)
حَظِّ payı
ٱلْأُنثَيَيْنِ ۚ iki kız evladın
فَإِن eğer
كُنَّ iseler
نِسَآءًۭ bayan evlatlar
فَوْقَ fazla
ٱثْنَتَيْنِ iki ve ikiden
فَلَهُنَّ onlarındır
ثُلُثَا üçte ikisi
مَا o şeyin ki
تَرَكَ ۖ ölen geriye bıraktı
وَإِن ve eğer/şayet
كَانَتْ ise kız evlat
وَٰحِدَةًۭ bir tane
فَلَهَا onun içindir/ona aittir
ٱلنِّصْفُ ۚ (mirasın) yarısı
وَلِأَبَوَيْهِ ve (ölenin) anne ve babasına
لِكُلِّ وَٰحِدٍۢ her birisi için (ayrı ayrı)
مِّنْهُمَا o ikisine de(vardır)
ٱلسُّدُسُ altıda bir hisse
مِمَّا o şey ki miras olarak
تَرَكَ ölen geriye bıraktı
إِن eğer
كَانَ varsa
لَهُۥ onun (ölenin)
وَلَدٌۭ ۚ çocuğu/evladı(kız veya erkek sayı fark etmeksizin)
فَإِن eğer
لَّمْ يَكُن yoksa
لَّهُۥ onun(ölenin)
وَلَدٌۭ çocuğu
وَوَرِثَهُۥٓ ve ona mirasçı kalıyorsa
أَبَوَاهُ ana babası
فَلِأُمِّهِ anasına düşer
ٱلثُّلُثُ ۚ üçte bir
فَإِن eğer
كَانَ varsa
لَهُۥٓ onun(ölenin)
إِخْوَةٌۭ kardeşleri
فَلِأُمِّهِ anasının payı
ٱلسُّدُسُ ۚ altıda birdir
مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍۢ bu hükümler ölenin yaptığı vasiyyetten sonra yerine getirilir
يُوصِى vasiyet eder
بِهَآ (ölen)onun ile
أَوْ veya/yada
دَيْنٍ ۗ ölenin borçları ödendikten sonra
ءَابَآؤُكُمْ babalarınız
وَأَبْنَآؤُكُمْ ve oğullarınızdan
لَا تَدْرُونَ siz bilemezsiniz
أَيُّهُمْ hangisinin
أَقْرَبُ daha yakın olduğunu
لَكُمْ size
نَفْعًۭا ۚ fayda bakımından
فَرِيضَةًۭ bunlar koyulmuş haklardır
مِّنَ tarafından
ٱللَّهِ ۗ Allah
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
كَانَ dir
عَلِيمًا her şeyi bilen
حَكِيمًۭا hikmet sahibi
11

Ön Not: Hala, Dayı ve Teyze normal şartlarda (Asabe veya Farz sahibi olmadıkları için) mirasçı olmazlar (Zevil Erham’dırlar). Eş (Karı veya Koca) asla mirasın 3/4’ünü veya tamamını “sabit pay” olarak almaz.


📜 NİSA SURESİ 11. AYET (Miras Hukuku Kılavuzu)

  • Konu: Bu ayet (Nisâ 11), mirasın özellikle çocuklar ve anne-babalar arasındaki dağılımını temel alır.
  • Kapsam: Ölenin cinsiyeti (erkek mi, kadın mı) fark etmez; kurallar ortaktır (Sadece eşlerin payı Nisa 12’de ayrışır).
  • Sıralama: Miras; borç, cenaze masrafı ve vasiyet düşüldükten sonra kalan net miktara (Tereke) göre dağıtılır.

📖 Arapça Metin

يُوصِيكُمُ ٱللَّهُ فِىٓ أَوْلَـٰدِكُمْ ۖ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ ٱلْأُنثَيَيْنِ ۚ فَإِن كُنَّ نِسَآءًۭ فَوْقَ ٱثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ ۖ وَإِن كَانَتْ وَٰحِدَةًۭ فَلَهَا ٱلنِّصْفُ ۚ وَلِأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَٰحِدٍۢ مِّنْهُمَا ٱلسُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُۥ وَلَدٌۭ ۚ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُۥ وَلَدٌۭ وَوَرِثَهُۥٓ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ ٱلثُّلُثُ ۚ فَإِن كَانَ لَهُۥٓ إِخْوَةٌۭ فَلِأُمِّهِ ٱلسُّدُسُ ۚ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍۢ يُوصِى بِهَآ أَوْ دَيْنٍ ۗ ءَابَآؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ لَا تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًۭا ۚ فَرِيضَةًۭ مِّنَ ٱللَّهِ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًۭا


📖 Latin Harflerle Okunuş (Düzeltilmiş)

Yûsîkumu’llâhu fî evlâdikum. Li’z-zekeri mislu hazzi’l-unseyeyn. Fe-in kunne nisâen fevka’sneteyni fe-lehunne sulusâ mâ terak. Ve-in kânet vâhideten fe-lehe’n-nisf. Ve li-ebeveyhi li-kulli vâhidin minhumâ’s-sudusu mimmâ terake in kâne lehû veled. Fe-in lem yekun lehû veledun ve verisehû ebevâhu fe-li-ummihi’s-sulus. Fe-in kâne lehû ihvetun fe-li-ummihi’s-sudus. Min ba’di vasiyyetin yûsî bihâ ev deyn. Âbâukum ve ebnâukum lâ tedrûne eyyuhum akrabu lekum nef’â. Farîdatan minallâh. İnnallâhe kâne ‘alîman hakîmâ.


📖 Meal (Anlamı)

“Allah size, çocuklarınız(ın mirası) hakkında şöyle vasiyet eder (kesin talimat verir):

Erkeğe, iki dişinin payı kadar (pay) vardır. Fakat eğer o (çocuklar), ikiden fazla kadınlar (kızlar) iseler, (ölenin) bıraktığı malın üçte ikisi (2/3’ü) onlarındır. Ve eğer (o kız) tek bir ise, (mirasın) yarısı (1/2’si) onundur.

(Ölenin) anne ve babasına gelince; eğer ölenin bir çocuğu (kız veya erkek) varsa, o ikisinden her birine, bıraktığı maldan altıda bir (1/6) pay vardır. Eğer onun çocuğu yoksa ve ona (sadece) ana-babası mirasçı olmuşsa, o zaman annesi için üçte bir (1/3) vardır (gerisi babanındır).

Fakat eğer onun (ölenin) kardeşleri varsa, o takdirde annesi için (1/3 değil) altıda bir (1/6) vardır. (Bütün bu taksimler), ölenin yaptığı vasiyetten veya (varsa) borcundan sonradır.

Babalarınız ve oğullarınız; hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu siz bilemezsiniz. (Bu paylar), Allah’tan birer fariza (kesinleşmiş hüküm)dür. Şüphesiz Allah, (her şeyi) hakkıyla bilen (Alîm), (her işi) hikmetli olandır (Hakîm).”


📌 ADIM 0: Dağıtıma Başlamadan Önce (Temizlik)

  1. Cenaze Masrafları: Kefen, defin vs.
  2. Borçlar: Ölenin borçları (kul hakkı ve Allah hakkı).
  3. Vasiyet: Malın 1/3’ünü geçmeyecek şekilde yapılan vasiyetler.

Kalan Net Para: TEREKE (Miras)


📌 SENARYO 1: Sadece Çocuklar Varsa

  • 1 Kız + 1 Oğul: Miras 3’e bölünür. 1 pay kıza, 2 pay oğla.
  • Sadece Kızlar (2 ve üzeri): Mirasın 2/3’ünü aralarında eşit paylaşırlar. (Kalanı asabe alır).
  • Sadece Tek Kız: Mirasın 1/2’sini alır. (Kalanı asabe alır).

📌 SENARYO 2: Ölenin Anne ve Babası da Hayattaysa

Durum A: Ölenin Çocuğu VARSA
* Anne: 1/6
* Baba: 1/6 (+ Artan olursa alır)
* Kalan: Çocuklara.

Durum B: Ölenin Çocuğu YOKSA
* Anne: 1/3
* Baba: 2/3 (Kalanın tamamı - Asabe olarak)


📌 SENARYO 3: “Kardeşler” Faktörü (Hacb / Engelleme)

  • Ölenin çocuğu yok, babası var, annesi var + Kardeşleri var.
  • Anne: Kardeşler yüzünden payı 1/6’ya düşer.
  • Kardeşler: Baba olduğu için miras alamazlar.
  • Baba: Kalanın tamamını alır.

📌 SENARYO 4: SADECE ANNE VE KARDEŞLER VAR (Baba Yok)

  • Baba olmadığı için kardeşler mirasçı olur.
  • Anne: 1/6
  • Kardeşler: Kalanın tamamı (5/6). (Kendi aralarında paylaşırlar).

🛑 Geniş Aile (Amca, Hala, Dayı, Teyze) 🛑

(Hala, Dayı ve Teyze Fıkhen bu kişiler “Zevil Erham” sınıfındadır ve Asabe (Amca) varken miras alamazlar.)

1. Dede ve Nine

  • Dede: Baba yoksa babanın yerine geçer. (Baba ile aynı hükümleri alır).
  • Nine: Anne yoksa annenin yerine geçer (1/6 alır).

2. Amca, Hala, Dayı, Teyze Durumu

Bu grupta miras hukuku şöyledir:

  • Amca (Baba bir erkek kardeş): ASABE’dir. Yani çocuk, baba, dede yoksa malın kalanını alır.
  • Hala, Dayı, Teyze: Bunlar “Zevil Erham” (Uzak akraba) grubundadır.
    • Eğer ortada hiçbir Asabe (Amca, Yeğen vb.) ve hiçbir Farz Sahibi (Eş, Anne vb.) yoksa ancak o zaman miras alabilirler.
    • Normal şartlarda Amca varken Hala, Dayı ve Teyze miras alamaz.

Örnek (Baba/Çocuk Yok):

  • Mirasçılar: 2 Amca + 1 Hala + 1 Dayı.
  • Dağıtım:
    • 2 Amca: Malın TAMAMINI eşit paylaşırlar.
    • Hala ve Dayı: Miras alamazlar.

📌 EŞİN MİRASI (Nisa 12. Ayet Özeti)

Eşler (Karı-Koca) “Asabe” değildir, payları sabittir. Asla artmaz, malın tamamını alamazlar.

A. Koca’nın Mirası (Kadın Öldü)

  1. Çocuk Yoksa: Koca 1/2 (Yarım) alır.
  2. Çocuk Varsa: Koca 1/4 (Çeyrek) alır.

B. Karı’nın Mirası (Erkek Öldü)

  1. Çocuk Yoksa: Kadın 1/4 (Çeyrek) alır.
  2. Çocuk Varsa: Kadın 1/8 (Sekizde bir) alır.

📌 ÖZET TABLO

Aşağıdaki tablo, İslam Miras Hukuku (Feraiz) kurallarına göre kesinleşmiş oranlardır:

Ölenin Durumu Kızın Payı Oğlunun Payı Anne Baba Eş (Karı/Koca)
Oğul + Kız + Eş 1 Pay 2 Pay 1/6 1/6 1/8 (Kadın) veya 1/4 (Erkek)
Sadece Kızlar + Eş 2/3 (Ortak) - 1/6 1/6 + Artan 1/8 (Kadın) veya 1/4 (Erkek)
Tek Kız + Eş 1/2 - 1/6 1/6 + Artan 1/8 (Kadın) veya 1/4 (Erkek)
Çocuk Yok - - 1/3 Kalan 1/4 (Kadın) veya 1/2 (Erkek)
Çocuk Yok + Kardeş Var - - 1/6 Kalan 1/4 (Kadın) veya 1/2 (Erkek)

Miras dağıtırken şu sırayı takip ediniz:

  1. Eşlerin Payını Verin: (Çocuk var mı yok mu kontrol et, 1/4, 1/8 veya 1/2 ver).
  2. Anne-Babanın Payını Verin: (Çocuk varsa 1/6, yoksa Anne 1/3, Baba kalanı).
  3. Kalanı Çocuklara Verin: (Erkeğe 2, Kıza 1).
  4. Çocuk Yoksa: Kalanı Babaya (veya Baba yoksa Amca/Erkek Kardeşe) verin.

Allahu Teala bu ayetin sonunda:

“Bunlar Allah tarafından konulmuş farzlardır (sınırlardır). Siz kimin size daha faydalı olacağını bilemezsiniz, Allah bilir.”

diyerek hükmünü tam olarak açıklamış olur.

4:12
۞ وَلَكُمْ sizindir
نِصْفُ yarısı
مَا o şeyin ki
تَرَكَ geriye bıraktı
أَزْوَٰجُكُمْ ölen eşleriniz/kadınlarınız
إِن eğer
لَّمْ يَكُنْ yoksa
لَّهُنَّ ölen eşlerinizin/kadınlarınızın
وَلَدٌۭ ۚ çocukları
فَإِن eğer
كَانَ varsa
لَهُنَّ ölen eşlerinizin/kadınlarınızın
وَلَدٌۭ çocukları
فَلَكُمُ sizindir
ٱلرُّبُعُ dörtte biri
مِمَّا bıraktıklarının
تَرَكْنَ ۚ ölen bayan eşin tereke olarak
مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍۢ bu hükümler ölen bayan eşin varsa vasiyyetinden sonra yerine getirilir
يُوصِينَ vasiyet eder bayan eş
بِهَآ onun ile
أَوْ veya
دَيْنٍۢ ۚ ölenin borçları ödendikten sonra
وَلَهُنَّ ve bayan eşler içindir
ٱلرُّبُعُ dörtte biri
مِمَّا o şeyden ki
تَرَكْتُمْ bıraktınız siz(erkekler) tereke olarak
إِن eğer
لَّمْ يَكُن yoksa
لَّكُمْ sizin de
وَلَدٌۭ ۚ çocuğunuz
فَإِن eğer
كَانَ varsa
لَكُمْ sizin
وَلَدٌۭ çocuğunuz
فَلَهُنَّ o bayan eşlerinizindir
ٱلثُّمُنُ sekizde biri
مِمَّا bıraktığınızın
تَرَكْتُم ۚ siz erkeklerin geriye tereke olarak
مِّنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍۢ bu hükümler ölen erkek eşin yaptığı vasiyyetten sonra yerine getirilir
تُوصُونَ siz(erkekler) vasiyet edersiniz
بِهَآ onun ile
أَوْ veya
دَيْنٍۢ ۗ ölen erkek eşin borçları ödendikten sonra
وَإِن ve eğer/şayet
كَانَ ise
رَجُلٌۭ bir erkek
يُورَثُ mirası dağıtılır
كَلَـٰلَةً evladı(çocuğu) ve babası olmayan
أَوِ veya
ٱمْرَأَةٌۭ bir kadın
وَلَهُۥٓ ve onun varsa
أَخٌ bir erkek kardeşi
أَوْ veya
أُخْتٌۭ bir kızkardeşi
فَلِكُلِّ o zaman her
وَٰحِدٍۢ birine
مِّنْهُمَا o ikisinden
ٱلسُّدُسُ ۚ altıda bir düşer
فَإِن eğer
كَانُوٓا۟ iseler
أَكْثَرَ fazla
مِن den/dan
ذَٰلِكَ bu(bir)
فَهُمْ o zaman onlar
شُرَكَآءُ ortaktırlar
فِى de
ٱلثُّلُثِ ۚ üçte bir
مِنۢ den
بَعْدِ sonra
وَصِيَّةٍۢ vasiyyetten
يُوصَىٰ vasiyet edilir
بِهَآ onun ile
أَوْ veya
دَيْنٍ ölenin borçları ödendikten sonra
غَيْرَ olmaksızın
مُضَآرٍّۢ ۚ hile yapıp zarar verici
وَصِيَّةًۭ vasiyyettir
مِّنَ tan
ٱللَّهِ ۗ Allah
وَٱللَّهُ Allah
عَلِيمٌ bilendir
حَلِيمٌۭ halimdir
12

Nisa Suresi 12. Ayet, miras hukukunun (Feraiz ilminin) en teknik ve detaylı ayetidir. Eşlerin ve “Kelâle” (yan soyun) durumunu düzenler.


1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَاجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌ ۚ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ ۚ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ ۚ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌ ۚ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم ۚ مِّن بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا أَوْ دَيْنٍ ۗ وَإِن كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً أَوِ امْرَأَةٌ وَلَهُ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا السُّدُسُ ۚ فَإِن كَانُوا أَكْثَرَ مِن ذَلِكَ فَهُمْ شُرَكَاءُ فِي الثُّلُثِ ۚ مِن بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَىٰ بِهَا أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارٍّ ۚ وَصِيَّةً مِّنَ اللَّهِ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ

Latin Okunuşu:
Ve lekum nisfu mâ terake ezvâcukum in lem yekun lehunne veled. Fe-in kâne lehunne veledun fe-lekumu’r-rubu’u mimmâ terakne. Min ba’di vasiyyetin yûsîne bihâ ev deyn. Ve lehunne’r-rubu’u mimmâ teraktum in lem yekun lekum veled. Fe-in kâne lekum veledun fe-lehunne’s-sumunu mimmâ teraktum. Min ba’di vasiyyetin tûsûne bihâ ev deyn. Ve in kâne raculun yûrasu kelâleten evi’mraetun ve lehû ahun ev uhtun fe-li-kulli vâhidin minhume’s-sudus. Fe-in kânû eksera min zâlike fe-hum şurakâu fi’s-sulus. Min ba’di vasiyyetin yûsâ bihâ ev deynin ğayra mudârr. Vasiyyeten minallâh. Vallâhu ‘alîmun halîm.

Meali:
“Eğer (ölen) eşlerinizin (kadınların) çocuğu yoksa, geriye bıraktıklarının yarısı (1/2) sizindir (erkeklerindir). Yok eğer onların bir çocuğu varsa, o zaman bıraktıklarının dörtte biri (1/4) sizindir. (Bu paylaştırma), onların yaptığı vasiyetten veya borçtan sonradır.

Eğer sizin (ölen erkeklerin) çocuğunuz yoksa, bıraktıklarınızın dörtte biri (1/4) onlarındır (kadınlarındır). Yok eğer sizin bir çocuğunuz varsa, bıraktıklarınızın sekizde biri (1/8) onlarındır. (Bu da) yaptığınız vasiyetten veya borçtan sonradır.

Eğer mirası aranan erkek veya kadın, (geride ne çocuk ne de baba bırakan) ‘Kelâle’ durumunda ise; ve onun (anne tarafından) bir erkek kardeşi veya bir kız kardeşi varsa; o ikisinden her birine altıda bir (1/6) vardır. Fakat eğer onlar, bundan daha çok (2 veya üzeri) iseler; o takdirde onlar üçte bire (1/3’e) ortaktırlar. (Bu da), kimseye zarar verilmemek şartıyla, yapılan vasiyetten veya borçtan sonradır. (Bütün bunlar) Allah’tan bir vasiyettir (emirdir). Allah (her şeyi) hakkıyla bilen, (cezalandırmada acele etmeyen) Halîm’dir.”


2. İrab Tablosu (Kelime Analizi)

A. Koca’nın Mirası (Erkek Tarafı)

Arapça Kelime Türkçe Anlamı Gramer Görevi (İrab)
وَلَكُمْ (Ve Lekum) Ve size (aittir) Atıf + Haber-i Mukaddem (Öne geçmiş yüklem)
نِصْفُ (Nisfu) Yarısı Mübteda-i Muahhar (Sona kalmış özne)
مَا تَرَكَ (Mâ Terake) Bıraktığı şeyin Muzafun İleyh + Sıla Cümlesi
أَزْوَاجُكُمْ (Ezvâcukum) Eşleriniz Terake fiilinin Faili (Öznesi)
إِن لَّمْ يَكُن (İn lem yekun) Eğer olmazsa Şart Edatı + Cezim Fiili (Nâkıs)
لَّهُنَّ (Lehunne) Onların (var) Yekun’un Haberi (Öne geçmiş)
وَلَدٌ (Veledun) Bir çocuğu Yekun’un İsmi (Sona kalmış)
فَإِن كَانَ (Fe-in kâne) Fakat eğer olursa Cevap/Takip + Şart + Fiil
فَلَكُمُ (Fe-lekumu) O zaman size aittir Cevab-ı Şart + Haber
الرُّبُعُ (Er-Rubu’u) Dörtte bir (1/4) Mübteda

B. Bayan Eşin Mirası (Kadın Tarafı)

Arapça Kelime Türkçe Anlamı Gramer Görevi (İrab)
وَلَهُنَّ (Ve Lehunne) Ve onlara (eşlere) Atıf + Haber-i Mukaddem
الرُّبُعُ (Er-Rubu’u) Dörtte bir Mübteda
مِمَّا تَرَكْتُمْ (Mimmâ Teraktum) Sizin bıraktığınızdan Car-Mecrur + Sıla Cümlesi
فَإِن كَانَ (Fe-in kâne) Eğer olursa Şart Cümlesi
لَكُمْ (Lekum) Sizin (var) Haber-i Mukaddem
وَلَدٌ (Veledun) Bir çocuğunuz Kâne’nin İsmi
فَلَهُنَّ (Fe-lehunne) O zaman onlara Cevab-ı Şart
الثُّمُنُ (Es-Sumunu) Sekizde bir (1/8) Mübteda

C. Kelâle (Kardeşler) ve Kapanış

Arapça Kelime Türkçe Anlamı Gramer Görevi (İrab)
يُورَثُ (Yûrasu) Mirası dağıtılan Fiil (Sıfat Cümlesi)
كَلَالَةً (Kelâleten) Kelale olarak Hal (Durum)
أَخٌ أَوْ أُخْتٌ (Ahun ev Uhtun) Erkek veya kız kardeş Mübteda (Haber: Lehû)
فَلِكُلِّ وَاحِدٍ (Fe-li-kulli vâhidin) O zaman her birine Cevab-ı Şart
السُّدُسُ (Es-Sudusu) Altıda bir (1/6) Mübteda
شُرَكَاءُ (Şurakâu) Ortaktırlar Haber
فِي الثُّلُثِ (Fi’s-Sulus) Üçte birde (1/3) Car-Mecrur
غَيْرَ مُضَارٍّ (Ğayra Mudârr) Zarar vermeksizin Hal (Durum)
وَصِيَّةً (Vasiyyeten) Bir vasiyet olarak Mef’ûl-ü Mutlak veya Hal
حَلِيمٌ (Halîm) (Cezada) Acele etmeyen Allah’ın Sıfatı

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Ayetin edebi gücü ve hukuki incelikleri:

1. “Veled” (Çocuk) Kelimesinin Kapsayıcılığı:

  • İncelik: Ayet “Oğul” (İbn) dememiş, “Veled” demiştir.
    • Bu, çocuğun kız veya erkek olmasının fark etmeyeceğini gösterir. Ölenin kızı da olsa, oğlu da olsa, eşin payı (1/2’den 1/4’e veya 1/4’ten 1/8’e) düşer.

2. “Ğayra Mudârr” (Zarar Vermeksizin) Kaydı:

  • İncelik: Mirasçılara zarar verme kastıyla (hileli) yapılan borçlanmaların veya aşırı vasiyetlerin geçersiz olduğunu ve Allah katında büyük günah olduğunu ifade eden hukuki bir fren mekanizmasıdır.

3. “Kelâle”de Cinsiyet Eşitliği:

  • İncelik: Normalde mirasta “Erkeğe iki, kadına bir” kuralı vardır.
    • Ancak “Kelâle” (Anne bir kardeşler) konusunda, ayet “Her birine 1/6” ve “Ortaktırlar” diyerek, burada erkek ve kız kardeşi eşit tutmuştur. (Çünkü bağ sadece anne üzerindendir).

4. Esma-i Hüsna ile Kapanış (Alîm ve Halîm):

  • Alîm: “Allah kimin mirasa daha layık olduğunu ve kimin hile yaptığını (zarar verdiğini) bilir.”
  • Halîm: “Allah, haksızlık yapanları hemen cezalandırmaz, mühlet verir (tövbe etsinler diye). Ama unutmaz.” (Bu, miras kaçıranlara yönelik sessiz bir tehdittir).

4. Örnekli Miras Hesaplama (Senaryolar)

Bu ayetin pratiğe dökülmüş hali şöyledir:

Senaryo A: Koca’nın Mirası (Kadın Öldü)

  1. Çocuk Yok: Kadın öldü, çocuğu yok.

    • Koca: Malın Yarısını (1/2) alır.
  2. Çocuk Var: Kadın öldü, (bu kocadan veya başkasından) çocuğu var.

    • Koca: Malın Dörtte birini (1/4) alır.

Senaryo B: Karı’nın Mirası (Erkek Öldü)

  1. Çocuk Yok: Erkek öldü, çocuğu yok.

    • Karı (Eş): Malın Dörtte birini (1/4) alır.
    • (Not: 2-3 eşi varsa, hepsi bu 1/4’ü paylaşır).
  2. Çocuk Var: Erkek öldü, çocuğu var.

    • Karı (Eş): Malın Sekizde birini (1/8) alır.

Senaryo C: Kelâle (Kardeşlerin Mirası)

Şart: Ölenin Çocuğu YOK ve Babası YOK.

  1. Tek Kardeş Varsa (Anne Bir):

    • Erkek veya Kız fark etmez: 1/6 (Altıda bir) alır.
  2. Birden Fazla Kardeş Varsa (Anne Bir):

    • Toplamda 1/3 (Üçte bir) alırlar ve aralarında EŞİT paylaşırlar.

Allah bu ayetle, karı-koca arasındaki mali dengeyi kurmuş ve kimsesiz (Kelâle) kalanların malının zayi olmamasını sağlamıştır.

Sonundaki “Allah Halîm’dir” ifadesi ise şu mesajı verir:

“Miras paylaşırken hile yapıp, sahte borçlar çıkarıp mirasçıları zarara sokanlar (Ğayra mudarr), Allah’ın azabından kurtulamazlar. Allah biliyor (Alîm) ve sadece şimdilik erteliyor (Halîm).”

4:13
تِلْكَ işte bunlar
حُدُودُ sınırlarıdır
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın
وَمَن ve kim ki
يُطِعِ ita'at ederse
ٱللَّهَ Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ve onun Resulune
يُدْخِلْهُ (Allah onu) koyar
جَنَّـٰتٍۢ cennetlere
تَجْرِى akar
مِن ndan
تَحْتِهَا Onun(cennetlerin) altları
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar
خَـٰلِدِينَ ebedi kalıcılar olarak
فِيهَا ۚ orada
وَذَٰلِكَ işte budur
ٱلْفَوْزُ başarı
ٱلْعَظِيمُ büyük
13

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ ۚ وَمَن يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ۚ وَذَٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

Okunuşu:
Tilke hudûdullâh. Ve men yuti’illâhe ve resûlehû yudhilhu cennâtin tecrî min tahtihe’l-enhâru hâlidîne fîhâ. Ve zâlike’l-fevzu’l-‘azîm.

Tam Vurgulu Meali:
“İşte bunlar (bu miras hükümleri), Allah’ın (koyduğu) sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse (bu sınırlara uyarsa), Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar; orada ebedi kalıcıdırlar. İşte o büyük kurtuluş / başarı budur.”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

Kelime kelime yapı analizi ve Türkçe karşılıkları:

1. Tilke (تِلْكَ):

  • Kelime Türü: İşaret İsmi (Müennes/Dişil - Uzak için).
  • Anlamı: İşte bunlar / Şu (hükümler).
  • İrabı: Mübteda (Özne).

2. Hudûdu (حُدُودُ):

  • Kelime Türü: İsim (Hadd’in çoğulu).
  • Anlamı: Sınırlar, kanunlar, çiğnenmemesi gereken çizgiler.
  • İrabı: Haber (Yüklem).

3. Allâhi (اللَّهِ):

  • Kelime: Lafza-i Celal.
  • İrabı: Muzafun İleyh (Tamlama). “Allah’ın sınırları”.

4. Ve Men (وَمَن):

  • Ve: İsti’nafiyye (Yeni cümle) veya Atıf.
  • Men: Şart İsmi. (Kim ki…). Mübteda.

5. Yuti’i (يُطِعِ):

  • Kelime Türü: Fiil-i Muzari (İf’al Babı).
  • Kök: (ط و ع) Tâa.
  • Anlamı: İtaat ederse / Boyun eğerse.
  • İrabı: Fiil-i Şart. (Şart edatından dolayı meczumdur/cezimli).
    • Not: Okunuşta geçiş (vasıl) olduğu için sonundaki sükun esreye dönüşmüştür (Yuti’i-llâhe).

6. Allâhe (اللَّهَ):

  • Anlamı: Allah’a.
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih (Nesne).

7. Ve Resûlehû (وَرَسُولَهُ):

  • Ve: Atıf.
  • Resûle: Elçisine. (“Allah” lafzına atıftır).
  • Hû: Onun.

8. Yudhilhu (يُدْخِلْهُ):

  • Kelime Türü: Fiil-i Muzari (İf’al Babı).
  • Kök: (د خ ل) Dehale.
  • Anlamı: Onu girdirir / sokar / koyar.
  • İrabı: Cevab-ı Şart (Şartın sonucu). Meczumdur (Cezimlidir).
  • Hu: Zamir (Onu - İtaat edeni). Mef’ûl.

9. Cennâtin (جَنَّاتٍ):

  • Kelime Türü: İsim (Cemi Müennes Salim).
  • Anlamı: Cennetlere / Bahçelere.
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih.
    • Not: Cemi müennes olduğu için nasb (üstün) alameti Esre (Kesra) iledir.

10. Tecrî (تَجْرِي):

  • Fiil: Akar.
  • Cümle: “Cennât” kelimesinin Sıfatıdır.

11. Min Tahtihâ (مِن تَحْتِهَا):

  • Min: -den.
  • Tahti: Altı.
  • Hâ: Onun (Cennetlerin).

12. El-Enhâru (الْأَنْهَارُ):

  • Kelime Türü: İsim (Nehir’in çoğulu).
  • Anlamı: Irmaklar / Nehirler.
  • İrabı: “Tecrî” fiilinin Failidir.

13. Hâlidîne (خَالِدِينَ):

  • Kelime Türü: İsim (İsm-i Fail - Çoğul).
  • Anlamı: Ebedi kalanlar / Sonsuz kalıcılar olarak.
  • İrabı: Hal (Durum zarfı).
    • Kime haldir? “Yudhilhu”daki “Hu” (O) zamirine.
    • Dikkat: Zamir tekil (Hu), Hal çoğul (Hâlidîn). (Aşağıda belagatta açıklanacak).

14. Fîhâ (فِيهَا):

  • Anlamı: Orada / İçinde.

15. Ve Zâlike (وَذَٰلِكَ):

  • Ve: Atıf.
  • Zâlike: İşte şu / İşte bu. Mübteda.

16. El-Fevzu (الْفَوْزُ):

  • Kelime Türü: İsim.
  • Anlamı: Kurtuluş, başarı, zafer.
  • İrabı: Haber.

17. El-‘Azîmu (الْعَظِيمُ):

  • Kelime Türü: Sıfat.
  • Anlamı: Büyük, muazzam.
  • İrabı: “Fevz” kelimesinin sıfatı.

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

1. “Hudûdullah” (Allah’ın Sınırları) İfadesi:

  • İbare: تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ (Tilke Hudûdullâh)
  • Açıklama:
    • Allah miras paylarına “Tavsiyeler” veya “Kurallar” demedi; “Sınırlar” (Hudud) dedi.
    • Neden? Sınır (Hudud), mayın tarlası gibidir. İhlal edilmesi felakettir.
    • Miras payını değiştirmek (kıza az, erkeğe çok vermek veya tam tersi), Allah’ın çizdiği ülke sınırını ihlal etmek gibi büyük bir suç sayılmıştır.

2. İşaret İsmiyle Tazim (Tilke):

  • Açıklama: Yakınımızdaki hükümlere uzaktaki “Tilke” (Şunlar) denmesi, o hükümlerin mertebesinin yüceliğini (Uluvv-i rütbe) gösterir.

3. Tekil Zamirden Çoğul Hale Geçiş (İltifat/Manaya Haml):

  • İbare: يُدْخِلْهُ (Yudhilhu - Tekil) … خَالِدِينَ (Hâlidîne - Çoğul).
  • Açıklama:
    • Cümle “Kim itaat ederse” (Tekil) diye başladı, “Onu koyar” (Tekil) diye devam etti.
    • Ama “Kalıcılar olarak” (Çoğul) dendi.
    • Hikmet: “Men” (Kim) kelimesi, lafzen tekil ama manen çoğuldur (herkesi kapsar). Allah burada lafızdan manaya geçerek, cennete girenlerin yalnız olmayacağını, müminler topluluğu ile beraber ebedi kalacaklarını hissettirmiştir.

4. Marife Haber ile Hasr (Zâlike’l-Fevz):

  • İbare: ذَٰلِكَ الْفَوْزُ (Zâlike’l-Fevzu)
  • Açıklama: “Zâlike fevzun” (Bu bir başarıdır) denmemiş.
    • “El-Fevz” (O asıl başarı) denmiştir.
    • Mana: Dünyada mirastan çok pay almak başarı değildir. Asıl ve tek başarı, Allah’ın sınırlarına uyup cennete girmektir.

5. “İtaat” Şartı:

  • Açıklama: Miras ayetlerinin hemen arkasından “Kim Allah ve Resulüne itaat ederse” denmesi; Miras hukukunu uygulamanın, Allah ve Resulüne itaatin en somut göstergesi olduğunu vurgular. Mirası kafasına göre dağıtan, itaat etmemiş sayılır.

Allah, mirasın matematiğini bitirdikten sonra felsefesini koyuyor:

“Ey kullarım! Bu 1/2’ler, 1/6’lar basit rakamlar değildir. Bunlar Benim çizdiğim ‘Kırmızı Çizgilerdir’ (Hudûdullah). Kim bu çizgilere basmadan yürürse, onu altından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Gerçek zenginlik ve başarı (Fevz), babadan kalan mirası kapmak değil, bu imtihanı kazanmaktır.”

4:14
وَمَن ve kim
يَعْصِ karşı gelir
ٱللَّهَ Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ve Elçisi'ne
وَيَتَعَدَّ ve aşarsa
حُدُودَهُۥ O'nun sınırlarını
يُدْخِلْهُ (Allah onu) sokar
نَارًا ateşe
خَـٰلِدًۭا ebedi/sonsuz kalıcı olarak
فِيهَا onun içinde/içerisinde
وَلَهُۥ ve ona vardır
عَذَابٌۭ bir azab
مُّهِينٌۭ alçaltıcı
14

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُّهِينٌ

Okunuşu:
Ve men ya’sıillâhe ve resûlehû ve yete’adde hudûdehû yudhilhu nâran hâliden fîhâ. Ve lehû ‘azâbun muhîn.

Tam Vurgulu Meali:
“Kim de Allah’a ve Elçisi’ne isyan eder ve O’nun (koyduğu) sınırları aşarsa/çiğnerse, (Allah) onu içinde ebedi kalıcı olduğu bir ateşe sokar. Ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

1. Ve Men (وَمَن):

  • Ve (وَ): Atıf Harfi. (Önceki “Kim itaat ederse” cümlesine atıftır).
  • Men (مَن): Şart İsmi (Kim ki…). Mübteda (Özne).

2. Ya’si (يَعْصِ):

  • Kelime Türü: Fiil-i Muzari (İsyan eder / Karşı gelir).
  • İrabı: Fiil-i Şart (Şart fiili).
    • Gramer Notu: Şart edatından dolayı Meczumdur (Cezimlidir).
    • Cezim Alameti: Sonundaki illet harfi olan “Ye” (ي) düşmüştür. (Aslı: Ya’sî يعصي).

3. Allâhe (اللَّهَ):

  • Lafza-i Celal: Mef’ûl-ü Bih (Nesne). (Allah’a).

4. Ve Resûlehû (وَرَسُولَهُ):

  • Ve: Atıf.
  • Resûle: (Elçisine). Allah lafzına matuftur.
  • Hû: (Onun).

5. Ve Yete’adde (وَيَتَعَدَّ):

  • Kelime Türü: Fiil-i Muzari (Tefa’ul Babı).
  • Anlamı: Haddi aşarsa, sınırları ihlal ederse, tecavüz ederse.
  • İrabı: “Ya’si” fiiline atfedildiği için bu da Meczumdur.
    • Cezim Alameti: Sonundaki illet harfi “Elif-i Maksura” (ى) düşmüştür. (Aslı: Yete’addâ يتعدى).

6. Hudûdehû (حُدُودَهُ):

  • Hudûde: Mef’ûl-ü Bih. (Sınırlarını).
  • Hû: (Onun/Allah’ın).

7. Yudhilhu (يُدْخِلْهُ):

  • Yudhil (يُدْخِلْ): Fiil-i Muzari (İf’al Babı).
    • Anlamı: Onu sokar / girdirir.
    • İrabı: Cevab-ı Şart (Şartın sonucu). Meczumdur (Cezimlidir).
    • Fail: Gizli “Huve” (Allah).
  • Hu (هُ): Zamir (Onu - İsyan edeni). Mef’ûl.

8. Nâran (نَارًا):

  • Kelime Türü: İsim (Ateş).
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih (veya Zarf). Mensuptur.

9. Hâliden (خَالِدًا):

  • Kelime Türü: İsim (İsm-i Fail - Tekil).
  • Anlamı: Ebedi kalan / Sonsuz kalıcı olarak.
  • İrabı: Hal (Durum zarfı).
    • Kime Haldir? “Yudhilhu”daki “Hu” zamirine.

10. Fîhâ (فِيهَا):

  • Fî: İçinde.
  • Hâ: Onun (Ateşin).

11. Ve Lehû (وَلَهُ):

  • Ve: Atıf.
  • Lehu: Onun için vardır. (Haber-i Mukaddem).

12. ‘Azâbun (عَذَابٌ):

  • Kelime Türü: İsim. (Azap / Ceza).
  • İrabı: Mübteda-i Muahhar. Merfudur.

13. Muhîn (مُّهِينٌ):

  • Kelime Türü: Sıfat (İsm-i Fail - İf’al Babı).
  • Kök: (ه و ن) Hevne. (Horluk, alçaklık).
  • Anlamı: Alçaltıcı, rezil edici, onur kırıcı.
  • İrabı: “Azab”ın sıfatıdır.

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

1. Tıbak (Zıtlık) ve Mukabele:

  • Açıklama: Bu ayet, bir önceki (13.) ayetle tam bir simetri oluşturur:
    • Orada: Yuti’illâhe (İtaat ederse) <-> Burada: Ya’sillâhe (İsyan ederse).
    • Orada: Cennât (Cennetler) <-> Burada: Nâr (Ateş).
    • Orada: Fevz (Kurtuluş) <-> Burada: Azâb (Ceza).
    • Bu zıtlık, hak ile batılın arasını keskin bir çizgiyle ayırır.

2. Hal Zamirindeki İncelik (Tekil vs Çoğul):

  • İbare: خَالِدًا (Hâliden - Tekil).
  • Açıklama:
      1. Ayette cennetlikler için “Hâlidîne” (Çoğul - Kalıcılar) denmişti.
    • Burada cehennemlik için “Hâliden” (Tekil - Kalıcı) deniyor.
    • Muazzam Nükte: Cennette “dostlarla beraber olmak” lezzeti artırır (çoğul). Ama cehennemde ve azapta insan yalnız kalmak ister, başkasını görmez, acısıyla baş başadır. Azabın yalnızlığı ve kimsesizliği “Tekil” kipiyle hissettirilmiştir.

3. “Hudûd” (Sınır) İhlali ve “Taaddî”:

  • İbare: يَتَعَدَّ حُدُودَهُ (Yete’adde hudûdehû)
  • Açıklama: Miras paylarını değiştirmek (kadına vermemek veya az vermek), Allah’ın çizdiği sınıra tecavüz etmektir (Taaddî).
    • Bu sadece bir hata değil, Allah’ın mülküne (egemenlik alanına) bir saldırı olarak tanımlanmıştır.

4. “Muhîn” (Alçaltıcı) Sıfatı:

  • İbare: عَذَابٌ مُّهِينٌ (‘Azâbun muhîn)
  • Açıklama: Neden “Elim” (Acı verici) veya “Azim” (Büyük) değil de “Muhîn” (Alçaltıcı)?
    • Sebep: Miras hukukunu çiğneyenler genelde Kibirli insanlardır (Kadını hor görür, malı kendine layık görür, büyüklük taslar).
    • Ceza: Kibirli insanın cezası, ateşin yakmasından çok, aşağılanmaktır.
    • “Cezanın, işlenen suçun cinsinden olması” (El-Cezâu min cinsi’l-amel) kuralı gereği, kibirlilere “Onur kırıcı” azap verilir.

Allah, miras dağıtımını yapmayan veya değiştirenleri şöyle tehdit ediyor:

“Miras payları Benim sınırımdır (Hudud). Kim bu sınırı aşar da ‘Benim dediğim olacak’ derse, Benim egemenliğime isyan etmiş olur. Bu isyanın cezası, yalnız başına (Hâliden) ateşe atılmak ve dünyadaki o kibrinin burnundan fitil fitil getirileceği ‘aşağılayıcı’ (Muhîn) bir azap görmektir.”

4:15
وَٱلَّـٰتِى o kadınlar ki
يَأْتِينَ yaptı/işledi
ٱلْفَـٰحِشَةَ fuhuş/yüz kızartıcı suç/zina/aşırı çirkinlik
مِن dan
نِّسَآئِكُمْ sizin kadınlarınız
فَٱسْتَشْهِدُوا۟ şahit isteyin/şahit getirmelerini talep edin
عَلَيْهِنَّ o kadınların aleyhine
أَرْبَعَةًۭ dört erkek kişi
مِّنكُمْ ۖ sizden (Müslüman erkeklerden)
فَإِن eğer
شَهِدُوا۟ onlar şahidlik ederlerse
فَأَمْسِكُوهُنَّ o zaman onları tutun/hapsedin/dışarı çıkarmayın
فِى içinde
ٱلْبُيُوتِ evlerin
حَتَّىٰ kadar
يَتَوَفَّىٰهُنَّ o kadınları alıncaya
ٱلْمَوْتُ ölüm
أَوْ ya da
يَجْعَلَ kılar/yapar
ٱللَّهُ Allah
لَهُنَّ o kadınlar için
سَبِيلًۭا bir yol
15

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَاللَّاتِي يَأْتِينَ الْفَاحِشَةَ مِن نِّسَائِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ أَرْبَعَةً مِّنكُمْ ۖ فَإِن شَهِدُوا فَأَمْسِكُوهُنَّ فِي الْبُيُوتِ حَتَّىٰ يَتَوَفَّاهُنَّ الْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ اللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلًا

Okunuşu:
Ve’l-lâtî ye’tîne’l-fâhişete min nisâikum festeşhidû ‘aleyhinne arba’aten minkum. Fe-in şehidû fe-emsikûhunne fi’l-buyûti hattâ yeteveffâhunne’l-mevtu ev yec’alallâhu lehunne sebîlâ.

Tam Vurgulu Meali:
“Kadınlarınızdan fuhuş (çirkin hayasızlık / zina) yapanlara gelince; onlara karşı içinizden dört şahit getirin / şahitlik isteyin. Eğer (o dört kişi bu suça) şahitlik ederlerse, ölüm onları alıp götürünceye veya Allah onlar için (yeni) bir yol açıncaya kadar onları evlerde tutun (hapsedin).”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

1. Ve’l-Lâtî (وَاللَّاتِي):

  • Ve (وَ): İsti’nafiyye (Yeni konuya başlangıç).
  • El-Lâtî (اللَّاتِي): İsm-i Mevsul (O kadınlar ki…).
    • Elletî‘nin çoğuludur.
    • İrabı: Mübteda (Özne). Mahallen merfudur.

2. Ye’tîne (يَأْتِينَ):

  • Kelime Türü: Fiil-i Muzari.
  • Kök: (أ ت ي) Etâ. (Geldi, yaptı, işledi).
  • Fail: “Nun-u Nisve” (ن) (O kadınlar).
  • Cümle: Sıla Cümlesidir (Mevsulun açıklaması).

3. El-Fâhişete (الْفَاحِشَةَ):

  • Kelime Türü: İsim.
  • Kök: (ف ح ش) Fahuşe. (Çirkinleşti, haddi aştı).
  • Anlamı: Yüz kızartıcı suç, zina, aşırı çirkinlik.
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih (Nesne). Mensuptur.

4. Min Nisâikum (مِن نِّسَائِكُمْ):

  • Min: -den. (Beyan/Açıklama).
  • Nisâi: Kadınlar.
  • Kum: Sizin. (Müslüman kadınlardan).

5. Festeşhidû (فَاسْتَشْهِدُوا):

  • Fe (فَ): Zâide veya Râbıta. (Mübteda “İsm-i Mevsul” olduğu için haberine “Fe” gelmesi yaygındır).
  • İsteşhidû: Emir Fiili (İstif’al Babı).
    • Kök: (ش ه د) Şehide.
    • Anlamı: Şahit isteyin, şahit getirmelerini talep edin.
    • Fail: “Vav” (Siz idareciler/hakimler).
    • İrabı: Haber Cümlesi.

6. ‘Aleyhinne (عَلَيْهِنَّ):

  • ‘Alâ: Karşı / Aleyhine.
  • Hinne: Onların (O kadınların).

7. Arba’aten (أَرْبَعَةً):

  • Kelime: Dört (kişi).
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih.

8. Minkum (مِّنكُمْ):

  • Min: -den.
  • Kum: Sizden (Müslüman erkeklerden).

9. Fe-in Şehidû (فَإِن شَهِدُوا):

  • Fe: Atıf.
  • İn: Şart Edatı.
  • Şehidû: Fiil-i Mazi (Şahitlik ederlerse). Şart Fiili.

10. Fe-emsikûhunne (فَأَمْسِكُوهُنَّ):

  • Fe: Cevab-ı Şart.
  • Emsikû: Emir Fiili (İf’al Babı).
    • Kök: (م س ك) Meseke. (Tuttu). Emseke (Haps, tuttu, salmadı).
    • Anlamı: Onları tutun / hapsedin.
  • Hunne: Onları. Mef’ûl.

11. Fi’l-Buyûti (فِي الْبُيُوتِ):

  • Fî: İçinde.
  • El-Buyûti: Evler. (Beyt’in çoğulu).

12. Hattâ (حَتَّىٰ):

  • Görevi: Gaye (Sınır) bildiren edat. (…-e kadar / -inceye kadar).

13. Yeteveffâhunne (يَتَوَفَّاهُنَّ):

  • Yeteveffâ: Fiil-i Muzari (Tefe’ul Babı).
    • Kök: (و ف ي) Vefâ.
    • Anlamı: Canını tam olarak alır, vefat ettirir.
  • Hunne: Onları. (Öne geçmiş Mef’ûl).

14. El-Mevtu (الْمَوْتُ):

  • Kelime Türü: İsim.
  • İrabı: Fail (Özne). Canı alan kim? Ölüm.

15. Ev Yec’alallâhu (أَوْ يَجْعَلَ اللَّهُ):

  • Ev: Veya.
  • Yec’ale: Fiil-i Muzari (Kılar / Yapar). (Nasb olmuştur, çünkü gizli bir “En” vardır).
  • Allâhu: Fail (Allah).

16. Lehunne Sebîlen (لَهُنَّ سَبِيلًا):

  • Sebîlen: Yol, çıkış yolu, yeni bir kanun. (Mef’ûl).

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

1. “Fâhişe” (Çirkinlik) Kelimesi (Kinaye):

  • İbare: يَأْتِينَ الْفَاحِشَةَ (Ye’tîne’l-fâhişete)
  • Açıklama: Ayet “Zina” kelimesini kullanmamış, “El-Fâhişe” (Aşırı çirkin, haddi aşan, yüz kızartıcı fiil) demiştir.
    • Bu, eylemin toplum vicdanındaki iğrençliğini ve kabul edilemezliğini vurgular. Suçun adını değil, niteliğini ön plana çıkarır.

2. “İtyân” (Gelmek/Yapmak) Fiili:

  • Açıklama: “Ye’tîne” (Geliyorlar / Getiriyorlar) fiili, bu suçun sanki bir yerden alınıip topluma getirilen bir “bela” gibi olduğunu hissettirir. Suçu bizzat işlemek anlamında kullanılır.

3. Sayısal Belirtme (Arba’a / Dört):

  • İbare: أَرْبَعَةً مِّنكُمْ (Arba’aten minkum)
  • Açıklama: Normalde İslam hukukunda şahitlik için 2 kişi yeterlidir.
    • Ancak zina suçunda 4 erkek şahit istenmiştir.
    • Hikmet: Bu, suçun ispatını zorlaştırarak (neredeyse imkansız hale getirerek) insanların onurunu ve aile mahremiyetini korumaktır. “Gözünüzle görmediyseniz iftira atmayın” demektir.

4. İsnad-ı Mecazi (Ölümün Alması):

  • İbare: يَتَوَفَّاهُنَّ الْمَوْتُ (Yeteveffâhunne’l-mevtu)
  • Açıklama: “Ölünceye kadar” denmemiş, “Ölüm onları (tam teslim) alıncaya kadar” denmiştir.
    • Burada “Ölüm”, canı alan bir görevli (Azrail) gibi kişileştirilmiştir (Teşhis).
    • Teveffî: Bir şeyi eksiksiz, tam olarak teslim almaktır. Ölüm, ruhu bedenden tam olarak çekip alır.

5. “Sebîl” (Yol) ile İbham (Kapalılık):

  • İbare: يَجْعَلَ اللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلًا (Yec’alallâhu lehunne sebîlâ)
  • Açıklama: “Allah yeni bir hüküm indirene kadar” denmemiş, “Bir yol açana kadar” denmiştir.
    • Bu, ayetin hükmünün geçici olduğunu (hapis cezasının), ileride yeni bir düzenleme (Nûr Suresi’ndeki celde/sopa veya recm) geleceğini haber veren bir “ilahi sinyal”dir.

İslam’ın ilk döneminde, zina eden kadınların cezası, onları evlere hapsetmek ve toplumdan izole etmekti (Müebbet hapis).

Allah buyuruyor ki:

“Bu çirkin suçu işleyen kadınları tespit ederseniz (ki bunun için 4 güvenilir şahit gerekir), onları evlere kapatın. Ne zamana kadar? Ya ölene kadar ya da Allah onlar hakkında yeni bir kanun (Sebîl) indirene kadar.”

(Not: Daha sonra Nûr Suresi 2. ayet inmiş ve bu “ev hapsi” cezası, “100 sopa” cezası ile değiştirilmiştir. Bu ayet hükmü mensuh (kaldırılmış), metni baki olan ayetlerdendir).


4:16
وَٱلَّذَانِ ve O iki kişi ki... (erkek-erkek/kadın-kadın/kadın-erkek)
يَأْتِيَـٰنِهَا O ikisi yapıyorlar o fuhuşu
مِنكُمْ siz(müminler)den
فَـَٔاذُوهُمَا ۖ o zaman eziyet edin o ikisine
فَإِن eğer
تَابَا o ikisi tevbe ederlerse
وَأَصْلَحَا hallerini düzeltip/ıslah ederlerse
فَأَعْرِضُوا۟ artık vazgeçin
عَنْهُمَآ ۗ o ikisinden
إِنَّ çünkü
ٱللَّهَ Allah
كَانَ olandır
تَوَّابًۭا tevbeleri çokça kabul eden
رَّحِيمًا Çok merhametli
16

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَاللَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنكُمْ فَآذُوهُمَا ۖ فَإِن تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُوا عَنْهُمَا ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ تَوَّابًا رَّحِيمًا

Okunuşu:
Vellezâni ye’tiyânihâ minkum fe-âzûhumâ. Fe-in tâbâ ve aslahâ fe-a’ridû ‘anhumâ. İnnallâhe kâne tevvâben rahîmâ.

Tam Vurgulu Meali:
“Sizden (müminlerden) o çirkin işi (fuhşu/zinayı) yapan o ikisine (erkeğe ve kadına) eziyet edin (sözle kınayın / dövün). Eğer tövbe ederler ve (hallerini) düzeltirlerse, artık onlardan yüz çevirin (vazgeçin/bırakın). Şüphesiz Allah, tövbeleri çokça kabul eden (Tevvâb) ve çok merhametli olandır (Rahîm).”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

1. Vellezâni (وَاللَّذَانِ):

  • Ve: Atıf veya İsti’nafiyye.
  • Ellezâni: İsm-i Mevsul (Tesniye/İkil).
    • Anlamı: O iki kişi ki… (Zina eden erkek ve kadın).
    • İrabı: Mübteda (Özne). Ref alameti Eliftir (İkil olduğu için).

2. Ye’tiyânihâ (يَأْتِيَانِهَا):

  • Ye’tiyâni: Fiil-i Muzari (İkil). (O ikisi yapıyorlar / geliyorlar).
    • Kök: (أ ت ي) Etâ.
  • Hâ: Zamir (Onu - O fuhşu). Mef’ûl.
  • Cümle: Sıla Cümlesi.

3. Minkum (مِنكُمْ):

  • Min: -den.
  • Kum: Sizden (Müminlerden).

4. Fe-âzûhumâ (فَآذُوهُمَا):

  • Fe (فَ): Râbıta (Haberin başına gelen bağlaç).
  • Âzû: Emir Fiili. (Eziyet edin, canlarını yakın).
    • Kök: (أ ذ ي) Eziye.
  • Humâ: Onlara (O ikisine). Mef’ûl.
  • Cümle: Haber Cümlesi.

5. Fe-in Tâbâ (فَإِن تَابَا):

  • Fe: Atıf.
  • İn: Şart Edatı.
  • Tâbâ: Fiil-i Mazi (İkil). (O ikisi tövbe ederlerse).
    • Kök: (ت و ب) Tâbe.

6. Ve Aslahâ (وَأَصْلَحَا):

  • Ve: Atıf.
  • Aslahâ: Fiil-i Mazi (İkil). (Islah ederlerse, hallerini düzeltirlerse).
    • Kök: (ص ل ح) Saluha.

7. Fe-a’ridû (فَأَعْرِضُوا):

  • Fe: Cevab-ı Şart.
  • A’ridû: Emir Fiili. (Yüz çevirin, vazgeçin, bırakın).
    • Kök: (ع ر ض) ‘Arada.

8. ‘Anhumâ (عَنْهُمَا):

  • Onlardan (O ikisinden).

9. İnnallâhe (إِنَّ اللَّهَ):

  • İnne: Te’kid.
  • Allâhe: İsmi.

10. Kâne (كَانَ):

  • Fiil (İdi/Olandır).

11. Tevvâben (تَوَّابًا):

  • Kelime Türü: İsim (Mübalağa).
  • Anlamı: Çokça tövbe kabul eden.
  • İrabı: Kâne’nin Haberi.

12. Rahîmen (رَّحِيمًا):

  • Kelime Türü: Sıfat (Müşebbehe).
  • Anlamı: Çok merhametli.
  • İrabı: İkinci Haber.

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

1. “Ellezâni” (İkil Zamir) Sırrı:

  • İbare: وَاللَّذَانِ (Vellezâni)
  • Açıklama: Önceki ayette sadece “Elletî” (Kadınlar) denmişti.
    • Burada “Ellezâni” (O iki erkek veya O ikisi) denmiştir.
    • Tefsir: Çoğu alime göre bu, “Zina eden erkek ve kadın çifti” demektir. (Bazıları ise “eşcinsel iki erkek” der, ama genel görüş çifttir).
    • Böylece zina suçunun iki taraflı olduğu ve cezanın erkeğe de uygulanması gerektiği hükme bağlanmıştır.

2. “Eziyet” (Ezâ) Kavramının Kapalılığı:

  • İbare: فَآذُوهُمَا (Fe-âzûhumâ)
  • Açıklama: Cezanın türü “Dövün” veya “Sövün” diye net belirtilmemiş, genel olarak “Eziyet edin” denmiştir.
    • Bu; kınama, azarlama, toplumdan dışlama veya hafifçe dövme (sopa) gibi caydırıcı yöntemleri kapsar.
    • (Not: Bu hüküm de Nûr Suresi’ndeki “100 Sopa” ayetiyle neshedilmiştir veya onun ilk aşamasıdır).

3. “Islah” Şartı:

  • İbare: تَابَا وَأَصْلَحَا (Tâbâ ve aslahâ)
  • Açıklama: Sadece “Tövbe ederlerse” (pişman olurlarsa) yetmez; “Islah ederlerse” (Hallerini düzeltirlerse) denmiştir.
    • Kuru bir “Tövbe ettim” sözü cezayı düşürmez. Davranışlarda düzelme ve samimiyet görülmelidir.

Islahın (Halin Düzelmesinin) Tespiti:

1- Zamanın Geçmesi: Kişinin tövbesinden sonra belli bir süre (birkaç ay veya yıl) gözlemlenmesi gerekir. Bu süre zarfında eski kötü arkadaş çevresini terk etmesi, şüpheli yerlere gitmemesi en büyük işarettir.

2- İbadet ve Ahlak: Kişinin namaz, oruç gibi ibadetlerine başlaması veya devam etmesi, yalan söylememesi, dürüst davranması.

3- Tekerrür Etmemesi: Aynı suça veya benzer günahlara tekrar meyletmemesi.

4- Toplumsal Şahitlik: Komşularının ve çevresinin “Artık düzgün bir insan oldu, eski halinden eser kalmadı” diye şahitlik etmesi.

Hukuki Sonuç:
Eğer kişi sadece “Tövbe ettim” derse ama yaşantısını değiştirmezse (ıslah olmazsa), cezası düşmeyebilir veya şahitliği kabul edilmez.
Ancak halini düzelttiği (ıslah) görülürse; hem Allah katında affolur hem de toplum içindeki itibarı (şahitliği) geri verilir.

Yani ıslahın tespiti “İstikrar ve Güzel Hal” ‘dir.

4. “İ’râd” (Yüz Çevirme) ve Rahmet:

  • İbare: فَأَعْرِضُوا عَنْهُمَا (Fe-a’ridû ‘anhumâ)
  • Açıklama: “Onları affedin” denmemiş, “Onlardan yüz çevirin / Vazgeçin” denmiştir.
    • Yani: “Artık onları kınamayı, ayıplamayı bırakın. Konuyu kapatın. Geçmişlerini deşmeyin.”
    • Bu, toplumsal barış ve rehabilitasyon için muazzam bir ilkedir. Tövbe eden kişinin geçmişi yüzüne vurulmaz.

5. Esma-i Hüsna Uyumu (Tevvâb ve Rahîm):

  • Açıklama: Ayet tövbeden bahsettiği için, Allah’ın “Tevvâb” (Tövbeleri çokça kabul eden) ve “Rahîm” (Merhamet eden) isimleriyle bitmiştir. “Şedîdü’l-ikab” (Cezası çetin) denmemiştir, çünkü kapı açıktır.

Önceki ayette kadınlara ev hapsi verilmişti.

Bu ayette ise zina eden çifte (Erkek ve Kadına), “Eziyet” (Sözlü veya fiili baskı) cezası öngörülüyor.

Allah buyuruyor ki:
“Bu suçu işleyenleri kınayın, cezalandırın. Ama eğer gerçekten pişman olur ve hayatlarını düzeltirlerse (Islah), artık üzerlerine gitmeyin. Onları rahat bırakın. Çünkü Ben bile onların tövbesini kabul ediyorken, siz kimsiniz ki affetmiyorsunuz?”

4:17
إِنَّمَا Ancak ve sadece
ٱلتَّوْبَةُ tövbe
عَلَى ın bağışlamayı bir borç olarak üzerine aldığı
ٱللَّهِ Allah
لِلَّذِينَ o kimseler içindir ki
يَعْمَلُونَ işliyorlar
ٱلسُّوٓءَ bir kötülük/günah/çirkin iş
بِجَهَـٰلَةٍۢ cahillikle
ثُمَّ sonra
يَتُوبُونَ dönerler (tevbe ederler)
مِن dan
قَرِيبٍۢ hemen ardın
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar
يَتُوبُ tevbesini kabul eder
ٱللَّهُ Allah
عَلَيْهِمْ ۗ onların
وَكَانَ ve olandır
ٱللَّهُ Allah
عَلِيمًا her şeyi bilen
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibi
17

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
إِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبٍ فَأُولَٰئِكَ يَتُوبُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ ۗ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

Okunuşu:
İnneme’t-tevbetu ‘alallâhi lillezîne ya’melûne’s-sûe bi-cehâletin summe yetûbûne min karîb. Fe-ulâike yetûbullâhu ‘aleyhim. Ve kânallâhu ‘alîmen hakîmâ.

Tam Vurgulu Meali:
“Allah katında (makbul olan) tövbe, ancak ve sadece şunlar içindir: (Nefsine yenilip) bilmeden / cehaletle kötülük yapanlar, sonra da (ölüm gelmeden) çok geçmeden tövbe edenler. İşte Allah, onların tövbesini kabul eder (onlara döner). Allah (her şeyi) hakkıyla bilen, hüküm ve hikmet sahibidir.”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

1. İnnemâ (إِنَّمَا):

  • İnne: Te’kid Harfi.
  • Mâ: Kâffe (Hasr/Sınırlama Edatı).
  • Anlamı: “Ancak ve sadece”.

2. Et-Tevbetu (التَّوْبَةُ):

  • Kelime Türü: İsim (Masdar).
  • Anlamı: Tövbe, dönüş, pişmanlık.
  • İrabı: Mübteda (Özne).

3. ‘Alallâhi (عَلَى اللَّهِ):

  • ‘Alâ: Üzerine (Sorumluluk bildiren harf).
  • Allâhi: Allah’a (aittir / borçtur).
  • İrabı: Haber-i Mukaddem veya Mübtedanın sıfatı.

4. Lillezîne (لِلَّذِينَ):

  • Li: İçin / Ait.
  • Ellezîne: O kimseler. (Haber).

5. Ya’melûne (يَعْمَلُونَ):

  • Fiil-i Muzari: Yapıyorlar / İşliyorlar.
  • Cümle: Sıla Cümlesidir.

6. Es-Sûe (السُّوءَ):

  • Kelime Türü: İsim.
  • Anlamı: Kötülük, günah, çirkin iş.
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih (Nesne).

7. Bi-Cehâletin (بِجَهَالَةٍ):

  • Bi: İle.
  • Cehâletin: Bilgisizlik, cahillik, nefse uyma.
  • İrabı: Hal (Cahillikle yaparak).

8. Summe (ثُمَّ):

  • Görevi: Atıf Harfi (Sıralama ve zaman aralığı bildirir). “Sonra”.

9. Yetûbûne (يَتُوبُونَ):

  • Fiil: Tövbe ediyorlar.

10. Min Karîbin (مِن قَرِيبٍ):

  • Min: -den.
  • Karîbin: Yakın (zamandan).
  • Anlamı: Çabucak, ölmeden önce, hemen.

11. Fe-ulâike (فَأُولَٰئِكَ):

  • Fe: Sonuç/Cevap Harfi.
  • Ulâike: İşte onlar. (Mübteda).

12. Yetûbullâhu (يَتُوبُ اللَّهُ):

  • Yetûbu: Döner / Kabul eder.
  • Allâhu: Allah.
  • Cümle: Haber Cümlesi.

13. ‘Aleyhim (عَلَيْهِمْ):

  • Onlara (Onların tövbesini).

14. Ve Kânallâhu (وَكَانَ اللَّهُ):

  • Ve: Atıf.
  • Kâne: İdi/Olandır.
  • Allâhu: İsmi.

15. ‘Alîmen Hakîmen (عَلِيمًا حَكِيمًا):

  • ‘Alîmen: Bilen. (Haber 1).
  • Hakîmen: Hikmet sahibi. (Haber 2).

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

1. “İnnemâ” ile Hasr (Sınırlama):

  • İbare: إِنَّمَا التَّوْبَةُ (İnneme’t-tevbetu)
  • Açıklama: “Tövbe ancak şunlar içindir.”
    • Bu, tövbenin herkes için geçerli bir açık çek olmadığını; belirli şartları (cehalet ve acele) taşıyanlar için garantili olduğunu gösterir. Diğerleri Allah’ın dilemesine kalmıştır.

2. “Alallâh” (Allah’ın Üzerine) İfadesindeki Lütuf:

  • İbare: التَّوْبَةُ عَلَى اللَّهِ (Et-Tevbetu ‘Alallâh)
  • Açıklama:
    • Normalde kulun Allah üzerinde bir hakkı yoktur.
    • Ama Allah, tövbeyi kabul etmeyi Kendi Zatı üzerine bir borç/vazife (‘Alâ) olarak yazmıştır. “Siz bu şartlara uyarsanız, Ben sizi affetmeyi Kendime görev sayarım” demektir. Bu muazzam bir müjdedir.

3. “Cehâlet” Kelimesinin Özel Manası:

  • İbare: بِجَهَالَةٍ (Bi-cehâletin)
  • Açıklama:
    • Buradaki cehalet “bilmemek” (okuma yazma bilmemek) değildir.
    • Mana: O an nefsinin arzularına yenik düşüp, sonucunu düşünmeden, aklını kullanmadan (cahilce) günah işlemektir. Bilerek işlese bile, o anki gafleti “cehalet” sayılır. (Sahabelerin görüşü: “Allah’a isyan edilen her an cehalettir”).

4. “Min Karîb” (Yakından) İfadesi:

  • İbare: يَتُوبُونَ مِن قَرِيبٍ (Yetûbûne min karîb)
  • Açıklama:
    • “Hemen” veya “Ölüm gelmeden önce”.
    • Günahı işler işlemez pişman olmak en makbulüdür. Ama son nefese (gargara anına) kadar olan süre de “Karîb” (Yakın) sayılır.

5. “Tövbe” Kelimesinin Çift Yönlü Kullanımı (Müşâkele):

  • Açıklama:
    • Kul için: Yetûbûne (Günahtan dönerler).
    • Allah için: Yetûbullâhu (Rahmetiyle döner / Kabul eder).
    • Tövbe karşılıklı bir “dönüş”tür. Kul itaate döner, Allah affa döner.

Allah, günahkâr kullarına bir sözleşme sunuyor:

“Eğer nefsinize uyup bir hata işlerseniz (Cehâlet), bunu inatla sürdürmeyip hemen pişman olur ve Bana dönerseniz (Min Karîb); Ben de söz veriyorum (‘Alallâh), sizin
tövbenizi kabul etmeyi Kendime borç bilirim. Çünkü Ben sizin içinizi (Alîm) ve zafiyetinizi (Hakîm) en iyi bilenim.”

4:18
وَلَيْسَتِ (geçerli) değildir
ٱلتَّوْبَةُ tevbesi
لِلَّذِينَ o kimseler için ki
يَعْمَلُونَ işliyorlar
ٱلسَّيِّـَٔاتِ kötülükleri/günahları
حَتَّىٰٓ dığı
إِذَا zaman
حَضَرَ gelip çattığı
أَحَدَهُمُ onlardan birine
ٱلْمَوْتُ ölüm
قَالَ der
إِنِّى muhakkak ben
تُبْتُ tevbe ettim
ٱلْـَٔـٰنَ şimdi
وَلَا ve (değildir)
ٱلَّذِينَ o kimseler(içinde)
يَمُوتُونَ ölüyorlar
وَهُمْ onlar
كُفَّارٌ ۚ kafirler(olarak)
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar
أَعْتَدْنَا hazırladık
لَهُمْ onlar için
عَذَابًا bir azab
أَلِيمًۭا acı
18

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ حَتَّىٰ إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ إِنِّي تُبْتُ الْآنَ وَلَا الَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ ۚ أُولَٰئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا

Okunuşu:
Ve leyseti’t-tevbetu lillezîne ya’melûne’s-seyyiâti hattâ izâ hadara ehadehumu’l-mevtu kâle innî tubtu’l-âne ve le’llezîne yemûtûne ve hum kuffâr. Ulâike a’tednâ lehum ‘azâben elîmâ.

Meali:
“Yoksa (makbul olan) tövbe; kötülükleri (ömür boyu) yapıp yapıp da, nihayet içlerinden birine ölüm gelip çatınca: ‘İşte ben şimdi tövbe ettim’ diyenler için değildir. Ve kâfir olarak ölenler için de (tövbe/af) yoktur. İşte onlar var ya, onlar için acı verici bir azap hazırladık.”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

1. Ve Leyseti (وَلَيْسَتِ):

  • Ve: Atıf.
  • Leyset: Nâkıs Fiil (Değildir / Yoktur).
  • Ti: Müenneslik (Dişilik) Ta’sı.

2. Et-Tevbetu (التَّوْبَةُ):

  • İrabı: Leyset’in İsmi. Merfudur.

3. Lillezîne (لِلَّذِينَ):

  • Li: İçin.
  • Ellezîne: O kimseler. Leyset’in Haberi.

4. Ya’melûne’s-Seyyiâti (يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ):

  • Ya’melûne: İşliyorlar.
  • Es-Seyyiâti: Kötülükleri / Günahları. Mef’ûl-ü Bih.

5. Hattâ İzâ (حَتَّىٰ إِذَا):

  • Hattâ: Gaye (Sınır) harfi.
  • İzâ: Zaman zarfı. (…dığı zaman).

6. Hadara (حَضَرَ):

  • Fiil: Geldi, hazır bulundu.

7. Ehadehumu (أَحَدَهُمُ):

  • Ehade: Birine. Mef’ûl-ü Bih (Öne geçmiş).
  • Hum: Onlardan.

8. El-Mevtu (الْمَوْتُ):

  • İrabı: Fail (Özne). (Ölüm gelince).

9. Kâle (قَالَ):

  • Fiil: Dedi.

10. İnnî Tubtu’l-Âne (إِنِّي تُبْتُ الْآنَ):

  • İnnî: Şüphesiz ben.
  • Tubtu: Tövbe ettim.
  • El-Âne: Şimdi, şu an.

11. Ve Le’llezîne (وَلَا الَّذِينَ):

  • Ve: Atıf.
  • Lâ: Olumsuzluk.
  • Ellezîne: O kimseler (için de değildir).

12. Yemûtûne (يَمُوتُونَ):

  • Fiil: Ölüyorlar.

13. Ve Hum Kuffârun (وَهُمْ كُفَّارٌ):

  • Ve: Vav-ı Haliye (Hal).
  • Hum: Onlar. Mübteda.
  • Kuffârun: Kafirler (olarak). Haber.

14. Ulâike (أُولَٰئِكَ):

  • İrabı: Mübteda. (İşte onlar).

15. A’tednâ Lehum (أَعْتَدْنَا لَهُمْ):

  • A’tednâ: Fiil-i Mazi (Hazırladık).
    • Kök: (ع ت د) ‘Ated. (Donatmak, hazır etmek).
  • Lehum: Onlar için.

16. ‘Azâben Elîmen (عَذَابًا أَلِيمًا):

  • ‘Azâben: Mef’ûl-ü Bih.
  • Elîmen: Sıfat. (Acıklı).

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, “Son Nefes Tövbesi”nin geçersizliğini dramatik bir sahneyle anlatır:

1. “Hattâ” (Nihayet) Kelimesinin Vurgusu:

  • Açıklama: “Hattâ izâ hadara…” (Taa ki ölüm gelene kadar).
    • Bu, günahkârın günahı bir süreç olarak değil, bir yaşam tarzı olarak benimsediğini ve “nasılsa sonra tövbe ederim” diyerek ertelediğini gösterir. Son ana (gargara anına) kadar beklemek, samimiyetsizliktir.

2. Failin Tehir Edilmesi (Hadara Ehadahum El-Mevtu):

  • Açıklama:
    • Normalde: Hadara el-mevtu ehadehum (Ölüm birine gelince) denir.
    • Burada: Hadara ehadehum el-mevtu (Geldi birine ölüm) denmiş.
    • Nükte: Ölümün ansızın ve kaçınılmaz bir şekilde, kişiyi (me’fulü) kuşattığını, kaçacak yer bırakmadığını vurgular. Ölüm fail olarak son darbeyi vurur.

3. “El-Âne” (Şimdi) Kelimesindeki Pişmanlık:

  • İbare: تُبْتُ الْآنَ (Tubtu’l-âne)
  • Açıklama: Firavun’un boğulurken dediği gibi, “Şimdi inandım” demektir.
    • İrade hürriyeti kalkıp, perde açıldıktan (ölüm melekleri göründükten) sonra yapılan seçim, seçim değildir; mecburiyettir. Bu yüzden kabul edilmez.

4. “A’tednâ” (Hazırladık) Fiilindeki Tehdit:

  • Açıklama: “Onlara azap edeceğiz” denmemiş, “Hazırladık” denmiştir.
    • Sanki azap, bir misafir için hazırlanan ziyafet sofrası (!) gibi önceden kurulmuş, süslenmiş ve onları beklemektedir. Bu, azabın kaçınılmazlığını ve şiddetini gösterir.

Allah tövbe kapısını sonuna kadar açık tutmuştur (17. ayet).

Ama bu kapının kilitlendiği tek bir an vardır:

Ölümün ve Ahiretin göründüğü o son an.



Ayet diyor ki:

“Hayatı boyunca günah işleyip de, tam can boğaza gelince, melekleri görünce ‘Tamam, şimdi tövbe ettim’ diyen uyanıkların tövbesi geçerli değildir. Bu, samimi bir dönüş değil, çaresiz bir haykırıştır.”

4:19
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ iman edenler
لَا değildir
يَحِلُّ helal
لَكُمْ sizin için
أَنْ تَرِثُوا۟ mirasçı olmak
ٱلنِّسَآءَ kadınlara
كَرْهًۭا ۖ zorla
وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ ve siz erkekler sıkıştırmayın o eşleriniz olan bayanları
لِتَذْهَبُوا۟ alıp götürmek için
بِبَعْضِ bir kısmını
مَآ o şeylerin ki
ءَاتَيْتُمُوهُنَّ onlara verdiniz(mehir olarak)
إِلَّآ hariç
أَنْ يَأْتِينَ onların yapmaları durumu
بِفَـٰحِشَةٍۢ zina/fuhuş/çirkin iş
مُّبَيِّنَةٍۢ ۚ apaçık/ispatlanmış
وَعَاشِرُوهُنَّ ve siz erkekler evlendiğiniz o bayanlarla geçinin/birlikte/karşılıklı yaşayın
بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ iyilik/nezaket ile
فَإِن eğer şayet
كَرِهْتُمُوهُنَّ onlardan(o evlendiğiniz eşlerden) hoşlanmazsanız
فَعَسَىٰٓ belki/umulur ki/olabilir ki
أَنْ تَكْرَهُوا۟ sizin hoşlanmadığınız
شَيْـًۭٔا bir şeye
وَيَجْعَلَ kılar/yapar
ٱللَّهُ Allah
فِيهِ onda
خَيْرًۭا hayır/iyilik
كَثِيرًۭا çok
19

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُوا النِّسَاءَ كَرْهًا ۖ وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَا آتَيْتُمُوهُنَّ إِلَّا أَن يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ ۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ ۚ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰ أَن تَكْرَهُوا شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللَّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا

Okunuşu:
Yâ eyyuhe’llezîne âmenû lâ yahillu lekum en terisû’n-nisâe kerhâ. Ve lâ ta’dulûhunne li-tezhebû bi-ba’di mâ âteytumûhunne illâ en ye’tîne bi-fâhişetin mubeyyineh. Ve ‘âşirûhunne bi’l-ma’rûf. Fe-in kerihtumûhunne fe-‘asâ en tekrahû şey’en ve yec’alallâhu fîhi hayran kesîrâ.

Tam Vurgulu Meali:
“Ey İman Edenler! Kadınlara zorla (istemeyerek) mirasçı olmanız size helal değildir. Onlara verdiğiniz (mehirlerin) bir kısmını alıp götürmek (geri almak) için onları sıkıştırmayın (baskı yapmayın); ancak apaçık bir hayasızlık (fuhuş) yapmaları durumu müstesna. Onlarla örfe uygun, güzel ve nazik bir şekilde geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (sabredin); çünkü olur ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız da, Allah onda (sizin için) çok büyük bir hayır yaratır.”


2. İrab (Gramer) Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. Yâ Eyyuhe’llezîne Âmenû (يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا):

  • Yâ: Nida (Seslenme) Harfi.
  • Eyyu: Münada.
  • Ellezîne: Sıfat.
  • Âmenû: Sıla Cümlesi. (Ey İman Edenler).

2. Lâ Yahillu Lekum (لَا يَحِلُّ لَكُمْ):

  • Lâ: Nefy (Olumsuzluk).
  • Yahillu: Fiil-i Muzari (Helal olmaz).
  • Lekum: Size.

3. En Terisû (أَن تَرِثُوا):

  • En: Masdariye.
  • Terisû: Fiil-i Muzari (Mirasçı olmanız).
  • İrabı: “En” ile birlikte Fail (Özne). “Mirasçı olmanız helal değildir.”

4. En-Nisâe (النِّسَاءَ):

  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih (Kadınları).

5. Kerhen (كَرْهًا):

  • İrabı: Hal (Zorla, kerih görerek) veya Mef’ûl-ü Mutlak.

6. Ve Lâ Ta’dulûhunne (وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ):

  • Lâ: Nehiy (Yasaklama).
  • Ta’dulû: Fiil-i Muzari (Sıkıştırmayın). Kökü: (‘Adl).
  • Hunne: Onları.

7. Li-tezhebû (لِتَذْهَبُوا):

  • Li: Lam-ı Ta’lil (Sebep). “…-mek için”.
  • Tezhebû: Fiil (Götürmeniz / Almanız).

8. Bi-ba’di Mâ Âteytumûhunne (بِبَعْضِ مَا آتَيْتُمُوهُنَّ):

  • Bi-ba’di: Bir kısmını.
  • Mâ: Şey (Mehir).
  • Âteytumû: Verdiniz.
  • Hunne: Onlara.

9. İllâ En Ye’tîne (إِلَّا أَن يَأْتِينَ):

  • İllâ: İstisna.
  • En Ye’tîne: Yapmaları / Gelmeleri hariç.

10. Bi-fâhişetin Mubeyyinetin (بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ):

  • Fâhişetin: Çirkin iş, zina.
  • Mubeyyinetin: Apaçık.

11. Ve ‘Âşirûhunne (وَعَاشِرُوهُنَّ):

  • ‘Âşirû: Emir Fiili (Geçinin).
  • Hunne: Onlarla.

12. Bi’l-Ma’rûfi (بِالْمَعْرُوفِ):

  • Bi: İle.
  • Ma’rûf: İyilik, örf, nezaket.
  • İrabı: Hal.

13. Fe-in Kerihtumûhunne (فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ):

  • İn: Şart.
  • Kerihtumû: Fiil-i Mazi (Hoşlanmadınız).
  • Hunne: Onlardan.

14. Fe-‘asâ En Tekrahû (فَعَسَىٰ أَن تَكْرَهُوا):

  • Fe: Cevab-ı Şart.
  • ‘Asâ: Umut fiili (Belki, olur ki).
  • En Tekrahû: Hoşlanmamanız. (‘Asâ’nın ismi).

15. Şey’en (شَيْئًا):

  • İrabı: Mef’ûl. (Bir şeyden).

16. Ve Yec’alallâhu (وَيَجْعَلَ اللَّهُ):

  • Yec’ale: Fiil (Kılar / Yapar).
  • Allâhu: Fail (Allah).

17. Fîhi Hayran Kesîran (فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا):

  • Fîhi: Onda.
  • Hayran: Hayır. (Mef’ûl).
  • Kesîran: Çok. (Sıfat).

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Ayet, kadın haklarını 3 aşamada korur ve erkeğin ahlakını inşa eder:

1. “İrs” (Miras) Kavramıyla Devrim:
* Açıklama: Ayet, kadının “Miras alınan mal” (tereke) statüsünü yıkarak, onun “Mirasçı” (varis) ve hür bir birey olduğunu ilan eder. “Kerhen” (Zorla) kaydı, rızanın esas olduğunu vurgular.

2. “Adl” (Sıkıştırma) Yasağı:
* Açıklama: Kötü niyetli kocaların (veya mirasçıların), kadını bıktırıp mehrini geri almak için uyguladıkları psikolojik ve fiziksel baskı (Adl) deşifre edilmiş ve yasaklanmıştır.

3. “Muaşeret” (Karşılıklı Yaşam) İlkesi:
* Açıklama: “‘Âşirû” (İşteşlik kalıbı) kullanılarak, evliliğin tek taraflı bir tahakküm değil, karşılıklı ve güzel bir ortaklık olduğu belirtilmiştir.

4. “Hayr-ı Kesîr” (Büyük Hayır) Vaadi:
* Açıklama: İnsanın hoşlanmadığı bir şeyde (eşinde) Allah’ın büyük hayırlar (salih evlat, vefa, cennet) saklayabileceği belirtilerek, boşanma yerine sabır ve ıslah teşvik edilmiştir. “Görünen kömürdür ama içinde elmas saklı olabilir” mesajı verilir.


Hayattan Örnekler

Bu ayet, aile danışmanlığının temel ilkelerini içerir. İşte günümüze uyarlanmış örnekler:

A. “Mobbing” Yasağı (Adl / Sıkıştırma)

  • Senaryo: Bir koca, eşinden boşanmak istiyor ama mehir tazminatını ödemek istemiyor. Kadına şiddet uygulamıyor ama eve gelmiyor, surat asıyor, ihtiyaçlarını görmüyor, psikolojik baskı yapıyor. Amacı, kadının canına tak edip “Mehri istemiyorum, yeter ki beni boşa” demesi.
  • Mesaj: Ayetteki “Sıkıştırmayın” emri, tam olarak bu “Duygusal Manipülasyonu” yasaklar. İslam, mertliği emreder: Ya güzelce tut, ya güzellikle sal. Kadını köşeye sıkıştırıp maddi çıkar elde etmek, karakter zafiyetidir.

B. “Empati ve Nezaket” (Muaşeret Bil-Ma’rûf)

  • Senaryo: Bir koca, işyerinde arkadaşlarına çok nazik ama evde eşine kaba davranıyor. “Ben evin reisiyim, dediğim dedik” diyor.
  • Mesaj: “Ma’rûf ile geçinin” emri, erkeğe şunu söyler: “Dışarıdaki insanlara gösterdiğin nezaketi, asıl hak eden eşindir.”
    • Örnek: Hz. Peygamber (s.a.v.), eşiyle koşu yarışı yapmış, ona bizzat su içirmiş, ev işlerinde yardım etmiştir. İşte “Ma’rûf” budur. Aile, bir kışla değil, bir huzur yuvasıdır.

C. “Bilişsel Yeniden Çerçeveleme” (Kerih Görme ve Hayır)

Bu, modern psikolojide “Reframing” (Yeniden Çerçeveleme) tekniğidir.

  • Senaryo: Bir adam eşini fiziksel olarak beğenmiyor veya eşinin biraz asabi/sakin olmasından hoşlanmıyor. Boşanmayı düşünüyor.

  • Ayetteki Terapi: Allah diyor ki: “Hoşlanmayabilirsin (Kerih görebilirsin). Ama dur! Bakış açını değiştir.”

    • Çerçeve 1 (Negatif): “Bu kadın çok konuşuyor, dayanamıyorum.”

    • Çerçeve 2 (Pozitif - Ayetin Bakışı): “Evet, çok konuşuyor ama çocuklarıma harika bir annelik yapıyor. Belki de Allah, benim yaşlılığımda bana bakacak merhametli evladı, bu kadının rahminden verecek.”

  • Sonuç: Ayet, insanı “Anlık Duygu”dan (hoşlanmamak) çıkarıp, “Gelecek Vizyonu”na (Hayr-ı Kesir) odaklar. “Bugünkü kömüre sabret, yarın elmasa dönüşebilir.”


Bu bakış açısı, fevri boşanmaları önleyen ve aileyi ayakta tutan en güçlü psikolojik dayanaktır.




Allah mümin erkeklere sesleniyor:

1- Ölenin Karısına: Onu mal gibi miras alamazsınız, hür bırakın.

2- Boşanmak İsteyene: Mehrini geri almak için kadına baskı yapmayın, mertçe boşayın.

3- Evli Olana: Eşinizle en güzel şekilde geçinin.

4- Mutsuz Olana: Hemen pes etmeyin. Hoşlanmadığınız huylarına sabredin, belki de Allah size o evlilikten ummadığınız güzellikler (Hayr-ı Kesîr) verecektir.

4:20
وَإِنْ eğer
أَرَدتُّمُ almak isterseniz
ٱسْتِبْدَالَ başka
زَوْجٍۢ bir eş
مَّكَانَ yerine
زَوْجٍۢ bir eşin
وَءَاتَيْتُمْ vermiş olsanız (dahi)
إِحْدَىٰهُنَّ onlardan birine
قِنطَارًۭا kantarlarca (mal)
فَلَا تَأْخُذُوا۟ sonrasında sakın geri almayın
مِنْهُ ondan (verdiğinizden)
شَيْـًٔا ۚ hiçbir şeyi
أَتَأْخُذُونَهُۥ verdiğiniz o mehri ne cüretle geri alıyor sunuz
بُهْتَـٰنًۭا iftira ederek
وَإِثْمًۭا ve günaha girerek
مُّبِينًۭا açıkça
20

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَإِنْ أَرَدتُّمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَّكَانَ زَوْجٍ وَآتَيْتُمْ إِحْدَاهُنَّ قِنطَارًا فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْئًا ۚ أَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَانًا وَإِثْمًا مُّبِينًا

Okunuşu:
Ve in erattumu’stibdâle zevcin mekâne zevcin ve âteytum ihdâhunne kıntâran felâ te’huzû minhu şey’â. E-te’huzûnehû buhtânen ve ismen mubînâ.

Meali:
“Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak (değiştirmek) isterseniz; onlardan birine (boşadığınıza) yüklerle altın (kıntar) vermiş olsanız bile, ondan hiçbir şeyi geri almayın. (Yoksa) onu, iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek mi geri alacaksınız?”


2. İrab (Gramer) Tahlili

Kelime kelime gramer yapısı:

1. Ve İn Erattum (وَإِنْ أَرَدتُّمُ):

  • Ve: Atıf.
  • İn: Şart Edatı.
  • Erattum: Fiil-i Mazi (İstediniz). Şart Fiili.
    • Kök: (ر و د) Erâde.

2. İstibdâle (اسْتِبْدَالَ):

  • Kelime Türü: İsim (Masdar - İstif’al Babı).
  • Anlamı: Değiştirmek, yerine başkasını koymak (Bedel).
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih (Nesne).

3. Zevcin Mekâne Zevcin (زَوْجٍ مَّكَانَ زَوْجٍ):

  • Zevcin: Eş. Muzafun İleyh.
  • Mekâne: Yerine (Zarf).
  • Zevcin: Eş.

4. Ve Âteytum (وَآتَيْتُمْ):

  • Ve: Hal Vavı (Olsa bile).
  • Âteytum: Verdiniz.

5. İhdâhunne (إِحْدَاهُنَّ):
* İhdâ: Birine. Mef’ûl.
* Hunne: Onlardan.

6. Kıntâran (قِنطَارًا):
* Kelime Türü: İsim.
* Anlamı: Çok mal, yüklerle altın, büyük servet.
* İrabı: Mef’ûl (2. Nesne).

7. Felâ Te’huzû (فَلَا تَأْخُذُوا):
* Fe: Cevab-ı Şart.
* Lâ Te’huzû: Almayın (Nehiy).

8. Minhu Şey’en (مِنْهُ شَيْئًا):
* Minhu: Ondan (Verdiğiniz maldan).
* Şey’en: Hiçbir şey. (Mef’ûl).

9. E-te’huzûnehû (أَتَأْخُذُونَهُ):
* E (Hemze): İstifham-ı İnkâri (Kınama Sorusu).
* Te’huzûne: Alıyorsunuz / Alacak mısınız?
* Hu: Onu.

10. Buhtânen ve İsmen (بُهْتَانًا وَإِثْمًا):
* Buhtânen: İftira.
* İsmen: Günah.
* İrabı: Hal (İftira atarak ve günaha girerek mi?).

11. Mubînen (مُّبِينًا):
* Sıfat: Apaçık.


3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

1. “İstibdal” (Değiş-Tokuş) Kelimesi:

  • Açıklama: “Boşayıp evlenmek” denmemiş, “Eş değiştirmek” (İstibdal) denmiştir.
    • Bu ifade, erkeğin kadını bir “eşya” gibi gördüğünü, eskisini atıp yenisini alma hevesini (şıpsevdiliğini) eleştirir.

2. “Kıntar” ile Mübalağa:

  • İbare: قِنطَارًا (Kıntâran)
  • Açıklama: Kıntar, ölçülemeyecek kadar çok altın (öküz derisi dolusu) demektir.
    • Hukuki Nükte: “Ne kadar çok vermiş olursanız olun (kıntar bile olsa), geri alamazsınız.” Mehirde üst sınır yoktur ve verilen geri istenemez.

3. İstifham-ı İnkâri (Kınama Sorusu):

  • İbare: أَتَأْخُذُونَهُ (E-te’huzûnehû…)
  • Açıklama: “Onu geri mi alacaksınız?”
    • Bu soru bilgi almak için değil, “Nasıl alırsınız? Bu ne cüret!” diyerek o davranışı çirkin göstermek (takbih) içindir.

4. “Buhtân” (İftira) Yönteminin İfşası:

  • İbare: بُهْتَانًا (Buhtânen)
  • Açıklama: Erkekler mehrini geri almak için ne yapıyordu?
    • Kadına iftira atıyorlardı (“Bu kadın ahlaksız” vb.).
    • Ayet diyor ki: “Mehri geri almanın tek yolu (bir önceki ayetteki gibi) kadının suçlu olmasıdır. Siz de suçsuz kadına sırf para için iftira mı atacaksınız?”
    • Bu kelime, parayı geri almanın altındaki kirli niyeti (iftirayı) deşifre eder.



Allahu Teala erkeklere sesleniyor:

“Bir kadından sıkıldınız, gözünüz başkasına kaydı ve eşinizi değiştirmek (İstibdal) istiyorsunuz. Tamam, boşayabilirsiniz. Ama sakın ha! Ona verdiğiniz düğün hediyelerini, takıları (kıntar bile olsa) geri istemeyin. Geri alabilmek için kadına iftira (Buhtân) atıp onu lekelemeyin. Bu, hem hırsızlık hem de şerefsizliktir (İsm-i Mübin).”


Peki erkeğin eşini boşaması o kadar kolay mı başka kadına baktı gözü ve onu sevdi diye?

1. Hukuki Boyut (Fıkıh): “Evet, Mümkündür”

İslam hukukunda boşanma (talak), erkeğin (veya şartlı olarak kadının) en son çare olarak kullanabileceği bir haktır.

  • Bir adam, eşinden soğursa, başkasını severse veya anlaşamazsa boşanabilir.
  • Bunun için mahkemeye “zina yaptı” veya “beni dövdü” gibi ağır bir suç delili sunmak zorunda değildir. “Geçinemedik / İstemiyorum” demesi hukuken yeterlidir.
  • Ancak: Boşanmanın bir bedeli vardır (Mehir, Nafaka). Ayet diyor ki: “Boşayacaksan boşa, ama bedelini öde. Verdiğin parayı geri isteme.”

2. Ahlaki Boyut (Vicdan): “En Sevimsiz Helal”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Allah katında helallerin en sevimsizi (en buğzedileni) boşanmaktır.” (Ebû Dâvûd).

  • Sadece “Gözüm başkasına kaydı” veya “Hevesim geçti” diye yuva yıkmak, İslam ahlakında büyük bir vebaldir.
  • Ayetin “İstibdal” (Eşya gibi değiştirmek) kelimesini kullanması, bu davranışı yapanları zımnen kınadığını gösterir. Allah, “Eğer değiştirmek isterseniz…” derken, “Bunu yapmanız iyi olur” demiyor; “Böyle bir hataya düşerseniz bari kadının hakkını yemeyin” diyor.

Neden Kolay Gibi Görünüyor? (Hikmet)

İslam, zorla güzellik olmayacağını bilir.
Eğer bir adamın gönlü başka birine kaymışsa ve karısını artık sevmiyorsa; o kadını sevgisiz bir evlilikte hapis tutmak, kadına daha büyük bir zulümdür.

İslam diyor ki:

  • Aldatma (Zina) yapma!
  • Gizli iş çevirme!
  • Eğer yapamıyorsan, dürüstçe ayrıl (Boşan).
  • Ama ayrılırken kadını mağdur etme, malını mülkünü ver (Nisa 20’nin konusu budur).

Sonuç:

Hukuken boşanmak “kolay” gibi görünse de (imza atmak yeterlidir), manevi ve maddi sorumluluğu çok ağırdır. Ayet, bu süreci “bedelsiz” olmaktan çıkarıp, erkeğe ekonomik ve vicdani bir fatura kesmektedir.

4:21
وَكَيْفَ ve nasıl
تَأْخُذُونَهُۥ onu alırsınız
وَقَدْ oysa/halbuki
أَفْضَىٰ kaynaşmıştınız(hem bedenen, hem ruhen)
بَعْضُكُمْ sizler bazınız
إِلَىٰ a
بَعْضٍۢ bazınız
وَأَخَذْنَ ve onlar almışlardı
مِنكُم sizden
مِّيثَـٰقًا ağır bir söz
غَلِيظًۭا sağlam
21

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ أَفْضَىٰ بَعْضُكُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ وَأَخَذْنَ مِنكُم مِّيثَاقًا غَلِيظًا

Okunuşu:
Ve keyfe te’huzûnehû ve kad efdâ ba’dukum ilâ ba’din ve ehazne minkum mîsâkan ğalîzâ.

Meali:
“Hem onu (verdiğiniz mehri) nasıl (hangi yüzle) geri alabilirsiniz ki? Halbuki siz (evlilikte) birbirinize kaynaşmıştınız / baş başa kalmıştınız ve onlar (kadınlar) sizden sapasağlam / ağır bir söz (misak) almışlardı.”


2. İrab (Gramer) Tahlili

1. Ve Keyfe (وَكَيْفَ):

  • Ve: Atıf.
  • Keyfe: İstifham (Soru) İsmi. “Nasıl?” (İstifham-ı İnkâri / Şaşkınlık ve Kınama).
  • İrabı: Hal (Nasıl bir halde?).

2. Te’huzûnehû (تَأْخُذُونَهُ):

  • Te’huzûne: Fiil-i Muzari (Alıyorsunuz).
  • Hû: Onu (Mehri).

3. Ve Kad Efdâ (وَقَدْ أَفْضَىٰ):

  • Ve: Vav-ı Haliye (Hal Vavı). “…olduğu halde”.
  • Kad: Tahkik (Kesinlik) Harfi. “Muhakkak ki, zaten”.
  • Efdâ: Fiil-i Mazi.
    • Kök: (ف ض و) Fadâ (Boşluk/Mekan).
    • İf’al Babı: Efdâ. (Bir boşluğa/mekana ulaştı, baş başa kaldı, sırrını açtı, birleşti).

4. Ba’dukum İlâ Ba’din (بَعْضُكُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ):

  • Ba’du: Fail (Özne). “Bazınız”.
  • İlâ Ba’din: Bazısına. (Birbirinize).

5. Ve Ehazne (وَأَخَذْنَ):

  • Ve: Atıf.
  • Ehazne: Fiil-i Mazi (Aldılar).
  • Fail: “Nun-u Nisve” (Onlar/Kadınlar).

6. Minkum (مِنكُم):

  • Sizden.

7. Mîsâkan Ğalîzan (مِّيثَاقًا غَلِيظًا):

  • Mîsâkan: İsim. (Sözleşme, antlaşma, sağlam söz).
    • Kök: (و ث ق) Veseka. (Güvenmek, bağlamak).
  • Ğalîzan: Sıfat.
    • Kök: (غ ل ظ) Ğaluza. (Kalın, sert, ağır, sağlam).
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih.

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, “Mahremiyet” ve “Ahde Vefa” üzerine kuruludur:

1. “İfdâ” (Kaynaşma) Kelimesindeki Kinaye:

  • İbare: أَفْضَىٰ بَعْضُكُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ (Efdâ ba’dukum ilâ ba’din)
  • Açıklama:
    • Efdâ: Elbisenin altındaki tenin tene değmesi, sırların açılması, arada hiçbir perdenin kalmaması demektir.
    • Allah “Cinsel ilişkiye girdiniz” (Câma’tum) dememiş, çok nazik bir kinaye ile “Birbirinize ulaştınız / kaynaştınız” demiştir.
    • Mesaj: “En mahrem sırlarınızı paylaştığınız, bir bütün olduğunuz o insana, şimdi nasıl düşman gibi davranıp parasını geri istersiniz? Aradaki o ‘özel hatıra’nın hatırı yok mu?”

2. “Mîsâk-ı Ğalîz” (Ağır Sözleşme):

  • İbare: مِّيثَاقًا غَلِيظًا (Mîsâkan ğalîzan)
  • Açıklama:
    • Kur’an’da bu ifade (Ağır Sözleşme) sadece 3 yerde geçer:
      1. Peygamberlerden alınan sözde (Ahzab 7).
      2. İsrailoğulları’ndan Tur dağında alınan sözde (Nisa 154).
      3. Nikâh akdinde.
    • Nükte: Nikâh, basit bir imza değildir; peygamberlik sözleşmesi kadar ağır (Ğalîz), dağ gibi sağlam ve sorumluluğu büyük bir antlaşmadır. Bu sözü hafife almayın.

3. “Keyfe” (Nasıl?) Sorusu:

  • Açıklama: Bu soru, “İmkansızlık ve Hayret” bildirir.
    • “Vicdanınız buna nasıl elverir? İnsan olan bunu yapamaz!”

Allahu Teala Erkeklerin vicdanına(özlerine) sesleniyor:

“Boşandığınız eşinizden verdiğiniz parayı geri istemeye utanmıyor musunuz? O kadınla aynı yastığa baş koydunuz, en mahrem anları paylaştınız (Efdâ). Aranızda Allah adına verilmiş ‘kapkalın bir söz’ (Mîsâk-ı Galiz) vardı. Ayrılık vakti gelince o güzel günlerin hatırına mert davranın, verdiğinizi geri almayın.”

4:22
وَلَا تَنكِحُوا۟ bundan sonra asla evlenmeyin
مَا o bayan ile ki(üvey anne kastediliyor)
نَكَحَ evlendi/nikahladı
ءَابَآؤُكُم sizin babalarınız
مِّنَ dan
ٱلنِّسَآءِ o kadınlar
إِلَّا hariç
مَا o şey ki
قَدْ سَلَفَ ۚ geride kaldı/geçmişte oldu bitti
إِنَّهُۥ Şüphesiz o (iş)
كَانَ idi
فَـٰحِشَةًۭ çok büyük bir ahlaksızlık
وَمَقْتًۭا ve büyük bir nefret (tiksinti) kaynağıydı/iğrençlikti
وَسَآءَ ve kötü
سَبِيلًا bir yoldu
22

Nisa Suresi 22. Ayet, Cahiliye döneminin en utanç verici adetlerinden birini daha kaldırıp atan, medeniyet inşası ayetidir.

“Babanın eşiyle (üvey anneyle) evlenmek” yasaklanmıştır.


1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَلَا تَنكِحُوا مَا نَكَحَ آبَاؤُكُم مِّنَ النِّسَاءِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ ۚ إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتًا وَسَاءَ سَبِيلًا

Okunuşu:
Ve lâ tenkihû mâ nekeha âbâukum mine’n-nisâi illâ mâ kad selef. İnnehû kâne fâhişeten ve makten ve sâe sebîlâ.

Meali:
“Babalarınızın nikahladığı (evlendiği) kadınlarla evlenmeyin! Ancak geçmişte olanlar (İslam’dan öncekiler) müstesna (onlar affedildi). Şüphesiz bu (eylem), bir hayasızlık (fuhuş), bir iğrençlik (Allah’ın gazabını çeken bir öfke) ve ne kötü bir yoldur!”


2. İrab (Gramer) Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. Ve Lâ Tenkihû (وَلَا تَنكِحُوا):

  • Ve: Atıf.
  • Lâ: Nehiy (Yasaklama).
  • Tenkihû: Fiil-i Muzari (Nikahlamayın / Evlenmeyin).
    • Kök: (ن ك ح) Nekeha.

2. Mâ Nekeha (مَا نَكَحَ):

  • Mâ: İsm-i Mevsul (O kadınlar ki).
    • (Burada insan için “Men” yerine “Mâ” kullanılması ilginçtir, belagatta açıklanacak).
  • Nekeha: Fiil-i Mazi (Nikahladı). Sıla Cümlesi.

3. Âbâukum (آبَاؤُكُم):

  • Âbâu: Fail (Babalarınız).
  • Kum: Sizin.

4. Mine’n-Nisâi (مِّنَ النِّسَاءِ):

  • Min: Beyan (Açıklama).
  • En-Nisâi: Kadınlardan.

5. İllâ Mâ Kad Selef (إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ):

  • İllâ: İstisna.
  • Mâ: Şey (Geçen durum).
  • Kad: Kesinlik.
  • Selef: Geçti, bitti (Mazide kaldı).

6. İnnehû (إِنَّهُ):

  • İnne: Te’kid.
  • Hû: Zamir (O eylem / Üvey anneyle evlenmek). İsmi.

7. Kâne Fâhişeten (كَانَ فَاحِشَةً):

  • Kâne: Fiil (İdi/Olandır).
  • Fâhişeten: Haber. (Çirkin iş, zina). Mensuptur.

8. Ve Makten (وَمَقْتًا):

  • Ve: Atıf.
  • Makten: İsim. (İğrençlik, şiddetli öfke, buğz).

9. Ve Sâe Sebîlen (وَسَاءَ سَبِيلًا):

  • Ve: Atıf.
  • Sâe: Zem (Yerme/Kötüleme) Fiili. “Ne kötüdür!”.
  • Faili: Gizli “Huve”.
  • Sebîlen: Temyiz. (Yol bakımından).

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, yasağın şiddetini artırmak için kelimeleri özenle seçer:

1. “Mâ” (Şey) Kullanımı:

  • İbare: لَا تَنكِحُوا مَا نَكَحَ (Lâ tenkihû mâ nekeha)
  • Açıklama:
    • Kadınlar (insanlar) için normalde “Men” (Kimse) kullanılır.
    • Burada “Mâ” (Şey) kullanılmıştır.
    • Nükte: “Babalarınızın nikahladığı türden/nitelikten kadınları” demektir. Veya bu eylemin kadınları “eşya” gibi görmesindeki çirkinliğe (Cahiliye’de mal gibi miras alınmasına) telmih vardır.

2. “Makt” (İğrençlik) Kelimesi:

  • İbare: مَقْتًا (Makten)
  • Açıklama:
    • Cahiliye Arapları bile bu evliliğe (üvey anneyle evlenmeye) “Nikâhu’l-Makt” (İğrenç Nikah) derlerdi.
    • Allah, onların kendi dillerindeki bu kelimeyi kullanarak, “Evet, sizin bile iğrenç dediğiniz bu iş, Allah katında da ‘Makt’tır (gazap sebebidir)” diyerek vicdanlarına hitap etmiştir.

3. Üçlü Kınama (Te’kid):

  • Açıklama: Bu eylem üç sıfatla yerin dibine batırılmıştır:
    1. Fâhişe: (Ahlaken) Çirkin, yüz kızartıcı.
    2. Makt: (İlahi ve Sosyal açıdan) Nefret uyandırıcı.
    3. Sâe Sebîl: (Sonuç açısından) Kötü bir yol, soyu ve ahlakı bozan bir gelenek.

4. “Nekeha” Fiilinin Kapsamı:

  • Açıklama: “Babanızın cinsel ilişkiye girdiği” denmemiş, “Nikahladığı” denmiştir.
    • Hüküm: Baba bir kadınla sadece nikah kıymış ama ilişkiye girmemiş olsa bile, oğlu o kadınla evlenemez. Nikah (akit) hürmeti (haramlığı) başlatır.

Cahiliye’de babası ölen kişi, üvey annesiyle evlenebiliyordu. Bu, hem kadını aşağılayan hem de aile içindeki “Anne” saygınlığını yıkan bir sapkınlıktı.

Allah bu kapıyı üç kilitli kapıyla kapatıyor:

“Bu yaptığınız Fuhuştir (Fâhişe), Allah’ın ve toplumun nefret ettiği bir iğrençliktir (Makt) ve sonu felaket olan kötü bir yoldur (Sâe Sebîl). Sakın yapmayın!”

4:23
حُرِّمَتْ haram kılındı
عَلَيْكُمْ sizin üzerinize
أُمَّهَـٰتُكُمْ anneleriniz
وَبَنَاتُكُمْ ve kızlarınız
وَأَخَوَٰتُكُمْ ve kızkardeşleriniz
وَعَمَّـٰتُكُمْ ve halalarınız
وَخَـٰلَـٰتُكُمْ ve teyzeleriniz
وَبَنَاتُ ve kızları
ٱلْأَخِ kardeşlerinizin
وَبَنَاتُ ve kızları
ٱلْأُخْتِ kızkardeşlerinizin
وَأُمَّهَـٰتُكُمُ ve anneleriniz
ٱلَّـٰتِىٓ o anneler ki
أَرْضَعْنَكُمْ sizi emziren(süt anne)dir
وَأَخَوَٰتُكُم ve kız kardeşleriniz
مِّنَ den dolayı olan
ٱلرَّضَـٰعَةِ süt emme
وَأُمَّهَـٰتُ ve anneleri
نِسَآئِكُمْ sizinle evli olan eşlerinizin
وَرَبَـٰٓئِبُكُمُ ve üvey kızlarınız
ٱلَّـٰتِى o üvey kızlar ki
فِى حُجُورِكُم evlerinizde (himayenizde) bulunan
مِّن نِّسَآئِكُمُ eşlerinizden
ٱلَّـٰتِى دَخَلْتُم بِهِنَّ Kendileriyle zifafa girdiğiniz
فَإِن fakat eğer
لَّمْ تَكُونُوا۟ دَخَلْتُم بِهِنَّ henüz onlarla zifafa girmemişseniz
فَلَا o zaman yoktur
جُنَاحَ bir günah
عَلَيْكُمْ sizin üzerinize(üvey olan o kız ile evlenmenizde)
وَحَلَـٰٓئِلُ ve eşleri
أَبْنَآئِكُمُ oğullarınızın
ٱلَّذِينَ مِنْ أَصْلَـٰبِكُمْ o oğullar ki kendi soyunuzdan/sizden doğmuş olan
وَأَن تَجْمَعُوا۟ بَيْنَٱلْأُخْتَيْنِ ve İki kız kardeşi aynı nikâh altında birleştirmeniz (ikisiyle birden evlenmeniz)
إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ ۗ Daha önce olup biten (İslam’dan önce işlenmiş) hariç
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
كَانَ olandır
غَفُورًۭا çok bağışlayan
رَّحِيمًۭا çok esirgeyen
23

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْأَخِ وَبَنَاتُ الْأُخْتِ وَأُمَّهَاتُكُمُ اللَّاتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُم مِّنَ الرَّضَاعَةِ وَأُمَّهَاتُ نِسَائِكُمْ وَرَبَائِبُكُمُ اللَّاتِي فِي حُجُورِكُم مِّن نِّسَائِكُمُ اللَّاتِي دَخَلْتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمْ تَكُونُوا دَخَلْتُم بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلَائِلُ أَبْنَائِكُمُ الَّذِينَ مِنْ أَصْلَابِكُمْ وَأَن تَجْمَعُوا بَيْنَ الْأُخْتَيْنِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا

Meali:
“Size (şunlarla evlenmek) haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt analarınız, süt kardeşleriniz, karılarınızın anaları, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız -eğer analarıyla gerdeğe girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur-, öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi (nikah altında) birleştirmek. Ancak geçmişte olanlar müstesna. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edendir.”


2. İrab (Gramer) Tahlili

1. Hurrimet (حُرِّمَتْ):

  • Kelime Türü: Fiil-i Mazi Meçhul (Edilgen).
  • T (تْ): Müenneslik Ta’sı (Sözde özne dişil olduğu için).
  • Anlamı: Haram kılındı.

2. ‘Aleykum (عَلَيْكُمْ):

  • ‘Alâ: Cer Harfi.
  • Kum: Zamir.
  • İrabı: Car-Mecrur, “Hurrimet” fiiline mütealliktir.

3. Ummehâtukum (أُمَّهَاتُكُمْ):

  • Ummehâtu: Nâib-i Fail (Sözde Özne). Merfudur (Ötre).
  • Kum: Muzafun İleyh (Sizin).
  • Anlamı: Anneleriniz.

4. Ve Benâtukum (وَبَنَاتُكُمْ):

  • Ve: Atıf Harfi.
  • Benâtu: Matuf (Ummehât’a atfedilmiştir). Merfudur.
  • Anlamı: Kızlarınız.

5. Ve Ehavâtukum (وَأَخَوَاتُكُمْ):

  • Ve: Atıf.
  • Ehavâtu: Matuf (Merfu).
  • Anlamı: Kız kardeşleriniz.

6. Ve ‘Ammâtukum (وَعَمَّاتُكُمْ):

  • Ve: Atıf.
  • ‘Ammâtu: Matuf (Merfu).
  • Anlamı: Halalarınız.

7. Ve Hâlâtukum (وَخَالَاتُكُمْ):

  • Ve: Atıf.
  • Hâlâtu: Matuf (Merfu).
  • Anlamı: Teyzeleriniz.

8. Ve Benâtu’l-Ehi (وَبَنَاتُ الْأَخِ):

  • Ve: Atıf.
  • Benâtu: Matuf (Merfu).
  • El-Ehi: Muzafun İleyh.
  • Anlamı: Erkek kardeşin kızları (Yeğenler).

9. Ve Benâtu’l-Uhti (وَبَنَاتُ الْأُخْتِ):

  • Ve: Atıf.
  • Benâtu: Matuf.
  • El-Uhti: Muzafun İleyh.
  • Anlamı: Kız kardeşin kızları.

10. Ve Ummehâtukumu (وَأُمَّهَاتُكُمُ):

  • Ve: Atıf.
  • Ummehâtu: Matuf.
  • Anlamı: (Şu) Anneleriniz.

11. El-Lâtî (اللَّاتِي):

  • Kelime Türü: İsim-i Mevsul.
  • İrabı: “Ummehât”ın Sıfatıdır.

12. Erda’nekum (أَرْضَعْنَكُمْ):

  • Erda’ne: Fiil-i Mazi. (Faili “Nun”dur).
  • Kum: Mef’ûl-ü Bih (Sizi).
  • Cümle: Sıla Cümlesidir. (Sizi emzirenler).

13. Ve Ehavâtukum (وَأَخَوَاتُكُم):

  • Ve: Atıf.
  • Ehavâtu: Matuf. (Kız kardeşleriniz).

14. Mine’r-Radâ’ati (مِّنَ الرَّضَاعَةِ):

  • Min: -den.
  • Er-Radâ’ati: Süt emme.
  • İrabı: Car-Mecrur, “Ehavât” kelimesine mütealliktir. (Sütten dolayı kardeşleriniz).

15. Ve Ummehâtu Nisâikum (وَأُمَّهَاتُ نِسَائِكُمْ):

  • Ve: Atıf.
  • Ummehâtu: Matuf.
  • Nisâikum: Muzafun İleyh. (Kadınlarınızın/Eşlerinizin anneleri).

16. Ve Rabâibukumu (وَرَبَائِبُكُمُ):

  • Ve: Atıf.
  • Rabâibu: Matuf. (Üvey kızlarınız).

17. El-Lâtî (اللَّاتِي):

  • İrabı: “Rabâib”in Sıfatı (İsm-i Mevsul).

18. Fî Hucûrikum (فِي حُجُورِكُم):

  • Fî: -de.
  • Hucûri: Kucaklar/Evler.
  • Kum: Sizin.
  • İrabı: Sıla Cümlesi (veya mahzuf bir fiile müteallik). “Evlerinizde olan”.

19. Min Nisâikumu (مِّن نِّسَائِكُمُ):

  • Min: -den.
  • Nisâikumu: Kadınlarınızdan (olan).
  • İrabı: “Rabâib”in açıklamasıdır.

20. El-Lâtî (اللَّاتِي):

  • İrabı: “Nisâ”nın Sıfatı.

21. Dehaltum Bihinne (دَخَلْتُم بِهِنَّ):

  • Dehaltum: Fiil-i Mazi + Fail (Siz). (Girdiniz).
  • Bihinne: Onlarla.
  • Cümle: Sıla Cümlesi. (Zifafa girdiğiniz).

22. Fe-in Lem Tekûnû (فَإِن لَّمْ تَكُونُوا):

  • Fe: Tafsil/Şart.
  • İn: Şart Edatı.
  • Lem: Cezm Edatı.
  • Tekûnû: Fiil-i Muzari Nâkıs (Meczum).

23. Dehaltum Bihinne (دَخَلْتُم بِهِنَّ):

  • Cümle: Kâne’nin Haberi.

24. Felâ Cunâha ‘Aleykum (فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ):

  • Fe: Cevab-ı Şart.
  • Lâ: Cinsini reddeden Lâ.
  • Cunâha: Lâ’nın İsmi. (Günah yoktur).
  • ‘Aleykum: Lâ’nın Haberi.

25. Ve Halâilu (وَحَلَائِلُ):

  • Ve: Atıf. (Ayetin başındaki “Ummehât”a atıftır).
  • Halâilu: Matuf. (Helaller/Eşler).

26. Ebnâikumu (أَبْنَائِكُمُ):

  • Ebnâi: Oğullar. Muzafun İleyh.
  • Kum: Sizin.

27. Ellezîne (الَّذِينَ):

  • İrabı: “Ebnâ”nın Sıfatı.

28. Min Aslâbikum (مِنْ أَصْلَابِكُمْ):

  • Min: -den.
  • Aslâbi: Sülbler / Beller.
  • Cümle: Sıla. (Kendi sülbünüzden olan).

29. Ve En Tecme’û (وَأَن تَجْمَعُوا):

  • Ve: Atıf.
  • En: Masdariye.
  • Tecme’û: Fiil-i Muzari (Mastar manasında).
  • İrabı: Bu “En+Fiil” (Mastar-ı Müevvel), ayetin başındaki Nâib-i Fail’e (Ummehât) matuftur.
    • Manası: “Birleştirmeniz de (haram kılındı).”

30. Beyne’l-Uhteyni (بَيْنَ الْأُخْتَيْنِ):

  • Beyne: Zarf (Arası).
  • El-Uhteyni: İki kız kardeş. Muzafun İleyh.

31. İllâ Mâ Kad Selef (إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ):

  • İllâ: İstisna.
  • Mâ: Şey.
  • Kad Selef: Geçmişte olan. (Sıla).

32. İnnallâhe Kâne Ğafûran Rahîmâ:

  • İnne: Te’kid.
  • Allâhe: İsmi.
  • Kâne…: Haberi.

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

1. Hazf (Mecaz-ı Mürsel):

  • İbare: حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ Hurrimet aleykum ummehâtukum (Anneleriniz haram kılındı)
  • Açıklama: “Anneleriniz haram kılındı” ifadesinde, “Nikâh” kelimesi hazfedilmiştir. Kastedilen, annelerin zatı değil, onlarla evlenmektir.

2. Kinaye (Edep Dili):

  • İbare: دَخَلْتُم بِهِنَّ Dehaltum bihinne (Onlarla girdiniz)
  • Açıklama: “Cinsel ilişki” yerine, edebe uygun olarak “Girmek” (Duhûl) kelimesi kullanılmıştır.

3. Kinaye (Hucûr):

  • İbare: فِي حُجُورِكُم Fî hucûrikum (Kucaklarınızda)
  • Açıklama: “Evlerinizde” yerine “Kucaklarınızda” denmesi, üvey babanın o kıza öz evladı gibi şefkat gösterdiğini ve bakımını üstlendiğini tasvir eder.

4. İhtiras (Kayıtla Sakındırma):

  • İbare: مِنْ أَصْلَابِكُمْ Min aslâbikum (Sülbünüzden)
  • Açıklama: “Oğullarınızın eşleri” denilince evlatlıklar da anlaşılabilirdi. “Sülbünüzden” kaydıyla evlatlıkların eşlerinin haram olmadığı belirtilmiştir.

5. Atıf Zinciri ve Tafsil:
* Ayet boyunca sürekli “Vav” harfiyle atıf yapılması (Ve benâtukum, ve ehavâtukum…), haramların tek tek, şüpheye yer bırakmayacak şekilde (Mufassal) sayıldığını gösterir.

6. “Cem’” (Birleştirme) Yasağı ve Sıla-i Rahim:

  • İbare: أَن تَجْمَعُوا بَيْنَ الْأُخْتَيْنِ (En tecme’û beyne’l-uhteyni)

  • Açıklama: Ayet “Baldızla evlenmeyin” dememiş, “İki kız kardeşi birleştirmeyin” demiştir.

    • Nükte: Yasak olan baldızın kendisi değil, aynı anda nikahlanmasıdır. Hikmeti, kız kardeşler arasındaki kıskançlığı önleyip akrabalık bağını (Sıla-i Rahim) korumaktır.

7. Beyan ve Taksim (Sınıflandırma):

  • Haramlar 3 kategoride (Nesep, Süt, Sıhriyet) mufassal olarak sayılmıştır.
4:24
۞ وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ ve evli olanlar (haramdır)
مِنَ dan
ٱلنِّسَآءِ o kadınlar
إِلَّا dışında
مَا o kadınlar ki
مَلَكَتْ sahip oldu/elde etti
أَيْمَـٰنُكُمْ ۖ (harp/savaş esiri olarak)sizin sağ elleriniz
كِتَـٰبَ yazdığı(yasaklar)dır
ٱللَّهِ Allah'ın
عَلَيْكُمْ ۚ sizin üzerinize
وَأُحِلَّ ve helal kılındı
لَكُم sizin için
مَّا وَرَآءَ ذَٰلِكُمْ bundan sonra olan, bundan başka olan (yani haram kılınanlardan başka kadınlar)
أَنْ تَبْتَغُوا۟ Onları istemeniz/onlarla evlenmeniz
بِأَمْوَٰلِكُم sizin mallarınız/çeyizleriniz/mehirleriniz ile
مُّحْصِنِينَ iffetli/namuslu yaşamanız
غَيْرَمُسَـٰفِحِينَ ۚ zina edenler olmaksızın
فَمَا O halde kimden
ٱسْتَمْتَعْتُم siz fayda sağladınız/yararlandınız
بِهِۦ o nikah ile
مِنْهُنَّ onlardan
فَـَٔاتُوهُنَّ onlara verin
أُجُورَهُنَّ anlaştığınız mehirlerini
فَرِيضَةًۭ ۚ farz olarak
وَلَا yoktur
جُنَاحَ bir günah
عَلَيْكُمْ üzerinize
فِيمَا o şeyde ki
تَرَٰضَيْتُم karşılıklı anlaştınız siz
بِهِۦ onun ile
مِنۢ بَعْدِ den sonra
ٱلْفَرِيضَةِ ۚ belirlenmiş farz olarak vereceğiniz mehir
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
كَانَ dir
عَلِيمًا Her Şeyi Bilen
حَكِيمًۭا Hüküm ve Hikmet Sahibi
24

Nisa Suresi 24. Ayet, haram olan kadınlar listesinin son maddesini (evli kadınları) belirtir ve ardından helal olan evliliğin şartlarını (mehir ve iffet) düzenler.


1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَاءِ إِلَّا مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ۖ كِتَابَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ ۚ وَأُحِلَّ لَكُم مَّا وَرَاءَ ذَٰلِكُمْ أَن تَبْتَغُوا بِأَمْوَالِكُم مُّحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ ۚ فَمَا اسْتَمْتَعْتُم بِهِ مِنْهُنَّ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةً ۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا تَرَاضَيْتُم بِهِ مِن بَعْدِ الْفَرِيضَةِ ۚ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

Okunuşu:
Ve’l-muhsanâtu mine’n-nisâi illâ mâ meleket eymânukum. Kitâballâhi ‘aleykum. Ve uhille lekum mâ verâe zâlikum en tebteğû bi-emvâlikum muhsinîne ğayra musâfihîn. Fe-me’stemta’tum bihi minhunne fe-âtûhunne ucûrahunne ferîdah. Ve lâ cunâha ‘aleykum fîmâ terâdaytum bihi min ba’di’l-ferîdah. İnnallâhe kâne ‘alîmen hakîmâ.

Meali:
“(Harp esiri olarak) sağ ellerinizin malik olduğu (cariyeler) müstesna, kadınlardan evli olanlar (da size haram kılındı). Bunlar Allah’ın üzerinize yazdığı kesin hükümdür. Bunların dışında kalanlar ise; iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla, mallarınızla (mehir vererek) istemeniz size helal kılındı. Onlardan (nikâh ile) faydalandığınız takdirde, kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesildikten sonra karşılıklı rıza ile (miktarında) anlaşmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz Allah (her şeyi) bilendir, hikmet sahibidir.”


2. İrab (Gramer) Tahlili

1. Ve’l-Muhsanâtu (وَالْمُحْصَنَاتُ):

  • Ve: Atıf Harfi. (Önceki ayetteki “Haram kılınanlar” listesine atıftır).
  • El-Muhsanâtu: Matuf (Merfu).
    • Anlamı: Evli kadınlar, iffetli kadınlar, korunanlar.

2. Mine’n-Nisâi (مِنَ النِّسَاءِ):

  • Min: Beyan (Açıklama).
  • En-Nisâi: Kadınlardan.

3. İllâ Mâ Meleket (إِلَّا مَا مَلَكَتْ):

  • İllâ: İstisna Edatı.
  • Mâ: İsm-i Mevsul (Şey/Kimse).
  • Meleket: Fiil-i Mazi (Sahip oldu).

4. Eymânukum (أَيْمَانُكُمْ):

  • Eymânu: Fail (Özne). Sağ elleriniz (Gücünüz/Otoriteniz).
  • Kum: Sizin.
  • Anlamı: Cariyeler / Harp esirleri.

5. Kitâballâhi (كِتَابَ اللَّهِ):

  • Kitâbe: Mef’ûl-ü Mutlak (veya İğrâ).
    • Takdiri: (Keteballâhu) Kitâben = “Allah üzerinize yazdı”.
    • Anlamı: Allah’ın hükmü/yazısı.
  • Allâhi: Muzafun İleyh.

6. ‘Aleykum (عَلَيْكُمْ):

  • ‘Alâ: Üzerinize (Farz olarak).
  • Kum: Size.

7. Ve Uhille (وَأُحِلَّ):

  • Ve: İsti’nafiyye (Yeni hüküm).
  • Uhille: Fiil-i Mazi Meçhul. (Helal kılındı).

8. Lekum (لَكُم):

  • Size.

9. Mâ Verâe Zâlikum (مَّا وَرَاءَ ذَٰلِكُمْ):

  • Mâ: İsm-i Mevsul. Naib-i Fail (Sözde Özne). “Şeyler/Kadınlar”.
  • Verâe: Zarf (Ötesi, gerisi, dışındakiler).
  • Zâlikum: Bu (sayılan yasaklar).

10. En Tebteğû (أَن تَبْتَغُوا):

  • En: Masdariye.
  • Tebteğû: Fiil-i Muzari. (İstemeniz / Talep etmeniz).
    • Kök: (ب غ ي) Beğâ.
  • Mahalli: “Uhille” fiilinin illeti (sebebi) veya Bedel.

11. Bi-Emvâlikum (بِأَمْوَالِكُم):

  • Bi: İle.
  • Emvâli: Mallarınız (Mehir).
  • Kum: Sizin.

12. Muhsinîne (مُّحْصِنِينَ):

  • Kelime Türü: İsim (İsm-i Fail - Çoğul).
  • Kök: (ح ص ن) Hasune. (Kale gibi korunmak).
  • Anlamı: İffetli olarak, namuslu kalarak, evlenerek.
  • İrabı: Hal (Durum zarfı).

13. Ğayra Musâfihîn (غَيْرَ مُسَافِحِينَ):

  • Ğayra: Hal. (…-meksizin).
  • Musâfihîn: İsim (İsm-i Fail).
    • Kök: (س ف ح) Sefeha. (Suyu boşa akıtmak, zina etmek).
    • Anlamı: Zina ediciler / Gayrimeşru ilişki kuranlar.

14. Fe-me’stemta’tum (فَمَا اسْتَمْتَعْتُم):

  • Fe: Tafsil/Şart.
  • Mâ: Şart İsmi veya İsm-i Mevsul. (Kimden / Hangi kadından).
  • İstemta’tum: Fiil-i Mazi (Faydalandınız / Gerdeğe girdiniz).

15. Bihi Minhunne (بِهِ مِنْهُنَّ):

  • Bihi: Onunla (O nikahla).
  • Minhunne: Onlardan (O kadınlardan).

16. Fe-âtûhunne (فَآتُوهُنَّ):

  • Fe: Cevab-ı Şart.
  • Âtû: Emir Fiili (Verin).
  • Hunne: Onlara.

17. Ucûrahunne (أُجُورَهُنَّ):

  • Ucûra: İsim (Ecr’in çoğulu). Ücretleri / Mehirleri.
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih (2. Nesne).

18. Farîdaten (فَرِيضَةً):

  • Kelime Türü: İsim/Masdar.
  • Anlamı: Farz olarak, belirlenmiş bir hak olarak.
  • İrabı: Hal veya Mef’ûl-ü Mutlak.

19. Ve Lâ Cunâha ‘Aleykum (وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ):

  • Lâ: Cinsini reddeden olumsuzluk.
  • Cunâha: Günah.
  • ‘Aleykum: Size.

20. Fîmâ Terâdaytum (فِيمَا تَرَاضَيْتُم):

  • Fîmâ: O şeyde ki.
  • Terâdaytum: Fiil-i Mazi (Karşılıklı razı oldunuz / anlaştınız).

21. Bihi Min Ba’di’l-Farîda (بِهِ مِن بَعْدِ الْفَرِيضَةِ):

  • Bihi: Onunla.
  • Min Ba’di: -den sonra.
  • El-Farîda: Farz (Mehir belirlendikten).

22. İnnallâhe Kâne ‘Alîmen Hakîmâ(إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًۭا):

  • (Şüphesiz Allah Bilen ve Hikmet Sahibidir).

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, cinsel yaşamı “Hayvani bir eylem” olmaktan çıkarıp “Medeni bir akit” seviyesine yükselten kelimelerle örülüdür:

1. “Muhsanât” (Korunanlar) Metaforu:

  • İbare: وَالْمُحْصَنَاتُ (Ve’l-muhsanâtu)
  • Kök: Hisn (Kale).
  • Açıklama: Evli kadınlara “Muhsanat” denmesi, onların evlilik kalesi içinde korunduğunu, başkalarına kapalı olduğunu ifade eder. Kale kapısı kilitlidir, girilemez.

2. “Kitâballâh” (Allah’ın Yazısı) Vurgusu:

  • Açıklama: “Haramdır” demek yerine “Allah’ın üzerinize yazdığı kitaptır” denmesi, bu yasakların (özellikle evli kadın yasağının) tartışmaya kapalı, değişmez bir kanun olduğunu gösterir.

3. “Musâfihîn” (Suyu Boşa Akıtanlar) Hakareti:

  • İbare: غَيْرَ مُسَافِحِينَ (Ğayra musâfihîn)
  • Açıklama: Zina edenlere “Zâni” denmemiş, “Musâfih” denmiştir.
    • Sefh: Suyu/Kanı yere dökmek, akıtmak demektir.
    • Nükte: Zina eden erkek, nesil yetiştirme (tohumu tarlaya ekme) amacı gütmez; şehvet suyunu (spermi) amacı dışında “yere döküp ziyan eden” kişidir. Bu kelime, zinanın “israf ve amaçsızlık” yönünü iğrenç gösterir.
    • Bunun zıddı “Muhsin” (Kalesini kuran, iffetli) olmaktır.

4. “İstimta’” ve “Ucur” (Ücret) İlişkisi:

  • İbare: اسْتَمْتَعْتُمأُجُورَهُنَّ (İstemta’tum… ucûrahunne)
  • Açıklama:
    • İstimta: Faydalanmak, lezzet almak (Cinsel ilişki).
    • Ucur: Ücretler (Mehir).
    • Ayet, mehri bir “hediye” (önceki ayetlerdeki Nihle gibi) değil, burada bir “Karşılık/Ücret” gibi zikretmiştir.
    • Hikmet: Evlilikte cinsel faydalanma karşılıklıdır, ancak mali yükümlülük erkekte olduğu için, erkeğin bu faydalanmaya karşı kadına bir “ekonomik güvence” (mehir) vermesi zorunludur.

5. “Terâdaytum” (Karşılıklı Rıza):
* Açıklama: Mehir belirlendikten sonra (Fariza), eşlerin kendi aralarında konuşup miktarı artırması veya azaltması (indirim yapması) “Günah değildir”. Yeter ki karşılıklı rıza (Tefâul babı) olsun, baskı olmasın.

Allah, toplumun ahlak haritasını çiziyor:

“Evli kadınlar, başkalarına haram olan ‘Kale’lerdir (Muhsanat). Siz ancak bekar olanları, paranızla (mehirle), iffetli bir yuva kurmak (Muhsin) niyetiyle alabilirsiniz. Amacınız sadece suyu döküp gitmek (Musafih/Zina) olamaz. Evlendiğinizde de, eşinize hakkı olan ücreti (Mehri) tam verin. Sonrasında anlaşırsanız o ayrıdır.”

4:25
وَمَن ve kim
لَّمْ يَسْتَطِعْ güç yetirmezse
مِنكُمْ sizden
طَوْلًا zenginlik/mal olarak
أَنْ يَنكِحَ evlenmeye
ٱلْمُحْصَنَـٰتِ hür kadınlarla
ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ inanmış/mümin
فَمِنْ den(evlensin) o zaman
مَّا o şey
مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُكُم sağ ellerinizin sahip olduğu(savaşta esir alınan)
مِّن dan
فَتَيَـٰتِكُمُ sahip olduğunuz (savaşta esir aldığınız o) genç kızlar
ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ۚ inanmış/mümin
وَٱللَّهُ Allah
أَعْلَمُ daha iyi bilir
بِإِيمَـٰنِكُم ۚ sizin imanınızı
بَعْضُكُم sizin bir kısmınız
مِّنۢ den'dir
بَعْضٍۢ ۚ bir diğeriniz
فَٱنكِحُوهُنَّ öyle ise onlarla evlenin
بِإِذْنِ izniyle
أَهْلِهِنَّ ailelerinin
وَءَاتُوهُنَّ ve verin
أُجُورَهُنَّ ücretlerini (mehirlerini)
بِٱلْمَعْرُوفِ güzelce
مُحْصَنَـٰتٍ iffetli yaşamaları
غَيْرَ مُسَـٰفِحَـٰتٍۢ zina etmemeleri
وَلَا مُتَّخِذَٰتِ ve olmadan gizli edinenler
أَخْدَانٍۢ ۚ dostlar/sevgililer
فَإِذَآ iken
أُحْصِنَّ evli
فَإِنْ eğer
أَتَيْنَ yaparlarsa
بِفَـٰحِشَةٍۢ fuhuş
فَعَلَيْهِنَّ o takdirde onlara
نِصْفُ yarısı (uygulanır)
مَا o şeyin ki
عَلَى üzerine(uygulanan)
ٱلْمُحْصَنَـٰتِ hür kadınlar
مِنَ ndan
ٱلْعَذَابِ ۚ uygulanan ceza/uygulanan had cezası
ذَٰلِكَ bu (cariye ile evlenme)
لِمَنْ içindir
خَشِىَ korkanlar
ٱلْعَنَتَ sıkıntıya (günaha/zinaya) düşmekten
مِنكُمْ ۚ içinizden
وَأَن fakat
تَصْبِرُوا۟ sabretmeniz
خَيْرٌۭ daha iyidir
لَّكُمْ ۗ sizin için
وَٱللَّهُ Allah
غَفُورٌۭ bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ esirgeyendir
25

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَمَن لَّمْ يَسْتَطِعْ مِنكُمْ طَوْلًا أَن يَنكِحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِن مَّا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُم مِّن فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ۚ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِكُم ۚ بَعْضُكُم مِّن بَعْضٍ ۚ فَانكِحُوهُنَّ بِإِذْنِ أَهْلِهِنَّ وَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلَا مُتَّخِذَاتِ أَخْدَانٍ ۚ فَإِذَا أُحْصِنَّ فَإِنْ أَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِ ۚ ذَٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ الْعَنَتَ مِنكُمْ ۚ وَأَن تَصْبِرُوا خَيْرٌ لَّكُمْ ۗ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

Okunuşu:
Ve men lem yesteti’ minkum tavlen en yenkiha’l-muhsanâti’l-mu’minâti fe-min mâ meleket eymânukum min feteyâtikumu’l-mu’minât. Vallâhu a’lemu bi-îmânikum. Ba’dukum min ba’d. Fe-nkihûhunne bi-izni ehlihinne ve âtûhunne ucûrahunne bi’l-ma’rûfi muhsanâtin ğayra musâfihâtin ve lâ muttehizâti ahdân. Fe-izâ uhsinne fe-in eteyne bi-fâhişetin, fe-‘aleyhinne nisfu mâ ‘ale’l-muhsanâti mine’l-‘azâb. Zâlike li-men haşiye’l-‘anete minkum. Ve en tasbirû hayrun lekum. Vallâhu ğafûrun rahîm.

Meali:
“İçinizden kimin, hür ve mümin kadınlarla evlenmeye ‘Tawl’ (maddi gücü / serveti) yetmiyorsa; o takdirde ellerinizin altındaki (sahip olduğunuz) mümin genç kızlardan (cariyelerden) biriyle evlensin. Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Hepiniz birbirinizdensiniz (aynı köktensiniz). Öyleyse onları, sahiplerinin (ailelerinin) izniyle ve mehirlerini örfe uygun vererek nikahlayın. (Ancak şu şartla ki): İffetli olmaları, zina etmemeleri ve gizli dost (aşık) tutmamış olmaları gerekir. Evlendikleri zaman bir fuhuş (zina) yaparlarsa, onlara hür kadınlara verilen cezanın yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden ‘El-Anat’a (günaha girmekten / sıkıntıya düşmekten) korkanlar içindir. Ancak sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”


2. İrab (Gramer) Tahlili

1. Ve Men Lem Yesteti’ (وَمَن لَّمْ يَسْتَطِعْ):

  • Ve (وَ): İsti’nafiyye (Başlangıç Harfi).
  • Men (مَن): Şart İsmi (Mübteda). Mahallen merfu.
  • Lem (لَّمْ): Cezm ve Nefy Edatı.
  • Yesteti’ (يَسْتَطِعْ): Fiil-i Muzari (İstif’al Babı). Şart Edatından dolayı Meczumdur (Sükun ile). Faili gizli “Huve”.

2. Minkum (مِنكُمْ):

  • Min (مِن): Harf-i Cer.
  • Kum (كُمْ): Zamir. “Men” şart isminin halidir.

3. Tawlen (طَوْلًا):

  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih (Nesne). Mensuptur. (Zenginlik/Güç).

4. En Yenkiha (أَن يَنكِحَ):

  • En (أَن): Masdariye.
  • Yenkiha (يَنكِحَ): Fiil-i Muzari. “En”den dolayı Mensuptur.
  • Mahalli: Bu “Mastar-ı Müevvel”, “Tawlen” kelimesinin mef’ûlü veya açıklamasıdır. (Nikahlamaya güç yetiremezse).

5. El-Muhsanâti (الْمُحْصَنَاتِ):

  • İrabı: “Yenkiha” fiilinin Mef’ûl-ü Bihidir. (Hür Kadınlar)
  • Alameti: Cemi Müennes Salim olduğu için nasb alameti Esre (Kesra) iledir.

6. El-Mu’minâti (الْمُؤْمِنَاتِ):

  • İrabı: “El-Muhsanât” kelimesinin Sıfatıdır. (Mümin/İman Etmiş)
  • Alameti: O da mef’ûl sıfatı olduğu için Esre ile mensuptur. (Mümin olan hür kadınlar).

7. Fe-min Mâ (فَمِن مَّا):

  • Fe (فَ): Cevab-ı Şart (Râbıta Fa’sı).
  • Min (مِن): Harf-i Cer (Teb’iz / Bir kısmından).
  • Mâ (مَّا): İsm-i Mevsul. Mahzuf (gizli) bir fiilin (Felyenkih/Evlensin) mef’ûlüne mütealliktir.

8. Meleket Eymânukum (مَلَكَتْ أَيْمَانُكُم):

  • Meleket (مَلَكَتْ): Fiil-i Mazi.
  • Eymânu (أَيْمَانُ): Bu fiilin Failidir (Öznesidir). Merfudur.
  • Kum (كُم): Muzafun İleyh. (Sağ ellerinizin sahip olduğu/savaşta ele geçirilmiş, esir alınmış cariye).
  • Cümle: Sıla Cümlesidir.

9. Min Feteyâtikum (مِّن فَتَيَاتِكُمُ):

  • Min (مِّن): Beyan (Açıklama) Harfi.
  • Feteyâti (فَتَيَاتِ): Mecrur İsim.
  • Kum (كُمُ): Muzafun İleyh.

10. El-Mu’minâti (الْمُؤْمِنَاتِ):

  • İrabı: “Feteyât” (Genç kızlar) kelimesinin Sıfatıdır.
  • Alameti: Mecrurdur (Esre ile).

11. Vallâhu A’lemu (وَاللَّهُ أَعْلَمُ):

  • Ve (وَ): İsti’nafiyye (Ara cümle/Parantez içi bilgi).
  • Allâhu (اللَّهُ): Mübteda (Özne). Merfu.
  • A’lemu (أَعْلَمُ): Haber. (İsm-i Tafdil / En iyi bilen). Merfu.

12. Bi-Îmânikum (بِإِيمَانِكُم):

  • Bi (بِ): Harf-i Cer.
  • Îmâni (إِيمَانِ): Mecrur İsim.
  • Kum (كُم): Muzafun İleyh. (Haber olan “A’lemu”ya mütealliktir).

13. Ba’dukum Min Ba’d (بَعْضُكُم مِّن بَعْضٍ):

  • Ba’du (بَعْضُ): Mübteda.
  • Kum (كُم): Muzafun İleyh.
  • Min Ba’din (مِّن بَعْضٍ): Car-Mecrur (Haber yerindedir). “Bazınız bazınızdandır”.

14. Fenkihûhunne (فَانكِحُوهُنَّ):

  • Fe (فَ): Atıf/Sonuç (Râbıta).
  • Enkihû (انكِحُوا): Emir Fiili.
  • Vav (و): Fail.
  • Hunne (هُنَّ): Mef’ûl (Onları).

15. Bi-izni Ehlihinne (بِإِذْنِ أَهْلِهِنَّ):

  • Bi-izni (بِإِذْنِ): Car-Mecrur (İzniyle). Hal.
  • Ehli (أَهْلِ): Muzafun İleyh.
  • Hinne (هِـنَّ): Muzafun İleyh.

16. Ve Âtûhunne (وَآتُوهُنَّ):

  • Ve (وَ): Atıf.
  • Âtû (آتُوا): Emir Fiili (Verin).
  • Hunne (هُنَّ): Mef’ûl (1. Nesne).

17. Ucûrahunne (أُجُورَهُنَّ):

  • Ucûra (أُجُورَ): Mef’ûl (2. Nesne - Mehirlerini).
  • Hunne (هُنَّ): Muzafun İleyh.

18. Bi’l-Ma’rûfi (بِالْمَعْرُوفِ):

  • İrabı: Car-Mecrur (Hal veya Sıfat). Örfe uygun olarak.

19. Muhsanâtin (مُحْصَنَاتٍ):

  • Kelime Türü: İsim (İsm-i Mef’ûl).
  • İrabı: Hal. (İffetli olmaları şartıyla). Mensuptur (Esre ile).

20. Ğayra Musâfihâtin (غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ):

  • Ğayra (غَيْرَ): Hal (veya Sıfat).
  • Musâfihâtin (مُسَافِحَاتٍ): Muzafun İleyh. (Zina edenler).

21. Ve Lâ Muttehizâti Ahdân (وَلَا مُتَّخِذَاتِ أَخْدَانٍ):

  • Ve Lâ (وَلَا): Atıf ve Olumsuzluk.
  • Muttehizâti (مُتَّخِذَاتِ): Matuf (Hal). (Edinenler).
  • Ahdânin (أَخْدَانٍ): Muzafun İleyh (veya Mef’ûl). (Gizli dostlar).

22. Fe-izâ Uhsinne (فَإِذَا أُحْصِنَّ):

  • Fe (فَ): Atıf.
  • İzâ (إِذَا): Zaman Zarfı.
  • Uhsinne (أُحْصِنَّ): Fiil-i Mazi Meçhul. (Evlendiklerinde).
    • Nâib-i Fail: “Nun-u Nisve” (Onlar).

23. Fe-in Eteyne (فَإِنْ أَتَيْنَ):

  • Fe (فَ): Atıf.
  • İn (إِنْ): Şart Edatı.
  • Eteyne (أَتَيْنَ): Fiil-i Mazi (Şart Fiili). (Yaparlarsa).

24. Bi-Fâhişetin (بِفَاحِشَةٍ):

  • İrabı: Car-Mecrur. (Fuhuş / Zina).

25. Fe-‘aleyhinne (فَعَلَيْهِنَّ):

  • Fe (فَ): Cevab-ı Şart.
  • ‘Aleyhinne (عَلَيْهِنَّ): Haber-i Mukaddem. (Onların üzerinedir / Onlara uygulanır).

26. Nisfu (نِصْفُ):

  • İrabı: Mübteda-i Muahhar. (Yarısı).

27. Mâ ‘Ale’l-Muhsanâti (مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ):

  • Mâ (مَا): İsm-i Mevsul (Muzafun İleyh). (O şeyin ki).
  • ‘Ale’l-Muhsanâti (عَلَى الْمُحْصَنَاتِ): Sıla Cümlesi. (Hür kadınların üzerine olan).

28. Mine’l-‘Azâbi (مِنَ الْعَذَابِ):

  • İrabı: “Mâ”dan beyandır (Açıklama). (Azaptan/Cezadan).

29. Zâlike (ذَٰلِكَ):

  • İrabı: Mübteda. (Bu hüküm).

30. Li-men Haşiye (لِمَنْ خَشِيَ):

  • Li (لِ): Harf-i Cer.
  • Men (مَنْ): İsm-i Mevsul. Haber. (Korkan kimse içindir).
  • Haşiye (خَشِيَ): Fiil-i Mazi (Korktu). Sıla.

31. El-‘Anete (الْعَنَتَ):

  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih. (Günaha girmekten / Sıkıntıdan).

32. Minkum (مِنكُمْ):

  • İrabı: Hal. (Sizden).

33. Ve En Tasbirû (وَأَن تَصْبِرُوا):

  • Ve (وَ): İsti’nafiyye.
  • En (أَن): Masdariye.
  • Tasbirû (تَصْبِرُوا): Fiil-i Muzari (Mensup).
  • Mahalli: Mübteda. (Sabretmeniz).

34. Hayrun Lekum (خَيْرٌ لَّكُمْ):

  • Hayrun (خَيْرٌ): Haber. (Daha hayırlıdır).
  • Lekum (لَّكُمْ): Sizin için.

35. Vallâhu Ğafûrun Rahîm (وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ):

  • Ve (وَ): İsti’nafiyye.
  • Allâhu (اللَّهُ): Mübteda.
  • Ğafûrun (غَفُورٌ): Haber 1.
  • Rahîmun (رَّحِيمٌ): Haber 2.

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

1. “Tawl” (Zenginlik) Kelimesi:

  • Sadece “Parası olmayan” denmemiş, “Tawl (Uzunluk/Güç)” denmiştir. Hür kadınla evlenmek, mehir ve nafaka açısından “uzun bir el” (ekonomik güç) gerektirir.

2. “Feteyât” (Genç Kızlar) Nezaketi (Te’dib Sanatı):

  • Ayet “Cariyeleriniz” (İmâikum) dememiş, “Genç kızlarınız” (Feteyât) demiştir. Bu, köle statüsündeki kadınları onore eden, onları ailenin bir parçası gibi gören muazzam bir nezekettir.

3. “Ba’dukum min Ba’d” (Eşitlik Vurgusu):

  • “Hür kadınla cariye arasında ne fark var? Hepiniz Adem’densiniz.” Bu cümle, sınıf ayrımcılığına vurulmuş en büyük darbedir.

4. “Ahdân” ve “Musafihat” Ayrımı (Taksim Sanatı):

  • Musafihat: Açıkça zina edenler.
  • Muttehizati Ahdân: Gizli dost/metres tutanlar.
  • Cahiliye devrinde “gizli dost” ayıp sayılmazdı. Ayet, “Açık zina da haramdır, gizli aşk yaşamak da haramdır” diyerek ahlakı tam kapsamlı hale getirmiştir.

5. “El-‘Anet” (Günah/Sıkıntı) Kelimesi:

  • ‘Anet: Kemik kırılması, aşırı zorluk demektir.
  • Burada “Zina” kastedilmiştir. Çünkü mümin için en büyük zorluk/kırılma, zinaya düşmektir. Bu izin, zevk için değil, bu tehlikeden korunmak içindir.

6. “Sabır” Tavsiyesi:

  • Cariye ile evlenmek helal olsa da, doğacak çocuğun statüsü (köle doğması riski) ve sosyal denklik açısından “Sabretmek (hür kadınla evlenene kadar beklemek) daha hayırlıdır” denilmiştir.
4:26
يُرِيدُ istiyor
ٱللَّهُ Allah
لِيُبَيِّنَ açıklamak
لَكُمْ size
وَيَهْدِيَكُمْ ve sizi iletmek
سُنَنَ yasalarına
ٱلَّذِينَ o kimselerin ki
مِن قَبْلِكُمْ sizden önceki(lerin)
وَيَتُوبَ ve tövbenizi kabul etmek
عَلَيْكُمْ ۗ sizin üzerinize / size
وَٱللَّهُ Allah
عَلِيمٌ bilendir
حَكِيمٌۭ hüküm ve hikmet sahibidir
26

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
يُرِيدُ اللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

Latin Okunuşu:
Yurîdullâhu li-yubeyyine lekum ve yehdiyekum sunene’llezîne min kablikum ve yetûbe ‘aleykum. Vallâhu ‘alîmun hakîm.

Meali:
“Allah (hükümlerini beyan etmekle), size hakikatleri açıklamak, sizden öncekilerin (peygamberler ve salihler) temiz yollarına (sünnetlerine) iletmek ve tövbenizi kabul etmek (rahmetiyle size yönelmek) istiyor. Allah hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.”


2. İrab (Gramer) Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. Yurîdullâhu (يُرِيدُ اللَّهُ):

  • Yurîdu: Fiil-i Muzari (İstiyor/Diler). (İf’al Babı: Erâde).
  • Allâhu: (Allah) Fail (Özne). Merfu.

2. Li-yubeyyine (لِيُبَيِّنَ):

  • Li (لِ):
    • Görüş A: Lam-ı Ğāye (Amaç/Gaye Lam’ı). “…-mek için”. (Fiil gizli bir “En” ile mensuptur).
    • Görüş B: Zâide (Pekiştirme) Lam’ı. (Yurîdu fiiline doğrudan bağlanır: “Açıklamayı istiyor”).
  • Yubeyyine: Fiil-i Muzari (Tef’il Babı). Mensuptur. (Açıklasın/Açıklamak).

3. Lekum (لَكُمْ):

  • Le: Size.
  • Kum: Zamir.

4. Ve Yehdiyekum (وَيَهْدِيَكُمْ):

  • Ve: Atıf.
  • Yehdiye: Fiil-i Muzari. (“Yubeyyine”ye atfedildiği için mensuptur). (Sizi iletmek).
  • Kum: Mef’ûl-ü Bih (Sizi).

5. Sunene (سُنَنَ):

  • Kelime Türü: İsim (Sünnet’in çoğulu). Yollar, kanunlar, adetler.
  • İrabı: Yehdiye fiilinin mef’ûlü (dolaylı nesnesi), (Sizi … yollarına iletmek).

6. Ellezîne Min Kablikum (الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ):

  • Ellezîne: İsm-i Mevsul (Muzafun İleyh). (O kimselerin).
  • Min Kablikum: Sizden öncekilerin. (Sıla Cümlesi).

7. Ve Yetûbe ‘Aleykum (وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ):

  • Ve: Atıf.
  • Yetûbe: Fiil-i Muzari (Mensup).
    • Kök: Tâbe.
    • Anlamı (Ala ile): Tövbesini kabul etmek / Rahmetiyle yönelmek.
  • ‘Aleykum: Sizin üzerinize / Size.

8. Vallâhu ‘Alîmun Hakîm (وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ):

  • Ve: İsti’nafiyye.
  • Allâhu: Mübteda.
  • ‘Alîmun: Haber 1. (Bilen).
  • Hakîmun: Haber 2. (Hikmet sahibi).

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, Allah’ın insanlara olan şefkatini ve yasakların (haramların) arkasındaki hikmeti açıklar:

1. “Yurîdu” (İstiyor) Fiilindeki Lütuf:

  • Açıklama: Allah “Açıkladım” veya “Farz kıldım” dememiş, “İstiyor / Diliyor” demiştir.
    • Bu, Allah’ın kullarına zorluk çıkarmak değil, onlara kolaylık ve hayır murat ettiğini (İrade-i Hayr) gösterir. Yasaklar bir yük değil, bir lütuftur.

2. “Sünen” (Yollar) Kelimesinin Seçimi:

  • İbare: سُنَنَ الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ (Sunenellezîne min kablikum)
  • Açıklama:
    • “Sizden öncekilerin yolları”.
    • Kastedilenler: Peygamberler ve Salihlerdir.
    • Nükte: Helal ve haramlar (özellikle nikah yasakları) yeni icat edilmiş şeyler değildir. Adem’den (a.s.) beri gelen evrensel ahlak yasalarıdır (Sünnetullah). “Sizi o kadim ve temiz yola döndürüyoruz” demektir.

3. “Tövbe”nin Allah’a İsnadı:

  • İbare: وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ (Ve yetûbe ‘aleykum)
  • Açıklama:
    • Kul tövbe eder (döner), Allah da tövbe eder (kabul eder/yönelir).
    • Burada fail Allah’tır. Allah’ın “Tövbe etmesi”, kuluna merhametle dönmesi ve onu bağışlaması demektir. Şehvetinize yenilip hata yapsanız bile, Allah sizi temizlemek istiyor mesajı vardır.

Arapça’da Tövbe Kavramı:

Kur’an’da iki farklı tövbe şekli vardır:

Fiil Yapısı Öznne Anlamı
يَتُوبُ عَلَى Allah “Allah kulun tövbesini kabul eder, günahlarını bağışlar
تَابَ إِلَى Kul “Kul Allah’a tövbe eder

Örnekler:

  1. Allah’ın tövbesi:

    فَأُولَـٰٓئِكَ يَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ” (Nisâ 17)
    “Allah onlara tövbe eder (günahlarını bağışlar).”

  2. Kulun tövbesi:

    وَأَنْ تُوبُواْ إِلَى ٱللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا ٱلْمُؤْمِنُونَ” (Nûr 31)
    “Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin.”


4. Esma-i Hüsna Uyumu (Alîm ve Hakîm):

  • Açıklama: Neden “Gafur Rahim” değil de “Alîm Hakîm”?
    • Çünkü ayet hükümlerden, yollardan ve açıklamalardan bahsediyor.
    • Alîm: Sizin neye ihtiyacınız olduğunu, zaaflarınızı (şehvetinizi) bilir.
    • Hakîm: Koyduğu yasaklarda (üvey anne, süt kardeş vb.) büyük hikmetler ve toplum yararı vardır. Rastgele yasaklamaz.

Allahu Teala buyuruyor ki:

“Ey Müminler! Size koyduğum bu genel nikah yasakları ve sınırlar sizi sıkmak için değildir. Ben (Yurîdullâh), size doğruyu açıklamak, sizi atanız İbrahim ve İsmail gibi salihlerin temiz yoluna (Sünen) iletmek ve günahlarınızı temizlemek (Yetûbe) istiyorum. Çünkü Ben sizin yapınızı biliyorum (Alîm) ve neyin size iyi geleceğini hikmetimle (Hakîm) takdir ediyorum.”

4:27
وَٱللَّهُ Allah
يُرِيدُ istiyor
اَنْ يَتُوبَ tövbenizi kabul etmek
عَلَيْكُمْ sizin üzerinize
وَيُرِيدُ ve istiyor
ٱلَّذِينَ o kimseler ki
يَتَّبِعُونَ uyuyorlar
ٱلشَّهَوَٰتِ şehvetlerine
اَنْ تَمِيلُوا۟ sizin sapmanızı
مَيْلًا öyle bir sapışla ki
عَظِيمًۭا büyük
27

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَاللَّهُ يُرِيدُ أَن يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ أَن تَمِيلُوا مَيْلًا عَظِيمًا

Okunuşu:
Vallâhu yurîdu en yetûbe ‘aleykum. Ve yurîdu’llezîne yettebi’ûne’ş-şehevâti en temîlû meylen ‘azîmâ.

Meali:
“Allah (rahmetiyle) sizin tövbenizi kabul etmeyi (size yönelmeyi) istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise, sizin (haktan) büyük bir sapma ile (büsbütün) sapmanızı istiyorlar.”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

1. Vallâhu (وَاللَّهُ):

  • Ve: Atıf Harfi.
  • Allâhu: Mübteda (Özne).

2. Yurîdu (يُرِيدُ):

  • Kelime Türü: Fiil-i Muzari. (İstiyor).
  • Fail: Gizli “Huve” (O/Allah).
  • Cümle: Haber Cümlesi.

3. En Yetûbe (أَن يَتُوبَ):

  • En: Masdariye.
  • Yetûbe: Fiil-i Muzari (Mensup). (Tövbe etmeyi / Kabul etmeyi).
  • Mahalli: “Yurîdu” fiilinin Mef’ûlü. (Tövbenizi kabul etmeyi istiyor).

4. ‘Aleykum (عَلَيْكُمْ):

  • Anlamı: Sizin üzerinize / Size.

5. Ve Yurîdu (وَيُرِيدُ):

  • Ve: Atıf/Karşılaştırma.
  • Yurîdu: Fiil (İstiyor).

6. Ellezîne Yettebi’ûne (الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ):

  • Ellezîne: Fail (Özne). (O kimseler ki…).
  • Yettebi’ûne: Fiil-i Muzari. (Uyuyorlar / Tabi oluyorlar). Sıla Cümlesi.

7. Eş-Şehevâti (الشَّهَوَاتِ):

  • Kelime Türü: İsim (Şehvet’in çoğulu). Arzular, hevesler.
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih. (Şehvetlere).
    • Alameti: Cemi müennes olduğu için Esre iledir.

8. En Temîlû (أَن تَمِيلُوا):

  • En: Masdariye.
  • Temîlû: Fiil-i Muzari (Mensup).
    • Kök: (م ي ل) Mâle. (Meyletti, saptı, eğildi).
    • Anlamı: Sapmanızı / Meyletmenizi.
  • Mahalli: İkinci “Yurîdu”nun Mef’ûlü.

9. Meylen ‘Azîmen (مَيْلًا عَظِيمًا):

  • Meylen: Mef’ûl-ü Mutlak. (Öyle bir sapışla ki…).
  • ‘Azîmen: Sıfat. (Büyük, muazzam).

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, “Mukabele” (Karşılaştırma) sanatının şaheseridir:

1. İki İradenin Savaşı (Mukabele):

  • Allah’ın İradesi: Yurîdu en yetûbe aleykum (Sizi temizlemek, affetmek, yükseltmek istiyor).
  • Şehvet Ehlinin İradesi: Yurîdu… en temîlû (Sizi saptırmak, çukura düşürmek istiyor).
  • Mesaj: İnsan iki çekim gücü arasındadır. Biri yukarı (Arş’a), diğeri aşağı (Arz’a) çeker.

2. “Meyl” (Sapma) Kelimesi:

  • Açıklama: “Sapmanızı” (Tadillû) denmemiş, “Meyletmenizi” (Temîlû) denmiştir.
    • Meyl: Bir şeyin dengeden çıkıp bir tarafa yıkılmasıdır.
    • Şehvet ehli, sizin “Sırat-ı Müstakim” (Dosdoğru yol) üzerindeki o dik duruşunuzu bozmak, sizi kendi bataklıklarına doğru eğmek/bükmek ister.

3. Mef’ûl-ü Mutlak ile Vurgu (Meylen Azîmen):

  • İbare: مَيْلًا عَظِيمًا
  • Açıklama: “Birazcık sapmanızı” değil, “Büsbütün, geri dönülemez, korkunç bir sapma ile sapmanızı” isterler.
    • Amaçları sizi sadece günahkar yapmak değil, sizi tamamen yoldan çıkarmaktır.

4. Failin Tanımı (Şehvetlere Uyanlar):

  • Açıklama: “Kafirler” veya “Müşrikler” denmemiş.
    • “Şehvetlerine uyanlar” denmiştir.
    • Bu, tehlikenin sadece dışarıdaki düşmandan değil; içimizdeki hedonist (zevkçi), kural tanımaz yaşam tarzını savunanlardan (Müslüman da olsa) gelebileceğini gösterir.

Allah uyarıyor:

“Ben sizin tövbe edip temizlenmenizi, ailenizi korumanızı istiyorum. Ama şu şehvetlerinin kölesi olmuş, ‘Hayatını yaşa, boş ver kuralları’ diyenler var ya; işte onlar sizin de kendileri gibi bataklığa saplanmanızı, istikametinizi tamamen kaybetmenizi (Meylen Azim) istiyorlar. Kimi dinlediğinize dikkat edin!”

4:28
يُرِيدُ istiyor
ٱللَّهُ Allah
اَنْ يُخَفِّفَ hafifletmek
عَنكُمْ ۚ sizden
وَخُلِقَ ve yaratılmıştır
ٱلْإِنسَـٰنُ insan
ضَعِيفًۭا zayıf
28

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
يُرِيدُ اللَّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمْ ۚ وَخُلِقَ الْإِنسَانُ ضَعِيفًا

Okunuşu:
Yurîdullâhu en yuhaffife ‘ankum. Ve hulika’l-insânu da’îfâ.

Meali:
“Allah (bu izinlerle) yükünüzü hafifletmek istiyor. Çünkü insan (fıtraten) zayıf yaratılmıştır.”


2. İrab (Gramer) Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. Yurîdullâhu (يُرِيدُ اللَّهُ):

  • Yurîdu: Fiil-i Muzari (İstiyor).
  • Allâhu: Fail (Özne).

2. En Yuhaffife (أَن يُخَفِّفَ):

  • En: Masdariye.
  • Yuhaffife: Fiil-i Muzari (Hafifletmek). Mensuptur.
    • Kök: (خ ف ف) Haffefe. (Hafifletti, yükünü aldı).
  • Mahalli: “Yurîdu”nun Mef’ûlü. (Hafifletmeyi istiyor).

3. ‘Ankum (عَنكُمْ):

  • ‘An: -den. (Sizden / Üzerinizden).
  • Kum: Sizin.

4. Ve Hulika (وَخُلِقَ):

  • Ve: İsti’nafiyye (Başlangıç) veya Ta’lil (Sebep bildiren) Vavı. “Çünkü…”
  • Hulika: Fiil-i Mazi Meçhul (Yaratıldı).

5. El-İnsânu (الْإِنسَانُ):

  • İrabı: Nâib-i Fail (Sözde Özne). Merfudur.

6. Da’îfen (ضَعِيفًا):

  • Kelime Türü: Sıfat (Müşebbehe).
  • Anlamı: Zayıf, dirençsiz, aciz.
  • İrabı: Hal (Zayıf bir halde / Zayıf olarak).

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, İslam hukukunun felsefesini açıklar:

1. “Tahfif” (Hafifletme) İradesi:

  • İbare: يُرِيدُأَن يُخَفِّفَ (Yurîdu… yuhaffife)
  • Açıklama:
    • Önceki ayetlerde cariye ile evlilik izni verilmişti.
    • Allah diyor ki: “Bu izinleri size ‘boşluk’ olsun diye değil; zinaya düşmemeniz, yükünüzü hafifletmek için verdim.”
    • Dinin amacı zorlaştırmak (Ta’sir) değil, kolaylaştırmaktır (Teysîr).

2. Meçhul Fiil (Hulika):

  • Açıklama: “Allah insanı yarattı” denmemiş, “İnsan yaratıldı” denmiştir.
    • Bu, insanın yaratılışındaki “Zayıflık” vasfının onun özünde/mayasında olduğunu, sonradan kazanılmadığını gösterir.

3. “Da’îf” (Zayıf) Kelimesinin Kapsamı:

  • İbare: ضَعِيفًا (Da’îfâ)
  • Açıklama:
    • İnsan neye karşı zayıftır?
    • Kadınlara/Şehvete karşı: (İbn Abbas’ın tefsiri). Erkek iradesi kadın karşısında zayıftır.
    • Zorluklara karşı: Sabrı azdır.
    • Günaha karşı: Direnci düşüktür.
    • Allah bu zayıflığı bildiği için, “Evlenemezseniz sabredin” deyip bırakmamış, “Cariye ile de olsa evlenin” diyerek alternatif (hafifletici) çözümler sunmuştur.

Allah kulunu çok iyi tanıyor:

“Ey İnsan! Ben seni biliyorum. Sen şehvet karşısında, zorluk karşısında zayıfsın (Da’îf). Omuzlarına taşıyamayacağın yükü yüklemem. Eğer hür kadınla evlenmeye gücün yetmiyorsa, zinaya düşme diye sana cariye kapısını açtım. Bu Benim sana merhametimdir, yükünü hafifletmemdir.”

4:29
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ o kimseler ki
ءَامَنُوا۟ iman etmiş olanlar
لَا تَأْكُلُوٓا۟ yemeyin
أَمْوَٰلَكُم mallarınızı
بَيْنَكُم aranızda
بِٱلْبَـٰطِلِ batıl yolla(hırsızlık,faiz,kumar,rüşvet gibi)
إِلَّآ ancak
أَنْ تَكُونَ olması
تِجَـٰرَةً bir ticaret
عَنْ تَرَاضٍۢ karşılıklı rızadan oluşan
مِّنكُمْ ۚ sizlerden
وَلَا تَقْتُلُوٓا۟ ve öldürmeyin
أَنفُسَكُمْ ۚ kendinizi/birbirinizi
إِنَّ şüphesiz/muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah
كَانَ olan dır
بِكُمْ size
رَحِيمًۭا çok merhametli
29

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُم بَيْنَكُم بِالْبَاطِلِ إِلَّا أَن تَكُونَ تِجَارَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ ۚ وَلَا تَقْتُلُوا أَنفُسَكُمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا

Okunuşu:
Yâ eyyuhe’llezîne âmenû lâ te’kulû emvâlekum beynekum bi’l-bâtili illâ en tekûne ticâraten ‘an terâdin minkum. Ve lâ taktulû enfusekum. İnnallâhe kâne bikum rahîmâ.

Meali:
“Ey İman Edenler! Mallarınızı aranızda ‘Batıl’ (haksız, haram) yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rızaya dayanan bir ticaret olması müstesna (bu helaldir). Ve kendinizi (veya birbirinizi) öldürmeyin! Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.”


2. İrab (Gramer) Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. Yâ Eyyuhe’llezîne Âmenû:

  • (Daha önce geçti: Ey İman Edenler).

2. Lâ Te’kulû (لَا تَأْكُلُوا):

  • Lâ: Nehiy (Yasaklama).
  • Te’kulû: Fiil-i Muzari (Yemeyin).

3. Emvâlekum (أَمْوَالَكُم):

  • Emvâle: Mef’ûl-ü Bih (Mallarınızı).

4. Beynekum (بَيْنَكُم):

  • Beyne: Zarf (Aranızda).
  • Kum: Sizin.

5. Bi’l-Bâtili (بِالْبَاطِلِ):

  • Bi: İle.
  • El-Bâtili: Batıl yolla (Hırsızlık, faiz, kumar, rüşvet).
  • İrabı: Hal (Batıl bir şekilde).

6. İllâ En Tekûne (إِلَّا أَن تَكُونَ):

  • İllâ: İstisna Edatı (Munkatı’). “Ancak şu olabilir ki…”
  • En: Masdariye.
  • Tekûne: Fiil-i Muzari (Nâkıs). Olması.

7. Ticâraten (تِجَارَةً):

  • Kelime Türü: İsim.
  • İrabı: “Tekûne” fiilinin Haberi. (İsmi gizli “Hiye”dir veya “Ticaret” kelimesi Tâmme fiilinin failidir: “Ticaret meydana gelirse”). Mensuptur.

8. ‘An Terâdin (عَن تَرَاضٍ):

  • ‘An: -den (doğan/kaynaklanan).
  • Terâdin: İsim (Tefâul Babı). Karşılıklı rıza.
  • İrabı: “Ticaret” kelimesinin sıfatıdır. Mecrur (Esre takdiridir).

9. Minkum (مِّنكُمْ):

  • Sizden.

10. Ve Lâ Taktulû (وَلَا تَقْتُلُوا):

  • Lâ: Nehiy.
  • Taktulû: Öldürmeyin.

11. Enfusekum (أَنفُسَكُمْ):

  • Enfuse: Nefislerinizi / Kendinizi / Birbirinizi.
  • İrabı: Mef’ûl.

12. İnnallâhe Kâne Bikum Rahîmâ (إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا):

  • İnne (إِنَّ):

    • Görevi: Te’kid Harfi (Nasih Harf). İsim cümlesinin başına gelir, ismini nasb eder (üstün yapar), haberini ref eder (ötre yapar).

    • Anlamı: Şüphesiz, muhakkak ki.

  • Allâhe (اللَّهَ):

    • Lafza-i Celal: İnne’nin İsmidir. Mensuptur (Üstün).
  • Kâne (كَانَ):

    • Kelime Türü: Nâkıs Fiil (Mazi).

    • İsmi: İçindeki gizli “Huve” (O) zamiridir (Allah’a döner).

    • Cümle: “Kâne” ve devamı, İnne’nin Haberidir (Mahallen merfudur).

  • Bikum (بِكُمْ):

    • Bi (بِ): Harf-i Cer.

    • Kum (كُمْ): Zamir (Size / Sizinle).

    • İrabı: Car-Mecrur, sonraki “Rahîmâ” kelimesine (veya mahzuf bir fiile) mütealliktir.

    • Yeri: Haberden (Rahîm’den) öne geçmiştir. “Size karşı (özel olarak) merhametlidir”.

  • Rahîmâ (رَحِيمًا):

    • Kelime Türü: Sıfat-ı Müşebbehe (Mübalağa). Çok merhametli.

    • İrabı: Kâne’nin Haberidir. Mensuptur (Üstün).


3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, ekonomik ve sosyal hayatın temellerini atar:

1. Mecaz-ı Mürsel (“Yemek” Fiili):

  • İbare: لَا تَأْكُلُوا (Lâ Te’kulû)
  • Açıklama: Kastedilen sadece “yemek yemek” değildir.
    • Haksız kazancı giymek, arabaya binmek, bankada biriktirmek… Hepsi yasaktır.
    • Ancak malın en büyük faydası “yemek” olduğu için parça zikredilmiş, bütün kastedilmiştir.

2. “Batıl” Kavramının Genişliği:

  • İbare: بِالْبَاطِلِ (Bi’l-Bâtili)
  • Açıklama: Faiz, Kumar, Rüşvet, Karaborsa, Hile, Gasp… Hepsini tek kelimede toplamıştır. Hakkın zıddı olan her şey batıldır.

3. “Terâdi” (Karşılıklı Rıza) Şartı:

  • İbare: عَن تَرَاضٍ (‘An Terâdin)
  • Açıklama:
    • Ticaretin helal olması için sadece “Mal değişimi” yetmez; iki tarafın da gönül rızası şarttır.
    • Baskıyla, kandırarak veya utandırarak yapılan satış, görünüşte ticaret olsa da “Batıl”dır.

4. “Kendinizi Öldürmeyin” (Enfusekum):

  • İbare: لَا تَقْتُلُوا أَنفُسَكُمْ (Lâ taktulû enfusekum)
  • İki Büyük Mana (Tevriye):
    1. İntihar: Kişinin bizzat kendini öldürmesi.
    2. Cinayet: “Müminler tek bir vücut gibidir.” Bir mümini öldüren, aslında o vücudun bir parçasını (kendini) öldürmüş gibidir. Kardeşini öldürmek, kendini öldürmektir.
    3. Haksız Kazanç: Haram yemek, manevi intihardır. (Ayetlerin bağlamı gereği).

5. “Rahîm” Sıfatıyla Kapanış:

  • Açıklama: “Bunları yasakladım çünkü size acıyorum. Birbirinizi yemenizden, kendinizi mahvetmenizden sizi korumak istiyorum.”

Allah topluma sesleniyor:

“Birbirinizin malına göz dikmeyin, hile ile (Batıl) yemeyin. Malı ancak helal ve rızaya dayalı ‘Ticaret’ ile kazanın. Ve sakın ha, ne intihar edin ne de birbirinizi öldürün. Çünkü Allah size merhamet ediyor, siz de kendinize merhamet edin.”

4:30
وَمَن kim ki
يَفْعَلْ yaparsa
ذَٰلِكَ bunu/bu yasaklanan şeyi
عُدْوَٰنًۭا düşmanlık ederek
وَظُلْمًۭا ve zulüm ile
فَسَوْفَ o takdirde yakında
نُصْلِيهِ onu sokacağız
نَارًۭا ۚ ateşe
وَكَانَ ve olandır
ذَٰلِكَ bu
عَلَى a
ٱللَّهِ Allah
يَسِيرًا çok kolay
30

1. Ayetin Metni ve Meali

Arapça:
وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًا ۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرًا

Okunuşu:
Ve men yef’al zâlike ‘udvânen ve zulmen fe-sevfe nuslîhi nârâ. Ve kâne zâlike ‘alallâhi yesîrâ.

Meali:
“Kim bunu (haram yeme ve öldürme fiilini), ‘Udvan’ (haddi aşarak / düşmanlıkla) ve ‘Zulüm’ (haksızlık) ile yaparsa; Biz onu yakında bir ateşe yaslayacağız / sokacağız. Bu (onu yakmak), Allah’a göre çok kolaydır.”


2. İrab (Gramer) ve Kelime Tahlili

Ayetin kelime kelime gramer yapısı:

1. Ve Men Yef’al (وَمَن يَفْعَلْ):

  • Ve: Atıf.
  • Men: Şart İsmi (Mübteda). Kim ki…
  • Yef’al: Fiil-i Muzari (Şart Fiili). Meczumdur (Sükun ile).

2. Zâlike (ذَٰلِكَ):

  • Kelime: Bu/Bunu (Yasaklanan fiilleri).
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih.

3. ‘Udvânen ve Zulmen (عُدْوَانًا وَظُلْمًا):

  • ‘Udvânen: Düşmanlık, haddi aşma, saldırganlık.
  • Zulmen: Haksızlık.
  • İrabı:
    • Hal: (Zalim ve saldırgan olarak).
    • Mef’ûl-ü Lieclih: (Düşmanlık ve zulüm sebebiyle).

4. Fe-sevfe Nuslîhi (فَسَوْفَ نُصْلِيهِ):

  • Fe: Cevab-ı Şart (Râbıta).
  • Sevfe: Gelecek zaman eki (Yakında/İleride).
  • Nuslî: Fiil-i Muzari. (Onu ateşe atacağız/yaslayacağız).
    • Kök: (ص ل ي) Salâ.
  • Hi: Onu.

5. Nâran (نَارًا):

  • Kelime: Ateş.
  • İrabı: Mef’ûl-ü Bih (2. Nesne) veya Zarf (Mef’ûlün fih).

6. Ve Kâne Zâlike (وَكَانَ ذَٰلِكَ):

  • Kâne: Fiil (İdi/Olandır).
  • Zâlike: Bu (İş/Azap). Kâne’nin İsmi.

7. ‘Alallâhi (عَلَى اللَّهِ):

  • Allah’a (göre/üzerine).

8. Yesîran (يَسِيرًا):

  • Kelime: Kolay, basit.
  • İrabı: Kâne’nin Haberi. Mensuptur.

3. Belagat (Edebi Sanatlar) Tahlili

Bu ayet, suçun niteliğini ve cezanın kaçınılmazlığını vurgular:

1. “Udvan ve Zulüm” Kaydı (İhtiras):

  • İbare: عُدْوَانًا وَظُلْمًا (‘Udvânen ve zulmen)
  • Açıklama:
    • Her haram yiyen veya her cana kıyan ateşe girmez (Hata ile yapanlar hariç).
    • Ayet, “Kasten, bilerek, haddi aşarak ve düşmanlıkla” yapanları tehdit eder.
    • Bu kayıtlar, sehven (yanlışlıkla) yapılan hataları ceza kapsamından çıkarır.

2. “Nuslîhi” (Yaslamak/Kızartmak) Fiili:

  • Açıklama: “Onu yakarız” (Nuhrikuhu) denmemiş, “Nuslîhi” denmiştir.
    • Saly: Bir şeyi ateşe yaklaştırıp kızartmak (kebap yapmak gibi) veya ısınsın diye ateşe yaslamak demektir.
    • Bu, ateşin ona temas edeceğini, derisini yakıp kavuracağını hissettiren çok acı verici bir tasvirdir.

3. “Yesîr” (Kolay) Vurgusu:

  • İbare: كَانَيَسِيرًا (Kâne… yesîrâ)
  • Açıklama:
    • İnsanlar bazen “Bu kadar kalabalık insanı nasıl yakacak? Bu kadar büyük bir azap nasıl olur?” diye şüpheye düşebilir.
    • Allah diyor ki: “Bu iş (sizi yaratmak veya yok etmek veya yakmak), Benim kudretim yanında çok basittir. Beni aciz sanmayın.”

Allah, bir önceki ayetteki “Haksız kazanç ve cinayet” yasağını çiğneyenlere sesleniyor:

“Kim bu yasakları, bilmeden veya hata ile değil; sırf düşmanlık (‘Udvan) ve zalimlik (Zulüm) olsun diye çiğnerse, bilsin ki onu özel bir ateşe sokacağız. Ve sakın ‘Bize bir şey olmaz’ demesin, bu iş Allah için çocuk oyuncağı kadar kolaydır (Yesîr).”

4:31
إِن eğer
تَجْتَنِبُوا۟ kaçınırsanız
كَبَآئِرَ büyük günahlardan
مَا ne ki
تُنْهَوْنَ size yasaklanan
عَنْهُ ondan
نُكَفِّرْ örteriz
عَنكُمْ sizin
سَيِّـَٔاتِكُمْ küçük günahlarınızı
وَنُدْخِلْكُم ve sizi sokarız
مُّدْخَلًۭا bir yere
كَرِيمًۭا güzel
31
4:32
وَلَا göz dikmeyin
تَتَمَنَّوْا۟ covet
مَا şeylere
فَضَّلَ üstün kıldığı
ٱللَّهُ Allah'ın
بِهِۦ onunla
بَعْضَكُمْ bir kısmınızı
عَلَىٰ karşı
بَعْضٍۢ ۚ diğerine
لِّلرِّجَالِ erkeklere vardır
نَصِيبٌۭ bir pay
مِّمَّا şeylerden
ٱكْتَسَبُوا۟ ۖ kazandıkları
وَلِلنِّسَآءِ ve kadınlara vardır
نَصِيبٌۭ bir pay
مِّمَّا şeylerden
ٱكْتَسَبْنَ ۚ kazandıkları
وَسْـَٔلُوا۟ isteyin
ٱللَّهَ Alla'ın
مِن lutfundan
فَضْلِهِۦٓ ۗ His bounty
إِنَّ kuşkusuz
ٱللَّهَ Allah
كَانَ her
بِكُلِّ of every
شَىْءٍ şeyi
عَلِيمًۭا bilendir
32
4:33
وَلِكُلٍّۢ ve her birine
جَعَلْنَا kıldık
مَوَٰلِىَ varisler
مِمَّا bıraktıklarından
تَرَكَ ölen geriye bıraktı
ٱلْوَٰلِدَانِ ana babanın
وَٱلْأَقْرَبُونَ ۚ ve akrabanın
وَٱلَّذِينَ ve kimselere
عَقَدَتْ bağladığı
أَيْمَـٰنُكُمْ yeminlerinizin
فَـَٔاتُوهُمْ verin
نَصِيبَهُمْ ۚ hisselerini
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
كَانَ üzerine
عَلَىٰ over
كُلِّ her
شَىْءٍۢ şeyi
شَهِيدًا şahittir
33
4:34
ٱلرِّجَالُ erkekler
قَوَّٰمُونَ yöneticidirler
عَلَى üzerinde
ٱلنِّسَآءِ kadınlar
بِمَا zira
فَضَّلَ üstün kılmıştır
ٱللَّهُ Allah
بَعْضَهُمْ bir kısmını
عَلَىٰ üzerine
بَعْضٍۢ diğerinin
وَبِمَآ ve çünkü
أَنفَقُوا۟ infak ederler
مِنْ mallarından
أَمْوَٰلِهِمْ ۚ their wealth
فَٱلصَّـٰلِحَـٰتُ iyi kadınlar
قَـٰنِتَـٰتٌ ita'atkar olup
حَـٰفِظَـٰتٌۭ korurlar
لِّلْغَيْبِ gizliyi
بِمَا karşılık
حَفِظَ kendilerini korumasına
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın
وَٱلَّـٰتِى kadınlara
تَخَافُونَ korktuğunuz
نُشُوزَهُنَّ hırçınlık etmelerinden
فَعِظُوهُنَّ öğüt verin
وَٱهْجُرُوهُنَّ onlara sokulmayın
فِى yataklarda
ٱلْمَضَاجِعِ the bed
وَٱضْرِبُوهُنَّ ۖ ve onları dövün
فَإِنْ eğer
أَطَعْنَكُمْ size ita'at ederlerse
فَلَا artık aramayın
تَبْغُوا۟ seek
عَلَيْهِنَّ onların aleyhine
سَبِيلًا ۗ başka bir yol
إِنَّ çünkü
ٱللَّهَ Allah
كَانَ yücedir
عَلِيًّۭا Most High
كَبِيرًۭا büyüktür
34
4:35
وَإِنْ eğer
خِفْتُمْ endişe duyarsanız
شِقَاقَ açılmasından
بَيْنِهِمَا aralarının
فَٱبْعَثُوا۟ gönderin
حَكَمًۭا bir hakem
مِّنْ erkeğin ailesinden
أَهْلِهِۦ his family
وَحَكَمًۭا ve bir hakem
مِّنْ kadının ailesinden
أَهْلِهَآ her family
إِن eğer
يُرِيدَآ isterlerse
إِصْلَـٰحًۭا uzlaştırmak
يُوَفِّقِ bulur
ٱللَّهُ Allah
بَيْنَهُمَآ ۗ onların arasını
إِنَّ çünkü
ٱللَّهَ Allah
كَانَ (herşeyi) bilendir
عَلِيمًا Her Şeyi Bilen
خَبِيرًۭا haber alandır
35
4:36
۞ وَٱعْبُدُوا۟ ve kulluk edin
ٱللَّهَ Allah'a
وَلَا ortak koşmayın
تُشْرِكُوا۟ associate
بِهِۦ O'na
شَيْـًۭٔا ۖ hiçbir şeyi
وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ ve ana babaya
إِحْسَـٰنًۭا iyilik edin
وَبِذِى ve
ٱلْقُرْبَىٰ akrabaya
وَٱلْيَتَـٰمَىٰ ve yetimlere
وَٱلْمَسَـٰكِينِ ve yoksullara
وَٱلْجَارِ ve komşuya
ذِى yakın
ٱلْقُرْبَىٰ near
وَٱلْجَارِ ve komşuya
ٱلْجُنُبِ uzak
وَٱلصَّاحِبِ ve arkadaşa
بِٱلْجَنۢبِ yan(ınız)daki
وَٱبْنِ ve
ٱلسَّبِيلِ yolcuya
وَمَا ve
مَلَكَتْ altında bulunanlara
أَيْمَـٰنُكُمْ ۗ ellerinizin
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
لَا sevmez
يُحِبُّ love
مَن kimselerin
كَانَ kurumlu
مُخْتَالًۭا [a] proud
فَخُورًا böbürlenen
36
4:37
ٱلَّذِينَ bunlar
يَبْخَلُونَ cimrilik ederler
وَيَأْمُرُونَ ve emrederler
ٱلنَّاسَ insanlara
بِٱلْبُخْلِ cimriliği
وَيَكْتُمُونَ ve gizlerler
مَآ şeyi
ءَاتَىٰهُمُ kendilerine verdiği
ٱللَّهُ Allah'ın
مِن bol hazinesinden
فَضْلِهِۦ ۗ His Bounty
وَأَعْتَدْنَا (biz de) hazırlamışızdır
لِلْكَـٰفِرِينَ inkarcılar için
عَذَابًۭا bir azab
مُّهِينًۭا alçaltıcı
37
4:38
وَٱلَّذِينَ bunlar
يُنفِقُونَ verirler
أَمْوَٰلَهُمْ mallarını
رِئَآءَ gösteriş için
ٱلنَّاسِ insanlara
وَلَا inanmazlar
يُؤْمِنُونَ they believe
بِٱللَّهِ Allah'a
وَلَا ve gününe
بِٱلْيَوْمِ in the Day
ٱلْـَٔاخِرِ ۗ ahiret
وَمَن kimin
يَكُنِ ise
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytan
لَهُۥ o(nun)
قَرِينًۭا arkadaşı
فَسَآءَ ne kötü
قَرِينًۭا bir arkadaş(ı var)dır
38
4:39
وَمَاذَا ne olurdu
عَلَيْهِمْ onlara
لَوْ sanki
ءَامَنُوا۟ inansalardı
بِٱللَّهِ Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret
وَأَنفَقُوا۟ ve harcasalardı
مِمَّا kendilerine verdiği rızıktan
رَزَقَهُمُ (has) provided them
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın
وَكَانَ ve idi
ٱللَّهُ Allah
بِهِمْ onları
عَلِيمًا biliyor
39
4:40
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
لَا haksızlık etmez
يَظْلِمُ wrong
مِثْقَالَ kadar
ذَرَّةٍۢ ۖ zerre
وَإِن eğer
تَكُ olsa
حَسَنَةًۭ (zerre miktarı) bir iyilik
يُضَـٰعِفْهَا onu kat kat yapar
وَيُؤْتِ ve verir
مِن kendi katından
لَّدُنْهُ near Him
أَجْرًا bir mükafat
عَظِيمًۭا büyük
40
4:41
فَكَيْفَ (halleri) nice olur?
إِذَا zaman
جِئْنَا getirdiğimiz
مِن her
كُلِّ every
أُمَّةٍۭ ümmetten
بِشَهِيدٍۢ bir şahid
وَجِئْنَا ve getirdiğimizde
بِكَ seni de
عَلَىٰ üzerine
هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar
شَهِيدًۭا şahid olarak
41
4:42
يَوْمَئِذٍۢ o gün
يَوَدُّ isterler
ٱلَّذِينَ kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler)
وَعَصَوُا۟ ve karşı gelenler
ٱلرَّسُولَ Elçi'ye
لَوْ (mümkün olsa)
تُسَوَّىٰ bir olmayı
بِهِمُ yer ile
ٱلْأَرْضُ the earth
وَلَا ve gizleyemezler
يَكْتُمُونَ they will (be able to) hide
ٱللَّهَ Allah'tan
حَدِيثًۭا (hiçbir) söz
42
4:43
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar)
لَا yaklaşmayın
تَقْرَبُوا۟ go near
ٱلصَّلَوٰةَ namaza
وَأَنتُمْ ve siz
سُكَـٰرَىٰ sarhoşken
حَتَّىٰ ki
تَعْلَمُوا۟ bilesiniz
مَا ne dediğinizi
تَقُولُونَ you are saying
وَلَا ve (yaklaşmayın)
جُنُبًا cünüp iken
إِلَّا dışında
عَابِرِى geçici olmanız
سَبِيلٍ yoldan
حَتَّىٰ kadar
تَغْتَسِلُوا۟ ۚ yıkanıncaya
وَإِن eğer
كُنتُم iseniz
مَّرْضَىٰٓ hasta
أَوْ yahut
عَلَىٰ üzerinde
سَفَرٍ yolculuk
أَوْ yahut
جَآءَ gelmişse
أَحَدٌۭ biriniz
مِّنكُم sizden
مِّنَ tuvaletten
ٱلْغَآئِطِ the toilet
أَوْ yahut
لَـٰمَسْتُمُ dokunmuşsanız
ٱلنِّسَآءَ kadınlara
فَلَمْ bulamadığınız takdirde
تَجِدُوا۟ you find
مَآءًۭ su
فَتَيَمَّمُوا۟ teyemmüm edin
صَعِيدًۭا toprağa
طَيِّبًۭا temiz
فَٱمْسَحُوا۟ sürün
بِوُجُوهِكُمْ yüzlerinize
وَأَيْدِيكُمْ ۗ ve ellerinize
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
كَانَ çok affedendir
عَفُوًّا Oft-Pardoning
غَفُورًا çok bağışlayandır
43
4:44
أَلَمْ görmedin mi?
تَرَ you see
إِلَى kimselerin
ٱلَّذِينَ those who
أُوتُوا۟ kendilerine verilen
نَصِيبًۭا bir pay
مِّنَ Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ the Book
يَشْتَرُونَ satın alıyorlar
ٱلضَّلَـٰلَةَ sapıklığı
وَيُرِيدُونَ ve istiyorlar
أَن sizin sapıtmanızı
تَضِلُّوا۟ you stray
ٱلسَّبِيلَ yolu
44
4:45
وَٱللَّهُ Allah
أَعْلَمُ daha iyi bilir
بِأَعْدَآئِكُمْ ۚ sizin düşmanlarınızı
وَكَفَىٰ yeter
بِٱللَّهِ Allah
وَلِيًّۭا dost olarak
وَكَفَىٰ yeter
بِٱللَّهِ Allah
نَصِيرًۭا yardımcı olarak
45
4:46
مِّنَ öyleleri var ki
ٱلَّذِينَ those who
هَادُوا۟ Yahudilerden
يُحَرِّفُونَ kaydırıyorlar
ٱلْكَلِمَ kelimeleri
عَن yerlerinden;
مَّوَاضِعِهِۦ their places
وَيَقُولُونَ ve diyorlar
سَمِعْنَا işittik
وَعَصَيْنَا ve isyan ettik
وَٱسْمَعْ ve dinle
غَيْرَ dinlemez olası
مُسْمَعٍۢ to be heard
وَرَٰعِنَا ve ra'ina
لَيًّۢا eğip bükerek
بِأَلْسِنَتِهِمْ dillerini
وَطَعْنًۭا ve taşlayarak
فِى dini
ٱلدِّينِ ۚ the religion
وَلَوْ keşke (eğer)
أَنَّهُمْ onlar
قَالُوا۟ deselerdi
سَمِعْنَا işittik
وَأَطَعْنَا ve ita'at ettik
وَٱسْمَعْ ve dinle
وَٱنظُرْنَا ve bize bak
لَكَانَ elbette olurdu
خَيْرًۭا daha iyi
لَّهُمْ kendileri için
وَأَقْوَمَ ve daha sağlam
وَلَـٰكِن fakat
لَّعَنَهُمُ onları la'netlemiştir
ٱللَّهُ Allah
بِكُفْرِهِمْ inkarlarından dolayı
فَلَا inanmazlar
يُؤْمِنُونَ they believe
إِلَّا hariç
قَلِيلًۭا pek azı
46
4:47
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ kimseler
أُوتُوا۟ verilen(ler)
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap
ءَامِنُوا۟ inanın
بِمَا şeye (Kur'ana)
نَزَّلْنَا indirdiğimiz
مُصَدِّقًۭا doğrulayıcı olarak
لِّمَا yanınızdakini
مَعَكُم with you
مِّن önce
قَبْلِ before
أَن biz silip
نَّطْمِسَ We efface
وُجُوهًۭا bazı yüzleri
فَنَرُدَّهَا döndürmemizden
عَلَىٰٓ üzerine
أَدْبَارِهَآ arkaları
أَوْ ya da
نَلْعَنَهُمْ onları da la'netlememizden
كَمَا gibi
لَعَنَّآ la'netlediğimiz
أَصْحَـٰبَ adamlarını
ٱلسَّبْتِ ۚ cumartesi
وَكَانَ buyruğu
أَمْرُ (the) command
ٱللَّهِ Allah'ın
مَفْعُولًا yapılır
47
4:48
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
لَا bağışlamaz
يَغْفِرُ forgive
أَن ortak koşulmasını
يُشْرَكَ partners be associated
بِهِۦ kendisine
وَيَغْفِرُ ve bağışlar
مَا başkasını
دُونَ other than
ذَٰلِكَ bundan
لِمَن kimseden
يَشَآءُ ۚ dilediği
وَمَن ve kimse
يُشْرِكْ ortak koşan
بِٱللَّهِ Allah'a
فَقَدِ gerçekten
ٱفْتَرَىٰٓ iftira etmiştir
إِثْمًا bir günah
عَظِيمًا büyük
48
4:49
أَلَمْ görmedin mi?
تَرَ you see
إِلَى şu
ٱلَّذِينَ those who
يُزَكُّونَ övüp yüceltenleri
أَنفُسَهُم ۚ kendilerini
بَلِ Hayır ancak'
ٱللَّهُ Allah
يُزَكِّى yüceltir
مَن dilediğini
يَشَآءُ He wills
وَلَا onlara zulmedilmez
يُظْلَمُونَ they will be wronged
فَتِيلًا kıl kadar
49
4:50
ٱنظُرْ bak
كَيْفَ nasıl
يَفْتَرُونَ uyduruyorlar
عَلَى karşı
ٱللَّهِ Allah'a
ٱلْكَذِبَ ۖ yalan
وَكَفَىٰ ve yeter
بِهِۦٓ bu (onlara)
إِثْمًۭا bir günah olarak
مُّبِينًا apaçık
50
4:51
أَلَمْ görmedin mi?
تَرَ you see
إِلَى kendilerine
ٱلَّذِينَ those who
أُوتُوا۟ verilenleri
نَصِيبًۭا bir pay
مِّنَ Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ the Book
يُؤْمِنُونَ inanıyorlar
بِٱلْجِبْتِ cibt'e
وَٱلطَّـٰغُوتِ ve tağut'a
وَيَقُولُونَ ve diyorlar
لِلَّذِينَ için
كَفَرُوا۟ inkar edenler
هَـٰٓؤُلَآءِ bunlar
أَهْدَىٰ daha doğru
مِنَ kimselerden
ٱلَّذِينَ those who
ءَامَنُوا۟ inanan(lar)
سَبِيلًا yolda(dırlar)
51
4:52
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar
ٱلَّذِينَ la'netlediği (insanlardır)
لَعَنَهُمُ (who have been) cursed
ٱللَّهُ ۖ Allah'ın
وَمَن kimi
يَلْعَنِ la'netlerse
ٱللَّهُ Allah
فَلَن artık bulamazsın
تَجِدَ will you find
لَهُۥ onun için
نَصِيرًا (hiçbir) yardımcı
52
4:53
أَمْ yoksa
لَهُمْ onların var mı?
نَصِيبٌۭ bir payı
مِّنَ mülkten
ٱلْمُلْكِ the Kingdom
فَإِذًۭا öyle olsaydı
لَّا vermezlerdi
يُؤْتُونَ they give
ٱلنَّاسَ insanlara
نَقِيرًا bir çekirdek zerresi bile
53
4:54
أَمْ yoksa
يَحْسُدُونَ kıskanıyorlar mı
ٱلنَّاسَ insanlara
عَلَىٰ yüzünden
مَآ şeyi (vahiyleri)
ءَاتَىٰهُمُ verdiği
ٱللَّهُ Allah'ın
مِن lutfundan
فَضْلِهِۦ ۖ His Bounty
فَقَدْ oysa
ءَاتَيْنَآ biz verdik
ءَالَ soyuna
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti
وَءَاتَيْنَـٰهُم ve onlara verdik
مُّلْكًا bir mülk
عَظِيمًۭا büyük
54
4:55
فَمِنْهُم onlardan
مَّنْ kimi
ءَامَنَ inandı
بِهِۦ O(Hak Kitabı)na
وَمِنْهُم onlardan
مَّن kimi de
صَدَّ yüz çevirdi
عَنْهُ ۚ ondan
وَكَفَىٰ öylesine de yetti
بِجَهَنَّمَ cehennem
سَعِيرًا çılgın alevli
55
4:56
إِنَّ şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseleri
كَفَرُوا۟ inkar eden(leri)
بِـَٔايَـٰتِنَا ayetlerimizi
سَوْفَ yakında
نُصْلِيهِمْ sokacağız
نَارًۭا bir ateşe
كُلَّمَا her
نَضِجَتْ piştikçe
جُلُودُهُم derileri
بَدَّلْنَـٰهُمْ değiştireceğiz
جُلُودًا derileri
غَيْرَهَا başkasıyla
لِيَذُوقُوا۟ tadsınlar diye
ٱلْعَذَابَ ۗ azabı
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
كَانَ daima üstündür
عَزِيزًا All-Mighty
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir
56
4:57
وَٱلَّذِينَ kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan
وَعَمِلُوا۟ ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler
سَنُدْخِلُهُمْ sokacağız
جَنَّـٰتٍۢ cennetlere
تَجْرِى akan
مِن altlarından
تَحْتِهَا underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar
خَـٰلِدِينَ kalacaklardır
فِيهَآ orada
أَبَدًۭا ۖ sürekli
لَّهُمْ kendilerine vardır
فِيهَآ orada
أَزْوَٰجٌۭ eşler de
مُّطَهَّرَةٌۭ ۖ tertemiz
وَنُدْخِلُهُمْ ve onları sokacağız
ظِلًّۭا bir gölgeye
ظَلِيلًا (hiç güneş sızmayan) eşsiz
57
4:58
۞ إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
يَأْمُرُكُمْ size emreder
أَن vermenizi
تُؤَدُّوا۟ render
ٱلْأَمَـٰنَـٰتِ emanetleri
إِلَىٰٓ ehline
أَهْلِهَا their owners
وَإِذَا ve zaman
حَكَمْتُم hükmettiğiniz
بَيْنَ arasında
ٱلنَّاسِ insanlar
أَن hükmetmenizi
تَحْكُمُوا۟ judge
بِٱلْعَدْلِ ۚ adaletle
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
نِعِمَّا ne güzel
يَعِظُكُم size öğüt veriyor
بِهِۦٓ ۗ onunla
إِنَّ doğrusu
ٱللَّهَ Allah
كَانَ işitendir
سَمِيعًۢا All-Hearing
بَصِيرًۭا görendir
58
4:59
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوٓا۟ iman eden(ler)
أَطِيعُوا۟ ita'at edin
ٱللَّهَ Allah'a
وَأَطِيعُوا۟ ve ita'at edin
ٱلرَّسُولَ Elçiye
وَأُو۟لِى ve sahibine
ٱلْأَمْرِ buyruk
مِنكُمْ ۖ sizden olan
فَإِن eğer
تَنَـٰزَعْتُمْ anlaşmazlığa düşerseniz
فِى hakkında
شَىْءٍۢ herhangi bir şey
فَرُدُّوهُ onu götürün
إِلَى Allah'a
ٱللَّهِ Allah
وَٱلرَّسُولِ ve Elçiye
إِن eğer
كُنتُمْ iseniz
تُؤْمِنُونَ inanıyor
بِٱللَّهِ Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۚ ahiret
ذَٰلِكَ bu
خَيْرٌۭ daha iyidir
وَأَحْسَنُ ve daha güzeldir
تَأْوِيلًا sonuç bakımından da
59
4:60
أَلَمْ görmedin mi
تَرَ you see
إِلَى kimseleri
ٱلَّذِينَ those who
يَزْعُمُونَ zanneden(leri)
أَنَّهُمْ sadece kendilerinin
ءَامَنُوا۟ inandıklarını
بِمَآ şeylere
أُنزِلَ indirilene
إِلَيْكَ sana
وَمَآ ve şeylere
أُنزِلَ indirilene
مِن ve senden önce
قَبْلِكَ before you
يُرِيدُونَ istiyorlar
أَن hakem olarak başvurmak
يَتَحَاكَمُوٓا۟ go for judgment
إِلَى tağuta
ٱلطَّـٰغُوتِ the false deities
وَقَدْ oysa
أُمِرُوٓا۟ emredilmişti
أَن inkar etmeleri
يَكْفُرُوا۟ reject
بِهِۦ onu
وَيُرِيدُ ve istiyor
ٱلشَّيْطَـٰنُ Şeytan da
أَن onları saptırmak
يُضِلَّهُمْ mislead them
ضَلَـٰلًۢا sapkınlıkla
بَعِيدًۭا iyice
60
4:61
وَإِذَا ve zaman
قِيلَ dendiği
لَهُمْ kendilerine
تَعَالَوْا۟ gelin
إِلَىٰ şeye
مَآ what
أَنزَلَ indirdiği(ne)
ٱللَّهُ Allah'ın
وَإِلَى ve
ٱلرَّسُولِ Elçiye
رَأَيْتَ görürsün
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ o ikiyüzlülerin
يَصُدُّونَ uzaklaştıklarını
عَنكَ senden
صُدُودًۭا büsbütün uzaklaşmakla
61
4:62
فَكَيْفَ nasıl
إِذَآ ne zaman ki
أَصَـٰبَتْهُم başlarına gelince
مُّصِيبَةٌۢ bir felaket
بِمَا yüzünden
قَدَّمَتْ yaptıkları (kötülükler)
أَيْدِيهِمْ elleriyle
ثُمَّ sonra hemen
جَآءُوكَ sana gelirler
يَحْلِفُونَ yemin ederler
بِٱللَّهِ Allah'a
إِنْ diye
أَرَدْنَآ biz istedik
إِلَّآ sadece
إِحْسَـٰنًۭا iyilik etmek
وَتَوْفِيقًا ve uzlaştırmak
62
4:63
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte
ٱلَّذِينَ onlar ki
يَعْلَمُ bilir
ٱللَّهُ Allah
مَا olanı
فِى onların kalblerinde
قُلُوبِهِمْ their hearts
فَأَعْرِضْ aldırma
عَنْهُمْ onlara
وَعِظْهُمْ ve onlara öğüt ver
وَقُل ve söyle
لَّهُمْ onların
فِىٓ içlerine işleyecek
أَنفُسِهِمْ their souls
قَوْلًۢا bir söz
بَلِيغًۭا güzel
63
4:64
وَمَآ biz göndermedik
أَرْسَلْنَا We sent
مِن hiçbir
رَّسُولٍ elçiyi
إِلَّا başka bir amaçla
لِيُطَاعَ ita'at edilmekten
بِإِذْنِ izniyle
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın
وَلَوْ eğer
أَنَّهُمْ onlar
إِذ zaman
ظَّلَمُوٓا۟ zulmettikleri
أَنفُسَهُمْ kendilerine
جَآءُوكَ sana gelseler
فَٱسْتَغْفَرُوا۟ bağışlanma dileseler
ٱللَّهَ Allah'tan
وَٱسْتَغْفَرَ ve bağışlanmasını dileseydi
لَهُمُ onların
ٱلرَّسُولُ Elçi
لَوَجَدُوا۟ elbette bulurlardı
ٱللَّهَ Allah'ı
تَوَّابًۭا affedici
رَّحِيمًۭا merhametli
64
4:65
فَلَا hayır
وَرَبِّكَ Rabin hakkı için
لَا olmazlar
يُؤْمِنُونَ inanmış
حَتَّىٰ seni hakem yaparak
يُحَكِّمُوكَ they make you judge
فِيمَا işlerde
شَجَرَ çekişmeli
بَيْنَهُمْ aralarında çıkan
ثُمَّ sonra da
لَا bulunmadan
يَجِدُوا۟ they find
فِىٓ içlerinde
أَنفُسِهِمْ kendilerinin
حَرَجًۭا bir burukluk
مِّمَّا senin verdiğin hükme
قَضَيْتَ you (have) decided
وَيُسَلِّمُوا۟ ve teslim olmadıkça
تَسْلِيمًۭا tam bir teslimiyetle
65
4:66
وَلَوْ ve eğer
أَنَّا biz
كَتَبْنَا yazsaydık
عَلَيْهِمْ onlara
أَنِ öldürün
ٱقْتُلُوٓا۟ Kill
أَنفُسَكُمْ kendinizi
أَوِ ya da
ٱخْرُجُوا۟ çıkın
مِن yurtlarınızdan
دِيَـٰرِكُم your homes
مَّا bunu yapmazlardı
فَعَلُوهُ they would have done it
إِلَّا hariç
قَلِيلٌۭ pek azı
مِّنْهُمْ ۖ içlerinden
وَلَوْ eğer
أَنَّهُمْ onlar
فَعَلُوا۟ yapsalardı
مَا şeyi
يُوعَظُونَ öğütlenen
بِهِۦ kendilerine
لَكَانَ elbette olurdu
خَيْرًۭا daha iyi
لَّهُمْ kendileri için
وَأَشَدَّ ve daha sağlam
تَثْبِيتًۭا sağlamlıkta
66
4:67
وَإِذًۭا ve o zaman
لَّـَٔاتَيْنَـٰهُم kendilerine verirdik
مِّن katımızdan
لَّدُنَّآ Ourselves
أَجْرًا bir mükafat
عَظِيمًۭا büyük
67
4:68
وَلَهَدَيْنَـٰهُمْ ve onları iletirdik
صِرَٰطًۭا bir yola
مُّسْتَقِيمًۭا doğru
68
4:69
وَمَن ve kim
يُطِعِ ita'at ederse
ٱللَّهَ Allah'a
وَٱلرَّسُولَ ve Elçi'ye
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar
مَعَ beraberdir
ٱلَّذِينَ kimselerle
أَنْعَمَ ni'metlendirdiği
ٱللَّهُ Allah'ın
عَلَيْهِم kendilerini
مِّنَ peygamberlerle
ٱلنَّبِيِّـۧنَ the Prophets
وَٱلصِّدِّيقِينَ ve sıddiklarla
وَٱلشُّهَدَآءِ ve şehidlerle
وَٱلصَّـٰلِحِينَ ۚ ve Salihlerle
وَحَسُنَ ve ne güzel
أُو۟لَـٰٓئِكَ onlar
رَفِيقًۭا arkadaştır
69
4:70
ذَٰلِكَ bu
ٱلْفَضْلُ ni'met
مِنَ Allahtandır
ٱللَّهِ ۚ Allah
وَكَفَىٰ ve yeter
بِٱللَّهِ Allah
عَلِيمًۭا bilen olarak
70
4:71
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar)
خُذُوا۟ alın
حِذْرَكُمْ korunma(tedbirleri)nizi
فَٱنفِرُوا۟ savaşa gidin
ثُبَاتٍ bölük bölük
أَوِ ya da
ٱنفِرُوا۟ savaşa gidin
جَمِيعًۭا hep birlikte
71
4:72
وَإِنَّ ve şüphesiz
مِنكُمْ içinizden
لَمَن bir kısmı var ki
لَّيُبَطِّئَنَّ pek ağır davranır
فَإِنْ eğer
أَصَـٰبَتْكُم size erişirse
مُّصِيبَةٌۭ bir felaket
قَالَ der ki
قَدْ muhakkak
أَنْعَمَ lutfetti
ٱللَّهُ Allah
عَلَىَّ bana
إِذْ bulunmadım
لَمْ (that) not
أَكُن I was
مَّعَهُمْ onlarla beraber
شَهِيدًۭا hazır
72
4:73
وَلَئِنْ ve eğer
أَصَـٰبَكُمْ size erişirse
فَضْلٌۭ bir ni'met
مِّنَ Allahtan
ٱللَّهِ Allah
لَيَقُولَنَّ der
كَأَن sanki
لَّمْ yokmuş gibi
تَكُنۢ there been
بَيْنَكُمْ sizinle
وَبَيْنَهُۥ kendisi arasında
مَوَدَّةٌۭ hiç sevgi
يَـٰلَيْتَنِى keşke ben de
كُنتُ olsaydım
مَعَهُمْ onlarla beraber
فَأَفُوزَ kazansaydım
فَوْزًا bir başarı
عَظِيمًۭا büyük
73
4:74
۞ فَلْيُقَـٰتِلْ savaşsınlar
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
ٱلَّذِينَ kimseler
يَشْرُونَ satan(lar)
ٱلْحَيَوٰةَ hayatını
ٱلدُّنْيَا dünya
بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ahireti karşılığında
وَمَن ve kim
يُقَـٰتِلْ savaşır da
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
فَيُقْتَلْ öldürülür
أَوْ veya
يَغْلِبْ galib gelirse
فَسَوْفَ yakında
نُؤْتِيهِ biz ona vereceğiz
أَجْرًا bir mükafat
عَظِيمًۭا büyük
74
4:75
وَمَا ne oldu?
لَكُمْ size
لَا savaşmıyorsunuz
تُقَـٰتِلُونَ you fight
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ ve zayıf
مِنَ (uğrunda)
ٱلرِّجَالِ erkekler
وَٱلنِّسَآءِ ve kadınlar
وَٱلْوِلْدَٰنِ ve çocuklar
ٱلَّذِينَ kimseler
يَقُولُونَ diyorlar
رَبَّنَآ Rabbimiz
أَخْرِجْنَا bizi çıkar
مِنْ şu
هَـٰذِهِ this
ٱلْقَرْيَةِ kentten
ٱلظَّالِمِ zalim
أَهْلُهَا halkı
وَٱجْعَل ve ver
لَّنَا bize
مِن katından
لَّدُنكَ Yourself
وَلِيًّۭا bir koruyucu
وَٱجْعَل ve ver
لَّنَا bize
مِن katından
لَّدُنكَ Yourself
نَصِيرًا bir yardımcı
75
4:76
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar)
يُقَـٰتِلُونَ savaşırlar
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ ۖ Allah
وَٱلَّذِينَ ve kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler)
يُقَـٰتِلُونَ savaşırlar
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱلطَّـٰغُوتِ tağut
فَقَـٰتِلُوٓا۟ o halde savaşın
أَوْلِيَآءَ dostlarıyle
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۖ şeytanın
إِنَّ şüphesiz
كَيْدَ hilesi
ٱلشَّيْطَـٰنِ şeytanın
كَانَ zayıftır
ضَعِيفًا weak
76
4:77
أَلَمْ görmedin mi
تَرَ you seen
إِلَى kimseleri
ٱلَّذِينَ those who
قِيلَ denilen(leri)
لَهُمْ kendilerine
كُفُّوٓا۟ (savaştan) çekin
أَيْدِيَكُمْ ellerinizi
وَأَقِيمُوا۟ ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ namazı
وَءَاتُوا۟ ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı
فَلَمَّا zaman
كُتِبَ yazılıdığı
عَلَيْهِمُ kendilerine
ٱلْقِتَالُ savaş
إِذَا hemen
فَرِيقٌۭ bir grup
مِّنْهُمْ içlerinden
يَخْشَوْنَ korkmaya başladılar
ٱلنَّاسَ insanlardan
كَخَشْيَةِ korkar gibi
ٱللَّهِ Allah'tan
أَوْ hatta
أَشَدَّ daha fazla
خَشْيَةًۭ ۚ korkuyla
وَقَالُوا۟ ve dediler ki
رَبَّنَا Rabbimiz
لِمَ niçin
كَتَبْتَ yazdın
عَلَيْنَا bize
ٱلْقِتَالَ savaş
لَوْلَآ keşke
أَخَّرْتَنَآ bizi erteleseydin
إِلَىٰٓ kadar
أَجَلٍۢ bir süreye
قَرِيبٍۢ ۗ yakın
قُلْ de ki
مَتَـٰعُ geçimi
ٱلدُّنْيَا dünya
قَلِيلٌۭ azdır
وَٱلْـَٔاخِرَةُ ve ahiret
خَيْرٌۭ daha iyidir
لِّمَنِ kimse için
ٱتَّقَىٰ korunan
وَلَا size haksızlık edilmez
تُظْلَمُونَ you will be wronged
فَتِيلًا kıl kadar
77
4:78
أَيْنَمَا nerede
تَكُونُوا۟ olsanız
يُدْرِككُّمُ yine sizi bulur
ٱلْمَوْتُ ölüm
وَلَوْ ve eğer
كُنتُمْ bulunsanız
فِى içinde
بُرُوجٍۢ kaleler
مُّشَيَّدَةٍۢ ۗ sağlam
وَإِن ve eğer
تُصِبْهُمْ onlara erişirse
حَسَنَةٌۭ bir iyilik
يَقُولُوا۟ derler
هَـٰذِهِۦ bu
مِنْ tarafındandır
عِندِ from
ٱللَّهِ ۖ Allah
وَإِن eğer
تُصِبْهُمْ onlara erişirse
سَيِّئَةٌۭ bir kötülük
يَقُولُوا۟ derler
هَـٰذِهِۦ bu
مِنْ senin yüzündendir
عِندِكَ ۚ (from) you
قُلْ de ki
كُلٌّۭ hepsi
مِّنْ tarafındandır
عِندِ from
ٱللَّهِ ۖ Allah
فَمَالِ ne oluyor ki
هَـٰٓؤُلَآءِ bu
ٱلْقَوْمِ topluma
لَا yanaşmıyorlar
يَكَادُونَ do they seem
يَفْقَهُونَ anlamaya
حَدِيثًۭا söz
78
4:79
مَّآ şey
أَصَابَكَ sana gelen
مِنْ her
حَسَنَةٍۢ iyilik
فَمِنَ Allah'tandır
ٱللَّهِ ۖ Allah
وَمَآ ve şey
أَصَابَكَ sana gelen
مِن her
سَيِّئَةٍۢ kötülük
فَمِن kendi(günahın yüzü)-ndendir
نَّفْسِكَ ۚ kendi(günahın yüzü)
وَأَرْسَلْنَـٰكَ ve seni gönderdik
لِلنَّاسِ insanlara
رَسُولًۭا ۚ elçi
وَكَفَىٰ ve yeter
بِٱللَّهِ Allah
شَهِيدًۭا şahid olarak
79
4:80
مَّن kim
يُطِعِ ita'at ederse
ٱلرَّسُولَ Elçi'ye
فَقَدْ muhakkak ki
أَطَاعَ ita'at etmiş olur
ٱللَّهَ ۖ Allah'a
وَمَن kim de
تَوَلَّىٰ yüz çevirirse
فَمَآ biz seni göndermedik
أَرْسَلْنَـٰكَ We (have) sent you
عَلَيْهِمْ onların üzerine
حَفِيظًۭا bekçi
80
4:81
وَيَقُولُونَ derler ki
طَاعَةٌۭ peki (tamam)
فَإِذَا fakat
بَرَزُوا۟ çıkınca
مِنْ senin yanından
عِندِكَ you
بَيَّتَ geceleyin kurarlar
طَآئِفَةٌۭ birtakımı
مِّنْهُمْ içlerinden
غَيْرَ tersini
ٱلَّذِى şeyin
تَقُولُ ۖ söylemiş olduğun
وَٱللَّهُ Allah
يَكْتُبُ yazmaktadır
مَا şeyleri
يُبَيِّتُونَ ۖ geceleyin düşünüp kurdukların
فَأَعْرِضْ sen aldırma
عَنْهُمْ onlara
وَتَوَكَّلْ ve dayan
عَلَى Allah'a
ٱللَّهِ ۚ Allah
وَكَفَىٰ ve yeter
بِٱللَّهِ Allah
وَكِيلًا vekil olarak
81
4:82
أَفَلَا düşünmüyorlar mı?
يَتَدَبَّرُونَ they ponder
ٱلْقُرْءَانَ ۚ Kur'an'ı
وَلَوْ ve eğer
كَانَ olsaydı
مِنْ tarafından
عِندِ from
غَيْرِ başkası
ٱللَّهِ Allah'tan
لَوَجَدُوا۟ bulurlardı
فِيهِ onda
ٱخْتِلَـٰفًۭا birbirini tutmaz;
كَثِيرًۭا çok şey
82
4:83
وَإِذَا ne zaman ki
جَآءَهُمْ onlara gelse
أَمْرٌۭ bir haber
مِّنَ (dair)
ٱلْأَمْنِ güvene
أَوِ veya
ٱلْخَوْفِ korkuya
أَذَاعُوا۟ yayarlar
بِهِۦ ۖ onu
وَلَوْ halbuki
رَدُّوهُ onu götürselerdi
إِلَى Elçi'ye
ٱلرَّسُولِ the Messenger
وَإِلَىٰٓ ve sahiplerine
أُو۟لِى those
ٱلْأَمْرِ buyruk
مِنْهُمْ aralarındaki
لَعَلِمَهُ bilirlerdi
ٱلَّذِينَ kimseler
يَسْتَنۢبِطُونَهُۥ işin içyüzünü araştıran(lar)
مِنْهُمْ ۗ onun ne olduğunu
وَلَوْلَا eğer olmasaydı
فَضْلُ lutfu
ٱللَّهِ Allah'ın
عَلَيْكُمْ size
وَرَحْمَتُهُۥ ve rahmeti
لَٱتَّبَعْتُمُ uyardınız
ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytana
إِلَّا hariç
قَلِيلًۭا pek azınız
83
4:84
فَقَـٰتِلْ (o halde) savaş
فِى yolunda
سَبِيلِ Allah
ٱللَّهِ (of) Allah
لَا sen sorumlu değilsin
تُكَلَّفُ are you responsible
إِلَّا başkasından
نَفْسَكَ ۚ kendinden
وَحَرِّضِ ve teşvik et
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ inananları
عَسَى umulur ki
ٱللَّهُ Allah
أَن kırar
يَكُفَّ restrain
بَأْسَ gücünü
ٱلَّذِينَ kimselerin
كَفَرُوا۟ ۚ inkar eden(lerin)
وَٱللَّهُ Allah'ın
أَشَدُّ daha güçlüdür
بَأْسًۭا baskını
وَأَشَدُّ ve daha çetindir
تَنكِيلًۭا cezası
84
4:85
مَّن kim
يَشْفَعْ destek olursa
شَفَـٰعَةً bir destekle
حَسَنَةًۭ güzel
يَكُن vardır
لَّهُۥ onun
نَصِيبٌۭ bir payı
مِّنْهَا ۖ o işten
وَمَن ve kim
يَشْفَعْ destek olursa
شَفَـٰعَةًۭ bir destekle
سَيِّئَةًۭ kötü bir (işe)
يَكُن olur
لَّهُۥ onun
كِفْلٌۭ bir payı
مِّنْهَا ۗ o işten
وَكَانَ ve
ٱللَّهُ Allah
عَلَىٰ her
كُلِّ every
شَىْءٍۢ şeyi
مُّقِيتًۭا gözetip karşılığını verendir
85
4:86
وَإِذَا ve zaman
حُيِّيتُم selamlandığınız
بِتَحِيَّةٍۢ bir selam ile
فَحَيُّوا۟ siz de selam verin
بِأَحْسَنَ daha güzeliyle
مِنْهَآ ondan
أَوْ yahut
رُدُّوهَآ ۗ aynen iade edin
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
كَانَ her şeyi
عَلَىٰ of
كُلِّ every
شَىْءٍ thing
حَسِيبًا hesaplayandır
86
4:87
ٱللَّهُ Allah (ki)
لَآ yoktur
إِلَـٰهَ tanrı
إِلَّا başka
هُوَ ۚ O'ndan
لَيَجْمَعَنَّكُمْ sizi bir araya toplayacaktır
إِلَىٰ gününde
يَوْمِ (the) Day
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet
لَا olmayan
رَيْبَ şüphe
فِيهِ ۗ kendinde
وَمَنْ kim olabilir?
أَصْدَقُ daha doğru
مِنَ Allahtan
ٱللَّهِ Allah
حَدِيثًۭا sözlü
87
4:88
۞ فَمَا ne oldu ki
لَكُمْ size
فِى hakkında
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ münafıklar
فِئَتَيْنِ iki gruba ayrıldınız
وَٱللَّهُ oysa Allah
أَرْكَسَهُم onları baş aşağı etmiştir
بِمَا işlerden dolayı
كَسَبُوٓا۟ ۚ yaptıkları
أَتُرِيدُونَ mi istiyorsunuz?
أَن doğru yola iletmek
تَهْدُوا۟ you guide
مَنْ kimseyi
أَضَلَّ saptırdığı
ٱللَّهُ ۖ Allah'ın
وَمَن ve birini
يُضْلِلِ saptırırsa
ٱللَّهُ Allah
فَلَن artık
تَجِدَ bulamazsınız
لَهُۥ onun için
سَبِيلًۭا bir yol
88
4:89
وَدُّوا۟ istediler
لَوْ keşke
تَكْفُرُونَ siz de inkar etseniz
كَمَا gibi
كَفَرُوا۟ kendilerin inkar ettiği
فَتَكُونُونَ ki onlarla olsanız
سَوَآءًۭ ۖ eşit
فَلَا o halde edinmeyin
تَتَّخِذُوا۟ take
مِنْهُمْ onlardan
أَوْلِيَآءَ dostlar
حَتَّىٰ kadar
يُهَاجِرُوا۟ onlar göç edinceye
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ ۚ Allah
فَإِن eğer
تَوَلَّوْا۟ yüz çevirirlerse
فَخُذُوهُمْ onları yakalayın
وَٱقْتُلُوهُمْ ve öldürün
حَيْثُ nerede
وَجَدتُّمُوهُمْ ۖ bulursanız
وَلَا ve tutmayın
تَتَّخِذُوا۟ take
مِنْهُمْ onlardan
وَلِيًّۭا (ne) bir dost
وَلَا ne de
نَصِيرًا bir yardımcı
89
4:90
إِلَّا ancak hariç
ٱلَّذِينَ kimseler
يَصِلُونَ sığınan(lar)
إِلَىٰ bir topluma
قَوْمٍۭ a group
بَيْنَكُمْ sizinle
وَبَيْنَهُم kendileri arasında
مِّيثَـٰقٌ andlaşma bulunan
أَوْ yahut
جَآءُوكُمْ size gelenler
حَصِرَتْ sıkılarak
صُدُورُهُمْ yürekleri
أَن sizinle savaşmaktan
يُقَـٰتِلُوكُمْ they fight you
أَوْ veya
يُقَـٰتِلُوا۟ savaşmaktan
قَوْمَهُمْ ۚ kendi toplumlarıyle
وَلَوْ eğer
شَآءَ dileseydi
ٱللَّهُ Allah
لَسَلَّطَهُمْ onları salardı
عَلَيْكُمْ sizin üstünüze
فَلَقَـٰتَلُوكُمْ ۚ sizinle savaşırlardı
فَإِنِ o halde
ٱعْتَزَلُوكُمْ onlar sizden uzak dururlar
فَلَمْ sizinle savaşmazlar
يُقَـٰتِلُوكُمْ fight against you
وَأَلْقَوْا۟ ve isterlerse
إِلَيْكُمُ sizinle
ٱلسَّلَمَ barış içinde yaşamak
فَمَا vermemiştir
جَعَلَ (has) made
ٱللَّهُ Allah
لَكُمْ size
عَلَيْهِمْ onların aleyhine
سَبِيلًۭا bir yol
90
4:91
سَتَجِدُونَ bulacaksınız
ءَاخَرِينَ başkalarını
يُرِيدُونَ ister
أَن sizden emin olmak
يَأْمَنُوكُمْ they be secure from you
وَيَأْمَنُوا۟ ve emin olmak
قَوْمَهُمْ kendi toplumlarından
كُلَّ her ne zaman
مَا götürülseler
رُدُّوٓا۟ they are returned
إِلَى fitneye
ٱلْفِتْنَةِ the temptation
أُرْكِسُوا۟ başaşağı atılırlar
فِيهَا ۚ (fitnenin) içine
فَإِن eğer
لَّمْ sizden uzak durmazlarsa
يَعْتَزِلُوكُمْ they withdraw from you
وَيُلْقُوٓا۟ ve istemezlerse
إِلَيْكُمُ sizinle
ٱلسَّلَمَ barış içinde yaşamak
وَيَكُفُّوٓا۟ (saldırıdan) çekmezlerse
أَيْدِيَهُمْ ellerini
فَخُذُوهُمْ onları yakalayın
وَٱقْتُلُوهُمْ ve öldürün
حَيْثُ nerede
ثَقِفْتُمُوهُمْ ۚ bulursanız
وَأُو۟لَـٰٓئِكُمْ işte öylelerine
جَعَلْنَا verdik
لَكُمْ size
عَلَيْهِمْ karşı
سُلْطَـٰنًۭا bir yetki
مُّبِينًۭا açık
91
4:92
وَمَا yoktur
كَانَ bir mü'minin
لِمُؤْمِنٍ for a believer
أَن öldürmesi
يَقْتُلَ he kills
مُؤْمِنًا bir mü'mini
إِلَّا dışında
خَطَـًۭٔا ۚ yanlışlık
وَمَن ve kim ki
قَتَلَ öldürdü
مُؤْمِنًا bir mü'mini
خَطَـًۭٔا yanlışlıkla
فَتَحْرِيرُ azadetmelidir
رَقَبَةٍۢ bir köle
مُّؤْمِنَةٍۢ mü'min
وَدِيَةٌۭ ve bir diyet
مُّسَلَّمَةٌ vermelidir
إِلَىٰٓ ölenin ailesine
أَهْلِهِۦٓ his family
إِلَّآ başka
أَن bağışlamaları
يَصَّدَّقُوا۟ ۚ they remit (as) charity
فَإِن eğer
كَانَ ise
مِن bir topluluktan
قَوْمٍ a people
عَدُوٍّۢ düşmanınız olan
لَّكُمْ sizin
وَهُوَ o (öldürülen)
مُؤْمِنٌۭ mü'min
فَتَحْرِيرُ azadetmelidir
رَقَبَةٍۢ bir köle
مُّؤْمِنَةٍۢ ۖ mü'min
وَإِن ve eğer
كَانَ ise
مِن bir topluluktan
قَوْمٍۭ a people
بَيْنَكُمْ sizinle
وَبَيْنَهُم kendileri arasında
مِّيثَـٰقٌۭ andlaşma bulunan
فَدِيَةٌۭ bir diyet
مُّسَلَّمَةٌ verilecektir
إِلَىٰٓ ailesine
أَهْلِهِۦ his family
وَتَحْرِيرُ ve azadetmek lazımdır
رَقَبَةٍۢ bir köle
مُّؤْمِنَةٍۢ ۖ mü'min
فَمَن kimse
لَّمْ bunları bulamayan
يَجِدْ find
فَصِيَامُ oruç tutmalıdır
شَهْرَيْنِ iki ay
مُتَتَابِعَيْنِ ardı ardına
تَوْبَةًۭ tevbesinin kabulü için
مِّنَ tarafından
ٱللَّهِ ۗ Allah
وَكَانَ Allah
ٱللَّهُ Allah
عَلِيمًا bilendir
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir
92
4:93
وَمَن her kim
يَقْتُلْ öldürürse
مُؤْمِنًۭا bir mü'mini
مُّتَعَمِّدًۭا kasden
فَجَزَآؤُهُۥ onun cezası
جَهَنَّمُ cehennemdir
خَـٰلِدًۭا sürekli kalacağı
فِيهَا içinde
وَغَضِبَ ve gazabetmiştir
ٱللَّهُ Allah
عَلَيْهِ ona
وَلَعَنَهُۥ ve la'net etmiştir
وَأَعَدَّ ve hazırlamıştır
لَهُۥ onun için
عَذَابًا bir azab
عَظِيمًۭا büyük
93
4:94
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar)
إِذَا zaman
ضَرَبْتُمْ savaşa çıktığınız
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
فَتَبَيَّنُوا۟ iyi anlayın dinleyin'
وَلَا demeyin
تَقُولُوا۟ say
لِمَنْ kimseye
أَلْقَىٰٓ veren
إِلَيْكُمُ size
ٱلسَّلَـٰمَ selam
لَسْتَ sen değilsin
مُؤْمِنًۭا mü'min
تَبْتَغُونَ gözeterek
عَرَضَ geçici menfaatini
ٱلْحَيَوٰةِ hayatının
ٱلدُّنْيَا dünya
فَعِندَ çünkü yanında
ٱللَّهِ Allah'ın
مَغَانِمُ ganimetler vardır
كَثِيرَةٌۭ ۚ çok
كَذَٰلِكَ böyle idiniz
كُنتُم siz de
مِّن önceden
قَبْلُ daha önce
فَمَنَّ lutfetti
ٱللَّهُ Allah
عَلَيْكُمْ size
فَتَبَيَّنُوٓا۟ ۚ o halde iyice anlayın
إِنَّ çünkü
ٱللَّهَ Allah
كَانَ şeyleri
بِمَا of what
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız
خَبِيرًۭا haber almaktadır
94
4:95
لَّا olmaz
يَسْتَوِى eşit
ٱلْقَـٰعِدُونَ yerlerinde oturanlar
مِنَ inananlardan
ٱلْمُؤْمِنِينَ the believers
غَيْرُ dışında
أُو۟لِى sahipleri
ٱلضَّرَرِ özür
وَٱلْمُجَـٰهِدُونَ ve cihad edenler
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
بِأَمْوَٰلِهِمْ mallariyle
وَأَنفُسِهِمْ ۚ canlariyle
فَضَّلَ üstün kılmıştır
ٱللَّهُ Allah
ٱلْمُجَـٰهِدِينَ cihadedenleri
بِأَمْوَٰلِهِمْ mallariyle
وَأَنفُسِهِمْ canlariyle
عَلَى oturanlardan
ٱلْقَـٰعِدِينَ the ones who sit
دَرَجَةًۭ ۚ derece bakımından
وَكُلًّۭا ve hepsine
وَعَدَ va'detmiştir
ٱللَّهُ Allah
ٱلْحُسْنَىٰ ۚ güzellik
وَفَضَّلَ ve üstün kılmıştır
ٱللَّهُ Allah
ٱلْمُجَـٰهِدِينَ mücahidleri
عَلَى oturanlardan
ٱلْقَـٰعِدِينَ the ones who sit
أَجْرًا ecirle
عَظِيمًۭا çok daha büyük
95
4:96
دَرَجَـٰتٍۢ yüksek dereceler
مِّنْهُ kendi katından
وَمَغْفِرَةًۭ ve bağış
وَرَحْمَةًۭ ۚ ve rahmet
وَكَانَ Allah
ٱللَّهُ Allah
غَفُورًۭا bağışlayandır
رَّحِيمًا esirgeyendir
96
4:97
إِنَّ şüphesiz
ٱلَّذِينَ canlarını alırken
تَوَفَّىٰهُمُ take them (in death)
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ melekler
ظَالِمِىٓ yazık eden kimselere
أَنفُسِهِمْ nefislerine
قَالُوا۟ dediler
فِيمَ ne işte
كُنتُمْ ۖ idiniz
قَالُوا۟ dediler
كُنَّا biz aciz düşürülmüştük
مُسْتَضْعَفِينَ oppressed
فِى yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth
قَالُوٓا۟ (Melekler) dediler ki
أَلَمْ değil miydi?
تَكُنْ was
أَرْضُ yeri
ٱللَّهِ Allah'ın
وَٰسِعَةًۭ geniş
فَتُهَاجِرُوا۟ göç edeydiniz
فِيهَا ۚ onda
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onların
مَأْوَىٰهُمْ durağı
جَهَنَّمُ ۖ cehennemdir
وَسَآءَتْ ve ne kötü
مَصِيرًا bir gidiş yeridir
97
4:98
إِلَّا yalnız hariçtir
ٱلْمُسْتَضْعَفِينَ gerçekten zayıf
مِنَ erkekler
ٱلرِّجَالِ the men
وَٱلنِّسَآءِ ve kadınlar
وَٱلْوِلْدَٰنِ ve çocuklar
لَا gücü yetmeyenler
يَسْتَطِيعُونَ are able to
حِيلَةًۭ hiçbir çareye
وَلَا ve (göç için) bulamayan
يَهْتَدُونَ they are directed
سَبِيلًۭا yol
98
4:99
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte
عَسَى umulur
ٱللَّهُ Allah'ın
أَن affetmesi
يَعْفُوَ pardon
عَنْهُمْ ۚ onları
وَكَانَ ve Allah
ٱللَّهُ Allah
عَفُوًّا çok affedendir
غَفُورًۭا çok bağışlayandır
99
4:100
۞ وَمَن ve kim ki
يُهَاجِرْ göç eder
فِى yolunda
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
يَجِدْ bulur
فِى yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth
مُرَٰغَمًۭا gidecek
كَثِيرًۭا çok yer
وَسَعَةًۭ ۚ ve bolluk
وَمَن ve kim ki
يَخْرُجْ çıkar
مِنۢ evinden
بَيْتِهِۦ his home
مُهَاجِرًا göç etmek amacıyle
إِلَى Allah'a
ٱللَّهِ Allah
وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine
ثُمَّ sonra
يُدْرِكْهُ kendisine yetişirse
ٱلْمَوْتُ ölüm
فَقَدْ muhakkak
وَقَعَ düşer
أَجْرُهُۥ onun mükafatı
عَلَى Allah'a
ٱللَّهِ ۗ Allah
وَكَانَ ve
ٱللَّهُ Allah
غَفُورًۭا bağışlayandır
رَّحِيمًۭا esirgeyendir
100
4:101
وَإِذَا ve zaman
ضَرَبْتُمْ sefere çıktığınız
فِى yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ the earth
فَلَيْسَ yoktur
عَلَيْكُمْ size
جُنَاحٌ bir günah
أَن kısaltmanızdan ötürü
تَقْصُرُوا۟ you shorten
مِنَ namazdan
ٱلصَّلَوٰةِ the prayer
إِنْ eğer
خِفْتُمْ korkarsanız
أَن size bir kötülük yapmalarından
يَفْتِنَكُمُ (may) harm you
ٱلَّذِينَ kimselerin
كَفَرُوٓا۟ ۚ inkar eden(lerin)
إِنَّ muhakkak ki
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirler
كَانُوا۟ sizin
لَكُمْ for you
عَدُوًّۭا düşmanınızdır
مُّبِينًۭا açık
101
4:102
وَإِذَا ve zaman
كُنتَ sen
فِيهِمْ içlerinde
فَأَقَمْتَ kıldırdığın
لَهُمُ onlara
ٱلصَّلَوٰةَ namazı
فَلْتَقُمْ namaza dursun
طَآئِفَةٌۭ bir bölük
مِّنْهُم onlardan
مَّعَكَ seninle beraber
وَلْيَأْخُذُوٓا۟ ve (yanlarına) alsınlar
أَسْلِحَتَهُمْ silahlarını da
فَإِذَا secde edince
سَجَدُوا۟ they have prostrated
فَلْيَكُونُوا۟ geçsinler
مِن arkanıza
وَرَآئِكُمْ behind you
وَلْتَأْتِ bu kez gelsin
طَآئِفَةٌ bölük
أُخْرَىٰ öteki
لَمْ namaz kılmayan
يُصَلُّوا۟ prayed
فَلْيُصَلُّوا۟ ve namaz kılsınlar
مَعَكَ seninle beraber
وَلْيَأْخُذُوا۟ ve alsınlar
حِذْرَهُمْ korunma(tedbir)lerini
وَأَسْلِحَتَهُمْ ۗ ve silahlarını da
وَدَّ istediler ki
ٱلَّذِينَ kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler)
لَوْ keşke
تَغْفُلُونَ siz gaflet etseniz de
عَنْ silahlarınızdan
أَسْلِحَتِكُمْ your arms
وَأَمْتِعَتِكُمْ ve eşyanızdan
فَيَمِيلُونَ birden yapsalar
عَلَيْكُم üzerinize
مَّيْلَةًۭ baskın
وَٰحِدَةًۭ ۚ bir
وَلَا bir günah yoktur
جُنَاحَ blame
عَلَيْكُمْ size
إِن eğer
كَانَ siz
بِكُمْ with you
أَذًۭى zahmet çekerseniz
مِّن yağmurdan
مَّطَرٍ rain
أَوْ ya da
كُنتُم olursanız
مَّرْضَىٰٓ hasta
أَن bırakmanızda
تَضَعُوٓا۟ you lay down
أَسْلِحَتَكُمْ ۖ silahlarınızı
وَخُذُوا۟ ama alın
حِذْرَكُمْ ۗ korunma tedbirinizi
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
أَعَدَّ hazırlamıştır
لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlere
عَذَابًۭا bir azab
مُّهِينًۭا alçaltıcı
102
4:103
فَإِذَا zaman
قَضَيْتُمُ bitirdiğiniz
ٱلصَّلَوٰةَ namazı
فَٱذْكُرُوا۟ anın
ٱللَّهَ Allah'ı
قِيَـٰمًۭا ayakta
وَقُعُودًۭا ve oturarak
وَعَلَىٰ ve üzerinde (uzanarak)
جُنُوبِكُمْ ۚ yanlarınız
فَإِذَا zaman
ٱطْمَأْنَنتُمْ güvene kavuştuğunuz
فَأَقِيمُوا۟ (tam) kılın
ٱلصَّلَوٰةَ ۚ namazı
إِنَّ şüphesiz
ٱلصَّلَوٰةَ namaz
كَانَتْ üzerine
عَلَى on
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minler
كِتَـٰبًۭا farz kılınmıştır
مَّوْقُوتًۭا vakitli olarak
103
4:104
وَلَا gevşeklik göstermeyin
تَهِنُوا۟ be weak
فِى takibetmekte
ٱبْتِغَآءِ pursuit
ٱلْقَوْمِ ۖ o topluluğu
إِن eğer
تَكُونُوا۟ siz
تَأْلَمُونَ acı çekiyorsanuz
فَإِنَّهُمْ onlar da
يَأْلَمُونَ acı çekmektedirler
كَمَا gibi
تَأْلَمُونَ ۖ sizin acı çektiğiniz
وَتَرْجُونَ ve siz ummaktasınız
مِنَ Allah'tan
ٱللَّهِ Allah
مَا şeyleri
لَا onların ummayacakları
يَرْجُونَ ۗ they hope
وَكَانَ Alah
ٱللَّهُ Allah
عَلِيمًا bilendir
حَكِيمًا hüküm ve hikmet sahibidir
104
4:105
إِنَّآ muhakkak biz
أَنزَلْنَآ indirdik ki
إِلَيْكَ sana
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı
بِٱلْحَقِّ gerçek ile
لِتَحْكُمَ hüküm veresin diye
بَيْنَ arasında
ٱلنَّاسِ insanlar
بِمَآ biçimde
أَرَىٰكَ sana gösterdiği
ٱللَّهُ ۚ Allah'ın
وَلَا olma
تَكُن be
لِّلْخَآئِنِينَ hainlerin
خَصِيمًۭا savunucusu
105
4:106
وَٱسْتَغْفِرِ ve mağfiret dile
ٱللَّهَ ۖ Allah'tan
إِنَّ kuşkusuz
ٱللَّهَ Allah
كَانَ bağışlayandır
غَفُورًۭا Oft-Forgiving
رَّحِيمًۭا esirgeyendir
106
4:107
وَلَا savunma
تُجَـٰدِلْ argue
عَنِ kimseleri
ٱلَّذِينَ those who
يَخْتَانُونَ hainlik eden(leri)
أَنفُسَهُمْ ۚ kendilerine
إِنَّ zira
ٱللَّهَ Allah
لَا sevmez
يُحِبُّ love
مَن kimseyi
كَانَ hainlik yapan
خَوَّانًا treacherous
أَثِيمًۭا günah işleyen
107
4:108
يَسْتَخْفُونَ gizleniyorlar
مِنَ insanlardan
ٱلنَّاسِ the people
وَلَا gizlenmiyorlar
يَسْتَخْفُونَ (can) they hide
مِنَ Allah'tan
ٱللَّهِ Allah
وَهُوَ oysa O
مَعَهُمْ onlarla beraberdir
إِذْ zaman
يُبَيِّتُونَ geceleyin söyledikleri
مَا şeyleri
لَا (O'nun) istemediği
يَرْضَىٰ (does) he approve
مِنَ sözü
ٱلْقَوْلِ ۚ the word
وَكَانَ Allah
ٱللَّهُ Allah
بِمَا herşeyi
يَعْمَلُونَ onların yaptıkları
مُحِيطًا kuşatmıştır
108
4:109
هَـٰٓأَنتُمْ haydi siz
هَـٰٓؤُلَآءِ savundunuz
جَـٰدَلْتُمْ savundunuz
عَنْهُمْ onları
فِى hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ the life
ٱلدُّنْيَا dünya
فَمَن ya kim
يُجَـٰدِلُ savunacak
ٱللَّهَ Allah'a karşı
عَنْهُمْ onları
يَوْمَ günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet
أَم ya da
مَّن kim
يَكُونُ olacak
عَلَيْهِمْ onlara
وَكِيلًۭا vekil
109
4:110
وَمَن ve kim
يَعْمَلْ yaparsa
سُوٓءًا bir kötülük
أَوْ yahut
يَظْلِمْ zulmederse
نَفْسَهُۥ nefsine
ثُمَّ sonra
يَسْتَغْفِرِ mağfiret dilerse
ٱللَّهَ Allah'tan
يَجِدِ bulur
ٱللَّهَ Allah'ı
غَفُورًۭا bağışlayıcı
رَّحِيمًۭا ve esirgeyici
110
4:111
وَمَن ve kim
يَكْسِبْ işlerse
إِثْمًۭا bir günah
فَإِنَّمَا muhakkak
يَكْسِبُهُۥ onu kazanır
عَلَىٰ aleyhine
نَفْسِهِۦ ۚ kendi
وَكَانَ Allah
ٱللَّهُ Allah
عَلِيمًا bilendir
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir
111
4:112
وَمَن ve kim
يَكْسِبْ işlerse
خَطِيٓـَٔةً bir hata
أَوْ ya da
إِثْمًۭا günah
ثُمَّ sonra
يَرْمِ üstüne atarsa
بِهِۦ onu
بَرِيٓـًۭٔا bir suçsuzun
فَقَدِ muhakkak ki
ٱحْتَمَلَ yüklenmiş olur
بُهْتَـٰنًۭا büyük bir iftira
وَإِثْمًۭا ve bir günah
مُّبِينًۭا açık
112
4:113
وَلَوْلَا ve olmasaydı
فَضْلُ lutfu
ٱللَّهِ Allah'ın
عَلَيْكَ sana;
وَرَحْمَتُهُۥ ve acıması
لَهَمَّت yeltenmişti
طَّآئِفَةٌۭ bir grup
مِّنْهُمْ onlardan
أَن seni saptırmağa
يُضِلُّوكَ mislead you
وَمَا onlar saptıramazlar
يُضِلُّونَ they mislead
إِلَّآ başkasını
أَنفُسَهُمْ ۖ kendilerinden
وَمَا sana zarar veremezler
يَضُرُّونَكَ they will harm you
مِن hiçbir
شَىْءٍۢ ۚ şey
وَأَنزَلَ ve indirdi
ٱللَّهُ Allah
عَلَيْكَ sana
ٱلْكِتَـٰبَ Kitabı
وَٱلْحِكْمَةَ ve hikmeti
وَعَلَّمَكَ ve sana öğretti
مَا şeyleri
لَمْ olmadığın
تَكُن you did
تَعْلَمُ ۚ biliyor
وَكَانَ ve
فَضْلُ lutfu
ٱللَّهِ Allah'ın
عَلَيْكَ sana
عَظِيمًۭا büyüktür
113
4:114
۞ لَّا yoktur
خَيْرَ hayır
فِى çoğunda
كَثِيرٍۢ much
مِّن gizli konuşmalarının
نَّجْوَىٰهُمْ their secret talk
إِلَّا yalnız hariç
مَنْ kimse
أَمَرَ emreden
بِصَدَقَةٍ sadakayı
أَوْ yahut
مَعْرُوفٍ iyiliği
أَوْ ya da
إِصْلَـٰحٍۭ düzeltmeyi
بَيْنَ arasını
ٱلنَّاسِ ۚ insanların
وَمَن ve kim
يَفْعَلْ yaparsa
ذَٰلِكَ bunu
ٱبْتِغَآءَ amacıyle
مَرْضَاتِ rızasını kazanmak
ٱللَّهِ Allah'ın
فَسَوْفَ yakında
نُؤْتِيهِ ona vereceğiz
أَجْرًا bir mükafat
عَظِيمًۭا büyük
114
4:115
وَمَن kim de
يُشَاقِقِ karşı gelir
ٱلرَّسُولَ Elçi'ye
مِنۢ sonra
بَعْدِ after
مَا belli olduktan
تَبَيَّنَ (has) become clear
لَهُ kendisine
ٱلْهُدَىٰ doğru yol
وَيَتَّبِعْ ve uyarsa
غَيْرَ başkasına
سَبِيلِ yolundan
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlerin
نُوَلِّهِۦ onu yöneltiriz
مَا döndüğü (yola)
تَوَلَّىٰ he (has) turned
وَنُصْلِهِۦ ve sokarız
جَهَنَّمَ ۖ cehenneme
وَسَآءَتْ ne kötü
مَصِيرًا bir gidiş yeridir
115
4:116
إِنَّ şüpheiz
ٱللَّهَ Allah
لَا bağışlamaz
يَغْفِرُ forgive
أَن ortak koşulmasını
يُشْرَكَ partners be associated
بِهِۦ kendisine
وَيَغْفِرُ ve bağışlar
مَا herşeyi
دُونَ başka
ذَٰلِكَ bundan
لِمَن kimseye
يَشَآءُ ۚ dilediği
وَمَن ve kim
يُشْرِكْ ortak koşarsa
بِٱللَّهِ Allah'a
فَقَدْ muhakkak
ضَلَّ sapıklığa düşmüştür
ضَلَـٰلًۢا bir sapkınlıkla
بَعِيدًا uzak
116
4:117
إِن eğer
يَدْعُونَ çağırıyorlar
مِن O'nu bırakıp da
دُونِهِۦٓ besides Him
إِلَّآ yalnızca
إِنَـٰثًۭا birtakım dişilere
وَإِن ve çağırıyorlar
يَدْعُونَ they invoke
إِلَّا yalnızca
شَيْطَـٰنًۭا şeytana
مَّرِيدًۭا asi
117
4:118
لَّعَنَهُ ona la'net etti
ٱللَّهُ ۘ Allah
وَقَالَ ve (o da) dedi
لَأَتَّخِذَنَّ elbette alacağım
مِنْ senin kullarından
عِبَادِكَ your slaves
نَصِيبًۭا bir pay
مَّفْرُوضًۭا belirli
118
4:119
وَلَأُضِلَّنَّهُمْ ve onları mutlaka saptıracağım
وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ ve mutlaka onları boş kuruntulara sokacağım
وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ ve onlara emredeceğim
فَلَيُبَتِّكُنَّ yaracaklar
ءَاذَانَ kulaklarını
ٱلْأَنْعَـٰمِ hayvanların
وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ ve onlara emredeceğim
فَلَيُغَيِّرُنَّ değiştirecekler
خَلْقَ yaratışını
ٱللَّهِ ۚ Allah'ın
وَمَن ve kim
يَتَّخِذِ tutarsa
ٱلشَّيْطَـٰنَ şeytanı
وَلِيًّۭا dost
مِّن yerine
دُونِ besides
ٱللَّهِ Allah'ın
فَقَدْ muhakkak ki
خَسِرَ ziyana uğramıştır
خُسْرَانًۭا bir ziyanla
مُّبِينًۭا açık
119
4:120
يَعِدُهُمْ (Şeytan) onlara söz verir
وَيُمَنِّيهِمْ ۖ ve umut verir
وَمَا ve değildir
يَعِدُهُمُ sözü
ٱلشَّيْطَـٰنُ şeytanın
إِلَّا başka bir şey
غُرُورًا aldatmadan
120
4:121
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onların
مَأْوَىٰهُمْ varacağı yer
جَهَنَّمُ cehennemdir
وَلَا asla bulamazlar
يَجِدُونَ they will find
عَنْهَا ondan
مَحِيصًۭا kaçmak (imkanı)
121
4:122
وَٱلَّذِينَ kimseleri
ءَامَنُوا۟ inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler
سَنُدْخِلُهُمْ sokacağız
جَنَّـٰتٍۢ cennetlere
تَجْرِى akan
مِن altlarından
تَحْتِهَا underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ırmaklar
خَـٰلِدِينَ kalacaklardır
فِيهَآ orada
أَبَدًۭا ۖ ebedi
وَعْدَ bu va'didir
ٱللَّهِ Allah'ın
حَقًّۭا ۚ gerçek
وَمَنْ kim olabilir?
أَصْدَقُ daha doğru
مِنَ Allahtan
ٱللَّهِ Allah
قِيلًۭا sözlü
122
4:123
لَّيْسَ (İş) olmaz
بِأَمَانِيِّكُمْ sizin kuruntularınızla
وَلَآ ve olmaz
أَمَانِىِّ kuruntularıyla
أَهْلِ ehlinin
ٱلْكِتَـٰبِ ۗ Kitap
مَن kimse
يَعْمَلْ yapan
سُوٓءًۭا kötülük
يُجْزَ cezalandırılır
بِهِۦ onunla
وَلَا ve bulamaz
يَجِدْ he will find
لَهُۥ kendisine
مِن başka
دُونِ besides
ٱللَّهِ Allah'tan
وَلِيًّۭا (ne) bir dost
وَلَا ne de
نَصِيرًۭا bir yardımcı
123
4:124
وَمَن ve her kim
يَعْمَلْ yaparsa
مِنَ güzel işler
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ [the] righteous deeds
مِن erkekten
ذَكَرٍ (the) male
أَوْ veya
أُنثَىٰ kadından
وَهُوَ ve onlar
مُؤْمِنٌۭ inanarak
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte öyle kimseler
يَدْخُلُونَ girerler
ٱلْجَنَّةَ cennete
وَلَا ve haksızlığa uğratılmazlar
يُظْلَمُونَ they will be wronged
نَقِيرًۭا zerre kadar
124
4:125
وَمَنْ ve kim
أَحْسَنُ daha güzeldir?
دِينًۭا din yönünden
مِّمَّنْ kimseden
أَسْلَمَ teslim eden
وَجْهَهُۥ yüzünü
لِلَّهِ Allah'a
وَهُوَ o
مُحْسِنٌۭ iyilik edici olarak
وَٱتَّبَعَ ve tabi olan
مِلَّةَ dinine
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim
حَنِيفًۭا ۗ dosdoğru
وَٱتَّخَذَ edinmişti
ٱللَّهُ Allah
إِبْرَٰهِيمَ İbrahim'i
خَلِيلًۭا dost
125
4:126
وَلِلَّهِ Allah'ındır
مَا hepsi
فِى olanların
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ göklerde
وَمَا hepsi
فِى olanların
ٱلْأَرْضِ ۚ ve yerde
وَكَانَ Allah
ٱللَّهُ Allah
بِكُلِّ her
شَىْءٍۢ şeyi
مُّحِيطًۭا kuşatmıştır
126
4:127
وَيَسْتَفْتُونَكَ senden fetva istiyorlar
فِى hakkında
ٱلنِّسَآءِ ۖ kadınlar
قُلِ de ki
ٱللَّهُ Allah
يُفْتِيكُمْ size hükmünü açıklıyor
فِيهِنَّ onlar hakkında
وَمَا vardır
يُتْلَىٰ okunan(ayet)ler
عَلَيْكُمْ size
فِى Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ the Book
فِى hakkında
يَتَـٰمَى öksüz
ٱلنِّسَآءِ kadınlar
ٱلَّـٰتِى onlar ki
لَا onlara vermiyorsunuz
تُؤْتُونَهُنَّ (do) you give them
مَا olanı
كُتِبَ yazılmış
لَهُنَّ kendilerine
وَتَرْغَبُونَ ve istiyorsunuz
أَن kendileriyle evlenmek
تَنكِحُوهُنَّ marry them
وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ ve zavallı
مِنَ hakkında
ٱلْوِلْدَٰنِ çocuklar
وَأَن ve hakkında
تَقُومُوا۟ yerine getirmeniz
لِلْيَتَـٰمَىٰ öksüzlere karşı
بِٱلْقِسْطِ ۚ adaleti
وَمَا yapacağınız
تَفْعَلُوا۟ you do
مِنْ her
خَيْرٍۢ hayrı
فَإِنَّ muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah
كَانَ onu
بِهِۦ about it
عَلِيمًۭا bilir
127
4:128
وَإِنِ ve eğer
ٱمْرَأَةٌ bir kadın
خَافَتْ korkarsa
مِنۢ kocasının
بَعْلِهَا her husband
نُشُوزًا huysuzluğundan
أَوْ yahut
إِعْرَاضًۭا yüz çevirmesinden
فَلَا yoktur
جُنَاحَ günah
عَلَيْهِمَآ ikisine de
أَن düzeltmelerinde
يُصْلِحَا they make terms of peace
بَيْنَهُمَا aralarını
صُلْحًۭا ۚ anlaşma ile
وَٱلصُّلْحُ ve barış
خَيْرٌۭ ۗ daima iyidir
وَأُحْضِرَتِ ve hazırdır
ٱلْأَنفُسُ nefisler
ٱلشُّحَّ ۚ cimriliğe
وَإِن eğer
تُحْسِنُوا۟ güzel geçinir
وَتَتَّقُوا۟ ve sakınırsanız
فَإِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
كَانَ şeyleri
بِمَا of what
تَعْمَلُونَ yaptıklarınız
خَبِيرًۭا haber alır
128
4:129
وَلَن ve yapamazsınız
تَسْتَطِيعُوٓا۟ will you be able
أَن (tam) adalet
تَعْدِلُوا۟ deal justly
بَيْنَ arasında
ٱلنِّسَآءِ kadınlar
وَلَوْ ne kadar
حَرَصْتُمْ ۖ isteseniz de
فَلَا öyle ise meylemeyin
تَمِيلُوا۟ incline
كُلَّ (birine) tamamen
ٱلْمَيْلِ yönelişle
فَتَذَرُوهَا ötekini bırakmayın
كَٱلْمُعَلَّقَةِ ۚ askıda (kocasızmış) gibi
وَإِن eğer
تُصْلِحُوا۟ arayı düzeltir
وَتَتَّقُوا۟ sakınırsanız
فَإِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
كَانَ bağışlayandır
غَفُورًۭا Oft-Forgiving
رَّحِيمًۭا esirgeyendir
129
4:130
وَإِن eğer
يَتَفَرَّقَا (eşler) ayrılırlarsa
يُغْنِ zengin eder
ٱللَّهُ Allah
كُلًّۭا onların her birini
مِّن bol ni'metiyle
سَعَتِهِۦ ۚ His abundance
وَكَانَ Allah(ın)
ٱللَّهُ Allah
وَٰسِعًا (ni'meti) geniştir
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir
130
4:131
وَلِلَّهِ Allah'ındır
مَا olanlar
فِى göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens
وَمَا ve olanlar
فِى yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ the earth
وَلَقَدْ muhakkak
وَصَّيْنَا tavsiye ettik
ٱلَّذِينَ kimselere
أُوتُوا۟ verilen(lere)
ٱلْكِتَـٰبَ Kitap
مِن sizden önce
قَبْلِكُمْ before you
وَإِيَّاكُمْ ve size de
أَنِ diye
ٱتَّقُوا۟ korkun
ٱللَّهَ ۚ Allah'tan
وَإِن eğer
تَكْفُرُوا۟ inkar ederseniz
فَإِنَّ şüphesiz
لِلَّهِ Allah'ındır
مَا olanlar
فِى göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens
وَمَا ve olanlar
فِى yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth
وَكَانَ Allah
ٱللَّهُ Allah
غَنِيًّا zengindir
حَمِيدًۭا övgüye layıktır
131
4:132
وَلِلَّهِ Allah'ındır
مَا olanlar
فِى göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens
وَمَا ve olanlar
فِى yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ the earth
وَكَفَىٰ ve yeter
بِٱللَّهِ Allah
وَكِيلًا vekil olarak
132
4:133
إِن eğer
يَشَأْ (Allah) dilerse
يُذْهِبْكُمْ sizi götürür
أَيُّهَا ey
ٱلنَّاسُ insanlar
وَيَأْتِ ve getirir
بِـَٔاخَرِينَ ۚ başkalarını
وَكَانَ ve
ٱللَّهُ Allah
عَلَىٰ buna
ذَٰلِكَ that
قَدِيرًۭا hakkıyla kadirdir
133
4:134
مَّن kim
كَانَ isterse
يُرِيدُ desires
ثَوَابَ sevabını
ٱلدُّنْيَا dünya
فَعِندَ (bilsin ki) katındadır
ٱللَّهِ Allah
ثَوَابُ sevabı
ٱلدُّنْيَا dünya
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ ve ahiret
وَكَانَ Allah
ٱللَّهُ Allah
سَمِيعًۢا işitendir
بَصِيرًۭا görendir
134
4:135
۞ يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar)
كُونُوا۟ olun
قَوَّٰمِينَ ayakta tutarak
بِٱلْقِسْطِ adaleti
شُهَدَآءَ şahidler
لِلَّهِ Allah için
وَلَوْ bile olsa
عَلَىٰٓ aleyhinde
أَنفُسِكُمْ kendinizin
أَوِ veya
ٱلْوَٰلِدَيْنِ ana babanızın
وَٱلْأَقْرَبِينَ ۚ ve yakınlarınızın
إِن eğer
يَكُنْ olsalar
غَنِيًّا zengin
أَوْ veya
فَقِيرًۭا fakir de
فَٱللَّهُ çünkü Allah
أَوْلَىٰ daha yakındır
بِهِمَا ۖ ikisine de
فَلَا öyle ise sapmayın
تَتَّبِعُوا۟ uyarak
ٱلْهَوَىٰٓ keyfinize
أَن adaletten
تَعْدِلُوا۟ ۚ you deviate
وَإِن ve eğer
تَلْوُۥٓا۟ eğip bükerseniz
أَوْ ya da
تُعْرِضُوا۟ doğruyu söylemezseniz
فَإِنَّ muhakkak ki
ٱللَّهَ Allah
كَانَ olandır
بِمَا yaptıklarınızdan
تَعْمَلُونَ you do
خَبِيرًۭا haberdar
135
4:136
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوٓا۟ inanan(lar)
ءَامِنُوا۟ inanın
بِٱللَّهِ Allah'a
وَرَسُولِهِۦ ve Elçisine
وَٱلْكِتَـٰبِ ve Kitaba
ٱلَّذِى o ki
نَزَّلَ indirdi
عَلَىٰ Elçisine
رَسُولِهِۦ His Messenger
وَٱلْكِتَـٰبِ ve Kitaba (inanın)
ٱلَّذِىٓ o ki
أَنزَلَ indirdi
مِن daha öncekilere
قَبْلُ ۚ daha önce
وَمَن ve kim
يَكْفُرْ inkar ederse
بِٱللَّهِ Allah'ı
وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ ve meleklerini
وَكُتُبِهِۦ ve Kitaplarını
وَرُسُلِهِۦ ve elçilerini
وَٱلْيَوْمِ ve gününü
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret
فَقَدْ muhakkak
ضَلَّ sapıtmıştır
ضَلَـٰلًۢا sapıklıkla
بَعِيدًا uzak bir
136
4:137
إِنَّ şüphesiz
ٱلَّذِينَ o kimseler
ءَامَنُوا۟ inandılar
ثُمَّ sonra
كَفَرُوا۟ inkar ettiler
ثُمَّ sonra
ءَامَنُوا۟ inandılar
ثُمَّ yine
كَفَرُوا۟ inkar ettiler
ثُمَّ sonra
ٱزْدَادُوا۟ arttı
كُفْرًۭا inkarları
لَّمْ değildir
يَكُنِ will
ٱللَّهُ Allah
لِيَغْفِرَ bağışlayacak
لَهُمْ onları
وَلَا iletmeyecektir
لِيَهْدِيَهُمْ will guide them
سَبِيلًۢا (doğru) yola
137
4:138
بَشِّرِ müjdele
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ Münafıklara
بِأَنَّ şüphesiz
لَهُمْ kendilerinin olacağını
عَذَابًا bir azabın
أَلِيمًا acıklı
138
4:139
ٱلَّذِينَ onlar
يَتَّخِذُونَ tutuyorlar
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri
أَوْلِيَآءَ dost
مِن bırakıp
دُونِ instead of
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ mü'minleri
أَيَبْتَغُونَ mi arıyorlar?
عِندَهُمُ onların yanında
ٱلْعِزَّةَ şeref
فَإِنَّ şüphesiz
ٱلْعِزَّةَ şeref
لِلَّهِ Allaha aittir
جَمِيعًۭا tamamen
139
4:140
وَقَدْ muhakkak
نَزَّلَ indirmiştir
عَلَيْكُمْ size
فِى Kitapta
ٱلْكِتَـٰبِ the Book
أَنْ diye
إِذَا zaman
سَمِعْتُمْ işittiğiniz
ءَايَـٰتِ ayetlerinin
ٱللَّهِ Allah'ın
يُكْفَرُ inkar edildiğini
بِهَا onların
وَيُسْتَهْزَأُ ve alay edildiğini
بِهَا onlarla
فَلَا oturmayın
تَقْعُدُوا۟ sit
مَعَهُمْ onlarla beraber
حَتَّىٰ kadar
يَخُوضُوا۟ onlar dalıncaya
فِى bir söze
حَدِيثٍ a conversation
غَيْرِهِۦٓ ۚ başka
إِنَّكُمْ siz de
إِذًۭا o zaman
مِّثْلُهُمْ ۗ onlar gibi olursunuz
إِنَّ şüphesiz
ٱللَّهَ Allah
جَامِعُ bütün
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ iki yüzlüleri
وَٱلْكَـٰفِرِينَ ve kafirleri
فِى cehennemde
جَهَنَّمَ Hell
جَمِيعًا toplayacaktır
140
4:141
ٱلَّذِينَ onlar ki
يَتَرَبَّصُونَ gözetleyip dururlar
بِكُمْ sizi
فَإِن eğer
كَانَ (nasib)olursa
لَكُمْ size
فَتْحٌۭ bir fetih
مِّنَ Allah'tan
ٱللَّهِ Allah
قَالُوٓا۟ derler
أَلَمْ değil miydik?
نَكُن biz de
مَّعَكُمْ sizinle beraber
وَإِن ve eğer
كَانَ olursa
لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlerin
نَصِيبٌۭ (savaşta) bir payı
قَالُوٓا۟ derler
أَلَمْ biz üstünlük sağlamadık mı
نَسْتَحْوِذْ we have advantage
عَلَيْكُمْ size
وَنَمْنَعْكُم ve sizi korumadık mı?
مِّنَ mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ the believers
فَٱللَّهُ artık Allah
يَحْكُمُ hükmedecek
بَيْنَكُمْ aranızda
يَوْمَ gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ kıyamet
وَلَن ve asla
يَجْعَلَ vermeyecektir
ٱللَّهُ Allah
لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlere
عَلَى karşı
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere
سَبِيلًا bir yol
141
4:142
إِنَّ şüphesiz
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ iki yüzlüler
يُخَـٰدِعُونَ aldatmağa çalışırlar
ٱللَّهَ Allah'ı
وَهُوَ oysa O
خَـٰدِعُهُمْ onları aldatır
وَإِذَا zaman
قَامُوٓا۟ kalktıkları
إِلَى namaza
ٱلصَّلَوٰةِ the prayer
قَامُوا۟ kalkarlar
كُسَالَىٰ üşene üşene
يُرَآءُونَ gösteriş yaparlar
ٱلنَّاسَ insanlara
وَلَا anmazlar
يَذْكُرُونَ they remember
ٱللَّهَ Allah'ı
إِلَّا ancak
قَلِيلًۭا biraz
142
4:143
مُّذَبْذَبِينَ yalpalayıp dururlar
بَيْنَ arada
ذَٰلِكَ bu
لَآ ne
إِلَىٰ bunlara
هَـٰٓؤُلَآءِ these
وَلَآ ne de
إِلَىٰ onlara
هَـٰٓؤُلَآءِ ۚ those
وَمَن ve kimseye
يُضْلِلِ şaşırttığı
ٱللَّهُ Allah'ın
فَلَن bulamazsın
تَجِدَ you will find
لَهُۥ ona
سَبِيلًۭا bir (çıkar) yol
143
4:144
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلَّذِينَ kimseler
ءَامَنُوا۟ inanan(lar)
لَا edinmeyin
تَتَّخِذُوا۟ take
ٱلْكَـٰفِرِينَ kafirleri
أَوْلِيَآءَ dost
مِن bırakıp
دُونِ instead of
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ mü'minleri
أَتُرِيدُونَ mi istiyorsunuz?
أَن vermek
تَجْعَلُوا۟ you make
لِلَّهِ Allah'a
عَلَيْكُمْ aleyhinizde olacak
سُلْطَـٰنًۭا bir delil
مُّبِينًا apaçık
144
4:145
إِنَّ doğrusu
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ iki yüzlüler
فِى tabakasındadırlar
ٱلدَّرْكِ the depths
ٱلْأَسْفَلِ en aşağı
مِنَ ateşin
ٱلنَّارِ the Fire
وَلَن ve asla
تَجِدَ bulamazsın
لَهُمْ onlar için
نَصِيرًا hiçbir yardımcı
145
4:146
إِلَّا ancak hariçtir
ٱلَّذِينَ kimseler
تَابُوا۟ tevbe edenler
وَأَصْلَحُوا۟ ve uslananlar
وَٱعْتَصَمُوا۟ ve yapışanlar
بِٱللَّهِ Allah'a
وَأَخْلَصُوا۟ ve yapanlar
دِينَهُمْ dinlerini
لِلَّهِ sırf Allah için
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlar
مَعَ beraberdir
ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ mü'minlerle
وَسَوْفَ yakında
يُؤْتِ verecektir
ٱللَّهُ Allah da
ٱلْمُؤْمِنِينَ mü'minlere
أَجْرًا bir mükafat
عَظِيمًۭا büyük
146
4:147
مَّا ne?
يَفْعَلُ yapacak
ٱللَّهُ Allah
بِعَذَابِكُمْ size azabetmeyi
إِن eğer
شَكَرْتُمْ siz şükreder
وَءَامَنتُمْ ۚ ve inanırsanız
وَكَانَ ve
ٱللَّهُ Allah
شَاكِرًا şükrün karşılığını verendir
عَلِيمًۭا (herşeyi) bilendir
147
4:148
۞ لَّا sevmez
يُحِبُّ love
ٱللَّهُ Allah
ٱلْجَهْرَ açıkça
بِٱلسُّوٓءِ kötü
مِنَ söz söylenmesini
ٱلْقَوْلِ [the] words
إِلَّا dışında
مَن kendisine
ظُلِمَ ۚ haksızlık edilen
وَكَانَ doğrusu Allah
ٱللَّهُ Allah
سَمِيعًا işitendir
عَلِيمًا bilendir
148
4:149
إِن eğer
تُبْدُوا۟ açığa vurursanız
خَيْرًا bir iyiliği
أَوْ veya
تُخْفُوهُ onu gizlerseniz
أَوْ yahut
تَعْفُوا۟ affederseniz
عَن bir kötülüğü
سُوٓءٍۢ an evil
فَإِنَّ (bilin ki) şüphesiz
ٱللَّهَ Allah da
كَانَ affedicidir
عَفُوًّۭا Oft-Pardoning
قَدِيرًا güçlüdür
149
4:150
إِنَّ şüphesiz
ٱلَّذِينَ okimseler ki
يَكْفُرُونَ inkar ederler
بِٱللَّهِ Allah'ı
وَرُسُلِهِۦ ve elçilerini;
وَيُرِيدُونَ ve isterler
أَن ayırmak
يُفَرِّقُوا۟ they differentiate
بَيْنَ arasını
ٱللَّهِ Allah
وَرُسُلِهِۦ ile elçilerinin
وَيَقُولُونَ ve derler
نُؤْمِنُ inanırız
بِبَعْضٍۢ kimine
وَنَكْفُرُ ve inkar ederiz
بِبَعْضٍۢ kimini
وَيُرِيدُونَ ve isterler
أَن tutmak
يَتَّخِذُوا۟ they take
بَيْنَ arasında
ذَٰلِكَ bunun (ikisinin)
سَبِيلًا bir yol
150
4:151
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte
هُمُ onlar
ٱلْكَـٰفِرُونَ kafirlerdir
حَقًّۭا ۚ gerçek
وَأَعْتَدْنَا biz de hazırlamışızdır
لِلْكَـٰفِرِينَ kafirlere
عَذَابًۭا bir azab
مُّهِينًۭا alçaltıcı
151
4:152
وَٱلَّذِينَ ve onlar ki
ءَامَنُوا۟ inandılar
بِٱللَّهِ Allah'a
وَرُسُلِهِۦ ve elçilerine
وَلَمْ ve
يُفَرِّقُوا۟ ayırım yapmadılar
بَيْنَ arasında
أَحَدٍۢ hiçbiri
مِّنْهُمْ onlardan
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte (Allah)
سَوْفَ pek yakında
يُؤْتِيهِمْ verecektir
أُجُورَهُمْ ۗ onların da mükafatlarını
وَكَانَ ve
ٱللَّهُ Allah
غَفُورًۭا çok bağışlayandır
رَّحِيمًۭا çok esirgeyendir
152
4:153
يَسْـَٔلُكَ senden istiyorlar
أَهْلُ ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap
أَن indirmeni
تُنَزِّلَ you bring down
عَلَيْهِمْ kendilerine
كِتَـٰبًۭا bir Kitap
مِّنَ gökten
ٱلسَّمَآءِ ۚ gökyüzü
فَقَدْ muhakkak
سَأَلُوا۟ istemişler
مُوسَىٰٓ Musa'dan
أَكْبَرَ daha büyüğünü
مِن bundan
ذَٰلِكَ that
فَقَالُوٓا۟ demişlerdi
أَرِنَا bize göster
ٱللَّهَ Allah'ı
جَهْرَةًۭ açıkça
فَأَخَذَتْهُمُ derhal onları yakalamıştı
ٱلصَّـٰعِقَةُ yıldırım gürültüsü
بِظُلْمِهِمْ ۚ haksızlıklarından dolayı
ثُمَّ sonra
ٱتَّخَذُوا۟ tutmuşlardı
ٱلْعِجْلَ buzağıyı (tanrı)
مِنۢ sonra
بَعْدِ after
مَا kendilerine geldikken
جَآءَتْهُمُ came to them
ٱلْبَيِّنَـٰتُ açık deliller
فَعَفَوْنَا vazgeçtik
عَن bundan da
ذَٰلِكَ ۚ that
وَءَاتَيْنَا ve verdik
مُوسَىٰ Musa'ya
سُلْطَـٰنًۭا bir yetki
مُّبِينًۭا açık
153
4:154
وَرَفَعْنَا ve kaldırdık
فَوْقَهُمُ üzerlerine
ٱلطُّورَ Tur'u
بِمِيثَـٰقِهِمْ söz vermeleri için
وَقُلْنَا ve dedik
لَهُمُ onlara
ٱدْخُلُوا۟ girin
ٱلْبَابَ kapıdan
سُجَّدًۭا secde ederek
وَقُلْنَا ve dedik
لَهُمْ onlara
لَا çiğnemeyin
تَعْدُوا۟ transgress
فِى cumartesi(yasakları)nı
ٱلسَّبْتِ the Sabbath
وَأَخَذْنَا ve aldık
مِنْهُم onlardan
مِّيثَـٰقًا bir söz
غَلِيظًۭا sağlam
154
4:155
فَبِمَا sebebiyle
نَقْضِهِم bozmaları
مِّيثَـٰقَهُمْ sözlerini
وَكُفْرِهِم ve inkar etmeleri
بِـَٔايَـٰتِ ayetlerini
ٱللَّهِ Allah'ın
وَقَتْلِهِمُ ve öldürmeleri
ٱلْأَنۢبِيَآءَ peygamberleri
بِغَيْرِ yere
حَقٍّۢ haksız
وَقَوْلِهِمْ ve demeleri(nden ötürü)
قُلُوبُنَا kalblerimiz
غُلْفٌۢ ۚ kılıflıdır
بَلْ hayır fakat'
طَبَعَ mühürlemiştir
ٱللَّهُ Allah
عَلَيْهَا üzerini
بِكُفْرِهِمْ inkarlarından ötürü
فَلَا artık inanmazlar
يُؤْمِنُونَ they believe
إِلَّا ancak
قَلِيلًۭا pek az
155
4:156
وَبِكُفْرِهِمْ ve küfürlerinden (ötürü)
وَقَوْلِهِمْ ve sözlerinden
عَلَىٰ karşı
مَرْيَمَ Meryem'e
بُهْتَـٰنًا bir iftira
عَظِيمًۭا büyük
156
4:157
وَقَوْلِهِمْ ve demelerinden (ötürü)
إِنَّا elbette
قَتَلْنَا biz öldürdük
ٱلْمَسِيحَ Mesih'i
عِيسَى Îsa
ٱبْنَ oğlu
مَرْيَمَ Meryem
رَسُولَ elçisi
ٱللَّهِ Allah'ın
وَمَا oysa
قَتَلُوهُ onu öldürmediler
وَمَا ve
صَلَبُوهُ asmadılar
وَلَـٰكِن fakat
شُبِّهَ benzer gösterildi
لَهُمْ ۚ kendilerine
وَإِنَّ ve şüphesiz
ٱلَّذِينَ ayrılığa düşenler
ٱخْتَلَفُوا۟ differ
فِيهِ onun hakkında
لَفِى içindedirler
شَكٍّۢ tam bir kuşku
مِّنْهُ ۚ ondan yana
مَا yoktur
لَهُم onların
بِهِۦ o hususta
مِنْ hiç
عِلْمٍ bilgileri
إِلَّا sadece
ٱتِّبَاعَ uyuyorlar
ٱلظَّنِّ ۚ zanna
وَمَا onu öldürmediler
قَتَلُوهُ they killed him
يَقِينًۢا yakinen
157
4:158
بَل hayır
رَّفَعَهُ onu yükseltti
ٱللَّهُ Allah
إِلَيْهِ ۚ kendisine
وَكَانَ ve
ٱللَّهُ Allah
عَزِيزًا daima üstündür
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir
158
4:159
وَإِن ve andolsun
مِّنْ her biri
أَهْلِ ehlinin
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap
إِلَّا ancak
لَيُؤْمِنَنَّ mutlaka inanacaktır
بِهِۦ ona
قَبْلَ önce
مَوْتِهِۦ ۖ ölümünden
وَيَوْمَ günü de
ٱلْقِيَـٰمَةِ kıyamet
يَكُونُ O olacaktır
عَلَيْهِمْ onların aleyhine
شَهِيدًۭا şahid
159
4:160
فَبِظُلْمٍۢ zulümlerinden dolayı
مِّنَ olanların
ٱلَّذِينَ those who
هَادُوا۟ yahudilerin
حَرَّمْنَا yasakladık
عَلَيْهِمْ onlara
طَيِّبَـٰتٍ temiz ve hoş şeyleri
أُحِلَّتْ helal kılınmış
لَهُمْ kendilerine
وَبِصَدِّهِمْ ve çevirmelerinden dolayı
عَن yolundan
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
كَثِيرًۭا çoklarını
160
4:161
وَأَخْذِهِمُ ve almalarından ötürü
ٱلرِّبَوٰا۟ riba
وَقَدْ rağmen
نُهُوا۟ menedilmelerine
عَنْهُ ondan
وَأَكْلِهِمْ ve yemelerinden ötürü
أَمْوَٰلَ mallarını
ٱلنَّاسِ insanların
بِٱلْبَـٰطِلِ ۚ haksız yere
وَأَعْتَدْنَا ve hazırladık
لِلْكَـٰفِرِينَ inkar edenlere
مِنْهُمْ içlerinden
عَذَابًا bir azab
أَلِيمًۭا acı
161
4:162
لَّـٰكِنِ fakat
ٱلرَّٰسِخُونَ derinleşmiş olanlar
فِى ilimde
ٱلْعِلْمِ the knowledge
مِنْهُمْ içlerinden
وَٱلْمُؤْمِنُونَ ve mü'minler
يُؤْمِنُونَ inanırlar
بِمَآ şeye
أُنزِلَ indirilen
إِلَيْكَ sana
وَمَآ ve şeye
أُنزِلَ indirilen
مِن senden önce
قَبْلِكَ ۚ before you
وَٱلْمُقِيمِينَ O kılanlar
ٱلصَّلَوٰةَ ۚ namazı
وَٱلْمُؤْتُونَ verenler
ٱلزَّكَوٰةَ zekatı
وَٱلْمُؤْمِنُونَ inananlar var ya
بِٱللَّهِ Allah'a
وَٱلْيَوْمِ ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ahiret
أُو۟لَـٰٓئِكَ işte onlara
سَنُؤْتِيهِمْ vereceğiz
أَجْرًا bir mükafat
عَظِيمًا büyük
162
4:163
۞ إِنَّآ elbette biz
أَوْحَيْنَآ vahyettik
إِلَيْكَ sana da
كَمَآ gibi
أَوْحَيْنَآ vahyettiğimiz
إِلَىٰ Nuh'a
نُوحٍۢ Nuh
وَٱلنَّبِيِّـۧنَ ve peygamberlere
مِنۢ ondan sonraki
بَعْدِهِۦ ۚ after him
وَأَوْحَيْنَآ nitekim vahyetmiştik
إِلَىٰٓ İbrahim'e
إِبْرَٰهِيمَ Ibrahim
وَإِسْمَـٰعِيلَ ve İsma'il'e
وَإِسْحَـٰقَ ve İshak'a
وَيَعْقُوبَ ve Ya'kub'a
وَٱلْأَسْبَاطِ ve sıbtlara
وَعِيسَىٰ ve Îsa'ya
وَأَيُّوبَ ve Eyyub'a
وَيُونُسَ ve Yunus'a
وَهَـٰرُونَ ve Harun'a
وَسُلَيْمَـٰنَ ۚ ve Süleyman'a
وَءَاتَيْنَا ve vermiştik
دَاوُۥدَ Davud'a da
زَبُورًۭا Zebur'u
163
4:164
وَرُسُلًۭا ve elçilere
قَدْ elbette
قَصَصْنَـٰهُمْ anlattığımız
عَلَيْكَ sana
مِن daha önce
قَبْلُ daha önce
وَرُسُلًۭا ve elçilere
لَّمْ anlatmadığımız
نَقْصُصْهُمْ We (have) mentioned them
عَلَيْكَ ۚ sana
وَكَلَّمَ ve konuşmuştu
ٱللَّهُ Allah
مُوسَىٰ Musa'ya
تَكْلِيمًۭا sözle
164
4:165
رُّسُلًۭا elçiler (gönderdik) ki
مُّبَشِّرِينَ müjdeleyici
وَمُنذِرِينَ ve uyarıcı
لِئَلَّا kalmasın
يَكُونَ there is
لِلنَّاسِ insanların
عَلَى karşı
ٱللَّهِ Allah'a
حُجَّةٌۢ bahaneleri
بَعْدَ sonra
ٱلرُّسُلِ ۚ elçilerden
وَكَانَ ve
ٱللَّهُ Allah
عَزِيزًا üstündür
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir
165
4:166
لَّـٰكِنِ oysa
ٱللَّهُ Allah
يَشْهَدُ şahidlik eder
بِمَآ ne ki
أَنزَلَ indirdi
إِلَيْكَ ۖ sana
أَنزَلَهُۥ indirmiş olduğuna
بِعِلْمِهِۦ ۖ kendi bilgisiyle
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ve melekler de
يَشْهَدُونَ ۚ şahidlik ederler
وَكَفَىٰ kafidir
بِٱللَّهِ Allah'ın
شَهِيدًا şahidliği
166
4:167
إِنَّ şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler)
وَصَدُّوا۟ ve menedenler
عَن yolundan
سَبِيلِ (the) way
ٱللَّهِ Allah
قَدْ hakikaten
ضَلُّوا۟ düşmüşlerdir
ضَلَـٰلًۢا bir sapıklığa
بَعِيدًا uzak
167
4:168
إِنَّ şüphesiz
ٱلَّذِينَ kimseler
كَفَرُوا۟ inkar eden(ler)
وَظَلَمُوا۟ ve zulmedenler
لَمْ olmayacak
يَكُنِ will
ٱللَّهُ Allah
لِيَغْفِرَ bağışlayan
لَهُمْ onları
وَلَا ve iletmeyecektir
لِيَهْدِيَهُمْ He will guide them
طَرِيقًا yola
168
4:169
إِلَّا sadece
طَرِيقَ yoluna (iletecektir)
جَهَنَّمَ cehennemin
خَـٰلِدِينَ kalacaklardır
فِيهَآ orada
أَبَدًۭا ۚ sürekli
وَكَانَ ve
ذَٰلِكَ bu da
عَلَى Allah'a
ٱللَّهِ Allah
يَسِيرًۭا çok kolaydır
169
4:170
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلنَّاسُ insanlar
قَدْ muhakkak ki
جَآءَكُمُ size getirdi
ٱلرَّسُولُ Elçi
بِٱلْحَقِّ gerçeği
مِن Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord
فَـَٔامِنُوا۟ inanın
خَيْرًۭا yararınıza olarak
لَّكُمْ ۚ kendi
وَإِن eğer
تَكْفُرُوا۟ inkar ederseniz
فَإِنَّ bilin ki
لِلَّهِ Allah'ındır
مَا olanlar
فِى göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۚ ve yerde
وَكَانَ ve
ٱللَّهُ Allah
عَلِيمًا bilendir
حَكِيمًۭا hüküm ve hikmet sahibidir
170
4:171
يَـٰٓأَهْلَ Ey ehli
ٱلْكِتَـٰبِ Kitap
لَا taşkınlık etmeyin
تَغْلُوا۟ commit excess
فِى dininizde
دِينِكُمْ your religion
وَلَا ve söylemeyin
تَقُولُوا۟ say
عَلَى hakkında
ٱللَّهِ Allah
إِلَّا dışında
ٱلْحَقَّ ۚ gerçek
إِنَّمَا şüphesiz
ٱلْمَسِيحُ Mesih
عِيسَى Îsa
ٱبْنُ oğlu
مَرْيَمَ Meryem
رَسُولُ elçisidir
ٱللَّهِ Allah'ın
وَكَلِمَتُهُۥٓ ve O'nun kelimesidir
أَلْقَىٰهَآ attığı
إِلَىٰ Meryem'e
مَرْيَمَ Maryam
وَرُوحٌۭ ve bir ruhtur
مِّنْهُ ۖ O'ndan
فَـَٔامِنُوا۟ inanın
بِٱللَّهِ Allah'a
وَرُسُلِهِۦ ۖ ve elçilerine
وَلَا demeyin
تَقُولُوا۟ say
ثَلَـٰثَةٌ ۚ (Allah) Üçtür
ٱنتَهُوا۟ buna son verin
خَيْرًۭا yararınıza olarak
لَّكُمْ ۚ kendi
إِنَّمَا çünkü
ٱللَّهُ Allah
إِلَـٰهٌۭ tanrıdır
وَٰحِدٌۭ ۖ bir tek
سُبْحَـٰنَهُۥٓ O yücedir
أَن olmaktan
يَكُونَ He (should) have
لَهُۥ kendisi
وَلَدٌۭ ۘ çocuk sahibi
لَّهُۥ O'nundur
مَا olanlar
فِى göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ the heavens
وَمَا ve olanlar
فِى yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ the earth
وَكَفَىٰ ve yeter
بِٱللَّهِ Allah
وَكِيلًۭا vekil olarak
171
4:172
لَّن çekinmez
يَسْتَنكِفَ will disdain
ٱلْمَسِيحُ Mesih
أَن olmaktan
يَكُونَ be
عَبْدًۭا kul
لِّلَّهِ Allah'a
وَلَا ve melekler de
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ the Angels
ٱلْمُقَرَّبُونَ ۚ (Allah'a) yaklaştırılmış
وَمَن ve kim
يَسْتَنكِفْ çekinirse
عَنْ O'na kulluktan
عِبَادَتِهِۦ His worship
وَيَسْتَكْبِرْ ve büyüklük taslarsa
فَسَيَحْشُرُهُمْ bilsin ki O toplayacaktır
إِلَيْهِ kendi huzuruna
جَمِيعًۭا onların hepsini
172
4:173
فَأَمَّا gelince
ٱلَّذِينَ kimselere
ءَامَنُوا۟ inanan(lara)
وَعَمِلُوا۟ ve yapanlara
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ iyi işler
فَيُوَفِّيهِمْ eksiksiz ödeyecektir
أُجُورَهُمْ mükafatlarını
وَيَزِيدُهُم ve daha fazlasını da verecektir
مِّن lutfundan
فَضْلِهِۦ ۖ His Bounty
وَأَمَّا gelince
ٱلَّذِينَ kimselere
ٱسْتَنكَفُوا۟ çekinen(lere)
وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ve büyüklük taslayanlara
فَيُعَذِّبُهُمْ azabedecektir
عَذَابًا bir azapla
أَلِيمًۭا acıklı
وَلَا ve onlar bulamayacaklardır
يَجِدُونَ will they find
لَهُم kendilerine
مِّن başka
دُونِ besides
ٱللَّهِ Allah'tan
وَلِيًّۭا bir dost
وَلَا ve bir yardımcı
نَصِيرًۭا any helper
173
4:174
يَـٰٓأَيُّهَا Ey
ٱلنَّاسُ insanlar
قَدْ muhakkak ki
جَآءَكُم size geldi
بُرْهَـٰنٌۭ bir delil
مِّن Rabbinizden
رَّبِّكُمْ your Lord
وَأَنزَلْنَآ ve indirdik
إِلَيْكُمْ size
نُورًۭا bir nur
مُّبِينًۭا apaçık
174
4:175
فَأَمَّا gelince
ٱلَّذِينَ kimselere
ءَامَنُوا۟ inanan(lara)
بِٱللَّهِ Alah'a
وَٱعْتَصَمُوا۟ ve yapışanlara
بِهِۦ O'na
فَسَيُدْخِلُهُمْ sokacaktır
فِى bir rahmetin içine
رَحْمَةٍۢ Mercy
مِّنْهُ kendinden
وَفَضْلٍۢ ve lutfun
وَيَهْدِيهِمْ ve onları iletecektir
إِلَيْهِ kendisine varan
صِرَٰطًۭا bir yola
مُّسْتَقِيمًۭا doğru
175
4:176
يَسْتَفْتُونَكَ senden fetva istiyorlar
قُلِ de ki
ٱللَّهُ Allah
يُفْتِيكُمْ size şöyle açıklıyor
فِى hakkında
ٱلْكَلَـٰلَةِ ۚ kelale
إِنِ eğer
ٱمْرُؤٌا۟ kişinin
هَلَكَ ölen
لَيْسَ yoksa
لَهُۥ onun
وَلَدٌۭ çocuğu
وَلَهُۥٓ ve varsa
أُخْتٌۭ bir kızkardeşi
فَلَهَا o(kızkardeşi)nindir
نِصْفُ yarısı
مَا ne ki
تَرَكَ ۚ miras bıraktı
وَهُوَ fakat kendisi
يَرِثُهَآ onun mirasını alır
إِن eğer
لَّمْ yoksa (kızkardeşinin)
يَكُن is
لَّهَا kendi
وَلَدٌۭ ۚ çocuğu
فَإِن eğer
كَانَتَا varsa
ٱثْنَتَيْنِ iki kızkardeşi
فَلَهُمَا onlarındır
ٱلثُّلُثَانِ üçte ikisi
مِمَّا bıraktığı mirasın
تَرَكَ ۚ ölen geriye bıraktı
وَإِن ve eğer
كَانُوٓا۟ olursa (birçok)
إِخْوَةًۭ kardeşler
رِّجَالًۭا erkek
وَنِسَآءًۭ ve kadın
فَلِلذَّكَرِ erkeğe
مِثْلُ kadar (verilir)
حَظِّ payı
ٱلْأُنثَيَيْنِ ۗ iki kadının
يُبَيِّنُ açıklıyor
ٱللَّهُ Allah
لَكُمْ size
أَن diye
تَضِلُّوا۟ ۗ şaşırırsınız
وَٱللَّهُ Allah
بِكُلِّ he
شَىْءٍ şeyi
عَلِيمٌۢ bilir
176
← Sure Listesine Dön